Muhterem Müminler!
Bu haftaki hutbemiz,

’ın dinine hizmet hususunda gösterilmesi icabeden gayret hakkında olacaktır.
Mahlukatın en şereflisi olan insana verilen vazife, “Her nimetin, külfeti; nimetin büyüklüğüne göredir”, kaidesince bütün vazifelerin en yücesidir. Hakka ibadet, halka hizmet şeklinde hulasa edilen bu vazife, peygamberler mesleğidir.
Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar ve

yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler müsavi olmazlar.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise, Hz. Ebu Rafi’ (R.A)’a şu nasihatte bulunmuşlardır: “(Ya Ebâ Rafi’!)

’a yemin ederim ki, senin vasıtan ile

’ın bir kişiye hidayet vermesi, senin için, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır..”

yolunda yapılacak hizmetlerde gösterilecek gayretin en güzel numunesi, peygamberler ve onların vârislerinin hayatlarıdır. Yıllarca dînî teblîğ ettiği halde, sadece bir kişinin hidayetine vesile olan peygamberler olmuştur.fakat bütün sıkıntılara rağmen, tebliğ vazifesindeki gayretleri asla eksilmemiştir.
Din-i Celil-i İslam’ı tebliğ hususunda, Peygamber Efendimizin çektiği sıkıntıları ve bunlara karşı gösterdiği sonsuz tahammülü kelimeler ile anlatmak mümkün değildir. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Yemin ederim ki,

yolunda, kimsenin görmediği eziyetleri gördüm.

uğrunda, hiç kimsenin görmediği korkulara maruz kaldım. Öyle bir otuz gün ve gece geçirdim ki, Bilal’in koltuğu altında sakladığı yiyecek dışında ne bende ne Bilal’de bir canlının yiyebileceği bir şey vardı.” Cenabı hak Peygamber efendimizin sonsuz gayretini şöyle beyan ederler “Ey Habibim! Nerdeyse sen, bu söze (Kur’an’a) inanmayanların ardından üzülerek kendini helak edeceksin.”
Kendisini dinimizin en iyi, en doğru ve en süratli bir şekilde öğretilmesi ve yaşatılması davasına veren; “Efendi, biraz istirahat buyursanız.” denildiğinde: “Günde binlerce insanın imanı sönerken, ben nasıl ayaklarımı uzatıp yatabilirim.”, buyuran; “Hocalıkta bize ekmek kalmadı.”, diyenlere: “Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık,

’ın, Rasülüllah’ın, kitabullah’ın ve din-i mübin-i İslamın tebliğ memurluğudur.”, şeklinde cevap veren; hastalığı sebebiyle, istirahat ettiği odasına, elinde kitabıyla giren talebesine:
“Gel evladım, biraz okuyalım... Biz değil yorgunluk, rahatsızlık; mezara gidiyor dahi olsak; okumak, okutmak ve hizmet denilince koşarız”, buyuran

dostları, maruz kaldıkları sıkıntılara rağmen, gayret-i diniyyelerinde zerre kadar noksanlık olmadan, kendilerine verilen vazifeleri en güzel şekilde ifa etmişlerdir.
Muhterem Müminler!
Peygamber Efendimiz bir savaş dönüşü, kızı Hz. Fatıma R.Anha’nın evine uğramışlardı. Hz. Fatıma, çok sevdiği babasının, yüzünün solmuş, elbiselerinin eskimiş olduğunu görünce, dayanamayıp,

Rasülünün boynuna sarılarak, ağlamaya başladı. Kızını teselli etmek isteyen fahr-i alem: “Ya Fatıma, ağlama!

, babanı öyle bir dava ile göndermiştir ki, bu din gecenin olduğu her yere ulaşacak, yeryüzünde topraktan, deve tüyünden ve kıldan mamul ne kadar ev varsa,

bu dava sebebiyle, evlere ya izzeti, yahut zilleti verecek.” , buyurdular.
Şu bir hakikattir ki, bu hizmetlerin bize ihtiyacı yoktur. Cenabı Hak, dininin, kıyamet sabahına kadar devam edeceğini, kendi kelam-ı kadimiyle yazmış, bir kafirle dahi olsa, bu dinin her tarafa yayılacağını bildirmiştir. O halde, müminler olarak, bütün arzu ve gayretimiz, Cenab-ı Hakk’ın bizleri son nefese kadar son nefes dahil, dininin hizmetçilerinden kılmasıdır. Peygamber Efendimiz, Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Dünyanın ömrü olduğu müddetçe,

