Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Mart 19, 2010, 02:41:23 am


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hanım Sahabilerimiz  (Okunma Sayısı 7005 defa)
MeHLikA
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67

Avatar Yok


« : Eylül 28, 2004, 11:57:00 pm »


Peygamberimizin hanımlarından:
ZEYNEB BİNTİ CAHŞ


Hz. Zeyneb validemiz, Peygamberimizin halasının kızı olup, ilk iman edenlerdendi. Mekke'den Medine'ye hicret etti. Önceleri, Resulullahın azatlı kölesi olan Zeyd bin Hârise ile evli idi. Zeyd bin Hârise, Hz. Zeyneb'in hakkını gözetemediğinden ayrıldılar.
Beni ona sen ver!

Resul aleyhisselam, halasının kızının durumuna üzülüp, onun şerefini iâde etmek ve onu üzüntüden kurtarmak için, Hz. Zeyneb'i nikâh etmek istedi.

Hz. Zeyneb bunu işitince, sevincinden iki rekat namaz kılıp, şöyle duâ etti:

- Ya Rabbî! Senin Resulün beni istiyor. Eğer onun zevceliği ile şereflenmemi takdîr buyurdun ise, beni ona sen ver!

Duâsı kabul olup, Ahzâb suresinin otuzyedinci ayet-i kerimesi gelerek, buyuruldu ki:

- Zeyd, onun hakkında istediğini yaptıktan sonra [yani Zeyneb'i boşadıktan sonra], biz, onu sana zevce eyledik.

Hz. Zeyneb'in nikâhını Allahü teâlâ yaptığı için, Resulullah ayrıca nikâh yapmadı. Hz. Zeyneb bununla her an övünür ve derdi ki:

- Her kadını babası evlendirir. Beni ise, Allahü teâlâ nikâhladı.

O zaman otuzsekiz yaşında idi.

Hz. Zeyneb'in, Zeyd bin Hârise ile nikâhlanıp evlenmesi ile, eshab-ı kiram arasında eskiden kalma birçok örf ve âdetlerin ortadan kalkması sağlanmıştır. Mesela önceleri halk, evlat edinilmiş bulunan kimseyi, kendi öz evladı hükmünde zannederdi.

Cenab-ı Hak, son Peygamberi vasıtasıyla, bu hususu ortadan kaldırmıştır. Hür kimse ile köleyi aynı seviyede tutmuştur. Aradaki imtiyazı ortadan silip atmıştır. Hz. Zeyd gibi bir köleyi, Beni Hâşim ile aynı seviyeye getirmiştir.

Abdülhamid hânın hizmeti

Fransızların edepsiz şâiri Volter, Resulullahın Hz. Zeyneb'i zevceliğe kabul buyurmasını, tarihlere, vak'a ve haberlere taban tabana zıt ve uydurma, âdî ve alçak iftiralarla, şiir düzerek bir tiyatro kitabı yazmıştır.

Edebiyat ve fikir adamına yakışmayan bu çirkin, iğrenç yazısı, kendisini aforoz etmiş olan, büyük düşmanı papanın hoşuna gitmiş, kendisini okşayıcı mektup yazmıştır. Müslümanların halifesi Sultan İkinci Abdülhamid Hân, bu piyesin sahnede oynatılacağını işitince, Fransız ve İngiltere hükûmetlerine ültimatom vererek, hemen önlemiş, bütün insanlığı, yüz kızartıcı aşağılıklardan kurtarmıştır.

Hz. Zeyneb'in düğün gecesi, Peygamber efendimizin bir mucizesi daha görüldü. Duâsının bereketiyle az yemek çoğaldı. Bütün davetliler yediği hâlde, Enes bin Malik hazretlerinin annesi Ümm-i Süleym'in gönderdiği yemek, hiç azalmadı. Enes bin Malik, “Üçyüz kişi kadar yediği hâlde, Peygamber efendimiz, (Yemeği kaldır) buyurmasıyla, kaptaki yemeğin, ortaya koyduğum zamanda mı, yoksa kaldırdığım zamanda mı çok olduğunu anlayamadım” buyurdular.

Hz. Zeyneb, ihsanı, sadakayı pek çok severdi. El işlerinde de mahir idi. İşlediği şeyleri ve eline geçen herşeyi, akrabasına ve fakirlere verirdi. Resulullah efendimiz, Hz. Zeyneb için buyurmuştur ki:

- Zevcelerim arasında, bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun, yani eli açık, cömert olanıdır.

Hepsini dağıtırdı

Hz. Zeyneb, Peygamber efendimizin pek çok iltifatına kavuşarak, yüksek makamlara sahip oldu. Sadaka ve ihsanı o kadar çoktur ki; Resulullah efendimizin vefatından sonra, halife Hz. Ömer, Peygamberimizin hanımlarının her birine onikibin dirhem verirdi. Bunu alır almaz, hepsini sadaka eder, dağıtırdı.

Nesilden nesile intikal eden menkıbede, Hz. Zeyneb, Hz. Ömer'den hediye gelince derdi ki:

- Buna benden daha fazla ihtiyacı olanlar vardır. Onu şuraya koyun, üzerini örtün.

Sonra bir başörtüsünü parçalayarak, onu kese yapar ve bu keselerle parayı akrabalarından muhtaç olanlara ve yetimlere dağıtır, sonra da elini kaldırarak buyururdu ki:

- Allahım, bundan sonra bana, Ömer'in hediyesini nasip etme!

Hakikaten o sene vefat etti. Resulullahtan sonra, Peygamberimizin zevceleri arasında, en önce vefat eden budur.

Yüreğimdeki ateş

Hz. Zeyneb, hicretin yirminci yılında, elliüç yaşında Medine'de vefat etti. Naaşının, Peygamberimizin Seriri üzerine konularak taşınmasını vasiyet ettiğinden, öyle yapıldı. Cenaze namazını halife Hz. Ömer kıldırdı. Tabutu Bakî kabristanlığına getirilirken, kardeşi Ahmed bin Cahş âmâ hâliyle ağlıyordu. Hz. Ömer, onun ağlamasını işitince buyurdu ki:

- Ey Ahmed, tabuttan uzaklaş! Cemaat seni sıkıştırmasın. Zeyneb'in tabutunu taşımak için kalabalık fazlalaşıyor.

Ahmed ise şöyle cevap verdi:

- Ya Ömer! Bu, her türlü hayır ve bereketi sayesinde kazandığımız kız kardeşimizdir. Bu ağlamam, yüreğimdeki ateşi soğutuyor.

Defnedileceği esnada, Hz. Ömer, Peygamberimizin hanımlarına, Hz. Zeyneb'i kimin kabre koyabileceğini sordu. Onlar da, “Sağlığında onu görmek, kimlere helal ise, kabrine de onlar girer, indirirler” cevabını verdiler. Bunun üzerine yakın akrabaları kabre indirdiler.

Hz. Aişe, Hz. Zeyneb'i çok medh ve sena ederdi. Onun hakkında buyurmuştur ki:

“İster dinî meseleler olsun, ister takva ve sadakat olsun, ister sıla-i rahm, yani akrabayı ziyaret olsun, isterse cömertlik ve fedakârlık olsun, Zeyneb'den daha iyi hiçbir hatun yoktur.”

"Resulullahın zevceleri içinde Zeyneb'den başka kimse, zat-ı saadetlerine yakınlık bakımından benimle boy ölçüşemez.”

“O saadetli ve iyi hatun aramızdan gitti. Yetimler ve dullar hamisiz kaldılar.”

“Allahü teâlâ, Zeyneb binti Cahş'a rahmet eyleye. Hakikaten dünyada onun mertebesinde hiçbir hatun yoktu. Hak teâlâ, Nebîsini onunla evlenmeye sevk eyleyip, Kur'anın bazı ahkâmını indirmiştir.”

Hz. Ümm-i Seleme de, Hz. Zeyneb hakkında, “Zeyneb, salih, oruç tutan ve ibadetle vakit geçiren bir hatundu” buyurdu.


((alıntı//yesilyol.net))
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap    " HER İNSAN ÖLECEK YAŞTADIR! "   Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 62



« Yanıtla #1 : Ekim 03, 2004, 06:33:45 pm »


Allah safatine nail etsin..
Allah razi olsun
guzel konularinin devamini bekliyoruz.. Gülen
Moderatöre Bildir   Logged
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 62



« Yanıtla #2 : Kasım 07, 2004, 09:43:05 pm »


Müminlerin annelerinden...

Hz. Cüveyriyye, benî Mustalak kabilesi reisi Hâris bin Dırar’ın kızıdır. Hicretin beşinci yılında yapılan Benî Mustalak (veya Müreysî) savaşında esir alınmış, babası da kaçmıştı. Kabilesinden de 600 kişi esir düşmüştü. Esirlerin arasında bulunan Cüveyriyye’yi kurtarmak için, babası Hâris, bir sürü deve getirdi.

İki deveyi de getir!

Bunların içinde çok iyi cins olan iki deveyi kıyamayıp, şehir dışında sakladı. Hâris, Resul-i ekremin huzuruna geldiğinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Falan yerde sakladığın iki deveyi de getir!

Hâris, bu duruma çok şaşırıp dedi ki:  

- Şehadet ederim ki, Allahtan başka tapılacak, kulluk edilecek hak bir mâbud, ilâh yoktur ve sen Onun elçisisin. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahtan başka kimsenin bundan haberi yok idi.

Böylece iki oğlu ve kabilesinden birçok insanla beraber müslüman oldu. Resulullah efendimiz develeri alıp, Hâris’e kızını geri verdi. Babası, ağabeyleri ve kabilesinden birçok insandan sonra, Cüveyriyye de müslüman oldu.

Müslüman olan Cüveyriyye’yi Resulullah efendimiz babasından isteyip, kendilerine nikâhladılar ve 400 dirhem mehir takdir ettiler.

Eshab-ı kiram, Resulullahın Hz. Cüveyriyye’yi nikâhladığını duyunca, dediler ki:  

- Biz Resulullahın ailesinin, annemizin akrabalarını, hizmetçi, köle olarak kullanmaktan haya ederiz.

Bu hâl yüzlerce esirin azat olmasına, serbest bırakılmasına vesile oldu. Hz. Cüveyriyye bu hâli söyleyerek her zaman övünürdü. Bu ciheti takdir eden Hz. Aişe demiştir ki:  

- Ben Cüveyriyye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim.

Hz. Cüveyriyye, çok ibadet ederdi. Peygamber efendimiz onun yanına geldiklerinde, onu çok zikreder, kelime-i tevhid söyler bulurdu.

Hep böyle mi yaparsın?

Hz. Cüveyriyye şöyle anlatır: “Bir sabah ibadetle meşgul idim. Resulullah uğradığında, sübhânAllah, sübhânAllah diye zikir çekiyordum. Resulullah bir ara dışarı çıktı. Öğle üzeri tekrar geldiler ve yine ben aynı zikir ile meşgul idim. Buyurdular ki:  

- Sen hep böyle mi yaparsın?

- Evet.

- İstersen sana birkaç kelime öğreteyim de, bu kelimeleri söyleyesin.

Şu duâyı öğretti ve üçer defa tekrarlamamı söyledi: SübhânAllahi adede halkıhi. SübhânAllahi zînete Arşihi. SübhânAllahi ridâ nefsihi. SübhânAllahi midâde kelimâtihi.

Hz. Cüveyriyye 576 yılında Medine’de vefat etmiş, Bakî kabristanına defnedilmiştir.

cenabi haktan bu validemizin bize safaatci olmasini niyaz ederiz...(amin)
Moderatöre Bildir   Logged
trhn
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 131



« Yanıtla #3 : Kasım 07, 2004, 10:21:39 pm »


Rabbım Hz. Cüveyriyye validemizin şefaat ettiği kişiler arasına bizide katıversin
Moderatöre Bildir   Logged

MUHABBETTEN MUHAMMED OLDU HASIL
MUHAMMEDSİZ MUHABBETTEN NE HASIL
ay-yüzlüm
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 665



« Yanıtla #4 : Ocak 01, 2005, 03:27:02 pm »


selam ve dua ile

Allah razi olsun kardeşim çok güzel bir çalışma...
RABBİM O MUBAREK ANNELERİMİZİN ŞEFAATINA BİZLERİ NAİL EYLESİN..
Moderatöre Bildir   Logged

Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
Abi-hayat
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 128

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #5 : Mart 30, 2005, 07:29:57 pm »


Yeryüzüne gönderilen dört hayirli kadindan biri olan Allah Resulü (SAV)’in biricik kizi Hz. Fatima (RadiyAllahu anha), kiyamet gününe degin Müslüman kadinlar için en güzel örnek ve kadinlarin en hayirlisidir. Peygamber kizi Hz. Fatima (RA)’nin hayatinda göze çarpan, hep çilekeslik, fedakarlik ve sayginlik olmustur. Müslüman bayanlar için emsalsiz bir örnek teskil edecek bu güzide insanin hayatina göz atmak faydali olacaktir.

Kendisi, Hz. Resulullah (SAV)’in Hz. Hatice (RA) ile olan evliliginin 13. yilinda Mekke’de dünyaya geldi. Allah Resulü (SAV)’in vefat eden erkek çocuklarindan sonra hayatta kalan dört kizindan biridir. Ümmü-l Hasaneyn Fatima binti Muhammed ez Zehra olarak taninir. Ayrica Ümmü Ebiha künyesiyle taninip Betül, Zehra lakaplariyla da anildigi görülmektedir.

Hz. Resulullah (SAV)’e benzemesiyle birlikte konusmasi ve yürümesi Efendimizi hatirlatirdi. Güzel ahlakin tamamlayicisi olarak gönderilen Allah Resulü (SAV)’in Kur`anî ahlakindan geregi gibi istifade etmistir.

“Elbette sen, yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem : 4)

Bir hadis-i serifte ise Hz. Resulullah (SAV): “Ben baska bir ahlakla degil, ancak güzel ahlaki tamamlamak için gönderildim” diye buyurmustur (Imam Malik, Muvatta – Hüsnü’l hulk 8)

Yukaridaki ayet ve hadiste de belirtildigi üzere, Allah Resulü (SAV)’in ahlakinin yüce oldugu ve bu yüce ahlakin tamamlayicisi olarak gönderildigi vurgulanmaktadir. Bu yüce ahlakin yansimalari Allah Resulü (SAV)’in evinde yetisen es ve çocuklarina sirayet ederek emsalsiz bir numune olmalarina vesile olmustur. Hz. Resulullah (SAV)’in vefatindan sonra ilahi davayi yüklenen ve inkilap atesinin sürekli yanik kalmasini, etrafi aydinlatmasini saglayip bu ugurda canlarini feda eden Ehl-i Beyt mensubu sayisiz Allah dostuna rastlamaktayiz. Bu hal Allah Resulü (SAV)’in silsile yoluyla ulasan ilahi bir rahmetin yansimasi olarak yorumlanabilir. Bu mübarek neslin analigini yapan, Hz. Resulullah (SAV)’in biricik kerimesi Hz. Fatima (RA)’dir. Yani bütün güzelliklerin kendisinde toplandigi kutlu insan Hz. Fatima (RA).

Hz. Fatima (RA)’nin gençlik yillarina iliskin detayli bir bilgi bulunmamakla birlikte, eldeki mevcut bilgiler de sinirlidir. Bu durum onun ihlas ve takva ile Yüce Allah’a baglanip gösteristen uzak sade bir yasam sürdürmesinden kaynaklanmistir.

Yine bu döneme iliskin söyle bir hadise aktarilmaktadir: Allah Resulü (SAV) bir gün Kabe’de namaza durur ve secdeye varir. O’nun bu halini gören müsrikler cesaretlenerek bir kötülük yapmak isterler. Sonunda bir devenin döl yatagi getirilip Hz. Resulullah (SAV)’in omuzlarina atilir. Bu hadiseden dolayi Efendimiz oldukça rahatsizlik duyar. Secdeden basini kaldiramaz. Ta ki Hz. Fatima (RA) gelip o iskembeleri Allah Resulü (SAV)’in omuzlarindan kaldirana kadar. Bu çirkin hadise karsisinda Hz. Fatima (RA) hiçkiriklara bogulur ve etrafta bulunan müsriklere kavli olarak gereken dersi verir.

Hz. Resulullah (SAV)’in çekmis oldugu sikintilari kendisiyle paylasarak hafifletmeye çalisir ve Efendimiz’in tüm ihtiyaçlarini severek ve isteyerek karsilardi. Onun bu fedakarane tutumu, Allah Resulü (SAV)’in begenisini kazanarak sevgisine mazhar olmustur. Asiri hizmetinden dolayi Allah Resulü (SAV) tarafindan; “Babasinin annesi, annem” manasina gelen “Ümmü Ebiha” diye isimlendirilmistir.

Hz. Fatima (RA), evlilik çagina ulasinca, önde gelen sahabelerden Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (RA) kendisine talip olmuslar, fakat Hz. Resulullah (SAV) bu tekliflere sicak bakmamistir. Daha sonralari Hz. Ali ayni teklifte bulunmus, Allah Resulü (SAV) tarafindan uygun görülünce de bu durum evlilikle sonuçlanmistir.

Evlilik masraflarinin getirmis oldugu külfetin hafifletilip Allah Resulü (SAV)’in yardimci olmasiyla dügün gerçeklesmistir. Hz. Ali mehir için, Bedir Savasi’nda ganimetten payina düsen deve, zirh ve bir kisim esyalarini satarak elde ettigi 450 dirhemi vermistir. Oldukça mütevazi ve sade bir dügün ile gerçeklesen evlilikte maddiyat arka plana atilmis ve sadece Allah Resulü (SAV)’in rizasi ve sevgisi gözetilmistir.

Küçüklügünden beri Kainatin Efendisi’nden ayrilmayip terbiyesiyle yetisen Hz. Ali, Allah Resulü (SAV)’a damat olma saadetine ermistir. Ulvi gayeler hedeflenerek gerçeklesen bu evlilik kiyamete kadar dilden dile aktarilacak ve sürekli hayirla yad edilecektir. Bunun semeresi olarak Hz. Resulullah (SAV)’in Ehl-i Beyt’i bu evlilikten türeyip dal budak salacaktir. Ümmete rehberlik edecek imamlar, genellikle bu kutlu soyun mensubu olup ila-yi Kelimetullah’i canlari ve kanlari pahasina sinelerinde tasiyacaklardir. Yine cennet gençlerinin seyidi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bu kutlu evlilikten dünyaya gelecek ve ümmete inkilab nisanesi olacaklardir. Bu kadri yüce insanlarin sevilmesi ve Allah’in insanliga bir ikrami olarak algilanip her daim yad edilmesi gerekmektedir.

Hz. Fatima (RA), baba evinden ayrilirken beraberinde çeyiz olarak su esyalari götürmüstür: Kadife bir örtü, hurma lifiyle doldurulmus bir yastik, iki el degirmeni ve iki su kabi… Bu çeyiz esyalari Hz. Fatima (RA)’nin dünyaya olan meylinin ne derece oldugunu ortaya koymaktadir.

