Zekâtın Verileceği Yerler
1) Fakir: İhtiyacından fazla olarak nisab miktarı
bir mala sahib olmayan kimsedir. Bu kimsenin temel ihtiyaçlardan olan
evi, ev eşyası ve borcuna denk parası bulunsa da, yine
fakir sayılır.
2) Miskin: Hiç bir şeye sahib olmayıp yemesi ve
giymesi için dilenmeye muhtaç olan yoksul kimsedir.
3) Borçlu: Bundan maksad, borcundan fazla nisab miktarı
mala sahib olmayan veya kendisinin de başkasında malı
varsa da, alması mümkün olmayan kimsedir. Böyle borçlu olan
kimseye zekât vermek, borcu olmayan fakire vermekten daha faziletlidir.
4) Yolcu: Bundan maksad, malı memleketinde kalıp
elinde bir şey bulunmayan garib kimsedir. Böyle bir adam yalnız
ihtiyacı kadar zekât alabilir. İhtiyaçtan fazla alması
helal olmaz. Bununla beraber bu gibi kimselerin mümkün olunca borç
almaları, zekât almalarından daha iyidir.
Kendi memleketinde bulunduğu halde malını kaybeden
ve böylece muhtaç durumda kalan kimse de yolcu hükmündedir. Bunlar,
sonradan mallarını ele geçirmekle, almış oldukları
zekât paralarından arta kalanı sadaka olarak fakirlere
vermeleri gerekmez.
5) Mükâteb: Bir bedel karşılığında
azad edilmek üzere efendisi ile bir anlaşma yapmış olan
köle veya cariye demektir. Böyle borç altına girmiş olan
bir köleyi bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât
verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâtebine zekât veremez. Çünkü
bunun yararı kendisine dönmüş olur.
6) Mücahid: Bundan maksad, Allah yolunda gönüllü
olarak savaşa katılmak istediği halde, yiyecekten, silâhdan
ve diğer şeylerden mahrum olan kimse demektir. Böyle bir
kimseye, ihtiyaçlarını gidermesi için zekât verilebilir.
Buna: "Fi sebilillah infak Allah yolunda harcama" denir.
7) Amil: Bundan maksad, idareci tarafından meydandaki
zekât mallarının zekâtlarını toplamakla görevlendirilen
kimsedir. Buna "Saî, tahsil dar"da denir. Böyle bir görevliye,
bu çalışması süresince, fakir olmasa bile, ailesinin ve
kendisinin ihtiyaçları için yeterince zekât verilebilir.
Yukarıda gösterilen yedi kısımdan her biri, zekâtın
verileceği yerdir. Bir kimse zekâtını bunlardan herhangi
birine verebileceği gibi, bir kısmına veya tümüne de dağıtabilir.
Bununla beraber nisab miktarına ulaşmayan bir zekâtın,
bunlardan yalnız birine verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bir
ihtiyacı karşılamış bulunur.
Bir fakire bir elden nisab miktarı zekât vermek caiz ise
de, keraheti vardır. Ancak fakirin borcu varsa veya kalabalık
nüfusu olur da bu zekâtı onlarla bölüştüğü zaman
nisab miktarı kendilerine düşmezse, bunda kerahet yoktur.
Bir fakir bir zenginden malının zekâtını
isteyerek mahkemede dava edemez. Çünkü zekâtın o davacı
şahsa verilmesi bir borç değildir. Aynı zamanda bu bir
ibadet olduğundan sahibinin din anlayışına bırakılmıştır.
| Anasayfaya dön | Kapak Sayfası |
| Sadakat.Net © İslami web hizmetleri | |