ZEKAT
(Ömer Nasuhi Bilmen)
Zekâtın Mahiyeti
Zekât lûgat deyiminde
temizlik, bereket, çoğalma, güzel övgü manalarını taşır. Din deyiminde ise; "Bir
malın belli bir miktarını, belli bir zaman sonra hak sahibi olan bir kısım
müslümanlara Yüce Allah'ın rızası için tamamen temlik etmek (mülkiyetine
geçirmek)tir."
Zekât, kulların kulluk görevindeki sadakatlerine delâlet eder. Bu yöndendir
ki, zekâta "sadaka"da denmiştir. Bununla beraber "sadaka" sözü, zekâttan daha
kapsamlı mana taşır. Vacibleri de, nafileleri de içine alır.
Zekât vermeye, "Tezkiye", zekât verene de "Müzekkî" denilir. Şahidler hakkında
yapılan övgüye de "Tezkiye" dendiği bilinmektedir.
Zekât vermek farzdır. Peygamberimizin hicretlerinin ikinci yılında, oruçtan
önce farz kılınmıştır. İslâm'ın şartlarından birini teşkil etmektedir. Belli
miktarda bulunan nakid paraların ve ticaret mallarının üzerinden bir yıl
geçince, zekâtlarını geciktirmeden hemen vermek gerekir. Çünkü bu zekât
mallarına yoksulların hakkı geçmiş oluyor. Artık bu hakkı özürsüz olarak
geciktirmek caiz olmaz.
Diğer bir görüşe göre, zekâtın verilmesi geciktirmeli olarak farzdır. Sene
sonunda hemen verilmesi gerekmez. Zekât borcu olan kimse, bunu hayatta bulunduğu
sürece ödeyebilir. Ödeyemeden ölürse, o zaman günahkâr olur. Fakat doğru olan
birinci görüştür.
Zekâtın aşikâre verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu şekilde verilmesi,
başkalarına bir örnek olur ve teşvîk yerine geçer. Kendisi hakkında, zekât
vermiyor diye, kötü bir zannı da kaldırmış olur. Zekât bir farz olduğu için,
bunun yerine getirilmesinde gösteriş olmaz. Nafile olarak verilen sadakalarda
ise, durum böyle değildir. Bunların gizli verilmesi ve gösteriş yapılmasına
engel olunması daha faziletlidir.