Hz. Fatima (RA), Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe grubundan olup hicret sevabina da nail olmustur. Kendisi, yaninda Fatima binti Esed (Hz. Ali’nin annesi), kiz kardesi Ümmü Gülsüm ve Hz. Ebu Bekir’in ailesi oldugu halde hicret etmistir.

Hz. Ali ile evliliklerinin 3. yilinda Medine’de Hz. Hasan dünyaya gelmis ve bu dogum, mübarek Ramazan ayina denk gelmistir. Yine bir yil sonra Þaban ayinda da Hz. Hüseyin dünyaya gelmistir. Ailenin ilk çocuklari Hasan ve Hüseyin’in ardindan üç kiz çocugu dünyaya gelmis, bunlardan Muhassin henüz küçük yasta vefat edip ebedi aleme göçmüstür. Diger kiz çocuklari ise Gülsüm ve Zeyneb’dir.

Hz. Resulullah (SAV), kadinlardan en çok Hz. Fatima’yi (RA), erkeklerden ise Hz. Ali’yi sevdigini belirtmis ve onlari kendi hirkasi altinda toplayip Ehl-i Beyt olduklarini ilan etmistir. Hz. Fatima (RA) ile ilgili bir çok hadis mevcuttur. Bunlardan sadece bir iki tanesi ile yetinecegiz:

Allah Resulü (SAV), “Fatima benim bir parçamdir. Onu sevindiren beni sevindirmis, onu üzen de beni üzmüs olur” buyurmuslardir. Baska bir hadiste ise; “Bana melek gelerek Fatima’nin cennetliklerin hanimefendisi oldugunu müjdeledi” buyurmuslardir.

Savas meydanlarinda azim ve gayretiyle birçok hanim sahabenin sevkle çalismasina vesile olan Hz. Fatima (RA), yarali sahabeleri tedavi ederek su tasima hizmetinde de bulunmustur. Uhud Savasi’nin en hararetli anlarinda yüzüne kan bulasmis halde Allah Resulü (SAV)’ne rastlar. Yüzüne bulasan kanlari temizler ve yarayi dindirir. Göstermis oldugu azim ve kararlilik birçok sahabe tarafindan takdirle karsilanmis ve örnek olarak gösterilmistir.

Hz. Ali esini anlatirken söyle buyuruyor:

“Elleri nasirlasincaya dek el degirmeni çevirdi. Omuzlari nasirlasincaya dek su kirbasi tasidi. Üstü basi tozlanincaya dek evi süpürdü.

Hz. Resulullah (SAV)’e esirler gelmisti. Fatima’ya dedim ki, babana gitsen de bir hizmetçi istesen… O da Peygamber (SAV)’e gitti. Fakat yaninda görüsme yapan bazi kimseler buldu. Bir sey söylemeden geri döndü. Ertesi gün Hz. Resulullah (SAV), Fatima’nin yanina geldi ve “Ihtiyacin neydi?” dedi. Fatima sustu. Ben de; “Ben arz edeyim ya Resulullah!” dedim ve anlattim. “Ya Resulullah! Fatima’nin el degirmeni çevirmekten elleri, su kirbasi tasimaktan omuzlari nasirlasti. Sana bir taki hizmetçiler gelince, ben kendisine; sana gelip bir hizmetçi istemesini, böylece yükünün hafiflemesini istedim. Bunun üzerine Allah Resulü (SAV), söyle buyurdular: “Ey Fatima! Allah’tan kork. Rabbine karsi görevini yerine getir, ailenin isini gör. Yatagina uzandiginda otuz üç defa SübhanAllah, otuz üç defa Elhamdulillah, otuz dört defa Allahu Ekber de. Bunlarin toplami yüz eder. Böyle yapman sana hizmetçilerden daha hayirlidir.” Fatima da “Allah ve O’nun Resulü’nden raziyim” dedi. Böylece hizmetçi istemekten de vazgeçti.

Hz. Resulullah (SAV), kizini çok sevmesine ragmen istegini geri çevirmisti. Oysa Allah Resulü, Ashab-i Suffa’yi düsünerek söz konusu hizmetçileri onlara tahsis etmisti. Kendisine ve ehline bir ayricalik tanimayarak gelen menfaati fakir fukaraya yönelterek onlarin rahatini kendisi ve ailesinin rahatina tercih etmisti. Allah Resulü (SAV)’in müminlere olan sefkati, bir anne ve babanin çocuguna olan sefkatinden çok daha fazlaydi. Bu yüzdendir ki, hayatta ve vefati esnasinda hep ümmetini sayiklayip gözyasi dökmüstür.

Cebrail (AS), Allah Resulü (SAV)’e düzenli olarak her sene bir defa gelerek beraberce Kur’an-i Kerim hatmi yaparlardi. Ancak Allah Resulü (SAV), en son Cebrail (AS)’in bir sene içinde iki defa gelmesini vefatina yorup bu sirri Hz. Fatima (RA)’ya anlatmistir. Aci haberi ögrenen Hz. Fatima (RA), çok üzülerek aglamaya baslamis, bunun üzerine Allah Resulü (SAV), ailesinden ilk önce kendisine onun kavusacagini söyleyerek onu sevindirmistir.

Hz. Fatima (RA), Allah Resulü (SAV)’in vefatiyla adeta yikilmis hep muhterem babalarina kavusma hasretiyle yasamistir. Allah Resulü (SAV)’in vefatinin ardindan ilk karsilastigi Enes ibn-i Malik’e:

“Resulullah’in üzerine çarçabuk toprak atmaya nasil eliniz vardi, gönlünüz nasil razi oldu?” diye sitemde bulunmustur.

Bu ayrilik Hz. Fatima (RA)’da oldugu kadar tüm sahabelerde inanilmaz bir üzüntüye sebep olmustu. Kimi sahabeler kendilerinden geçmis, kimileri dünyaya küsmüs, kimileri ise bu ayriligi kabullenemiyordu. Hz. Ebu Bekir’in nasihati ve okudugu ayeti kerime sayesinde bir nebze de olsa gönüller sükun bulmus, ayriligi kabullenmisti.

Muhterem babalarinin ayriligina fazla dayanamayan Hz. Fatima (RA), hep kavusma anini arzulayip o günü bekliyordu. Nihayet tarihler Hicri 11. yilin Ramazan ayinin üçünü gösterirken (22 Kasim 632) bu ayrilik vuslat ile son buldu. Bu tarih Allah Resulü (SAV)’in vefatinin bes buçuk ay sonrasiydi. Vasiyeti üzere vücudu kimse tarafindan görülmemis, imal edilen bir tabuta konmustu. Cenaze namazini Hz. Ali veya Hz. Abbas’in kildirdigi rivayet edilmektedir. Hz. Fatima (RA)’nin vasiyeti üzere geceleyin Hz. Ali ve Hz. Abbas’in oglu Fazl tarafindan Cennet-ül Baki’ye defnedilmistir.

Böylelikle insanliga rahmet olarak gönderilen Allah Resulü (SAV)’in ardindan kutlu insan Hz. Fatima (RA) da bu dünyayi terk etmisti. Arz, kiyamete kadar bir daha nasip olmayacak bu nimeti üzerinde tasimanin mutlulugunun ardindan yasa bürünmüs ve hasir gününe kadar ilahi emaneti bagrina gömmüstü.
Moderatöre Bildir   Logged

.
zgüler75...
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Mart 30, 2005, 08:59:08 pm »


Allah RAZI OLSUN
            Allah İNŞAAllah BİZLERİDE CENNETİNDE KAVUŞTURUR
Moderatöre Bildir   Logged
Abi-hayat
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 128

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #7 : Mart 30, 2005, 09:17:30 pm »


Amin...
Moderatöre Bildir   Logged

.
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 62



« Yanıtla #8 : Mart 31, 2005, 01:38:51 am »


Amin Aminn...
Moderatöre Bildir   Logged
antepli
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 521



« Yanıtla #9 : Mayıs 17, 2005, 01:12:47 pm »


Hazreti Âişe Hazreti Âişe “Sîmâları cennetteki hûrilerin yüzleri kadar uhrevî, bakışları meleklerinki kadar derin, duyguları da ruhânîlerinki kadar durudur annelerin”. Onlar her başa tâç, her derde ilâçtır ve cennet de ayaklarının altındadır annelerin. Fakat o anneliğin üstünde öyle bir annelik makamı vardır ki o makama sadece Kâinatın Efendisi'ne zevce olmakla ulaşılır. Evet, Efendimiz'in eşleri Kur'an'ın beyânıyla “mü'minlerin anneleri”dir. İşte o annelerden birisi de Hazreti Âişe'dir. Kadınlık âlemi, bütün Ezvâc-ı Tâhirat'a çok şey borçludur; husûsiyle de: “Dininizin yarısını şu Hümeyrâ'dan alın” hadisîyle anlatılan Hazreti Âişe Validemiz'e borçludur. Nasıl olmasın ki babası Efendimizin yâr-ı gârı (mağara arkadaşı), Sıddıklar Seyyidi Hazreti Ebû Bekir, annesi cemâli ve kemâliyle cennet hûrilerine benzeyen Ümmü Rûman. Amr b. As Hazretleri Efendimiz'e soruyor; “İnsanlardan en çok sevdiğin kimdir yâ ResûlAllah?” Efendimiz: “Âişe” diye cevap veriyor. “Peki, Erkeklerden kimdir yâ ResûlAllah?” Efendimiz: “babası” diyor. Evet, O Sıddık'ın kızı Sıddıka'ydı. Hazreti Âişe gözünü Hâne-i Saâdet'te açtı. Efendimiz, Medine'ye hicret buyurur buyurmaz, bu hâneye girdi ve on yılını Efendimiz'le geçirdi. Allah Rasûlü, çok gecelerinde O'nun yanında kaldığından, bu derin zekâ, firâset ve fetânet sahibi kadın, aile hayatına ait hemen bütün husûsiyetleri Rasûlullah'tan öğrendi ve bunları kadınlık âlemine taşıdı. Fıkıh, tıp ve şiir konusunda devrinin âlimlerindendi. Aynı zamanda bir müçtehiddi. Bir peygamber zevcesi olması hasebiyle ibadet hayatı da dolu doluydu. Bayramlar hariç yılın diğer günlerini oruçlu geçirirdi. Urve b. Zübeyr Hazretleri naklediyor: Bir gün sabahleyin Hazreti Âişe'nin evine uğradım ve kendisine selam verdim. Baktım namaz kılıyor, tesbih çekiyor, dua ediyor, ağlıyor ve devamlı şu âyeti okuyordu; “Şükürler olsun ki Allah bize lütufta bulundu ve bizi, o kavuran ateşten korudu.” Ben çıktım, bir takım ihtiyaçlarımı karşılamak için çarşıya gittim. Sonra tekrar geldim, baktım ki yine namaz kılıyor ve ağlıyordu. Vahyin sağanak sağanak yağdığı bir evde yaşıyordu ve devamlı mâneviyât solukluyordu. Günümüzün insanlarına ders verir mâhiyette de şu sözü söylüyordu: “Bir kimse tek olmasından dolayı yalnızlık hissediyorsa bu, Rabbine olan ünsiyetinin ve yakınlığının azlığı sebebiyledir”. Hazreti Aişe'nin, Ezvâc-ı Tâhirat arasında çok önemli bir hususiyeti vardır. Rivâyet ettiği hadislere bakarak, dinimizin büyük bir kısmının O'nun vasıtasıyla bize ulaştığı söylenebilir. Başta da ifade edildiği gibi Hazreti Âişe bütün mü'minlerin annesidir. Hazreti Ebu Bekir de bu mülâhazayla bağrında besleyip büyüttüğü kızı Hazreti Âişe'ye “anam” diye hitâp ediyordu. Hazreti Âişe gibi çok zeki bir nâdire-i fıtrat, dâvâyı nübüvvete tam vâris olabilecek yaradılışta idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle kat'iyen sübut bulmuştur ki; O muallâ varlık, ancak Nebi zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisci, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhcı olarak kendini gösteriyor, zâhir ve bâtın-ı Muhammedi (SallAllahu aleyhi vesellem) emsâlsiz kavrayışıyla, bihakkın temsil ediyordu. Efendimize rüyasında, O'nunla izdivaç yapacağı iş'âr ediliyordu; melek ipekten bir örtü içinde O'nun sûretini getiriyor; Efendimiz'e “Bu senin müstakbel zevcen” diyordu ve muallâ annemiz henüz gözlerine başka hayâl girmeden de peygamber hânesine kadem basıyordu. Hazreti Âişe kulluğu adına hiçbir zaman kendini yeterli görmemiş ve pek çok sahabi gibi hayatı boyunca hep nifak endişesi taşımıştı. Fakat birgün kendilerinde nifağın her çeşidi bulunan münafıklar o paklardan pak dâmene iftira atmışlardı. Bu olayın tesiriyle Hazreti Âişe günlerce evinden çıkamadı. Münafıklar şahsiyetlerinin gereğini sergiliyor ve attıkları çamuru sağa sola bulaştırıyorlardı; öyle ki Efendimiz Hazreti Âişe'ye: “Böyle birşey var mı?” diye sormuştu. Hâdiseyi anlatan Hazreti Âişe: -Şokun tesiriyle Hazreti Yakub'un ismini unuttum- Yusuf'un babasının dediğini derim: “Sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah'a arzediyorum” diyor. İslam tarihine “tahyîr hâdisesi” diye konu olacak bir olay vuku' bulmuştu. Bizi aşan bir mesele olmakla birlikte, ihtimal Efendimiz'in hanımlarından bazıları, belki zaruri ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilecekleri bir hayat istemişlerdi. Allah Rasûlü de hanımlarını, kendisiyle birlikte yaşayıp yaşamama mevzuunda muhayyer bırakmıştı. Allah Rasûlü ilk defa Hazreti Âişe Validemiz'i çağırdı ve O'na: “Seninle bir şey görüşmek istiyorum ama, baban ve annenle konuşmadan karar vermekte acele etme” dedi. Efendimiz şu âyeti okudu “Ey peygamber! Hanımlarına söyle: ‘Eğer dünya hayatı ve onun zînetini istiyorsanız, gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı, peygamberini ve âhiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır.” Hazreti Âişe: “Ya RasûlAllah! Ben ana ve babamla bu mevzuda mı konuşacağım? VAllahi ben Allah ve Rasûlü'nü tercih ediyorum” dedi. Efendimiz rahatsızlığı esnasında Hazreti Âişe'den dua talebinde bulunurdu. Hayatının son günlerinde de diğer hanımlarından izin almış ve Hazreti Âişe'nin odasına geçmişti. Hazreti Âişe de O'nun elini avucunun içine alır, o ele tevessülle dua ederdi. Efendimiz dünyadan ayrılmıştı. Hazreti Âişe bundan sonra hep hicranla yaşadı ve 57 yaşında da vefât etti. Cenazesini kendisi gibi bir hadis üstâdı olan Hazreti Ebû Hüreyre kıldırdı. Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sîneler, Hep hazan yaşadın; ölüm baharın... Duâyla gerilmiş bütün gönüller, Seni unutmayan vefâdarların...
Moderatöre Bildir   Logged

İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #10 : Temmuz 27, 2005, 01:51:05 am »


Hazreti Ali ve Fatima validemiz.

Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber Efendimiz'in en küçük kızıdır. Hz. Peygamber Efendimiz'e peygamberlik verilmeden bir yıl önce Mekke'de dünyaya geldi. Hz. Peygamber, bu küçük kızını, Hicretten sonra ikinci yılda Hz. Ali ile evlendirdi. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma çiftinin Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adlarında beş çocukları oldu. Muhassin, küçük yaşta öldü. Hz. Fâtıma da, Hz. Peygamber'in vefatından altı ay sonra vefat etti. Hz. Peygamber'in soyu Hz. Fâtıma kanalı ile devam etti.
Hz. Peygamber'in terbiyesiyle yetişen Hz. Fâtıma, O'nun hem hayâ ve edep gibi özelliklerine, hem de konuşma tarzından yürüyüşüne kadar birçok vasfına sahip oldu. Babasının uygun gördüğü hayat tarzını benimseyerek O'nun gibi sade yaşadı. Aile içinde cereyan eden bir hatırayı Hz. Ali şöyle anlatır:
"Fâtıma, hubûbâtı el değirmeninde un haline getirirdi. Bu yüzden de elinde rahatsızlık meydana gelirdi. Yine bir gün, el değirmenini çevirmekten dolayı elleri yorulmuştu. İşte o sırada Rasûlullah (sav)'e birtakım savaş esirleri getirilmişti. Savaş esirlerinin Medine'ye geldiği haberini Fâtıma da duymuştu. El değirmenini çevirmekten dolayı kollarının çok yorulduğunu şikâyet etmek ve savaş esirlerinden birisini kendisine hizmetçi olarak istemek için kalkıp babasına gitti. Fakat babasını evde bulamadı. Derdini, sıkıntısını ve arzusunu Âişe'ye anlattı. Rasûlullah (sav) eve geldiğinde Âişe, Fâtıma'nın geldiğini ve dileğini kendisine söyledi. Akşam olmuş, yatma saati gelmişti. Biz, yataklarımıza girmek üzere iken Rasûlullah (sav), evimize geldi. Biz, hemen yatmak üzere olduğumuz yatağımızdan doğrulduk ve ayağa kalkmaya davrandık. Rasûlullah (sav), "Yerinizde durunuz" dedi ve ikimizin arasına oturdu. O sırada ben, göğsümün üzerine dokunan iki ayağının serinliğini hissettim. Rasûlullah (sav), yanımıza oturduktan sonra bize şöyle dedi: "İyi dinleyiniz, size, benden istediğiniz hizmetçiden daha hayırlı bir şey öğretiyorum. Geceleyin yatağınıza girdiğinizde otuz üç kere Allâhu ekber, otuz üç kere Subhânallâh, otuz üç kere de Elhamdülillâh dersiniz. İşte bunları söylemeniz, ikiniz için bir hizmetçiden daha hayırlıdır" (Buhârî, Humus, 6; Fedâilu Ashâbi'n-Nebi, 9; Deavât, 10.)
Bu hatıra değişik rivayetlerde şu şekilde de geçmektedir. "El değirmeninde un öğütmekten usanan Hz. Fâtıma ile kuyudan su çekip taşımaktan yorulduğunu söyleyen Hz. Ali, bu hususta Hz. Peygamber'den yardım istemeye karar verdiler. Hz. Fâtıma, Medine'ye savaş esirlerinin geldiğini duyunca babasına giderek, Ondan kendisine ev işlerinde yardım edecek bir hizmetçi istedi. Rasûlullah (sav) da bu esirleri, mescidde yatıp kalkan yoksul Müslümanların (Ashâbu's-suffe) ihiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiği vakit otuz üçer defa SubhânAllah, Elhamdülillah ve Allâhu ekber demesinin, istediği hizmetçilerden kendisi için daha hayırlı olacağını söyledi.' (DİA, XII, 220)
Hz. Peygamber, Hz. Peygamber'in ailesi ve ilk Müslümanlar, İslâm'ı yeryüzüne hakim kılmak için çok gayret gösterdiler, çok fedakarlıklar yaptılar. Ellerinde olan imkanları kendileri ve yakınları için değil, İslâm için kullandılar. Yüce Allah savaşlarda elde edilen ganimetin ve alınan esirlerin beşte birini Hz. Peygamber'e tahsis etmiştir. Hz. Peygamber de bu tahsisatı kendisi ve yakınları için değil İslâm için kullanmıştır. Medine'ye getirilen savaş esirlerini hizmetçi olarak yakınlarına vermektense, fidye karşılığında ailelerine geri göndermeyi ve alınan fidyeleri de kendilerine büyük umutlar bağlanan Ashâbu's-suffe'ye harcamayı uygun bulmuştur. Hz. Ali, yine kuyudan su taşımaya devam edecek; Hz. Fâtıma yine el değirmenini eli ile çevirecek; ama Hz. Peygamber'in göz bebeği gibi baktığı ve koruduğu öğrencileri biraz olsun rahat edeceklerdi.

