FATIMA OLAYI VE ÜÇ SIR!
Dikkatinizi çekiyor mu, bilmiyorum. Son
yıllarda, Vatikan, Papa hiç gündemden düşmüyor.
Her vesile ile kendilerinden bahsettiriyor.
Gündemde kalmak için her konu istismar ediliyor.
Bütün bunlar, Vatikan ne yapmak istiyor?
sorusunu akla getiriyor. Daha önce bahsettiğimiz
gibi, yapılmak istenen her vesile ile
Hıristiyanlğın propagandası.
Vatikan’ın son günlerde istismar ettiği
konulardan biri olan “ Fatıma’nın üç sırrı” ve
“Ağca olayı” na da bu açıdan bakmak gerekir.
Belki duymamış olanlar olabilir; Fatima masalını
özetliyeyim:
13 Mayıs 1917 tarihinde Portekiz'in Fatima
Kasabası'nda üç köylü çocuk, Meryem Ana'yı
gördüklerini iddia eder. Meryem Ana altı ay süre
ile her ayın 13'ünde kendilerine görünmüş ve
bazı şeyler söylemiştir. 13 Ekim 1917'deki son
görünüşünde, kasabaya akın eden 70 bin kişinin
gözünün önünde 'güneşin dans ettiği' öne
sürülür. Papa IX. Pius yöreyi ziyaret edenleri
takdis eder. Meryem Ana'nın çocuklara göründüğü
öne sürülen yerde bir manastır inşa edilir. Papa
II. Paul, olayın gerçekleşmesinin ellinci
yıldönümünde Fatima'ya gider ve ayinleri idare
eder. Papa II. John Paul, Fatima olayının, 13
Mayıs 1981'deki suikastta kendi hayatını da
kurtardığını söyler ve Mehmet Ali Ağca'nın cipe
saplanıp kalmış olan kurşunu, müzeye konmak
üzere Fatima'nın bağlı olduğu Leiria
Piskoposu'na verir.
Meryem Ana çocuklara göründüğü zaman onlara üç
sır vermiştir. Birinci sır, kıyamet gününde
günahkârlar cehenneme giderken, sadece kendisine
inanarak ibadet edenlerin ve tövbekârların
cennete alınacağıdır. İkinci sır, dünya barışı
ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Rus
milletinin kurtuluşu için yeniden Katolikliğe
dönmesi ile olacağı. Üçüncü sır, Vatikan
tarafından yeni açıklandı: Papa'ya suikast
düzenlenmesi. Bizzat Papa II. Paul, Meryem
Ana'nın kurşunun yolunu değiştirdiğini söyler.
Fatima olayının farklı boyutları var:
Kurtuluşun, Cennete gitmenin sadece Hıristiyan
olmakla mümkün olacağı. Fatima Kasabası, umutsuz
hastaların şifa kaynağı olduğu yaygarası
çıkartılarak da uhrevi bir yer haline getirildi.
Misyonerlerin bir ziyaret alanı haline gelmiş
olan bu kasabayı ziyaret edenler Meryem Ana’nın
kendilerini iyileştirdiğini öne sürmüştür.
Böylece, Hıristiyanlığın gerçek bir din olduğu
propagandası yapılmış oldu.
Ayrıca, Fatima olayı, Katolik Kilisesi'nin,
Sovyetler Birliği'ne karşı açtığı savaşın bir
aracı oldu. Meryem Ana'nın sırları doğrudan
doğruya Katolik Kilisesi'nin Sovyetler
Birliği'ne karşı olan tutumunu dile getirilerek,
Ruslar korkutuldu. Eğer bizi kabul etmezseniz
başınıza daha çok işler gelir mesajı verildi.
Mehmet Ali Ağca, tam Meryem Ana'nın göründüğü(!)
13 Mayıs günü, Papa'ya ateş etmiştir. Bu sır
olay gerçeklenene kadar saklanır. Nedense bütün
bu sırlar, olaylardan sonra açıklanıyor. Önceden
filan zaman şöyle olacak denilmiyor! İlginçtir,
kimse de ‘‘Bu sırlar neden o olay meydana
gelmeden önce açıklanmıyor da her şey bittikten
sonra bildiriliyor?’’ demiyor.
Şimdi, Vatikan, neden hep gündemde kalmak
istiyor, neden böyle masalları üretme ihtiyacı
duyuyor? Bunun cevabını arayalım: Artık
Avrupa’da bilhassa aydınlar arasında,
Hıristiyanlığa gerçek manada inanan kalmadı.
İncil adı altında, piyasada bulunan bir çok
kitaplardaki, safsataları, ilme, fenne, mantığa
zıt ifadeleri farketti. İnanmış görünenler de,
kilisenin aforozundan, cenazesinin ortada
kalmasından korkuyor; nüfus kağıdına Hıristiyan
yazdırıyor. Bunun için de Kiliseye vergi
veriyor. Vergi vermeyenlerin cenazesine Kilise
sahip çıkmıyor.
Yüz yıllardır yapılan, sinsi İslam düşmanlığı
ile, gerçek manada İslamiyete inanan ve yaşayan
kimseler çok azaldı. Türk Devletlerinde,
insanlara sorduğunuzda sadece “Müslümanım”
diyebiliyor. Bunun dışında, İslamla hiçbir
bağları kalmamış. Namaz kılmanın farz olduğunu,
içki içmenin haram olduğunu bile bilmiyorlar. Bu
şekilde boşlukta bırakılmış insanları “mucize”
adı altında uydurdukları masallarla kendilerine
çekmek istiyorlar. Ne hikmetse, bizde de,
evliyanın kerametini kabul etmeyenler, Fatima
yalanına dört elle sarıldılar!
Vatikan’ın nihai hedefi şu: Diyorlar ki,
“Birinci bin yılda, Avrupa’ya Hıristiyanlığı
yaydık. İkinci bin yılda, Doğu ülkelerine
yaydık. Üçüncü bin yılda (yani içinde
bulunduğumuz bin yılda) bütün dünyaya
Hıristiyanlığı yaymak... “
|