’ın kıyamet emri gelinceye kadar, ümmetimden hak üzere, gâlip ve daima dine destek olan bir cemaat asla zail olmayacak. Bunlar dine sahip çıkacaklardır. Kendilerine muhalefet edenler onlara hiçbir zaman zarar veremeyecektir.” Bizlere düşen vazife bu taifeden olmaya çalışmaktır.islam büyüklerinden süleyman hilmi tunahan hazretleri, Evlatlarım! Sizler ne büyük mükâfata nail olacaksınız bir bilseniz.Yarın kıyamet gününde bizler geçerken mahşer halkı gıpta ile peygamber efendimize sorarlar: Ya RasülAllah bunlar enbiya mıdır? Cevap hayır. Bunlar şüheda mıdır? Cevap hayır. Bunlar evliya mıdır? Cevap hayır. Öyle ise kimdir bunlar? Rasülüllah Efendimiz: “Bunlar ahir zamanda sönmek üzere olan dini celil-i islamı ümmeti muhammedin evladına aşılayan mücahidlerdir”. Buyururlar.
Mahlukatın en şereflisi olan insana verilen vazife, “Her nimetin, külfeti; nimetin büyüklüğüne göredir”, kaidesince bütün vazifelerin en yücesidir. Hakka ibadet, halka hizmet şeklinde hulasa edilen bu vazife, peygamberler mesleğidir.
Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar ve

yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler müsavi olmazlar.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise, Hz. Ali (R.A)’a şu nasihatte bulunmuşlardır: “(Ya Ali!)

’a yemin ederim ki, senin vasıtan ile

’ın bir kişiye hidayet vermesi, senin için, kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”

yolunda yapılacak hizmetlerde gösterilecek gayretin en güzel misâli, peygamberler ve onların vârislerinin hayatlarıdır. Yıllarca dînî teblîğ ettiği halde, sadece bir kişinin hidayetine vesile olan peygamberler olmuştur. Bütün sıkıntılara rağmen, tebliğ vazifesindeki gayretleri asla eksilmemiştir.
Din-i Celil-i İslam’ı tebliğ hususunda, Peygamber Efendimizin çektiği sıkıntıları ve bunlara karşı gösterdiği sonsuz tahammülü kelimeler ile anlatmak mümkün değildir. Fakat o hiçbir zaman bunlara aldırmamış, bütün varlığını bu uğurda feda etmiştir. Cenab-ı Hak Peygamber efendimizin sonsuz gayretini şöyle beyan buyururlar:
“Ey Habibim! Nerdeyse sen, bu söze (Kur’an’a) inanmayanların ardından üzülerek kendini helak edeceksin.”
Muhterem Müslümanlar!
“Birlikten kuvvet doğar” sözünün en güzel tecellisini, hizmetlerde görmek mümkündür. “Ben kendi başıma dinimi muhafaza eder ve ona hizmet edebilirim demek adetüllah’a aykırıdır. Cenab-ı Hakkın müminlerden istediği cemaat halinde olup, tefrikadan kaçınmaktır: Ayet-i Kerimede: “Haberiniz olsun ki,

kendi yolunda kurşunlu bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” , buyrularak, birlik beraberlik içinde hizmet etmenin ehemmiyyetine; “...Sen onları toplu sanırsın, halbuki kalpleri dağınıktır, bu, onların aklı yetmez bir kavim olmalarındandır.” , buyrularak tefrikanın çirkinliğine dikkat çekilmiştir.
Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz bir savaş dönüşü, kızı Hz. Fatıma R.Anha’nın evine uğramışlardı. Hz. Fatıma, çok sevdiği babasının, yüzünün solmuş, elbiselerinin eskimiş olduğunu görünce, dayanamayıp,

Rasülünün boynuna sarılarak, ağlamaya başladı. Kızını teselli etmek isteyen fahr-i alem: “Ya Fatıma, ağlama!

, babanı öyle bir dava ile göndermiştir ki, bu din gecenin olduğu her yere ulaşacak, yeryüzünde topraktan, deve tüyünden ve kıldan mamul ne kadar ev varsa,

bu dava sebebiyle, evlere ya izzeti, yahut zilleti verecek.” , buyurdular.
Şu bir hakikattir ki, bu hizmetlerin bize ihtiyacı yoktur. Bizim, hizmet safında yer almak için gösterdiğimiz gayret, yine kendimiz içindir. Cenabı Hak, dininin, kıyamet sabahına kadar devam edeceğini, kendi kelam-ı kadimiyle yazmış, bir kafirle dahi olsa, bu dinin, her tarafa yayılacağını bildirmiştir.. O halde, “Herşey bitti. Şimdi ne yapacağız” gibi ümitsizliğe kapılmak yersizdir. Müslümanlar olarak, en büyük arzumuz, hizmet safında yerimizi almak ve son nefese kadar bu dava için gayret göstermektir. Fakat,

’ın dinine hizmet büyük bir nimettir. “Bu istemekle elde edilecek bir devlet değildir. Lakin zaman içinde belli kimselere,

tarafından verilir.” Peygamber Efendimiz, Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Dünyanın ömrü olduğu müddetçe,

’ın kıyamet emri gelinceye kadar, ümmetimden hak üzere, gâlip ve daima dine destek olan bir cemaat, asla zail olmayacak. Bunlar dine sahip çıkacaklardır. Kendilerine muhalefet edenler onlara hiçbir zaman zarar veremeyecektir.”