Ey Müslümanlar! Bu dünyaya kafirler, fasıklar, dinsizler ve gayr-i Müslimler gibi yaşamaya gelmedik. Unutmayın ki, bu dünyada yaşantınızla kime benziyorsanız öbür dünyada onlarla beraber olursunuz.

H.Z.Allah Safaatlerine nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #11 : Temmuz 29, 2005, 09:28:15 pm »


Fatima validemiz.

Rasülüllah efendimizin zevcesi hazreti Hatice  validemizden olan dört kizindan birisi olup Hicretten 13 yil evvel  Mekkei- Mükerremede dogdu.yani (Miladi 610)Hicretin ikinci yilinda hazreti ali ile izdivac etti.O zaman H.Z.Ali 25 yasinda Fatiam validemiz 15 yasinda idi.kendisinden 5 cocuk dünyaya geldi. H,Z,Hasan H.Z.Hüseyin H.Z.Muhsin olmak üzere  3 oglu-yaliniz Mühsin kücük yasda vefat etti.Kizlari Ümmü Gülsüm ve Zeynep.Rasülüllahin nesli Hasan ve hüseyin R.A. den devam ettigi icin onlar meshur olmustur.Akli zekasi hüsnü takvasi Zühdü Haramlardan kacinmasi Güzel ahlaki ile insanlara örnek olmustur.Rasülüllahin vefatindan sonra hic gülmemistir.Rasülüllahdan sonra alti ay daha yasayip.hicretin 11.ci yilinda Ramazani serifin 3. günü vefat etmistir.

                            Hazreti fatima validemizin hallerinden  Bir tanesi.

H.Z.Hasan Ve Hüseyin kücük iken hastalanmislardi.Babasi h.z. Ali, Annesi h..z Fatima Ve hizmetcisi Fidda cocuklar iyi olunca Eger cocuklar iyi olurlarsa oruc tutacagiz diye adak yaptilar. Ve oruca niyyet ettiler.1. Gün iftar icin hazirladiklari yemegi O esnada kapuya gelen yetimlere vererek hic yemek yemeden ikinci gününün orucuna niyyet ettiler.ikinci gün iftar yemegi hazirlanmis aksam tam oturacaklari zaman yine kapuya gelen fakir ve miskinlere verdiler hic yemek yemeden ücüncü günün orucuna niyyet ettiler.Ücüncü gün aksam yine kapularina fakir deldi onu bos cevirmemek icin onu da verince Su ayeti celile nazil oldu.

Onlarki nezirlerini yerine getirdiler.uzun ve sürekli olan kiyamet gününden Korkduklari icin Cok sevdikleri ve canlarininistedikleri  yemekleri miskin, yetim ve esirlere yedirdiler.Biz bunlari Allahü- teaslanin rizasi icin yedirdik.Sizden karsilik olarak bir tesekkür bir sey beklemedik.bir sey istemeyiz dediler.Bunun icin cenebu hak onlara sarabu.tahur icirdi.

Rabbim sefaatina nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #12 : Temmuz 29, 2005, 09:29:35 pm »


    Fatima validemizin Mehri  kabul etmesi .

Hazreti Ali  Rasülüllah efendimizden kizi  h.z. Fatimayi isteyince Rasülüllah efendimiz h.z. Aliye tebessüm ile dönerek  ya Ali  Hic evlenmeye lazim olan esyan varmi diye süal etti. H.z.Ali de bir kilicim birde devem var dedi.Rasülüllah efendimiz kilicin kazaya lazim devende binegindir.seninle sirtindaki cübbeye analasalim.dedi.Ve Hazreti Allah semada melekler huzurunda seninle Fatimanin  nikahini akit etti.Cebrail senden evvel bana haber verdi buyurdu.Ve h.z. Osman h.z. Aliden cübbeyi satin aldi parasini ödedi Sonra hazreti Aliye dönerek ben bunu kabul ettim. Simdi tekrar sana bu cübbeyi hediye ediyorum buyurdu ve geriye verdi. Rasülüllah bundan cok memnun oldu.

                                    Fatima validemizin nikah icin sarti.

Cenabu hak Cebrail a.s. göndererek Habibime selam söyle kizi fatimanin bütün elbise ve ihtiyaclarini cennetden ben karsilayacagim habibim hic merak etmesin. Cünkü hic bir seyi yokdu üzülüyordu. Cenabu hak yakinda mü´min sadik bir kulumla göndercegim diyordu.Bunu duyan rasülüllah efendimiz sükür secdesine vardi.
Cebrail a.s.Mikail a.s. Israfil a.s. Azrail a.s. ellerinde Altindan tabaklar  üzerinde   bohcalar  oldugu halde geldiler.Rasülüllah yine sükür secdesine vardi.ve kizim benim hatirimi kirmaz dünyada cennet elbiselerini giymez bunlari geri götür buyurdu.
Nikah mehri icin dört yür dirhem mehir konuldu Fatiama validemiz kabul etmedi  Cebrail cenabu hakka giderek fatimanin  bu mehri kabul etmedigini söyleyince cenabu hak  dört bin altun olsun dedi onuda kabul etmedi.Cebrail a.s. tekrara cenabu hakka giderek arzuhal eyledi cenabu hak cebrail a.s. Habibime git fatimanin maksadini ögrensin. Nicin kabul etmiyor buyurdu.
Rasülüllah efendimiz h.z. Fatimaya giderek muradini süal eyledi Fatima validemiz muardini söyle acikladi.Babacigim sen ahirette ne kadar müslümana sefaat edeceksen bende onlarin hanimlarina sefaat etmek istiyorum.muradim budur dedi.Cebrail a.s. gelerek fatimanin arzusunun kabul edildigini haver verdi.ve cenabu hakdan bir levha getirerek sefaat izni icin fatima validemizin eline verdi.onu ölünceye kadar sakaladi ve beraberinde kabre koymalarini vasiyet etti.Ista fatima validemizin takvasi cömertligi .
Cenabu hak sefaatine nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Evfacan
Moderatör
araştırmacı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 431



« Yanıtla #13 : Temmuz 31, 2005, 03:38:40 am »


Allah sefaatlarina nail eylesin hocam Allah razi olsun
Moderatöre Bildir   Logged

Yiğit yaralı olur - Yine dağ gibi durur
osmanli
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3313



WWW
« Yanıtla #14 : Ağustos 07, 2005, 03:59:02 am »


Rabbim sefaatina nail eylesin.
amin
Moderatöre Bildir   Logged

Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.
O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
Oruc_Reis
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 450



WWW
« Yanıtla #15 : Kasım 01, 2006, 06:33:48 pm »


Ebu Talib’in hanımı Fatıma bint-i Esed
 
Biliyorsunuz, Efendimiz (SallAllahü aleyhi ve sellem) doğmadan babasını, 6 yaşında validesini kaybeder, O’na dedesi sahip çıkar.
Abdülmuttalip sırlara vakıf bir Arap bilgesidir, torunundaki fevkaladelikleri hisseder, hoşça tutar. Vefatından önce oğullarını çağırır, adı güzel Muhammed’i yerine yerleştirmeyi arzular. Ebu Leheb’in serveti çoktur, lâkin merhametten yana fukaradır. Yüreği yaralı yetime kaba davranmasından korkar. Ebu Talip ise fakir ama müşfiktir. Kaldı ki kardeşi Abdullah’ın oğluna bakmayı canına minnet sayar.
Abdulmuttalib sevimli torununun da fikrini almayı düşünür ama buna gerek kalmaz. Adı güzel Muhammed uykudan yeni kalkmıştır, niye toplandığını anlayamadığı amcalarına halalarına mahmur mahmur bakar, (kim bilir ne kadar şirindir) gidip Ebu Talibin kucağına oturur, kollarını boynuna dolar.
Evet Ebû Talip kapısını seve seve açar, gelgelelim ona bakacak olan kendisi değil hanımıdır. İhtimal üç beş gün sonra bir kervana katılacak, aylar süren bir seyahate çıkacaktır. Yeğeni, zevcesi Fatıma bint-i Esed’in merhametine kalacaktır.
Fatıma fedakar bir kadıncağızdır, uğraşır didinir, pişirir kotarır, ocağı tüttürmeye bakar. Onca yokluğa zorluğa göğüs gerer, aileyi ayakta tutar. Dört oğlu, dört kızı olmasına rağmen Muhammed Mustafa’yı kabulleniverir, tarifsiz bir şefkatle bağrına basar.

Annesi gibi...
Fatıma Hatun yemeği ortaya koydu mu kızlar, oğlanlar neşeyle atılır, anında kapışırlar. Habibullah kenarda durur, elini bile uzatmaz. Fatıma validemiz onun payını ayırır, hatta biraz da kayırır. Daima kutlu misafirin hoşlandıklarını pişirir, nur çocuğu gülümsetebilmek için kendini paralar. Bir zaman sonra evde aşikare bereket hissedilir. Bir tas süt hepsini doyurur, ufacık somun yeter de artar. Ne iştir bilinmez, ortaya bir avuç hurma koyar, avuç avuç çekirdek alırlar.
Adı güzel Muhammed bebek gibi uyur, gülünce yüzünde güller açar. Sabah yıkanmış paklanmış olarak kalkar, pınarlar gibi temizdir ve en seçme ıtırlardan bile güzel kokar.
Akşamları çocuklar eve toza toprağa bulanmış olarak dönerler. Fatıma hanım hepsini bekletir, önce Habibullah’ın elini yüzünü yıkar, başına gül yağları sürer, öper koklar, özene bezene saçlarını tarar. Sekiz tane çocuğu olmasına rağmen onu farklı tutar, hoş 80 tane de olsa değişmez, Muhammedin muhabbeti başkadır, ona ciğerpareleri bile yaklaşamaz.

Sıcak yuva
Efendimiz bu aile arasında dolu dolu huzur yudumlar. Tâlib, Akîl, Câfer ve Ali’yi kardeş edinir, Ümmü Hâni, Cümâne, Rayta ve Esmâ’yı bacısı bilir. Hazret-i Hatice ile evlenip yuvasını kuruncaya kadar bu sıcak çatı altında yaşar.
Kıtlık yıllarında Ali’yi (henüz beş yaşındadır) yanına alır, amcasının yükünü hafifletmeye çalışır. Fatıma bint-i Esed’e o kadar saygı duyar ki biricik kızına yengesinin adını koyar.
Aradan yıllar geçer, peygamberlikle vazifelendirilince ilk aşikare tebliğini akrabalarına yapar.
Ebû Talib’in çocukları derhal İslâmı kabul eder, yanında dururlar. Resûl-i Ekrem akrabalarına “bana hanginiz yardımcı olur” diye sorunca, çocuk yaştaki Ali (RadıyAllahu anh) ayağa fırlar.
Ebû Talip ve Fatıma bint-i Esed, Hazret-i Ali gibi fırlamasalar da Resulullahı himaye eder, ellerinden geldiğince korur, kollarlar.

Münevver beldede
Fatıma validemiz, zevcine sık sık Şam seferini, Rahip Bahira’yı hatırlatır, Ebû Talib’in Müslüman olmasını çok arzular.
Kocası ölünce açıkça iman eder ve inandığı gibi yaşamaya başlar.
Mekkeli müşriklerin eziyeti tahammül sınırlarını aşınca oğlu Ali’yle birlikte münevver beldeye hicret eder, “muhacirden” olurlar.
Server-i âlem Medine’de de sık sık ziyaretine gelir, hâlini, hatırını sorar. Hatta eskisi gibi bir köşeciğe uzanır, kayluleye yatar.
Resul-i Ekrem, “benden parçadır” dediği kızı Fatıma’yı, Hazret-i Ali’ye verir, yengesi ile dünür olurlar. Evet artık Fatıma bint-i Esed, Fatıma bint-i Muhammed’in kayın validesidir. Afif, zarif, latif gelinini üzmemek için elinden geleni yapar. Fatımat-üz Zehra da babasının “anne” dediği kadına “anne” der.... Güzelliğe bak.
Kutlu Hicretin üzerinden dört yıl geçer. O gün Efendimiz mahzundurlar. Arkadaşlarına hüznünün sebebini açıklar “annem vefat etti” buyururlar.
Merhumeye kefen yapsın diye sırtlarından gömleklerini çıkarır, Hazret-i Aliye uzatırlar. Cenaze namazını bizzat kıldırır. Kimseye yapmadıklarını yapar, kabre inip uzanır, zemini gözyaşlarıyla ıslatırlar.

Büyük nimet
Defni müteakip “...Ey Annem! Allah sana rahmet etsin. Kendin aç kalır beni doyururdun. Kendin giymez beni giydirirdin. Güzel nimetleri önce bana tattırırdın. Bunu da ancak Allah rızası için ve âhiret yurdunu umarak yapardın. (Sonra sahabelere döner) O benim annemden sonra annemdi. Amcam Ebû Tâlib’ten sonra, bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan kimse olmadı. Ona Cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen yaptım. Kabir hayatı rahat geçsin diye mezarına uzandım” buyururlar.
Sonra ellerini açıp bir dua okurlar: İgfir li ümmi Fatımate bint-i Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiyaillezine min kabli inneke erhamürrahimin.
(Allahım! Annem Fatıma binti Esed’i affet. Kabrini genişlet. Benim ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merhametlisi...)
Bu duanın akabinden mübarek yüzleri aydınlanır, “Cebrail aleyhisselam, o cennetliklerdendir diye haber verdi. Allahü tealanın emriyle yetmiş bin melek cenaze namazına katıldı” müjdesinde bulunurlar.
Allahü teâlâ cümlemizi şefaatine nail ede, derecesi âlâ ola...
Moderatöre Bildir   Logged

cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.
muhacir
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 238

Avatar Yok


« Yanıtla #16 : Kasım 01, 2006, 09:23:26 pm »


el ensar kardeşim bu yazıyı buraya taşıdığınız için Allahu Teala sizden razı  olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

amâ ve hırsa uyup nefs ile mahkûr olma,
Rahatın zâil olur,nâmı meşhur olma,
Sohbet-i Arif-i Billah'a eriş, dûr olma,
Saltanat-ı Mesned-i Dünya ile mağrur olma.
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6270


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #17 : Ağustos 11, 2007, 04:39:24 pm »


Kıbrıs Şehidesi: Hala Sultan

Tam Adı: Ümmü Haram binti Milhan b.Hâlid b.Zeyd b.Haram b. Cündeb b. Âmir b. en-Neccâriye el-Ensâriye el-Hazrecîye

Annesi: Müleyke binti Mâlik

Eşleri: Amr b. Kays ve Übâde b. Sâmit

Çocukları: Abdullah, Kays, Muhammed
Enes b. Mâlik’in Teyzesi; Ümmü Süleym ve Haram b. Milhan’ın kardeşleri

Resûle Adanan Can

Asıl adı Rümeysa’dır. Medine’de doğup büyüyen Rümeysa, Medine’nin en büyük kolu olan Hazreçlilerin, Neccâr oğulları sülalesindendir. Bu sülale Abdulmuttalib’in annesi Selma hatunun sülalesidir. Bu yakınlıktan dolayı Neccâr oğullarının erkekleri Allah Resûlü (sav)in dayıları, hanımları ise teyzeleri olurlar.

Neccâr oğullarının kızlarından olan Ümmü Haram, Allah Resûlü (sav)in teyzesidir. Teyze Arapça’da Hala olarak ifade edildiği için, Kıbrıs’ta şehit düşerek oraya defnedilen Ümmü Haram, Türkler arasında ‘Hala Sultan’ diye meşhur olmuştur.

Cennetle Müjdelenmesi

Kendini İslâm’a adayan Ümmü Haram’ın zaman zaman dışa vuran şehadet arzusu bir gün Allah Resûlü (sav) tarafından müjdeye dönüştü. Bundan sonra da ‘şehide’ olarak çağrılmaya başlandı. Enes b. Malik Allah Resûlü (sav)den naklediyor: “Cennete girdiğimde bir ayak sesi duydum. Bu kimdir? diye sorduğumda bana: “Rümeysa binti Milhan” dediler.”

Allah Resûlü (sav) Kuba’ya geldiği bir sırada yine Ümmü Haram’ın evine konuk olmuştu. Hz. Ümmü Haram ona zevkle hizmet etti. Altına minder verdi, yemek ikram etti, saçının tozunu temizledi. Allah Resûlü (sav) kaylule uykusuna yatmak isteyince ona yer hazırladı.

Bir süre uyuyan Allah Resûlü (sav) gülerek uykusundan uyandı. Efendimizin gülümsediğini gören Ümmü Haram:

- Seni güldüren neden nedir Yâ ResûlAllah? diye sordu. Allah Resûlü (sav):

- Allah yolunda cihad eden, Ümmetimden bir gurup bana gösterildi. (Cennette) Melikler gibi tahtlar üzerinde oturmuşlar, şu denizin üzerinde gidiyorlardı, buyurdu. Ümmü Haram:

- Yâ ResûlAllah! Dua buyur da ben de onlardan olayım, dedi. Allah Resûlü (sav):

- Allah’ım! Onu onlardan kıl, buyurdu. Sonra tekrar gülümsedi. Ümmü Haram (r.anha) bunun nedenini sorduğunda, Allah Resûlü (sav) benzer şeyler anlattı. Ümmü Haram:

- Dua buyur da ben de onlardan olayım, deyince;

- Sen sonlardan değil, ilklerindensin, buyurdu.


Şehâdeti

Allah Resûlü (sav),n vefatından sonra, hicretin 14. yılında Şam, 16. yılında Kudüs, 21. yılında da İskenderiye fethedildi. Bu arada Bizanslılar ile çeşitli savaşlar yapılarak Doğu Akdeniz sahillerinde birçok yer fethedilmişti.

