Gözle görülmeyen Kİlİse
( İnvisible Church )
Toplantıda Malezya başbakanı sayın Dotuk
Mahathir Bin Muhammed’in mesnetsiz suçlamasından
ziyade, en çok üzüldüğüm husus, 50 ülkenin
temsilcisinden ve Ülkemizdeki sözde
müslümanların sözcülüğünü yapan basından en ufak
bir tepkinin gelmemesidir. Çoğu gazete tepki
göstermeyi bırakın, Osmanlıya hakaret bölümünü
yayına bile sokmadı. Batı’nın sömürge
ülkelerinde yıllardır yaptığı Osmanlıyı
kötüleme, propagandasından Türkiye’nin de payına
düşeni aldığı anlaşılıyor.
Bilmiyorum sizin dikkatinizi çekti mi? Bu
toplantı sebebiyle bir de şu husus dikkatimi
çekti. Malezya başbakanının dinde reform
talebine tepki olmadığı gibi, Türkiye’yi
temsilen giden Cumhurbaşkanı Sezer “ İslam
dünyasında ciddi bir yenilenme ve reform
sürecine ihtiyaç var. Cesur kararlar alınıp
İslamın çıtasını yükseltmeliyiz” sözleri ile
destek verdi.
Aynı gün Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı Ali
Bardakçıoğlu gazetelere boy boy “Dinin modernize
edilmesi gerekir. Dindarlığımızı içinde
bulunduğumuz ortama uydurmak gerekir. Dini biraz
hafifletmek gerekir.Yapacağımız şey, insanların
din algılamasını düzeltmek, tarihten bulaşmış
şeyleri ayıklamak. Sarıklı cüppeli bir dini
otorite istemiyoruz. Dinde aslolan Allahı
sevmektir. Onun dışındaki, namaz kılma, oruç
tutma... gibi şeyler bireysel tercihtir.”
türünden demeçler verildi.
Gazetelerdeki, açıklamaları yetmedi,
Bardakçıoğlu aynı gün canlı televizyon
programlarına çıkarak refom fikri vurgulandı: “
Bugün yaşanan İslam, Emevi, Osmanlı İslamıdır.
21. Asırdayız, eski uygulamalara bağlı
kalamayız. Zamanımız şartlarına göre, İslamı
yeniden dizayn etmeliyiz. Dinimiz neleri
yiyeceğimizi, içeceğimizi bildirmez. Sadece iyi
bir insan nasıl olur onu bildirir. ” türünden
açıklamalarla “Reform” arayışlarına destek
verildi. Ertesi gün gazete ve TV muhabirlerini
toplayıp yayınlayacakları kitapçıklarla , “
Müslümanlara yeni bir İslam elbisesi
giydireceğiz!” mesajını verdi.
Arkasından, GOETHE INSTITUT, Alexander von
Humboldt ve Konrad Adenauer Vakıfları, İstanbul
Armada otelinde, “Türkiye ve Avrupa’da Din,
Devlet ve Toplum- Dinlerarası Barışçı bir Ortak
Yaşam için Olanaklar ve Engeller” adı altında
bir konferans düzenlediler. Toplantıya Diyanet
İşleri Başkanı Bardakoğlu ve dinlerarası diyalog
faaliyetlerinin önde gelen temsilcileri katıldı.
(Son zamanlardaki diyalog toplantılarında olduğu
gibi, bu toplantıda da, “Yahudi temsilcileri”
göremedim. Yahudiler uyanık. Baktılar bu iş
birliğinde kendilerine bir fayda yok, parsayı
Hıristiyanlar toplayacak, bunun için diyalog
projesine mesafeliler.)
Sizce bu üst üste yapılan konuşmalar,
konferanslar yönlendirmeler bir tesadüf müdür
yoksa, belli bir merkezden düğmeye basma ürünü
müdür? Bana sorarsanız ikinci şık daha kuvvetli.
Hepsi söz birliği etmişcesine aynı şeyleri
söylüyorlar çünkü.
Söylenenler de, Batı’nın, Vatikan’ın el altından
İslam âlemine enjekte ettiği fikirler. Bütün
bunlardan anlaşılıyor ki, artık İslam alemi
isimleri Müslüman da olsa, Batı gibi düşünmekte,
Batı gibi yaşamaktadır. Batının da istediği
zaten budur. Duydunuz mu bilmiyorum Hıristiyan
aleminde, “ İnvisible Church” yani “Gözle
görünmeyen Kilise” diye bir kavram vardır.
Vatikanın iç yüzünü anlatan, Müslümanları
Hıristiyanlaştırmak için çevirdikleri dolapları
belgeleri ile ortaya koyan Aytunç Altındal
“Vatikan ve Malta Şövalyeleri” (Yeni Avrasya
Yayınları) kitabında kendi dillerinde bu tabirin
ne mana ifade ettiğini şöyle bildirir: “
Şahısların Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçmesi
gerekmez. Oldukları yerde, oldukları gibi
kalsınlar. Ama bizim istediğimiz gibi
düşünsünler. Müslüman gibi düşünmesinler. Fakat
müslüman gibi düşündüğüne,Müslüman gibi
yaşadığına inansınlar”
Bugünkü İslam âleminin durumuna bakınca, bu
hususta ne kadar mesafe aldıkları açıkca
görülüyor değil mi? Şimdi gelelim yukarıdaki
iddialara: Daha önce bahsettim, varlık sebebi
İslamiyeti yaşamak ve yaşatmak olan, bu konuda
hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Osmanlının
yaşadığı İslam yanlış; bunların ki doğru, öyle
mi? İslama Batı’nın penceresinden bakan
kimselerin getireceği İslamın doğru olma
ihtimali var mı sizce? Maksat, sadece Allahı
sevmekmiş. Sevmenin alameti namaz kılmak, oruç
tutmak değil mi? Papanın, papazın cübbesi
takkesi; elektronik çağda iki bin yıllık ibdidai
çan çalması gericilik değil: imamların cübbesi,
sarığı gericilik öyle mi?
Daha önce de bildirdiğimiz gibi, Batı’nın
dolayısı ile bunların borazanlığını yapan sözde
aydınların yeni, modern İslamdan anladıkları,
emir ve yasağı olmayan, (aynen Hıristiyanlıkta
olduğu gibi) nakle yani vahye dayanmayan
insanların düşüncesine dayalı felsefi bir
sistem.
Amaçları; böylece, ismi İslam olan gerçekte
İslamla ilgisi olmayan yeni bir din ortaya
koymak.
|