Hz. Ömer (ra) kendi döneminde, Müslümanlar yeterli donanıma sahip olmadığı için deniz savaşlarına müsaade edilmedi. Hicretin 28. yılında Şam, Ürdün, Hımıs ve Kudüs genel valisi olan Hz. Muâviye (ra), Kıbrıs fethi için Hz.Osman’dan (ra) izin istedi. Hz. Osman, savaş için kimsenin zorlanmaması, savaşa katılanların gönüllü olmalarını şart koştu. Hz. Muâviye yeterli asker bulunca hazırlıklara başladı.

Allah Resûlü (sav)in vefatından sonra, Sahâbeler yeni fethedilen yerlere dağılarak, buralarda yaşayan insanları İslâm’a davet ettiler. Onlara Kur’ân, hadis ve İslâm’ın emirlerini öğrettiler. Eşi Ümmü Haram ile birlikte Hımıs’a giden Ubâde b. Sâmit, buraya yerleşti. Büyük bir gayretle insanları İslâm’a davet ederek, onlara İslâm’ı öğretti.

Hz. Muâviye’nin Kıbrıs savaşı için gönüllü asker topladığını duyunca, Allah Resûlü (sav)in mucizesinin gerçekleşme vaktinin geldiğini anladı. Yaşının çok fazla ilerlemiş olmasına rağmen, Eşiyle birlikte orduya katılmaya karar verdi.

Umeyr b. Esved’in bildirdiğine göre, eşi ile birlikte Hımıs sahillerine gelince, yanındakilere: “Allah Resûlü(sav) bana:

- Ümmetimden deniz savaşı yapacak ilk orduya cennet vacip olacak, buyurdu. Ben:

- Yâ ResûlAllah! Ben de onlardan mıyım? diye sordum. Allah Resûlü (sav):

- Evet sende onlardansın, buyurdu. Diye anlattı.

Gemilere binip Abdullah b. Kays (ra) komutasındaki ordu ile yola çıktı. Abdullah b. Sa’d (ra) komutasındaki bir donanma da Mısır ve İskenderiye’den yola çıktı. Ada doğu ve güneyden kuşatıldı. Abdullah b. Kays, Larnaka limanından adaya çıkarma yaptı. Kıbrıslılar fazla direnmeden teslim oldular.

Sonra İslâm ordusu ile bir anlaşma yaptılar. Buna göre: “Her yıl 7000 dinar vergi verecekler, Müslümanlar aleyhine Bizanslılara yardım etmeyecekler, Adayı Bizanslılara üs olarak kullandırmayacaklar, Müslümanları limanlarından faydalandıracaklardı.

İslâm ordusu Larnaka’ya çıkarma yaparken, Ümmü Haram annemiz çok yaşlı olduğu için bir katıra bindirildi. Bir süre ilerledikten sonra, katırdan düşen Annemizin boynu kırılarak orada şehit oldu. Burada defnedilen annemizin kabri, yöre halkı tarafından sürekli ziyaret edildi ve “Saliha Kadının Kabri” diye tanındı.

Hicretin 33. yılında ikinci Kıbrıs seferi yapıldı. Ve nihayet, II. Selim zamanında 1570-1571 yıllarında Osmanlı ordusu tarafından Kıbrıs yeniden fethedilerek Müslümanların eline geçti.

Hz. Ümmü Haram annemizin kabrine bir türbe yapıldı. Türbenin yanına da bir tekke inşa edildi. Birinci Dünya savaşına kadar buradan geçen bütün Osmanlı gemileri top atışı yaparak, Ümmü Haram (r.anha) annemizi selamlayıp ona saygılarını gösterdiler.


Gülistan Dergisinden Derlenmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
mütevazi
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 88



« Yanıtla #18 : Ağustos 12, 2007, 02:32:58 am »


yani rasülüllahin halasi kibrisdami Allah sefaatlerine nail eylesin
Moderatöre Bildir   Logged
osmanli
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3313



WWW
« Yanıtla #19 : Ağustos 12, 2007, 02:39:37 am »


Alıntı sahibi: "mütevazi"
yani rasülüllahin halasi kibrisdami Allah sefaatlerine nail eylesin

amin.
Moderatöre Bildir   Logged

Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.
O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
kenz
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1152



« Yanıtla #20 : Ağustos 12, 2007, 02:06:42 pm »


Hazret-i Hatice-yi Kübra (r.a)

Müminlerin Annesi...

Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür.


Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Hz. Hatice, iki cihan serveri, Peygamber Efendimizin, temiz, iffetli, yüce ahlak sahibi hanımlarından ilki, müminlerin annesi.  


Kureyş kavminden, babası Huveylid, annesi Fatıma. Baba ve anne tarafından soyu Peygamber efendimizin soyu ile birleşmekte.
 
 

Hz.Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel'e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale'nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik'in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O'nunda ölümü üzerine dul kalır.

Hz.Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli  bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanı  düzenlerdi. bunlar O'nun işlerini idare eder ve ticaretini yürütürlerdi .Hak teala Hz.Hatice'ye bol dünya malı vermişti. Fakat ardı  arkasına geçirdiği  sıkıntılı ve üzüntülü  hadiseler onju dünyaya karşı soğutmuştu.

O zamanlar Zati saadetleri s.a.v.'in pak ve temiz ahlakı, namus ve haysiyeti dillere destan olmuş, bunun için de "EMİN" lakabı
ile anıla gelmekkteydi. Hz.Hatice bütün bunları hesaba katarak, büyük bir istekle, kendilerini, ticaret işlerini idare etmek hususunda vazifelendirmek için haber salar,
"Benim mallarımı Şam'a götürmek ve benim ticari işlerime bakmak istersen, kendi  kölem Meysere'yi senin yanına katarım ve Şam'a gidersiniz. Ne kazanırsanız, başkalrına verdiğim haktan size daha fazlasını veririm" der.

Zatı saadetleri kabul eder, ticaret mallarını yükletip Basra tarafına doğru yola çıkar. Az bir müddet içinde mallarını iyi bir fiyatla satar. Mekke'ye dönüp  hesap görüldüğünbde her defasınınkinin iki  misli  kazanç elde edildiğ i görülür. Hz.Hatice memnun olur o da konuşmuş olduğunun iki misli ni verir.

Zatı Saadetleriyle Evlenmesi

Hz.Hatice, etraflıca bir araştırma daha yapar. Kendilerinde evlenme arzusu başgösterir. Nefise isminde cariyesi ile haber gönderip, isteğini iletir, alınan cevap üzerine haberi amcası Amr İbn-i Esed'e ulaştırır.

Babası Ficar savaşında ölmüş bulunan Hz.Hatice'nin velisi bu amcasıydı ve onun işlerinide o görürdü. Hazret-i Resul-i Ekrem s.a.v. amcası Ebu Talib ve Amr  İbni-i Esed her iki ailenin ileri gelenlerindendi. Aileler o zamnın örf ve adetleri gereğince  Hz.Hatice'nin evinde toplanır. Nikahı Ebu Talib kıyar. Mehir olarak 500 altın mehir tesbit edilir. Hz.Hatice o sıralar 40, Resulullah 25 yaşlarındaydı.

İslamiyet

Allah Resulüne ilk vahiy nazil olduğu zaman, korkarlar, gelip  durumu Hz.Haticeye anlatırlar. Hz.Hatice.
"Sen doğru konuşursun, sılayı rahmi  gözeten kimsesin, emanete dikkat edersin, misafirperversin, halkın sıkınt8ılı ve üzüntülü  zamanlarında yardıma koşarsın, Hak  Teala seni  yalnız bırakmayacaktır."

Hz.Hatice (r.a), amcası Veraka İbn-i Nevfel'e gider, meseleyi  anlatır. Devrin meşhur Hristiyan alimlerinden olan Veraka anlatılanları dinledikten sonra şöyle der.
"İşte bu Musa'ya görünen hususdur ki, şimdi de bunda zuhur etmiştir. Keşki  benim kudretim ve imkanım olsa da O kavminin arasında ortaya çıktığı zaman kendisinin yardımına yetişebilsem. Keşki imkan olsa da sizin kavminiz onu yerinden ettikleri zaman kendisine yardım edebilsem."

Veraka bu sözleri söyledikten kısa bir zaman süre sonra vefat eder. Resulullah'ın uzun bir müddet yardımcısı Hz.Hatice (r.a) olur. Derdini yalnız o dinler. Birlikte gizli  gizli  ibadet ederler. Bütün imkanını ona sunar, eline koluna kuvvet olur.

Sevgisi

Böyle bir bağlılıkla kocasına yönelen kadın elbetki onun rızasını alıp, ona itaat eder, onun rahat etmesini, huzura kavuşmasını düşünür. Bu bir yana Hz.Hatice (r.a.) öyle bir kadındı ki, dirayeti, zekası ve aklı ile kocasına karşı yönelen her türlü  fenalığın önüne geçmesini  bilmiş, kocasına muhalif bulunan müşriklere hadlerini bildirip, onların şerrinden korumayı başarmıştı.

Vefatlarından sonra bile Resulullah  daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.ayşe (r.a) şöyle der.
"Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem. Bir gün Resulullah'ın yanında Hz.Hatice'den bahis geçmişti. Bu benim damarıma dokundu. Döndüm dedim  ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü  duyunca  kederlendihatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:
'Yemin ederim ki  böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım. o iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiğ i zaman halk bütün bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi  malı ve serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan çocuğum olmadığı halde  Hak Teala bana ondan evlat verdi."

Evet, Peygamberimiz Hz.Hatice haytta iken O'nun üstüne başka bir hanım almamıştı.

Ahlak ve Adetleri

Evlatlarına karşı çok şefkatli idi. Ev işlerini  de hakkiyle bilen bir hatundu. Peygamberimize karşı büyük hürmeti  ve sevgisi vardı. Hem peygamberliğinden önce hem sonrasında Resulullah ne buyurursa itiraz etmeden kabul eylerlerdi.

Faziletleri  ve Menkibeleri

Hz.Ebu Hureyr (r.a) rivayet eder, Allah Resulu buyurdu:
"Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarınınfaziletlerinden üstündür. Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Bir ara Hz.Hatice Resulullah'ı aramak için dışarıya çıkmıştı. o sıra bütün Araplar Zatı saadetlerine düşman idiler. Cebrail (a.s), kendine bir adam kiyafetinde görünür. Acaba bu adam düşmanmıdır, değilmidir diye Peygamberimizi ona sormaktan çekinir. Eve döndüğünde, Resulullah dönmüştür, olayı anlatır. Zatı saaadetleri buyururlar:
"Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu biliyormusun? O Cebrail Aleyhisselam idi. Bana dönüp onun selamını sana bildirmemi  söyledi ki, cennette senin için incilerden yapılmış  bir bina hazırlanmıştır. Tabii orada böyle üzüntülü, sıkıntılı ve zahmetli külfetli  şeyler bulunmayacakır."

Bir ara Cebrail (a.s) Peygamberimizin huzuruna gelip:
"Hak Teala Haticeye selam eder. Sen bunu Hatice'ye ulaştırasın" Resulullah ulaştırır. Hz.Hatice:
"İnnAllahe hüve's-selam. Hak Teala selamın ta kendisidir. Cebraile de Selam olsun. Sana da Selam olsun Ya ResulAllah"

Bu vaka Hz.Haticenin dini  ferasetine delalet eder. Burada cevabında "Ve Aleyhisselam" (O'na da selam olsun dememiştir.)

Sahabiler ilk başta namazda teşehhüd okudukları zaman Et-Tahiyyatü Lillah demezler ve "es-selamü Al'llah" derlerdi. Peygamber efendimiz böyle söylenmesini men ettiler ve buyurdularki; "Allah Teala'nın esasen "Selam" ismidir. Bunun yerine "Ettahiyyatü lillah" deyiniz"

Bir ara Resul-i Ekrem (s.a.v) hasta olan kızı Hz.Fatime (r.a)'ı ziyaret eder. Buyurur:
- Kızım nasılsın?" Hz.Fatime arz eder:
- İyi değilim, hastayım, işin fena tarafı şu ki, evde yiyecek hiçbir şey de yok. Peygamberimiz buyurur:
- Kızım sen istemezmisin ki, dünyanın bütün kadınlarının hanımı olasın? Hz.Fatime arz eder:
- Babacığım, Meryem bint-i İmran ne idi? Peygamberimiz buyurur:
- O kendi  devrinin kadınlarının hanımı idi, sen de kendi devrinin kadınlarının hanımısın. Hatice de son devrin kadınlarının en iyisi ve hanımıydı.

Evlatları
Hazret-i Hatice birbiri ardına üç kere evlenmek zorunda kalmış.  Resul-i Ekrem dördüncü  beyleri olmuştu. Bu evliliklerinden aşağıdaki  çocukları doğmuştu:
1. Ebu Hale'den Hind isiml oğlan çocuğu.
2. Atik'den yine Hind isimli kız çocuğu
3. Sayfi'den Muhammed isimli oğlan çocuğu.

Hz.Hatice'nin iki  çocuğunun ismininde Hind olmasına binaen künyeside Ümm-i Hind olmuştur.

Resul-i Ekrem (s.a.v)'den de Kasım ve Abdullah isimli  iki  oğulları olmuştur . Lakapları Tahir ve Tayyib  idi ikiside İslam devrinde dünyaya gelmişlerdi.  Dört kızının ismleride; Zeyneb, Rukayye, Umm-i Kulsum ve Fatime (r.a) dır. Kızların hepside İslamiyetten önce doğmuşlardır. Erkek evladı Kasım emekleme devrinden kurtulmuş  yürürken vefat etti. Abdullah ise daha küçük vefat etti.

Vefatı

Hz.Hatice Resulullah (s.a.v) ile nikahlandıktan sonra 24 sene bir arada yaşadı. Nübuvvetin sekizinci senesi, Hicretten üç sen önce, Ramazan ayının başında vefat etti. O zaman daha namaz farz olmamıştı. Kendisine Cenaze namazı kılınmamıştır. Çünkü bu hüküm nazil olmamıştır. Haccun mezarlığına defn edildi Dünyada göremedik. Allah (C.C.) Cennetde görmek nasip etsin. Bizi  ona misafir etsin. Resulullah misafiri severdi O'da  Resulullah'ın sevdiğini  severdi  Şefaaatinden bizide nasiplendirsin.




KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3) İslam Tarihi - Mekke Devri, M.Asım Köksal
4) Sahih-i Buhari
Moderatöre Bildir   Logged

İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6270


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #21 : Ağustos 12, 2007, 02:10:53 pm »


Allah razı olsun.Şefatlerine nail eylesin...
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #22 : Ağustos 13, 2007, 02:02:59 am »


Havle binti Sa’lebe  (r.a.

Havle binti Sa’lebe radıyAllahu anhâ dînî hayatını samimiyetle yaşayan, inancından asla tâviz vermeyen bir hanım sahâbî!..

Kocası ile arasında geçen zıhar konusunda şikâyetini Allah ve Resûlüne duyurabilen, duâsı kabul olunan mutlu bir hanım!.. İman mevzuunda gösterdiği hassasiyet ile tanınan dînî ölçülere göre yaşama gayreti içerisinde olan bir hanımefendi!.. Hakkında Allah Teâlâ’nın Mücâdele Sûresinin ilk dört âyetini nâzil buyurduğu bir bahtiyar!.

O Medineli olup Hazrec kabîlesine mensuptur. Hicretten sonra Rasûlullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimize bey’at etti. Babası Sa’lebe İbni Esrem’dir. Amcasının oğlu Evs İbni Sâmit el-Ensâri ile evlendi. Rebî’ adında bir çocukları oldu.

evs İbni Sâmit (r.a) tanınmış sahâbî Ubâde İbni Sâmit (r.a)’ın kardeşidir. Bedir ve Uhud’dan başka birçok gazvede bulunmuştur.
 
Havle binti Sa’lebe (r.anhâ) dînî konularda çok hassastı. İnancını hayata geçirmek için çalışırdı. Yaşlılık yıllarında kocası ile arasında bir hâdîse geçmişti. Haklarında Allah ve Rasûlünün hüküm vermesini bekledi. Kimseye durumunu açmadı. Kocasına karşı tavır aldı. Şikâyetini ancak Allah ve Resûlüne bildirdi. Sıkıntısına çözümü ancak Allah ve Resûlünün bulmasını istedi. Sızlanışı, ısrarı onun îmânî hassasiyetine en güzel örnekti. Başından geçen olayı kendisi şöyle nakletmektedir:

Evs İbni Sâmit hayli yaşlanmıştı. Ne dediğini, ne yaptığını bilemez bir hale gelmişti. Birgün canı sıkkın bir vaziyette iken, öfke ile bana: “Sen bana anamın sırtı gibi ol!” dedi. Daha sonra evden çıkıp gitti.

Bir müddet sonra pişman olarak eve döndü. Beraber olmak istedi Ben: “Hayır! Sen çok büyük lâf ettin. Sonu nereye varacak bilemiyorum.” dedim. Sonra Evs’e: “Sen Rasûlullah’a git ve yaptığın işten sor!” dedim. O da: “Ben bunu Rasûlullah’tan sormaya utanırım. Git bunu Allah Rasûlüne sen danış.” dedi.

Bu ifadeler Araplar arasında boş olmayı gerektiren bir söz olarak kabul edilmekteydi. Cahiliye devrinin bu boşama şeklinin İslâm’da da geçerli olabileceği ihtimalini dikkate alan Havle binti Sa’lebe (r.anhâ) haklarında Allah ve Resûlü bir hüküm verinceye kadar bir araya gelemiyeceklerini kocasına söyledi. Daha sonra Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin huzuruna gitti. Hâne-i saâdete vardı. Hz. Aişe annemizin evinde buldu. İzin alarak huzura girdi ve olup biteni açık ifadelerle şöyle anlattı:

“Yâ RasûlAllah! Bildiğiniz gibi kocam Evs çocuklarımın babası, amcamın oğlu. Aşırı yaşlılıktan dolayı biraz geçimsiz ve dengesiz bir halde çok ağır bir kelime konuştu. “Sen bana anamın sırtı gibisin.” dedi. Talaktan söz açmadı ama bu şekilde söyledi diye halini arzetti. Rasûlullah (s.a) Efendimizin yanından ayrılmadı. Devamlı duâ ve tazarrû halinde: “Yâ Rabbi! Halimi sen biliyorsun. Bize bir kurtuluş yolu lutfeyle!..” diye sızlanmaya başladı.

Hz. Aişe (r.anhâ) annemiz Havle (r.anhâ)’nın bu durumuna çok üzüldü. Onun acısını paylaşmak üzere birlikte gözyaşı döküp duâ ettiler. Hüzün her taraflarını kaplamış iken birden Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin halinin değiştiğine şâhit oldular. İki Cihan Güneşi Efendimiz’in yüzünde vahiy sırasında görülen alâmetler görülmeye başlandı. Hz. Aişe (r.anhâ) bu hâli görünce:

– “Ya Havle! Allah bilir ya, vahiy geliyor muhakkak. O da olsa olsa senin hakkında olabilir.” diyerek teselli etmeye çalıştı. Havle (r.anhâ) duâya devam ediyor ve: “Ya Allah hayırlı olanı lutfet. Zira ben, Peygamberinden ancak hayır istedim.” diye gözyaşı akıtıyordu.

Bir müddet sonra İki Cihan Güneşi Efendimiz kendisine geldi. Vahiy hali geçmişti. Etrafına nur saçan tebessümleriyle gülümsemeye başladı ve: “Ya Havle! Allah senin ve onun hakkında âyet indirdi.” buyurdu. Nâzil olan âyet-i kerîmeleri okudu. Kalblerdeki hüzün, sürûra dönüştü.  Sıkıntılı, üzüntülü hava dağıldı. Neşeli, sevinçli sıcak bir ortam oluştu. İnen âyetlerin meâli şöyle idi:

“Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.

İçinizden zıhar yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.

Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

Buna imkan bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Bunada gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur. Bu hafifletme, Allah’a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.

Allah’a ve Resûlüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.

O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şâhittir. (Mücâdele Sûresi: 1-6)

Allah Teâlâ nâzil buyurduğu bu âyet-i celîleler ile o eski geleneğin yanlış bir zandan ibaret olduğunu, böyle sözlerle kadının, kocasının anası olamayacağını bildirdi.

Ancak, böyle bir söz söyleyene de fakirlerin lehine olmak üzere bir ceza koydu. Konan cezaları üç gurup halinde duyurdu. Herkesin imkânı, gücü nisbetinde bu üç cezadan birini yerine getirmesini dînî bir vazîfe saydı. Günâha düşen kulun ancak bu şekilde affedileceğini açıkladı.

Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz ilâhî mesaj yüklü bu âyet-i kerîmeleri okuduktan sonra Havle (r.anhâ)’ya hitaben:

– “Ona söyle de bir köle azâd etsin” buyurdu. Havle:

– “Hangi köleyi Ya RasûlAllah! Allah’a yemin ederim ki onun azâd edecek bir şeyi yok.” dedi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz:

– “O zaman peşipeşine iki ay oruç tutsun.” buyurdu. Havle:

– “VAllahi o çok yaşlıdır. Buna da gücü yetmez.” dedi. Efendimiz:

– “O halde altmış yoksulu doyursun.” buyurdu. Havle:

– “Ya RasûlAllah! Onda bu imkân da yok.” dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz:

– “Biz sana bir ağacın verdiği kadar, bir sepet hurma vereceğiz.” buyurdu. Havle binti Sa’lebe de:

– “Ben de o kadar hurma ilâve edeceğim ve dağıtacağım.” dedi. Efendimiz Havle’nin bu sözünden memnun oldu ve:

– “Git ona ver dağıtsın. Amca oğlunun, kocanın iyiliği için çalış.” buyurdu.

Ne hassasiyet!.. Ne muhabbet!.. Ne îmânî aşk!.. Ne samîmî davranış!.. Ne güzel örnek!.. Allah ve Rasûlü katında değerini, kıymetini bilmek!.. Hayatı dînî ölçülere riâyet ederek devam ettirmek!.. Karı-koca arasında da olsa, harama düşmemek için gayret etmek!.. Muhabbet ve nezâket içerisinde hayat sürmek!.. Allahım bizlere de böyle nezâket ve incelik dolu hayat nasîb et!..

Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya bütün sahâbîler hürmet ederdi. Hakkında nâzil olan âyetler onun Allah katındaki değerini ilân etmişti. Bu sebeble ona karşı hizmet ve hürmette kusur etmezlerdi. Hz. Ömer (r.a)’ın devrinde geçen şu hâdise bunun en açık örneği idi.

Hz. Ömer (r.a) halifeliği döneminde ashâb-ı kiramdan Abdülkays kabîlesinin reisi Cârûd İbni Mualla ile birlikte yolda giderken Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya rastladı. Artık o yaşlanmıştı. Ona selam verdi. Havle (r.anhâ) selâmı aldı ve Hz. Ömer’e şu nasîhatta bulundu:

“Biz seni bir hayli zaman “Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin emiri Ömer” dedik. Allah’tan kork ve insanların işleriyle ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.” dedi.

Bu sözlerden duygulanan Hz. Ömer (r.a)’ın gözlerinden yaş akmağa başladı. Arkadaşı Cârûd bu duruma üzüldü. Nasıl olur da bir kadın halîfeye bu sözlerle hitab edebilirdi? Onun halifeyi üzmesine ve yolda bekletmesine gönlü râzı gelmedi. Koca halîfeye karşı böyle rahat hareket etmesine sabredemedi. Öfkeli bir şekilde tanımadığı hanıma Havle binti Sa’lebe (r.anhâ)’ya dönerek:

– “Be kadın! Mü’minlerin Emîri’ni rahatsız ettin. Yolda beklettin.” diye çıkıştı. Hz. Ömer (r.a) ise arkadaşına o hanımın nasîhatlarından memnun olduğunu bildirdi. Hatta onun konuşmasını istercesine:

– “Bırak onu, istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Cârûd da: “Hayır, tanımıyorum.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) arkadaşı Cârûd’a o hanımı şöyle tanıttı:

– “Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. VAllahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazdan başka bir şey için kendisini bırakıp gitmezdim. Namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.” dedi. Onun Allah katındaki değerini bu şekilde bildirdi. Kendisinin de Allah’a teslim olma konusundaki güzel hâlini, tevazûsunu bu sözleriyle göstermiş oldu. Allah’ın yedi kat göklerin ötesinden sesini duyduğu bu hanıma Ömer’in daha fazla kulak vermesi gerektiğini belirtti.

Ne yüce îmânî hassasiyet bu!.. Ne kadirşinaslık bu!.. Ne güzel örnek kardeşlik bu!.. Mü’min kardeşine ne değer veriş bu!..

Cenâb-ı Hak cümlemize Havle binti Sa’lebe (r.anhâ) gibi imânî hassasiyete sâhib olabilmeyi, şikâyetimizi Allah’a duyurabilmeyi ve şefaatine erebilmeyi nasîb eylesin. Amin.
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
kenz
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1152



« Yanıtla #23 : Eylül 13, 2007, 04:16:34 pm »


Şâire Hansa Hatun (r.anhâ)
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz zamanında, Amr’ın kızı meşhûr şâire Hansa, çok güzel kahramanlık şiirleri söylerdi. Müslüman olduktan sonra, İslâm onu, üstün bir ferâgât ve fedâkârlık timsâli yapmış ve îmânda kemâle erdirmişti. Dört çocuğu Kadisiye Harbi’nde şehîd olduğu halde, cesâret ve sebâtında aslâ bir sarsılma olmamıştı. Aynı İslâmî şuûrunu muhâfaza ederek şehîd anası olmanın verdiği tesellî, ona evlâd acısını bile unutturmuştu.

Şâire Hansa, muhârebe meydanına giderek çocuklarını şu târihî sözleriyle coşturmuştur:

"Benim kahraman evlâdlarım,

Yemin ederim ki, siz aynı ananın ve aynı babanın çocuklarısınız. Ben kocama ihânet etmiş bir kadın olmadığım gibi, babanız da mâzîsi lekeli bir insan değildir. Hem de ben, zorla değil de kendi isteğimle İslâm’ı kabûl ettim. Ve yine kendi arzumla hicret ettim. Sizler işte böyle tertemiz bir mâzîye sâhipsiniz.

Sizden; gireceğiniz savaşta bu asâletinize uygun bir cesâret ve celâdet bekliyorum. Dîn düşmanlarına ilk hücûm eden sizler olmalısınız. Sizlerin arkada değil, dâimâ en ön safta çarpıştığınızı görmeliyim. Çünkü bu harp, eski savaşlarımız gibi âdî menfaatler uğruna yapılan çapulculuk ve yapmacılık hareketi değildir. Elleriyle yaptıkları putlara tapan, kız çocuklarını diri diri gömecek kadar vahşete devam eden putperestlere, doğruyu ve hakkı gösterme hareketidir. Kısaca bu cihâdda emir Allâh’dan, kumanda da Rasûlullâh (s.a.v.)’dendir.

Başka söze ne hâcet!.."

Bu sözlerden sonra çocuklarını ayrı ayrı kucaklayan şâire Hansa, ilâve ederek diyor ki:

"Ya İslâm’ın zafer bayrağını Kadisiye’de dalgalandıracaksınız; yahut da dîn uğruna cihâd ederek şehîd olduğunuzu duyacağım!.."

Bir annenin evlâdlarına karşı böyle kahramanca konuşması, orada bulunan diğer mücâhidleri de coşturuyor ve Kadisiye’de İslâm’ın zafer bayrağının dalgalanmasına sebep oluyordu.

Nitekim öyle de olmuştur. Hasta yatağında yatarken dört oğlunun da şehâdet haberi getirilince:

"Yâni ben, şehîd anası mı oldum şimdi?" diye soruyor.

"Evet." diyorlar, "Hem de dört şehîd anası..."

Tekrar soruyor:

"Zafer kimlerde?"

"Zafer, müslümanlarda.. Şimdi Kadisiye’de İslâm’ın bayrağı dalgalanıyor!.." diyorlar.

"İslâm’ın bir zaferi için dört oğlum da fedâ olsun!.." diyen Hansa Hatun, ellerini kaldırarak şöyle yalvarıyor:

"Yâ Rabbî!

Bana emânet ettiğin dört kahramanı yine senin dînin uğrunda fedâ etmiş bulunuyorum. Artık beni şehîd anaları defterine kaydeyle!. Benim için şehîd anası olmak kâfî ikrâmdır. Bunu benden esirgeme!.."

Her ne zaman Hansa Hatun’dan söz edilse Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, O’nun için:

"Örnek bir İslâm kadını..." buyururlardı
Moderatöre Bildir   Logged

İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN
hocaoğlu
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 118



« Yanıtla #24 : Eylül 20, 2007, 11:42:35 am »


Şeyma Binti Hâris (r.a)
Şeyma binti Hâris radıyAllahu anhâ Rasûlullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimizin süt kızkardeşi!.. Çocukluk yıllarında annesi Halîme hatun ile Efendimize hizmet etmiş bir bahtiyar hanımefendi!..

Süt kardeşi Efendimizi çok seven, yanından ayırmayan bir mübarek abla!..

O, Mekke civarında oturan Hevâzin kabilesinin Benî Sa’d bin Bekir koluna mensuptur. Asıl adı Huzâfe’dir. Şeyma lakabıdır. “Benli” manasına gelen Şeyma adı ile meşhur olmuştur. Babasının adı Hâris bin Abdiluzzâ’dır. Annesi de sevgili peygamberimize süt anne olma şereffne eren bahtiyar hanım Halime es-Sa’diye hatundur.

Benî Sa’d kabilesi temiz, havadar, suyu bol yerlerde yaşardı. Arap dilini en güzel konuşan kabilelerden biriydi. Cömertlikleriyle meşhurdu.

Şeyma yaş itibariyle Efendimiz’den büyüktü. Çocukluk yıllarında birlikte bulunurken süt kardeşi Muhammed’e çok hizmet etmiştir. Alemlerin Fahri Ebedîsi olacak bu çocuğa yemek yedirir, sevgi ve şefkatle onu kucaklar, birlikte elinden tutar gezdirirdi.



Süt kardeşler olarak Abdullah İbni Hâris, Uneys binti Hâris ve Şeyma vardı. Üçü de Muhammed’i çok severlerdi. Zira bu mübârek çocuğun âilelerine, yurtlarına katılmasıyla evlerine bereket gelmişti. Koyunları çoğalmış, hayvanlarının sütleri bollaşmıştı. Bu sebebten bütün âile efradı anne-baba ve kardeşler olarak hepsi bu varlık nûru çocuğun üzerine titriyorlardı. Ona öz evlâd ve öz kardeş gibi bakıyorlardı.


Birgün varlık nûru Efendimiz’i sahraya çıkarmışlardı, öğlen sıcağına kadar dönmemişlerdi. Halime hatun çocuğun güneş altında kalıp rahatsız olmasından korktu. Merakla evden dışarı çıktı. Etrafa bakındı, kimseyi göremedi. Bir hayli heyecanlanmıştı. Az sonra Şeyma koşarak geldi. Annesi yanında kardeşini göremeyince telaşlandı. Şeyma’ya:

- “Kızım! Göz bebeğim Muhammed nerede?” dedi. O da:

- “Az ileride anneciğim.” dedi. Halime hatun:

- “Aman yavrum! O yavrucak bu sıcakta dışarıda nasıl duruyor?” dedi. Şeyma gayret rahattı. Çocuk saŞyeti içinde:

- “Anneciğim! Kardeşime güneş vurmuyor ki...” dedi. Halime hatun daha çok meraklandı ve:

- “Peki! Bu güneşte nerde oynuyor?” dedi. Şeyma yine sâkin bir şekilde:

- “Anneciğim! Kardeşimin başının üstünde bir bulut kendisini takip ediyor. Nereye gitsek nerde oynasak bulut üstümüzde bize gölge yapıyor. Duruyoruz duruyor, yürüyoruz yürüyor.” dedi.

Halime hatun Şeyma’nın bu görülmedik, duyulmadık cevabı karşısında hayretler içerisinde kaldı ve: “Bu nasıl oluyor?” dedi.

Bir türlü aklı hafsalası almıyordu. Şimdiye kadar böylesine olağan üstü bir hal ile karşılaşmamıştı. Bunun bir mucize olduğunu nereden bilecekti. Emzirdiği çocuğun istikbalde insanlığın kurtarıcısı olacağını nasıl anlayacaktı. O nur topu yavruyu Allah Teâlâ kendine seçmişti. Kendisi ile kulları arasında elçi olacaktı. Onu her türlü şartlarda koruyacaktı. Onu büyük geleceğe hazırlamaktaydı. O, son Peygamber olarak son din İslâm’ı yayacaktı. İnsanlığı vahşetten, cehaletten kurtaracak karanlıklardan, nura çıkaracaktı.

Halime hatun ve kızı Şeyma bu hadiselerden sonra varlık nûru Efendimiz’e daha titiz davranmaya başlamışlar ve onu daha yakın takibe almışlardı. Onu gözleri gibi koruyorlardı. Ona bir emanet olarak bakıyor, her türlü hizmetinde üzerine titriyorlardı.

Onunla görülmedik, duyulmadık hadiselere şâhid olmuşlardı. Umulmadık bereketlere kavuşmuşlardı. Bu sebepten süt kardeşler onu hiç yalnız bırakmıyorlardı.

Bir gün yine onunla beraber sahrada koyunların yanında iken süt kardeş Abdullah ağlayarak eve geldi. Annesi Halime hatuna: “Çabuk koşun! Kardeşime bir şeyler oldu.” dedi. Merak içerisinde kendini dışarıya atan Halime hatun oğluna: “Ne oldu? Durma söyle!” dedi. Abdullah hıçkırıklar arasında:

“Koyunların yanında oynuyorduk. Birden bire gökten beyaz kıyafetli üç kişi indi. Kardeşimizi aramızdan alıp tepeye çıkardılar. Sırtüstü yatırıp karnını yardılar.” dedi.

Annesi merakla: “Öldü mü, yaşıyor mu?” dedi.

Abdullah göz yaşları içerisinde: “Bilmiyorum.” diye cevap verdi.

Halime hatun büyük bir heyecanla ve telaş içinde tepeye doğru koşmaya başladı. Yakınlaşınca nur topu yavrucağı sağ olarak gördü. Yüksek bir yere oturmuş göğe doğru bakıyordu. Yanına yaklaştı ve alnından, yüzünden, gözünden öptü.

“Ne oldu oğlum! Seni kim buralara getirdi” diyerek alıp eve götürdü.

Bu tür hadiseler bir kaç defa tekrar edince Halime hatun ve kocası Hâris emaneti yerine ulaştırmaya karar verdi. Öz anne Amine hatuna teslim etmek üzere varlık nurunu Mekke’ye getirdiler.

Süt kardeşler birbirlerini çok sevmişlerdi. Çok güzel geçinmişlerdi. Şeyma abla süt kardeşi Muhammed’e karşı duyduğu ve gönlünde beslediği sevgiyi şu mısralarla dile getirmişti:

“Ey Rabbımız! Kardeşim Muhammed’i bizde bırak

Sonra onu itaat edilen bir efendi olarak,

Düşmanların yüzüstü geldiklerini göreyim.

Ona ebediyyen devam eden bir şeref ve izzet ver.”

Bir başka beytinde de:

“Bu benim öyle bir kardeşimdir ki,

Onu annem dünyaya getirmemiştir.

Babamın, amcamın soyundan da değildir.

Ama ona canım fedâ dır.”

Yıllar çabuk geçmekteydi. Varlık nûru büyümüştü. Mekke’nin en güvenilir insanı olmuştu. Ona “Muhammedül-Emîn” denmişti. Asâlet ve zenginliğiyle Mekke’de ün salmış bir hanım olan Hz. Hatice annemizle evlenmişti. Kırk yaşına girdiğinde Allah Teâlâ onu kendisine elçi seçip son peygamber olarak göndermişti. İman mücâdelesi ile geçen Mekke devrinden sonra Medine’ye hicret etmiş, orayı vatan tutup İslâm’ı çevre ülkelere yaymaya başlamıştı.

Sekizinci hicrî yılda doğup büyüdüğü şehir Mekke’yi fethetmiş bütün halkını affetmişti. Sonra Huneyn Gazvesine çıkmıştı.

Bu gazve Hevazin kabilesi ile müslümanlar arasında geçti. Çetin çarpışmalar oldu. Bir çok mal, eşya ganimet olarak alındı. Çok sayıda insan esir olarak getirildi. Efendimizin süt kardeşi Şeyma’da bu esirler arasındaydı.

Şeyma esirler arasında götürülürken kendisine sert davrananlara: “Biliniz ki, vAllahi ben sizin efendinizin süt kardeşiyim.” diyerek havayı yumuşatmak istiyordu. Fakat etrafındakileri inandıramamıştı. Zira aradan çok uzun yıllar geçmişti. Onu esirler arasından ayırıp Efendimize götürdüler.

O, İki Cihan Güneşi Efendimizin huzuruna vardığında:

- “Yâ RasûlAllah! Ben senin süt kardeşinim.” dedi. Efendimiz ona:

- “Buna alâmet ve işâret nedir?” dedi. Şeyma kolunu açtı ve:

- “Yâ RasûlAllah! Sen küçük iken beni ısırmıştın! İşte izi.” dedi.

Şeyma o günün hâtıralarını bir bir anlatmaya başladı:

- “Sirer vâdisinde, âilemizin koyunlarını otlatıyorduk. O zaman benim babam senin de süt babandı. Annem de süt annendi. Seni memeden ben ayırmıştım. Hatırladın mı şimdi yâ RasûlAllah!” dedi.

Sevgili Peygamberimiz ısırık izini görünce hatırladı. Şeyma kardeşini tanıdı ve ridasını yere serip üzerine oturttu. Ona sevgi ve şefkatini gösterdi.

Aradan uzun yıllar geçmişti. Çocukluk hatıraları gözünün önüne geldi. Bu manzara karşısında duygulandı ve gözleri doldu. Şeyma kardeşine hürmet etti. Hemen süt anne ve süt babasını sordu. Onların daha önce öldüğünü söyleyince Efendimiz hüzünlendi. Şefkat ve Rahmet Peygamberi Efendimiz onu memnun edebilmek için elinden gelen gayreti gösterdi. Süt hemşiresi Şeyma’ya:

“İstersen itibarlı ve sevilen birisi olarak burada kal, her türlü hizmetini göreyim. Eğer kabîlene dönmek istersen seni göndereyim.” dedi.

Şeyma kabîlesine dönmek arzusunu belirtti. Peşinden İslâm dinini kabul edip, kelime-i şehadet getirerek müslümanlığını ilân etti.

Fahr-i Kâinat sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz süt kardeşi Şeyma radıyAllahu anhâ’ya bir erkek bir kadın köle verdi. Bir çok eşya ile birlikte deve ve davar cinsinden hayvanlar hediye ederek kabilesine gönderdi.
Moderatöre Bildir   Logged

Mal cimrilerde, Silah korkaklarda, Yönetim akılsızlarda olursa iş bozulur...Hz Ebu Bekir (r.a.)
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6270


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #25 : Ekim 24, 2007, 02:02:43 pm »


Hazret-i Emame (r.a.)

Anneleri Hazret-i Zeynep. Babası Ebü'l As. Büyükbabası Resulullah'ın devr-i saadetleri  zamanında doğdu.

Nikahı
 Rüşd çağına geldiğinde Hz. Fatime'nin vasiyeti üzerine,
"- Benden sonra Hazret-i Ali  (r.a.) Emame ile evlensin" Hz.Ali (r.a.) ile evlendi. Ebül As'da aynı vasiyeti yapmıştı. Düğün işlerini Hz.Zubeyir (r.a.) deruhte etti.
Hicri 40 yılında Hz. Ali şehit edilince, Muaviye Hz. Emame ile evlenmeği  düşündü. Emame ve ailesi böyle bir evliliğe karşı idiler. Muaviye'nin baskı yapacağını daha önceden düşünen Hz.Ali vefatı esnasında Muğayre İbn-i Nevfel'e vasiyet ederek,
"- Benden sonra, Emame ile evlen." demişti. Böyle olunca Hz.Ali'nin vefatından sonra iddet müddeti tamam olunca Hz.Emame ile nikahlandı.
Hz.Ali'nin (r.a.) düşündüğü oldu. Muaviye, o zaman Medine valisi Mervan'a mektup yazarak, Emame'nin nikahına talip oldu ve bu iş içinde 1000 altın dinar sarfetmesini bildirdi. Fakat Hazret-i Emame meseleyi haber alınca Mugayre'ye haber gönderdi bu işi bir an önce halletmesini bildirdi. Mugayre'de Hazreti Hasan'dan müsaade alıp, Hazret-i Emame'nin nikah işini tamamladı.

Resulullah'ın Emame'ye Karşı Sevgisi
Peygamberimiz, Emame'yi çok severdi. O da Resulullah'ın dizinin dibinden ayrılmazdı. Namaz kılarken bile omuzlarına çıkardı. Rukuya vardıkları zaman omuzlarından iner, fakat secdeye vardıkları zaman yine mübarek başlarına tırmanırlardı.
Habeşistan Hükümdarı Necaşi barigah-i  Nubuvvete hediye olarak bir bilezik gönderir. Resulullah buyurur:
- Bu bileziği benim ev halkımdan en çok sevdiğim kimseye vereceğim. Mubarek hanımları sandılar Hz.Aişe'ye verecek. Fakat O Emameyi çağırdı ve bileziği onun koluna taktı.

Çocukları
Mugayr'e İbn-i Nevfel'den bir erkek çocuğu vardı. Bunun ismini Yahya koydular. Bundan dolayı'da Hz.Emame'nin künyeside Umm-i Yahya idi.

Vefatı
Son günlerini Hazret-i Mugayre ile birlikte geçirdi. Vefat ettiği zaman da Hz.Mugayre'nin evinde vefat etti.
 
Kaynak:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme Prof Ali Genceli, Toker Yayınları, 1971

Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #26 : Kasım 05, 2007, 12:03:27 am »


Köleleri Tarafından Şehîd Edilen Ümmü Varaka (r.â.)

 Ümmü Varaka radıyAllahu anha Allah yolunda cihad etme arzusuyla yaşayan ve şehîdlik özlemiyle gönlü kavrulan bir hanım sahâbi!.. Bedir Harbine katılmak için ısrarla müsaade istemesi üzerine Rasûlullah sallAllahü aleyhi vesellem efendimizin “Allah sana şehîdlik nasîb edecektir.” diye müjde verdiği bir bahtiyar!.. Onu her gördüğü yerde “şehîde” hitabıyla karşılayan mutlu bir hanım!.. Hasretini çektiği makama kendi köleleri tarafından evinde şehîd edilerek kavuşan bir hanım sahâbi!..
Onunla ilgili fazla bir bilgiye sahip olunmamakla birlikte, hakkında nakledilen bir kaç hâdise bile bizlere ne ibretli dersler vermektedir.
O cesûr ve bilgili bir hanımdı. Dînî konularda geniş bilgisi vardı. İslâm’ı en güzel şekilde yaşamak için gayret ederdi. Ev halkına ve etrafındaki insanlara dînî meselelerde yardımcı olurdu. Bildiklerini yaşayarak çevresine örnek olurdu.

 O, Allah yolunda cihad etmenin fazîletini bildiği için şehîd olmayı çok istiyordu. Bir Ramazan günüydü. Bedir harbi hazırlıkları başlamıştı. Ümmü Varaka (r.anhâ) büyük bir heyecanla Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimize müracaat etti ve şöyle ricada bulundu:
Ey Allah’ın Resûlü! Bana müsaade etseniz de sizinle birlikte harbe katılsam! Yaralılarınızı tedâvî edip, hastalara baksam! Kim bilir belki de Allah yolunda şehîdlik de nasip olur.” dedi.

 Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz hiçbir hanımın Bedir savaşına katılmasına izin vermedi. Bu sebepten Ümmü Varaka’ya da müsaade edemedi. Fakat onun yanık hasretini, ısrarlı arzusunu, şehîdlik özlemini teskîn edecek onu sevindirecek, onu huzura kavuşturacak bir müjde verdi. “Ey Ümmü Varaka! Allah sana şehîdlik nasip edecektir.” buyurdu.

 İki Cihan Güneşi Efendimiz onun bu kahramanca davranışından pek memnun kalmıştı. Bu sebebten bundan sonra ne zaman Ümmü Varaka (r.anhâ)’yı görse; kendisine “şehîde” diye hitab ederdi.
Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz zaman zaman Ümmü Varaka (r.anhâ)’yı evinde ziyaret ederdi. Hal hatırını sorardı. Ashab-ı kiram böylesi fırsatları ganîmet bilirdi. Böyle zamanları en iyi şekilde değerlendirmeye gayret ederlerdi. Efendimize ikramda bulunabilmek onu memnun edebilmek için adeta yarışırcasına ellerinden gelen hizmeti yapmak isterlerdi. Bu arada zihinlerini meşgul eden konularda sorular sorarlardı.

 Birgün, ensarlı bir hanım vefat etmişti. Ümmü Varaka (r.anhâ) dînî konulara çok meraklı idi. Kendi kendine: “Acaba öldükten sonra birbirimizi görür müyüz? diye zihninden geçirdi. Bu soruya cevap aradı. İki Cihan Güneşi Efendimizin evine geldiği bir sırada bu konuyu açtı ve: “Ya RasûlAllah! Öldüğümüz zaman birbirimizi görür müyüz?” diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz şöyle cevap verdi: “Can, ağaca konmuş bir kuş gibidir. Öyle ki, kıyâmet günü geldiğinde her can cesedine girer.” buyurdu.
Ümmü Varaka (r.anhâ)’nın biri erkek biri de kadın iki kölesi vardı. Vefatından sonra onların hürriyetlerine kavuşturulmalarını vasiyet etti. Köle ile câriye hırsa kapıldılar. Şeytana uydular. Bir an evvel hürriyetlerine kavuşma düşüncesiyle, aralarında anlaşıp Ümmü Varaka (r.anhâ)’ya sûikast hazırladılar. Odasına zorla girip öldürüp kaçtılar.
Bu hâdise Hz. Ömer (r.a) devrinde oldu. Bütün müslümanları derinden üzdü. Halife bu haberi duyar duymaz: “Rasûlullah (s.a) doğru söyledi.” dedi. Ona müjdelenen şehitliğin gerçekleştiğini anladı. Suçluların yakalanması için emir verdi. Suçlular kısa zamanda yakalanıp gerekli sorgulamaları yapıldıktan ve cürümlerini itiraf ettikten sonra suçlarının cezâsını idam edilerek ödediler. Medine’de asılarak idam edilen ilk suçlu bu iki köle oldu.
Hz. Ömer (r.a) zaman zaman arkadaşlarına: “Kalkın gidip şu şehîdenin kabrini ziyaret edelim” derdi.Ümmü Varaka (r.anhâ) ashâb arasında sayılan ve sevilen bir İslâm hanımefendisiydi. Allah ondan râzı olsun. Rabbımız şefaatlerine nâil eylesin. Amin.

  Altinoluk dergisi, 11/2004



 
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4734



WWW
« Yanıtla #27 : Kasım 05, 2007, 12:16:00 am »


Zeynep binti Cahs radiyAllahu anhâ

 Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Efendimizin diger bir hanimi... islâmiyeti ilk kabul eden hanim sahâbîlerden... Efendimizin hala kizi... ibadete düskün olusu ve cömertligiyle meshur... Fakirlerin, gariblerin annesi diye anilan takvâ erlerinden... Kendi el emegi ile geçinen, dikis, nakis ve el isi yaparak kazandigi paralari fakirlere infak eden sehâvet sahibi bir mücâhide... Nikâhini Allah Teâlâ’nin kiydigi bir bahtiyar... Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin ahirete göç eylemesinden sonra kendisine ilk kavusan annemiz...

O, bi’setten yirmi sene önce Mekke’de dogdu. ilk iman edenlerden oldu. Asil adi Berre idi. Resûl-i Ekrem (s.a) onu Zeynep olarak degistirdi. Babasi Beni Esad kabilesinden Burre olup annesi de Rasûlullah’in halasi Ümeyye binti Abdülmuttalib’dir. Abdullah ibni Cahs (r.a)’in kizkardesidir.

O, ilk hicret edenler arasinda yer alarak Mekke’den Medine’ye hicret etti. ilk muhacirlerden oldu. Bekârdi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onu evlâtligi Zeyd ibni Hârise (r.a) ile evlendirmeyi düsündü. Cahiliye devrinin yanlis âdetlerinden birisini daha yikmak istedi. Kölelerin asagilanmasini ortadan kaldirmak ve islâmiyetin insanlari esit saydigini göstermek üzere Zeyneb’e dünürcü olarak gitti.

Zeynep ve kardesleri bu isi uygun görmediler. Hür bir kadinin, azâtli biriyle evlenmesi o günki örfe göre imkân dahilinde degildi. Bunu içlerine sindiremediler. Hatta Zeynep tavrini su ifadeleriyle ortaya koydu: "Ya RasûlAllah! Ben senin halanin kiziyim. Ona varmaya râzi degilim. Ben Kureysliyim." dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Ahzab sûresinden 36. âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu. Meâlen:

"Allah ve Resûlü bir ise hüküm verdigi zaman, inanmis bir erkek ve kadina o isi kendi isteklerine göre seçme hakki yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karsi gelirse, apaçik bir sapikliga düsmüs olur."

Zeynep binti Cahs (r.anhâ) tekrar Rasûlullah (s.a)’e sordu: "Yâ RasûlAllah sen, Zeyd ile evlenmemi istiyor musun?" dedi. Efendimiz de: "Evet!" buyurdu. Bunun üzerine o: "Rasûlullah’a âsî olamam" dedi ve kabul etti.

Fakat Hz. Zeyd ile Hz. Zeynep arasinda samimi bir sevgi ve sicak bir anlayis hâkim olamadi. Evlilik onlara rahat getirmedi. Geçimsizlikleri artti. Bu beraberligin uzun ömürlü olamiyacagini sezen Zeyd ibni Hârise (r.a) durumu Fahr-i Kâinat (s.a)’e açma zarûretini duydu ve Efendimize gelerek: "Ya RasûlAllah! Ben ailemden ayrilmak istiyorum." dedi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu söze üzüldü. Kendisinin sebeb oldugu bir ailenin dagilmasina gönlü râzi olmadi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz ona: "Esini tut, bosama. Allah’tan kork!.." buyurdu.

iki Cihan Günesi Efendimiz bu âilenin devam etmesi için gayret ediyordu. Fakat gönüller bir defa sogumustu. Ülfet edebilmek, tahammül gösterebilmek bir hayli zorlasmisti. Buna ragmen âile olarak beraberlikleri bir sene devam etti. Geçimsizlikleri son haddine vardi. Bu birliktelige tahammülü kalmayan Zeyd (r.a) nikah akdini bozmak zorunda kaldi. Zeynep (r.anhâ)’yi bosadi.

Resûl-i Ekrem (s.a) bu hadiseye çok üzüldü. Ancak cahiliye âdetleri toplumu kara bulutlar gibi sarmisti. Bir kimse evlâtliginin hanimi ile evlenemezdi. Allah Teâlâ bu yanlis anlayislarin, bâtil âdetlerin kalkmasini murad etti. Çok geçmeden vahyini indirdi. Ahzab sûresinin; 4 ve 5. âyetleriyle bu konuyu açikliga kavusturdu. söyle ki: Meâlen:

"... Evlâtliklarinizi öz ogullariniz gibi tanimadi. Bu, sizin agizlarinizdaki lâfinizdir. Allah, hakki söyler ve O, dogru, yolu gösterir. Onlari babalarina nisbetle çagirin. Bu Allah katinda daha dogrudur. Eger babalarinin kim oldugunu bilmiyorsaniz, bu takdirde onlari din kardesleriniz ve görüp gözettiginiz kimseler olarak kabul edin. Yanilarak yaptiklarinizda size vebal yoktur. Fakat kalblerinizin bile bile yöneldiginde günah vardir. Allah bagislayandir, esirgeyendir."

Bu âyetler nâzil olunca azâd edilmis köleler ve evlâtliklar, öz babalarinin adiyla anilmaya baslandi. Öz babasi bilinmeyenler de eski efendilerinin dostu ve din kardesi oldular.

Aradan bir zaman geçti.

Daha sonra da ayet, bu konudaki endiseleri izale eden hükmü bildirdi. Allah Teâlâ Ahzab suresi: 37-40. âyetlerini inzal buyurdu. Meâlen:

"(Resûlüm!) Hani Allah’in nimet verdigi, senin de kendisine iyilik ettigin kimseye: Esini yaninda tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’in açiga vuracagi seyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asil korkmana lâyik olan Allah’tir. Zeyd, o kadindan ilisigini kesince biz onu sana nikâhladik ki evlâtliklari karilariyla iliskilerini kestiklerinde (o kadinlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasin. Allah’in emri yerine getirilmistir."

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babasi degildir. Fakat o, Allah’in Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her seyi hakkiyla bilendir."

Hz. Âise (r.anhâ) annemiz bu âyetleri duydugu zaman: "islerin en büyügü en faziletlisi ona nasib olmus ve Allah onu gökte Resûlüne nikâhlamistir. Zeynep, bize karsi bununla iftihar edecek, ögünecektir." dedi.

Zeynep binti Cahs ile iki Cihan Günesi Efendimiz, hicretin besinci senesinde evlendi. O sirada Zeynep (r.anhâ) annemiz 35 yaslarinda idi. Mükellef bir dügün ziyafeti verildi. Enes ibni Mâlik (r.a)’in annesi Ümmü Süleym (r.anhâ) o gün Medine hurmasini yag ile karistirarak özel bir yemek yapti. "Hays" adi verilen bu yemegi Enes ile birlikte Efendimize gönderdi. Yemek iki kisiye zor yeterdi. Ama Allah dilerse bir orduya yetirirdi.

Enes o zamana kadar hiç görmedigi bir manzara ile karsilasti. iki Cihan Günesi Efendimiz ona: "Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’yi çagir" dedi. O hayretler içerisinde gitti çagirdi. Efendimiz tekrar Enes’e: "Mescidde kim varsa, yolda kimi görürsen davet et!" buyurdu. Enes büsbütün sasirdi. Bu kadar yemek kime yetecek diye kendi kendine alip verdi? Ama emre uyarak disari çikti. Kimi gördü ise dügün yemegine çagirdi. Ulasilabilen ashabin hepsi grup grup gelmeye basladi. Habib-i Kibriya (s.a) efendimiz yemek kabini ortaya koydu. Bereketlenmesi için duâ etti ve: "Onar onar sofraya otursunlar ve herkes önünden yesin." buyurdular. Çagirilan herkes o yemekten doyasiya yedi. Enes (r.a) diyor ki: "Yedikçe kaptaki yemek çogaliyordu. Adetâ alttan kayniyordu. Davetlilerin hepsi yedi ve doydu. Getirdigim yemek aynen ortada idi." Resûl-i Ekrem (s.a) bana: "Yâ Enes! tabagi kaldir." buyurdu. Tabagi zevcesinin yanina koydum ve annemin yanina döndüm. Gördüklerimi hayretler içerisinde anneme anlattim. Annem bana "Hayret etme. Cenâb-i Hak o yemekten bütün Medinelilerin yemesini dilemis olsaydi, hepsi de yer ve doyardi." diyerek bunun bir mûcize oldugunu söyledi.

Ne iman!... Ne muhabbet!... Ne ülfet!... Ne teslimiyet!... Ey yüceler yücesi Allahim böyle bir iman, muhabbet, ülfet ve kaynasmayi bizlere de nasib et!... Amin.

Zeynep (r.anhâ) annemizin dügün ziyafeti tesettür ayetlerinin nüzûlüne de vesile oldu. Davetliler yemekten sonra kalkip gitmisti. Üç kisi vardi ki, onlar oturmus çene çaliyorlardi. iki Cihan Günesi Efendimiz onlarin kalkip gitmesi için odaya girip çikiyordu. Fakat onlar bu hareketten anlamiyorlardi. Efendimiz (s.a) annelerimizin odalarini ayri ayri dolasti geldi yine onlar konusuyordu. Can sikici bu hadise üzerine Allah Teâlâ Ahzab Sûresi: 53. ayet-i celileyi nâzil buyurdu. Meâlen:

"Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemege dâvet olunmadan vaktine de bakmadan girmeyin. Ancak davet edildiginiz zaman girin. Yemegi yediginizde hemen dagilin, sohbete dalmayin. Çünkü bu hareketiniz Peygamberi üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadir. Ama, Allah hakki söylemekten çekinmez. Peygamberin hanimlarindan birsey istediginiz zaman perde arkasindan isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onlarin kalpleri için daha temiz bir davranistir. Sizin Allah’in Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanimlarini nikâhlamaniz aslâ câiz olamaz. Çünkü bu, Allah katinda büyük bir günahtir."

O günden itibaren Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin âileleri, mü’minlerin anneleri, perde arkasina çekildiler. Kiyamete kadar gelecek islâm hanimefendilerine örnek teskil ettiler. insanlik haysiyet ve serefini böyle muhafaza ettiler. iffet timsâli nezih bir hayat sürdüler. Gözler ve gönüller islam’in bu güzellikleriyle huzur ve sükûn buldu. insanlik bu ölçülerle mutlu oldu. insan kiymeti ancak bu sekilde bilindi. insan insanliginin serefine erdi.

Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemiz ibâdete düskün, takva sahibiydi. Çokça nâfile namaz kilar, nâfile oruç tutardi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz bir gün mescitte iki direk arasinda bagli bir ip gördü. "Bu ip nedir?" diye sordu. Ashâb-i Kiram da: "Zeynep annemizin" dediler. Namazda ayakta durmaktan yorulunca bu ipe tutunur diye ilâve ettiler. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz bu hareketten pek hoslanmadi. Bunun üzerine: "ibadette böyle güçlüge girilmez. Bu ipi çözünüz. Sizler zinde oldukça ayakta kilin." buyurdular.

O, vefâkâr bir hanimefendiydi. Hakki teslim ederdi. Dürüstlükten ayrilmazdi. Birgün, münâfiklar Hz. Aise annemize iftira atmislardi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu konuda Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (r.anhüm)’ün fikirlerini sordu. Bu arada Zeynep (r.anhâ) annemizin de görüsünü almak istedi. Bunun üzerine Zeynep annemiz bütün insanliga örnek olacak su cevabi verdi:

"Ya RasûlAllah! Ben isitmedigimi isittim demekten, görmedigimi gördüm demekten kendimi korurum. Onun hakkinda vAllahi hayirdan baska bir sey bilmiyorum." dedi.

Bu cevap hem Habib-i Ekrem (s.a) Efendimizi hem de Hz. Âise (r.anhâ) annemizi çok sevindirdi.

Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemizin en bâriz vasiflarindan biri de cömertligi idi. O, dünya malina önem vermezdi. Kendi el emegi ile geçinirdi. Dikis ve el isi yapardi. Deri tabaklar onlari diker ve deri esyalar üretip satardi. Elde ettigi kazanci Allah yolunda fakir ve yoksullara dagitirdi. Ömrü boyunca sehavet üzere yasadi. infak etmek onun için büyük bir zevkti. Hz. Âise (r.anha) onun cömertligi hakkinda söyle der:

"Ben, dini yasama konusunda Zeynep’ten daha hayirli, ondan daha çok Allah’tan korkan, ondan daha dogru sözlü, akraba hakkini ondan daha çok gözeten, Allah’in rizâsini kazanabilmek için fakirlere ondan daha çok sadaka veren bir kadin görmedim."

Yine onun cömertligini ortaya koyan bir örnek de sudur:

"Hz. Ömer (r.a) sahâbîlere hazineden maas baglamisti. Zeynep annemize de bagladigi maasi gönderdi. Zeynep annemiz bu kadar çok parayi görünce sasirdi ve: "Allah Ömer’i affetsin. Diger kardeslerimin hisseleri de bunun içinde mi?" diye sordu. Parayi getirenler: "Hayir! Bunlarin hepsi senindir." dediler. Bunun üzerine o: "SübhanAllah!" diyerek örtüsü ile yüzünü kapadi ve hizmetçisine: "Elini sok, o paradan bir avuç al, falan ogullarina götür. Bir avuç al, filan’a ver." diyerek akrabasina ve kimsesizlere dagitti. Örtünün altinda avuçlayacak bir sey kalmadi. Hizmetçisi: "Ey mü’minlerin annesi! Allah sizi affetsin. Bunda bizim de payimiz var." dedi. Bu söz üzerine Zeynep annemiz örtünün altinda kalanlar da senin olsun dedi ve gelen paranin hepsini dagitti. Hz. Ömer (r.a) annemizin bu davranisindan haberdar olunca bin dirhem getirdi. Onun kapisinda durdu, selâm verdi ve: "Gönderdigim parayi dagittigini duydum. Bari bunlari elinde tut." dedi.

Zeynep (r.anhâ) o parayi da ihtiyaç sahiplerine dagitti. Üstelik ellerini açti ve bütün samimiyetiyle söyle duâ etti.

"Allahim! bundan sonra beni Ömer’in ihsanini almaya eristirme. Çünkü bu dünya mali bir fitnedir." dedi.

Kanaat ve cömertlik büyük bir hazine idi. Fakiri, yoksulu sevindirmek iki Cihan Seâdetini elde etmekti. Vermek, infak etmek dagitmak onun en büyük zevkiydi.

Bu yüce hasletlerinden dolayi o, Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimize vefatindan sonra ilk kavusan annemiz oldu. "Bana en önce kavusacak olaniniz kolu uzun olaninizdir." hikmetli sözünün muhatabi olarak anildi. Kolu uzun olmak cömertlikten kinaye olarak söylenmisti.

Zeynep binti Cahs (r.anhâ) vâlidemizin yapmis oldugu samimi duasi Allah katinda kabul buyuruldu ve hicrî 20 yilinda 53 yasinda iken Medine’de vefat etti. Bir daha maas alamadi. Cenâze namazini Hz. Ömer (r.a) kildirdi. Cennetü’l-Bakî kabristanligina defnedildi. Cenâb-i Hak sefaatlerine nail eylesin. Amin.

Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
kenz
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1152



« Yanıtla #28 : Aralık 18, 2007, 09:10:44 am »


Hazret-i Hint Binti Utbe (RadıyAllahu anha)

İntikâm Yemîni
   Müslüman olan kardeşi Ebû Huzeyfe, Bedir savaşında babasını mübârezeye (karşılıklı çarpışmaya) davet etti. Bunu duyan Hind çok hiddetlendi ve kardeşini bir şiir ile hicvetti. Bedir savaşının sonuçları Mekke halkına ulaştığında, müşrikler sanki yıldırım çarpmışa döndüler.
   Müşriklerin içinde can evinden vurulan birisi daha vardı: Hind!.. Çünkü o, bu savaşta, babası Utbe bin Rebîa'yı, amcası Şeybe'yi, ve kardeşi Velid'i kaybetmişti. Bu hadiseyle Müslümanlara karşı olan nefreti bir kat daha artan Hind, yakınlarının intikamını alıncaya kadar, "gülmeyeceğine, koku sürünmeyeceğine ve eşiyle beraber olmayacağına" yemin etti.
   Ve o günden sonra her fırsatta müşrikleri, Allah Rasûlü ile savaşa kışkırttı. Bu arada mızrak atıcılığında eşsiz bir usta olan köle Vahşî bin Harb'in mehdini o da duymuştu. Herkes Vahşi'nin ardından koşarak, kendi intikamını alması karşılığında ona çeşitli vaadlerde bulunuyordu. Hind de bizzat Vahşî'ye giderek, can düşmanı olarak gördüğü Hazret-i Hamza'yı öldürmesi halinde, kendisini âzâd ettireceğini ve ona ağırlığı kadar kıymetli eşya vereceğini vaad etti.

   İnsan ciğeri yiyen kadın
   Bedir savaşının intikamını almak için yapılan Uhud savaşına, Kureyş'in lideri olan kocası Ebû Süfyân'la birlikte Hind de katıldı. Savaş öncesinde ve savaş esnasında şiirler söyleyerek, defler çalıyor, diğer Kureyşli kadınlarla birlikte orduyu savaşa teşvîk ve tahrik ediyordu. Hind'in gözü dönmüş, intikam ve kan gözünü bürümüştü.
   Müslümanlar savaşın başlangıcında büyük bir üstünlük elde ettiler. Düşman safları bozuldu ve müşrikler kaçmaya başladılar. Ancak müslümanların arka cephesini koruyan dağdaki okçuların, "savaşı kazandık" diye yerlerini terk etmesi üzerine harbin tâlihi değişti. Oysa ne olursa olsun yerlerinde kalmaları için emr-i Peygamberî vardı. Bir anlık itaatsizlik ve teslimiyetsizlik mü'minlerin saflarında ağır kayıplara ve kargaşaya sebep oldu. Hazret-i Hamza'yı öldürmek için fırsat kollayan Vahşî bu karışıklık ânını kaçırmadı. Nihayet beklediği fırsatı yakalayınca, uzaktan attığı mızrakla Hazret-i Hamza'yı şehid etti. Bununla da yetinmeyen Vahşi, efendisi Hind'i memnûn edebilmek için, Hazret-i Hamza'nın ciğerini söküp Hind'e götürdü. O ânı sabırsızlıkla bekleyen Hind, Hazret-i Hamza'nın ciğerini avuçları içinde görünce çiğ çiğ yemeye başladı. Midesi dahî buna tahammül edememiş, istifra etmişse de, kini bir türlü teskîn olmuyordu. Bu vahşeti sebebiyle kendisine, "âkiletu'l-ekbât: ciğer yiyen kadın" lakabı verildi. Bu kadarla da yetinmeyen Hind, Hazret-i Hamza'nın cesedi başına gitti ve bu sefer mübârek şehidin diğer uzuvlarını da kesip kendisine gerdanlık ve halhal yaptı. Ona hayret ve dehşetle bakan diğer müşrike kadınlara da:
   "-Ne duruyorsunuz siz de bulduğunuz diğer müslüman şehitlere böyle yapsanıza." diyerek onları da aynı melanete teşvik etti.
 

   Allah'ın Rasûlü ile karşı karşıya...
   Hind'in bu İslam düşmanlığı Mekke'nin Fethi'ne kadar devam etti. Kocası Ebû Süfyân, Mekke Fethi'nden önce Peygamberimizle konuşarak Müslüman olmuş ve bazı imtiyazlar elde etmişti. Peygamber Efendimiz Ebû Süfyân'ın evine sığınanlara da emân verildiğini bildirmişti.
   Kocasının Müslüman olduğunu duyan Hind, Ebû Süfyan'ın sakalına yapıştı ve onu öldürmek istedi. Ancak durumun sıkışıklığını ve Mekke şehrinin artık düşmüş olduğunu görünce kendisi de Müslüman olmaya karar verdi.
   Kararını değiştirmesinin ve Müslüman olmasının sebebini soran kocası Ebû Süfyan'a şu cevabı verdi:
   "-Mekke fethedildiği gün, Müslümanlar sabaha kadar Kâbe'de ibâdet ettiler... Kâbe'de, onlar kadar, vakûr ve asîl ibadet yapan kimse görmedim. Bu nasıl bir dindir ki, dün bizim hükmettiklerimiz, hor ve hakîr gördüklerimiz, bugün bize hâkim oldular!.." dedi.
   Hind'in Müslüman olduğunu henüz kimse bilmiyordu. Onun başına kötü bir şey gelmesinden korkan Ebû Süfyân, Rasûlullah'ın yanına itibarlı bir kimse ile gitmesini tavsiye etti. Hind, kocasının bu ikazına uyarak kardeşi Ebû Huzeyfe ile birlikte Peygamber Efendimizin huzûruna çıktı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, biat için gelen kadınlardan:
   "-Allah'a şirk koşmamak, Peygamber'e itaat etmek, hırsızlık etmemek, zina yapmamak, iftira etmemek ve çocukları öldürmemek.." (Mümtehine, 12) üzere söz aldı.
   Topluluğun içinde bulunan, fakat tanınmamak için kendisini gizlemiş bulunan Hind dayanamadı:
   "-Erkeklerden istemediğini bizden istiyorsun, bununla beraber sana biat ediyoruz, dedi.
   Peygamber Efendimiz:
   "-Sen Hind değil misin?" diye sordu. Hind korka korka, ama çaresiz bir şekilde:
   "-Evet ya RasûlAllah." demekle yetindi.
Bundan sonra da, "çocukların öldürülmemesi" hadisesi üzerinde durulurken, Hind daha cahiliye fikirlerini üzerinden atamadığını gösterircesine:
   "-Biz onları küçükken büyüttük, siz ise onları savaşta öldürdünüz." dedi. Bu söz, sertliği ile tanınan Hazret-i Ömer'i bile güldürdü. Peygamber Efendimiz ise tebessüm buyurdular. Nihayet Hind:
   "-Biz bu dîvâna, sonradan isyan etmemek üzere geldik!" diyerek biatını ve îmanını tekrarladı.

   Rasûlullah'ın duâsı
   Bu şekilde biat tamamlandıktan sonra Hind, kuş gibi hafiflemişti. Korkuyla geldiği Rasûlullah'ın yanında gönül huzuru içinde ve yeni doğmuş bir insan gibi ayrılıyordu. O âna kadar yeryüzünde en çok kızdığı ve yok olup gitmesi için duâ ettiği Allah'ın Rasûlü ve ailesi gitmiş; yerine dünyada en mes'ut insanlar olması için duâlar ettiği Rasûlullah ve ailesi gelmişti. O sevinçle, evine döner dönmez iki oğlak kesip kızarttı ve cariyesiyle Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimize gönderdi.
 

   "Daha fazla göndermek istediği halde, hayvanlarının hasta ve az olması" özrünü de Peygamber Efendimize ulaştırmasını, cariyesine sıkı sıkı tembih etti.
   Câriyesi, bu durumu Peygamber Efendimize söylediğinde, İki cihan güneşi, Hind'in hayvanları için duâ etti. Bu duâ bereketiyle Hind'in hayvanları öyle arttı ki, sayıları bilinmez oldu.
   Bu hâli gören Hind:
   "-Bu Rasûlullah'ın bereketi! Bizi, İslâm'la şereflendiren Allah'a hamd olsun!" dedi.

   Yermük'teki kahraman kadın
   Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra da Hind, o eski yiğitlik ve coşkunluğunu İslam için kullanmaya devam etti.
   Yermük gazâsı çok şiddetli ve kanlı geçen bir harpti. Bu savaşa kocası Ebû Süfyan ile birlikte katılan Hind, savaş boyunca söylemiş olduğu şiirlerle orduyu savaşa teşvik etmiştir. Ordu dağılma emâreleri göstermesine rağmen savaş meydanından uzaklaşmamış, aksine düşmanın üzerine üzerine giderek askerleri teşcî etmiştir. Onun bu kahramanlık ve gözüpekliğini gören diğer kadınlar ve askerler de toplanmış yeni taarruzlarla ordu nihayet zafer kazanmıştır.

   Halîfe, adaleti gözeten insandır
   Daha sonraları Hind'in Ebû Süfyan'dan boşandığı rivâyet edilmiştir.
   Hind, Hazret-i Ömer'in hilafeti zamanında Şam vâlisi olan oğlu Muâviye'nin yanına gitmiş, oğluna; yakınlarına iltimas geçip gereğinden fazla yardım etmemesini nasihat etmiştir. Ona:
"-Halîfe, adaleti gözeten bir insandır; böyle davranırsan seni görevinden azledebilir!" demiştir.
   Velhâsıl huysuz, gaddar, zâlim, insan ciğeri dişleyen, lakin zeki, coşkulu, cesur bir kadın olan Hind; hidâyetin nûruyla, İslam'la şereflendikten sonra şahsiyet değiştirmiş, gönlü iman dolu, fedakar, cesur, ince ruhlu, vakarlı bir anne olmuştur.
   Bu güzîde sahabe hanım, hicretin 13. yılında, Hazret-i Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe ile aynı günde vefat etmiştir.
   Allah rahmet eylesin. Âmin.
   Ailesi
   Babası Utbe b. Rebîa ve annesi Safiyye binti Umeyye olan Hind, İslam'ın ilk zamanlarında azılı müşrikler arasındaydı. Bununla birlikte kardeşi Ebû Huzeyfe, ilk iman edenler arasında biliniyordu. Hind ilk önce Halid bin Velid'in amcasının oğlu Hafs bin Muğire el-Mahzûmî ile evlenmişti. Bundan "Eman" isminde bir oğlu dünyaya geldi.
   Ancak Hafs, kendisini aldattığını sanarak Hind'i babasının evine gönderdi. Bir müddet sonra yanıldığını anlayarak tekrar Hind'le beraber olmak istediyse de Hind bu teklifi kabul etmedi.
   Daha sonra babasına, kendisini isteyenlerin "isimlerini" değil de, "vasıflarını" bilmek istediğini belirtti. Sonunda kendine eş olarak İslam aleyhindeki faaliyetleri dolayısıyla Ebû Süfyân'ı seçti. Hind'in Ebû Süfyân'dan Muâviye, Utbe, Ümmü Habîbe ve Ümmü'l-Harem olmak üzere ikisi erkek, ikisi kız dört çocuğu oldu.
 
 

 
Moderatöre Bildir   Logged

İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN
Mahi
Moderatör
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1001


Men câle nâle


« Yanıtla #29 : Şubat 20, 2008, 02:45:30 am »


Ümmü Ümare Hazret-i Nesibe bint Ka'b (r.anha)
   
Künyesi Ümmü Ümâre olan Hazret-i Nesibe, bilhassa Uhud Gazvesi'nin en fedâkâr kahramanlarındandır.
   Uhud Savaşı'na katılışını ve orada başından geçenleri şöyle anlatır:
   "-Bir kırbaya su doldurarak Uhud yolunu tuttum, Müslümanların durumunu görmek ve susuz yaralılara su dağıtmak istiyordum. O sırada Müslümanlar üstün durumdaydılar, fakat sonra kafirler üstünlüğü ele geçirmeye başlayınca Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-'in yanına koştum ve O'na saldıran kafirlerin karşısına dikildim."
   Artık o su dağıtan bir kadın değil, ok ve yayıyla savaşan bir mücâhide idi.    Düşmana saldırır saldırmaz birkaç yerinden yaralanmasına rağmen, savaşın sonuna kadar Allâh Rasûlü'ne siper olmuş, kocasını ve çocuklarını da her fırsatta cesaretlendirip teşvik etmiştir.
   Düşmanlar, Peygamber Efendimiz'e hangi istikametten saldırırsa, hemen zevci ve oğullarıyla oraya koşuyorlar ve düşmanı ilk olarak göğüslemek için adeta yarış ediyorlardı.
   * * *
   Hazret-i Nesibe anlatmaya devam eder:
   "-Kılıçla, okla müşrikleri uzaklaştırmaya çalışırken yaralandım. Resûlullah'ın yanında on kişi ya var, ya yoktu. Ben, oğullarım ve kocam Resûlullah'ın önünde çarpışıyor, müşrikleri O'ndan uzaklaştırıyorduk. Bir ara Resûlullah, kalkanımın olmadığını gördü ve yanındaki birisine:
   "-Ey kalkan sahibi, kalkanını çarpışan şu kadına bırak!" buyurdu. O adam kalkanı bana verince düşmana karşı daha emin adımlarla ilerledim.
   Bize ne yaptılarsa süvariler yaptılar. Aslında Uhud'da biz yaya, onlar atlı olduklarından zorlandık, eğer onlar da bizim gibi yaya olsalardı gerçek savaş neymiş, o zaman anlaşılırdı.
   Biri at üzerinde gelip savaşınca onun hücumunu kalkanla savuşturuyordum. Benden başkasına doğru gitmek için döndüğünde de atının ayaklarına kılıcımı sallayıp kesiyordum. At yere yıkılınca, Peygamber Efendimiz, oğlum Abdullah'a:
   "-Ey Ümmü Ümâre'nin oğlu! Annene, annene yardım et!" buyuruyordu.
Abdullah, Uhud günü sol kolundan yaralanmış, Resûlüllah Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-'de
   "-Yaranı sar!" buyurmuştu. Bunu duyan Hazret-i Nesibe, belinden bir miktar bez çıkarıp yarayı iyice sardı. Resûlüllah ise bu manzarayı seyrediyordu.
   Nesibe yarayı sardıktan sonra oğlu Abdullah'a:
   "-Kalk, kafirlere karşı savaşa devam et!" dedi. O'nun bu sözü üzerine    Resûlüllah Efendimiz:
   "-Ey Ümmü Ümâre senin katlandığın, dayanabildiğin şeye herkes katlanabilir, dayanabilir mi?" buyurdu.

   O sırada Hazret-i Nesibe'nin önüne bir kafir çıkageldi. Bunu gören Allah'ın Elçisi:
   "-İşte senin oğlunu yaralayan buydu." dedi. Hazret-i Nesibe yerindem fırlayıp adama yetişti ve onu ağır bir şekilde yaraladı. Resûlüllah -sallallâhu aleyhi ve selem- dişleri görünecek kadar gülümseyerek:
   "-Allah Teâlâ'ya hamd olsun ki, seni düşmana muzaffer kılıp gözünü aydın etti. Haydi oğlunun intikamını aldın!.." buyurdu.
   * * *
   Bu savaşta, İbn Kamiyye isminde bir müşrik Peygamber Efendimiz'e saldırmış ve onu mübârek başından yaralamıştı. Bunu gören Hazret-i Nesibe, İbn Kamiyye'ye saldırmaya başladı.
   Hazret-i Nesibe bu savaşta oniki-onüç yerinden yara almıştı. Ama bunlardan en ağırı İbn Kamiyye'nin boynunda açtığı yaraydı.
   Resûlüllah Efendimiz bu sefer Abdullah'a, annesinin yarasını sarmasını emredip:
   "-Allah, ev halkınızı mübarek kılsın! Senin annenin makâmı filan ve filanların makamından hayırlıdır. Allah, size rahmet etsin." diye onlara duâ etti. Öyle ki bu yara bir sene tedaviden sonra ancak iyileşmişti.
   * * *
   Bir gün Nesibe Hatun, Peygamber Efendimiz'e;
   "-Ya Resûlüllah! Allah'a dua et de cennette sana komşu olalım!" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Habibi, ellerini yüce dergâha kaldırdı ve:
   "-Allah'ım! Bunları, Cennette bana komşu ve arkadaş et!" diye dua etti. Bu duâdan sonra Ümmü Ümâre:
   "-Bu bana kâfidir. Artık dünyada ne musibet gelirse gelsin! Hiç ehemmiyeti yok." buyurdu.
   İşte O ve O'nun gibiler "Asıl hayat ahiret hayatıdır!.." düşüncesiyle, her şeyini Allah ve Resûlü uğruna fedâ etmeye hazırdı.
   Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- onun bu fedakârlıklarını anlatmak üzere:
   "-Uhud günü sağıma baksam Nesîbe, soluma baksam Nesîbe, her tarafta onu görüyordum." buyurmuşlardı.
   * * *
   Hazret-i Nesibe'nin gazâlara olan iştiyakı, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in vefatından sonra da devam etti. Nitekim Hazret-i Ebûbekir zamanında Yemâme'de Müseylemetü'l-Kezzab adında yalancı biri, peygamberliğini ilan etmişti. Bunun üzerine Mü'minlerin emîri ona elçiler gönderdi. Bu elçilerin içinde Ümmü Ümâre'nin oğlu Habîb de bulunuyordu.
   Müseyleme, Habib'i, kendisine gönderilmiş bir elçi olduğu halde işkence ederek öldürdü. Müslümanlar bu haberin Hazret-i Nesîbe'yi üzeceğini düşünerek, kendisine söylemeye çekindiler. Bir vesileyle bunu duyan Nesibe Hatun:
   "-Elhamdülillâh, ben de şehid anası oldum!" diye sevindi. Bundan sonra da Halid b. Velid ile birlikte Müseyleme'nin üzerine giden orduya katıldı. Yaşı altmışı geçtiği halde:
   "-Müseyleme'nin ölümünü göreceğim!" diye yemin etti.
   Elinde kılıç, yanında öbür oğlu ile birlikte hücum etti ve neticede Müseyleme, Hazret-i Vahşî tarafından öldürüldü.
   Hazret-i Nesibe bu savaşta da bir çok yerinden yara aldığı ve kolunun birini kaybettiği halde; "Ey Mücahidler vurun, Allah aşkına vurun." diye seslenerek askerleri coşturuyordu.
   Ömrünü Allah ve Resûlü uğruna cihatlarla geçirmiş olan Hazret-i Nesîbe -radıyallâhu anhâ-'nın ne zaman vefat ettiği belli olamamakla birlikte, Medine'de vefât ettiği ve Bâkî kabristanlığına defnedildiği bilinmektedir.
   Rabbimiz, bizlere de O'nun cesaret ve kahramanlık ruhundan hisseler nasip eyleyip, bu büyük dâvânın yüceltilmesinde hizmetkâr kılsın!...
   Âmin.
  Hazret-i Nesibe hakında...
  Gazalarda gösterdiği cesâret ve kahramanlıklarıyla meşhur olan bu hanım sahabe, Hazrec kabilesine mensup olup Medine'nin ileri gelen ailelerindendir. Babası Mâzin b. Neccar, annesi ise Rebâb bint Abdullah'tır. Tahmînen miladî olarak 573 yılında doğmuştur.
Akabe biatlarına eşi Zeyd b. Asım ile beraber katılmış ve müslüman olmuşlardır. İlk müslüman olan Medineli iki hanımdan biridir.
   Hazret-i Nesibe, hicretten sonra meydana gelen Uhud, Hayber, Mekke'nin fethi ve Huneyn gibi savaşlara katılmış; Umretü'l-Kaza, Hudeybiye Antlaşması, Veda Haccında bulunmuştur.
   Hazret-i Nesibe, Bedir savaşına katılamamış, ama oğulları Abdullah ve Habib'i bu cihada yolcu etmiştir. Bedir dışındaki bütün gazalara ise âilece iştirak etmişlerdir.
   Kocasının vefatından sonra, Hazret-i Nesibe, Guyeyye b. Amr'la evlenmiş, bu zâttan Temim adlı bir oğlu ile kızı Havle dünyaya gelmiştir.

 
Moderatöre Bildir   Logged

Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı,
                                                                             Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!
!
duha
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5041


ѕησωƒℓαкє


« Yanıtla #30 : Mart 07, 2008, 01:19:45 am »


Allah Razı OlsuN...
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Şimdi Senden Vazmıgeçmeli;
Masal olup yola devam mı etmeli??
İsra
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5968



« Yanıtla #31 : Mart 07, 2008, 01:53:12 am »



Afra Hatun (r.anha)

Afrâ Hâtun iman âbidesi çocuklar yetiştiren bir anne... Genç yavrularının Allah ve Rasûlü yolunda şehadetlerine sabreden bir hanım sahâbi... Üç çocuğunu Bedir savaşına katılması için teşvik eden kahraman bir İslâm hanımı... Genç şehitler annesi...

O Medineli olup Neccar oğullarına mensuptur. Babası, Ubeyd İbni Sâlebe'dir. Annesi, Ruat binti Adiyye'dir.

Afrâ Hâtun İslâmiyeti Medine'de tanımış ve hiç tereddüt etmeden Rasûlullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimize biat etmiştir.

O, hicret ederek Medine'ye gelen Mekke'li muhâcir kardeşlerine hizmeti şeref bilen bahtiyar bir hanımdı. Rabbisinin rızasını kazanmak için muhacir kardeşlerinin yardımına koştu. Elinden gelen hizmeti esirgemedi. Onlara şefkat dolu bir anne oldu.

Afrâ (r. anhâ) ilk evliliğini Neccar oğullarından Hâris İbni Rıfâa ile yapmıştı. Bu evlilikten üç çocuğu dünyaya geldi. Onlara; Muâz, Muavviz ve Avf isimleri verildi. Her bir oğlunu birer iman fedâisi olarak yetiştirdi.

Afrâ Hatun şecaat ve cesaret sahibi kahraman bir hanımdı. Güçlü ve kuvvetliydi. Hayatın elem ve kederine, tahammüllüydü. Acılara karşı sabırlıydı. Allah ve Rasûlü yolunda sebat eder, dünyevî sıkıntı ve çilelere aldırmazdı. Bedir harbi olunca oğullarının hepsini savaşa göndermişti. Onların gösterdiği îmânî heyecandan son derece mutluluk duymuştu. Savaşta sergiledikleri kahramanlıklara çok sevinmişti. Hatta iki oğlunun şehadetine sevindiği kadar diğer oğlunun şehid olamadığına üzülmüştü. Abdurrahman İbni Avf (r.a) bu genç kardeşlerin Bedir’de gösterdikleri kahramanlıkları şöyle nakleder:

Bedir günü Ebû Cehil kahramanlık şiirleri söyleyerek müşrik ordusu içinde dolaşıp dururdu. Anam beni bugün için doğurdu diyerek övünürdü. Askerine bu sözlerle cesaret vermek isterdi.

   

Kendi kabilesi Beni Mahzum gençleri etrafını sarmış yanına kimseleri yaklaştırmazdı. Böyle bir ortamda ben sağıma soluma baktım, Ensar'lı iki genç arasında kaldığımı gördüm. Onlardan biri bana doğru yaklaştı ve:

“– Ey amca! Sen Ebû Cehil'i tanır mısın!” diye sordu. Ben de:

“– Evet! Tanırım ey kardeşimin oğlu. Ebû Cehil'i ne yapacaksın?” dedim. Genç delikanlı bana:

“– Haber aldım ki o, Rasûlullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimize sövermiş!? Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onu bir görecek olursam, ikimizden eceli gelen ölmedikçe, şahsım ondan ayrılmayacaktır. Allah'a ahd ettim. Onu gördüğüm gibi üzerine saldıracağım. Ya onu öldüreceğim veyahud bu uğurda öleceğim” dedi.

Gencin kahramanca söylediği bu sözlere ve ondaki imânî heyecana hayret ettim. Öbür genç de diğeri gibi ahdetmişti.

Çok geçmeden, Ebû Cehil'i askerin içerisinde öteye beriye telaşla giderken gördüm. Gençlere hitaben: “– Görüyor musunuz? İşte, sorduğunuz adam!” dedim.

Gençler hemen kılıçlarını sıyırdılar. Süratle hareket edip ikisi birden fırlayarak o tarafa doğru yöneldiler. Çifte şahin gibi süzülüp Ebû Cehil'e doğru koşmaya başladılar. Anî bir hareketle seyirtip onun üzerine hücum ettiler. Hamle üstüne hamle yaptılar.

Bu iki genç meğer Afrâ Hâtun'un oğlu Muâz ile Muavviz adında iki fedâî kardeşler imiş.

Afrâ Hâtun'un bu kahraman oğulları çok genç olmalarına rağmen kükremiş aslanlar gibi Allah ve Rasûlünün düşmanı bulunan Ebû Cehil'in üzerine çullandılar. Bu din düşmanı neye uğradığını bilemedi. Kılıç darbeleriyle derin yaralar aldı. Bu sırada Ensardan Muaz İbni Amr İbni Cemuh adında bir başka yiğit Ebû Cehil'i gözetirmiş. O da koşup geldi ve birlikte canını cehenneme gönderdiler.

Muaz ve Muavviz (r. anhüm) kardeşler Ebû Cehil'in işini bitirdikten sonra yine kahramanca çarpışmaya devam ettiler.

Bu İslâm cengâverleri, Bedir'in bu çifte arslanları, nihayet arzuladıkları şehitlik mertebesine kavuştular.

Afrâ Hatun (r. anhâ) iki oğlunun şehid olduğunu haber alınca Allah'a hamd etti. Diğer oğlu Avf'ın onlarla birlikte şehid olamayışına üzüldü. İstiyordu ki, o da Allah yolunda cânını fedâ eylesin. Bu üzüntüsünü Fahr-i Kâinat sallAllahu aleyhi vesellem efendimize gelerek şöyle dile getirdi:

“– Ya RasûlAllah!” İki çocuğum şehid oldu. Keşke Avf da aynı mertebeye ulaşsaydı. Acaba Avf onlardan daha mı geridedir:” dedi.

Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz iman dolu ve şehidlik özlemiyle dolu bir kalbe sâhib bu anneye şu cevâbı verdi:

“– Hayır! Muaz ve Muavviz hayattan tam lezzet alamadan genç yaşta şehid oldular. Fakat Avf da onlardan geride değildir.” buyurdu.

Avf (r.a) da kardeşlerinin şehadetinden sonra büyük bir cesaretle düşman safları içine atıldı. Kahramanca çarpıştı. Birçok düşmanı tepeledikten sonra şehâdet şerbetini içti. Cennette kardeşlerine kavuştu.

Ne gıptaya lâyık bir hareket!.. Ne kahramanlık!.. Ne fedakârlık!.. Ne candan bir gayret!.. Ne yüce bir imânî heyecan!.. Ne şerefli bir mertebe!.. Ne samimi bir muhabbet!.. Allah’ım bizlere de böylesi yücelikler nasîb et!.. İmânî heyecan ve gayretimizi müzdâd et!.. Bu şerefle yaşamayı ve ölmeyi lutfet!..

Afrâ Hâtun (r. anhâ) böylesine kahraman yiğitler yetiştiren bir anne. Çocuklarını birer iman âbidesi olarak yetiştiren ve onların Allah ve Rasûlü yolunda şehid olmalarına sevinen bahtiyar bir anne. Bu genç şehid kardeşler “Afrâ'nın oğulları” lakabıyla anılır olmuşlardır.

Allah onlardan razı olsun. Rabbımız bizleri şefaatlerine nâil eylesin. Amin.

Mustafa Eriş
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Forum Kurallarını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız
Mahi
Moderatör
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1001


Men câle nâle


« Yanıtla #32 : Mart 22, 2008, 01:29:27 pm »


LEYLA EL-GIFÂRİYYE (R. ANHÂ)

Rasûlüllah (S.A.V) Mekke'den Medine'ye hicret ederken Gıfâr'a uğradığında Gıfâr oğulları onu karşılamaya çıktılar. Rasûlüllah (S.A.V] onları İslâm'a davet edip Kur'ân okudu. Bir çoğu müslüman oldu. Müs­lüman olanlar arasında kadınlar da vardı. Leylâ Peygamber'e (S.A.V) bey'at etti. Rasûlüllah (S.A.V) Yesrib'e hareket etmeden önce Gtfâr oğullarına bakıp şöyle dedi :

— Allah Gıfâr'a mağfiret etsin.

Daha sonra Leylâ el-Gıfariyye Medine'ye hicret etti. Rasûlüllah'ın (S.A.V) cihâdın fazîleti hakkındaki konuşmasını dinleyince Allah Taâla'nın kendisine şehit olmayı nasip etmesini arzu etti. O, yaralıları tedavi etmek ve hastalara bakmak üzere Peygamberle birlikte çıkar­dı...

Leylâ el-Gıfariyye Rasûlüllah'ın evine girerdi. Bir gün Rasûlüllah'­ın Hz: Âîşe'ye :

— Bu Ali, ilk iman eden kişidir, dediğini duydu.

Mü'minierin emîri Hz. Osman şehit edilip müslümanlar müslü-manlann emîri olarak Hz. Ali'ye bey'at edince.. ez-Zubeyr İbnu'l-Av-vam, Talha İbn Ubeydillah ve bazı kimseler bey'atlerini bozup mü'­minierin annesi Hz. Aîşe'yie birlikte Basra'ya gittiler ve Şam'lılarla Muaviye İbn Ebî Sufyan'a katıldılar ve Hz. Osman'ın katillerinin ceza­landırılmasını istediler. Bunun üzerine mü'minierin emiri Hz. Ali de ordusuyla onlara karşı yürüdü..

Cemel olayı meydana geldiğinde ve Şam'hlar yenilip dağılınca Hz. Ali'nin taraftarları mü'minierin annesi Hz. Aişe'nin hevdecini ku­şattılar. Hz. Ali ile birlikte çıkmış olan Leylâ el-Gıfariyye ona :

— Ey mü'minierin annesi! Rasûlüllahtan (S.A.V) Hz. Ali'nin fazi­leti hakkında birşey duymadın mı? dedi.

Mü'minierin annesi Hz. Âİşe de şu cevabı verdi:

— Evet, bir gün yanında olduğum sırada ve üzerinde havlunun tüyleri varken Rasûlüllah'ın yanına Ali girdi. İkimizin arasına oturdu. Ben: Burdan daha genişi varken yer bulamadın mı da gelip aramıza oturdun? dedim. Rasûlüllah (S.A.V) : Yâ Âîşe! Kardeşimi bana bırak. Çünkü o, müslüman olanların ilki, bana blan ahdini yerine getirenlerin sonuncusu ve kıyamet gününde benimle karşılaşanların ilkidir, buyur­du. [1]


[1] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 396-397.

Moderatöre Bildir   Logged

Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı,
                                                                             Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!
!
Asfa
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1358


Yoℓα giя£η ∂aяa ∂üşмez...


« Yanıtla #33 : Mart 22, 2008, 01:44:24 pm »


Allah razı olsun.Şefatlerine nail eylesin...
Moderatöre Bildir   Logged

İlimsiz ibadetin tadı olmaz!...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Şefaat ya binti Rasul GÖNÜL SULTANLARIMIZ kenz 2 619 Son Mesaj Nisan 11, 2007, 04:37:58 pm
Gönderen: Ahi
Fatih Kardeşini Katletmedi-Kardeşi Hint Padişahı İdi TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ Fatihan 5 1192 Son Mesaj Temmuz 12, 2009, 12:51:59 am
Gönderen: tefhim
Bera ibni Azib radıyAllahu anhüma anlatıyor: KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET-İ SENİYYE ay-yüzlüm 0 500 Son Mesaj Temmuz 05, 2007, 04:42:00 pm
Gönderen: ay-yüzlüm
Hz. Safiyye (R.ANHA) Validemiz ASHAB-I KİRAM Ber-ceste 0 494 Son Mesaj Ağustos 10, 2008, 01:09:33 pm
Gönderen: Ber-ceste
Hz.Nese binti Rifaa kimdir İSLAMİ SORULARINIZ VE CEVAPLARI m.esved 0 116 Son Mesaj Ağustos 15, 2009, 09:48:30 pm
Gönderen: m.esved
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM