|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #20 : Ağustos 20, 2008, 12:03:25 ÖÖ » |
|
Firdevs cennetini istemek Resûlullâh (sav) buyurdu ki: "Her kim Allâh’a ve O’nun Resûlüne îmân eder de namaz kılar ve Ramazan’da oruç tutarsa, onu Cennet’e koymak  üzerine (sanki) bir hak olur. İbn–i Mes’ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “  ’ın kitabından bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir, lâm da harftir, mim de harftir” buyurmaktadır (Hadis hasen, sahîhtir, Tirmizî ). Yine Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Her kim Allâh’a ve O’nun Resûlüne îmân eder de namaz kılar ve Ramazan’da oruç tutarsa, onu Cennet’e koymak  üzerine (sanki) bir hak olur. O kimse ister  yolunda cihâd etsin, isterse içinde doğduğu toprağında, (evinde) otursun". Bunun üzerine Ashâb: "Yâ Resûla’llâh! (Bu haberi) halka müjdelemez miyiz?" demişlerdi. Resûl-i Ekrem (şöyle) söyle (yerek istidrâk eyle) di: "- Cennet’te yüz derece vardır ki,  onları  yolunda cihâd eden mücâhidler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesâfe, gökle yer arasındaki mesâfe gibidir. Siz  ’dan (Cennet) istemek dilediğinizde Ondan Firdevs’i isteyin!. O, Cennet’in efdalidir ve Cennet’in en yücesidir". Sahîh–i Müslim’de, Ukbe b. Âmir (r.a)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Biz, Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: “Günah işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan’a yahut Akik’a kadargidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?” diye sordu. “Ya ResûlAllah! Biz bunu isteriz” dedik. “Öyle ise sizden herhangi birimescide gider de celil ve aziz olan  ’ın kitabından iki âyet öğrenir yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.” İbn Mes’ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bir kavme,  ’ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder” (Müslim). Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav), Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce onun defin işlemini yapardı (Buhârî–Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce). İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını  ’dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #21 : Ağustos 21, 2008, 12:09:21 ÖÖ » |
|
Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz  ü Teâlâ kıyâmet günü: “Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bugün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim” buyurur. Müslim, Birr 37. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53. Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan  ’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” Müslim, Îmân 93–94. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11. Ebû Hüreyre radıyAllahu anh’den rivâyet edildiğine göre Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı.  Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. “ Ebû Hüreyre önceki konuda geçen 362 numaralı hadisi “Sen onu nasıl seviyorsan  da seni öylece seviyor” cümlesine kadar rivâyet etti. Müslim, Birr 38. Ebû İdris el–Havlânî rahımehullah’dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Dımaşk mescidine girmiştim. Bir de ne göreyim, güleç yüzlü bir delikanlı ve başına toplanmış bir grup insan. Bunlar bir konuda görüş ayrılığına düştüler mi hemen o delikanlıya başvuruyor ve fikrini kabulleniyorlardı. Bu gencin kim olduğunu sordum. “Bu Muâz İbni Cebel radıyAllahu anh’tır” dediler. Ertesi gün erkenden mescide koştum. Baktım ki o genç benden evvel gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim sonra önüne geçerek selâm verdim ve: –  ’a yemin ederim ki ben seni seviyorum, dedim. –  için mi seviyorsun? dedi. – Evet  için, dedim. O yine: – (Gerçekten)  için mi seviyorsun? dedi. Ben de: – Evet, (gerçekten)  için seviyorum, dedim. Bunun üzerine elbisemden tutarak beni kendisine doğru çekti ve şöyle dedi. – Mübarek olsun sana. Zira ben Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “  Teâlâ, ’Sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederler’ buyurmuştur. “ Muvatta, Şa’r 16.
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #22 : Ağustos 22, 2008, 11:21:57 ÖS » |
|
Nefsine ve şehvetine hakim olamayan... Süfyan-ı Sevrî buyurdu ki: “Ben, her şeyden fazla bir itina ile nefsime bakmışımdır. O, bazen benimle beraberdir, bazen de aleyhime geçmiştir... Ey insanlar, birbirinizle husumete düşmezden evvel, nefslerinizi şehevî arzulardan alıkoyunuz!” Onların bu husustaki delillerinden biri, Peygamber efendimizin: “Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle, cehennem de şehvetlerle süslenmiştir” meâlindeki sözleri ile nefsine ve şehvetine hakim olamayanın Cehenneme gideceği bildirilmiştir. Hasan-ı Basrî buyurdu ki: “Üstündeki sahibini dinlemeyen çılgın bir atın gemlenmeye olan ihtiyacı, senin nefsini gemlemeye olan ihtiyacından daha fazla olamaz!” İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: “Aklı dinlemeyen, en çok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten kaçınmaları faydalı ise de, büyük sevap alamazlar. Fakat günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku yok iken, sırf  rızası için,  ’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.” Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Hayâ, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. Böyle kimselerin ahiret arzusu çoğalır, dünya hırsı azalır. Cimrilik, müstehcenlik, çirkin sözlülük, hayâsızlıktan, nifaktan ileri gelir. Böylelerinde dünya hırsı çoğalır, ahiret arzusu azalır.” Nefsî arzuların insanı çok zorladığı çağ da geçlik çağıdır. Bunun için bu çağda yapılan ibadetler çok kıymetlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, İslamiyet’in bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok üstün ve kıymetli olur. Çünkü, engeller karşısında, ibadeti yapmak güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Engel olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. Bunun içindir ki, insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, engeller arasında ibadet ediyor. Melekler ise, engel olmadan emre itaat ediyor. Savaşta, askerin kıymeti artar ve savaşırken ufak bir hizmetleri, barış zamanındaki büyük gayretlerinden daha kıymetli olur...
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
hüsnülhatime
okur
Offline
Mesaj Sayısı: 60
|
 |
« Yanıtla #23 : Ağustos 22, 2008, 11:44:11 ÖS » |
|
 razı olsun.Mevlam cümlemizi nefsine uymaktan muhâfaza eylesin.
|
Bak şu çeşmenin haline İçecek tası yok Kırma mü'minin kalbini Yapacak ustası yok
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #24 : Eylül 08, 2008, 01:53:28 ÖÖ » |
|
Ya Rab, tövbelerimizi kabul et Ey Rabb'imiz! Bizi Sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tövbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Ey Rabb'imiz! Şüphesiz Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara Suresi, 128-129) Müslüman, Müslüman'ın kusurunu örter Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mü'min) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse  da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslüman'ı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple  da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslüman'ın kusurunu) örterse,  da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter. (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
dört mevsim
|
 |
« Yanıtla #25 : Eylül 09, 2008, 05:17:52 ÖÖ » |
|
Ey Rabb'imiz! Bizi Sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet esaslarını göster ve tövbemizi kabul et.
|
|
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #26 : Eylül 20, 2008, 01:48:09 ÖÖ » |
|
Usâme b. Şerik şöyle anlatır: Bedeviler Hz. Peygamber’e şöyle sordular: ‘Bir kula verilen en hayırlı şey nedir?’ Hazreti Peygamber (s.a) "Güzel ahlâk" buyurdu... "Muhakkak ki benim nezdimde en sevimliniz ve kıyamet gününde meclis bakımından bana en yakınınız ahlâkça en güzel olanlarınızdır". İbn Abbas Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Üç haslet vardır, onların üçü veya onlardan biri bir insanda yoksa, o insanın hiçbir ameline güvenmeyiniz: Kişiyi  ’ın günahlarından meneden takva veya bir hilm ki, o hilm saldırgan bir kimseyi durdurur veya bir ahlâk ki kişi onunla insanlar arasında yaşayabilir". Hz. Peygamber’in namazın başlangıcındaki dualarından birisi şudur: "Ey  ım! Beni ahlâkların en güzeline hidayet et! Çünkü ahlâkların en güzeline ancak sen hidayet edersin. Benden huyların rezillerini uzaklaştır. Çünkü senden başka kötü ahlâkı uzaklaştıracak yoktur". Enes (r.a) der ki: Biz birgün Hz. Peygamber ile beraberdik Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Muhakkak ki güzel ahlâk, güneşin buzu eritmesi gibi, ha-tayı (günahı) eritir". Kettânî der ki: "Tasavvuf ahlâk demektir. Bu bakımdan ahlâken senden ileride bulunan bir kimse, tasavvuf’ta da senden ileridir". Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: "İnsanlarla olan ilişkilerinizde güzel ahlâka sarılın. Fakat amellerinizle onlara muhalefet edin". Yahya b. Muaz şöyle demiştir: ‘Kötü ahlâk öyle bir kötülüktür ki onunla beraber çokça yapılan haseneler fayda vermez. Güzel ahlâk öyle bir hasenedir ki onunla beraber çokça yapılan günahlar zarar vermezler’. İbn Abbas’a ‘Kerem ne demektir?’ diye sorulduğunda, şöyle demiştir: “Kerem o şeydir ki,  Teâlâ onu Kitab-ı Kerîm’inde beyan ederek şöyle buyurmuştur: ‘Muhakkak sizin  nezdinde en kerîminiz ve şerefliniz takvaca en önde olanınızdır’. (Hucurât/13)” Denildi ki: ‘Haseb (soy, sop) ne demektir?’ Şöyle dedi: ‘Ahlâken sizin en güzeliniz, soy-sop yönünden en üstününüzdür’. İbn Abbas şöyle demiştir: ‘Her binanın bir temeli vardır. İslâm’ın temeli de güzel ahlâktır’. Atâ (r.a) şöyle der: ‘Yücelen bir kimse, ancak güzel ahlâkla yü-celmiştir. Hiç bir kimse -Hz. Peygamber müstesna- güzel ahlâkın kemâline tam mânâsıyla varmamıştır’. (Çünkü  Teâlâ: ‘Muhakkak sen büyük bir ahlâk üzeresin’ (Kalem/4) buyurmuştur). Bu bakımdan  nezdinde insanların en sevimlisi, güzel ahlâk ile Hz. Peygamber’in yolunu ve izini takip edenlerdir...
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
antepli
|
 |
« Yanıtla #27 : Eylül 29, 2008, 11:16:28 ÖÖ » |
|
 (a.c.)RAZI ve MEMNUN OLSUN muhterem hocam...
|
İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #28 : Ekim 02, 2008, 12:19:32 ÖÖ » |
|
Ramazan Müslümanlığı mı yoksa? Bir hadis-i şerif bize şöyle bir hatırlatmada bulunmaktadır: -  için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır!.. Evet, böyle tarif ediyor Efendimiz (sas) Hazretleri makbul Müslümanlığı.. Az da olsa devamlı olanıdır!.. Diyelim ki, bir insan Ramazan boyu beş vaktine beş daha ilâve etmiş, sabahlara kadar namaz kılmış, akşamlara kadar da oruç tutmuş.. Elinden tesbihini, başından takkesini düşürmeyen bir sofu insan hâline gelmiş, ama bu titizlik ve dikkat, sadece Ramazan ayına mahsus kalmış, Ramazan'dan sonra tesbihler, seccadeler sandığa, dinî görevler gelecek Ramazan'a bırakılmış. Yani devamlı değil.. İşte bu,  yanında makbul olan tutum değildir.  'ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi sayısız nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O'na olan ibadet ve itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Hatta insan nasıl havasız, susuz yaşayamazsa, biz de ibadetlerimizi yapmadan yaşayamaz hâle gelmeliyiz. Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu düşünceyi vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayı sonunda bu konuyu kendi vicdanımızda iyice düşünmeli, Ramazan'da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan'dan sonra da firesiz devam ettirme kararında olmalıyız.. Şayet böyle bir tefekkürümüz olur da Ramazan sonunda böyle kesin bir karar içinde olursak, Ramazan'ın feyzinden tam istifade edenlerden olduğumuzu düşünebiliriz. Çünkü aldığımız bu karar dinî hayatımızı firesiz devam ettirme kararıdır. Hayatımızı değerlendirme adına bundan daha mühim bir karar olamaz Ramazan'dan sonra.. Zaten sorumluluk sahibi insan dindarlığını, Ramazan ayına inhisar ettiremez, Ramazan'dan sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp eski gaflet gömleğini giyemez. Belki Ramazan'da kazandığı bu güzel alışkanlıklarını iyice benimser, Ramazan sonrasında da aynen devam ettirme kararını tereddütsüz alır. Böylece ömür boyu dinî hayatını sürdürme niyetini bir daha tazelemiş olur. Hadis-i şerifin tarif ettiği Müslüman halini alır. Ne diyor hadis-i şerif?: -  için yapılan ibadetlerin en makbulü, (az da olsa) en devamlı olanıdır! Onun için 'Ramazan gitti, dinî hayat bitti' diyemez. Ramazan gider; ama dinî hayat ömür boyu devam eder. Çünkü kimse Ramazan Müslüman'ı durumuna düşmek istemez. 1960'larda Süleymaniye Camii'nde baş imam Sadık Efendi, Ramazan Müslüman'ını şöyle bir misalle tarif ederdi: Bayram sabahı namazdan sonra kendisine yaklaşan biri, şöyle der: - Hocam, Ramazan boyunca vaazlar verdiniz, teravihimizi kıldırdınız, bize hakkınız geçti helal edin. Gelecek Ramazan'da yine görüşmek üzere haydi  'a ısmarladık! Bayram namazından sonra camiden böyle helalleşerek ayrılan Ramazan Müslüman'ı başında takkesi, elinde de tesbihi ile evinin yolunu tutar. Kapıya gelince hanıma seslenir: - Hanım aç kapıyı da al şu takkeyi, tesbihi sandığın en emin yerine sakla. Gelecek Ramazan'da bunlar bana yine lazım olacak. O zaman eksiksiz isteyeceğim senden bunları. İşte bu tip aylık Müslümanlık  'ın ve Resulünün istediği Müslümanlık değildir. Hadis bu yanlış anlayışı şöyle tashih etmektedir: - Efdalü'l a'mali edvemühâ! Amellerin en efdali, en devamlı olanıdır. Ramazan'dan sonra bırakılanı değil. Gönlümüzün istediği, Ramazan ayında başlattığımız dinî titizliğimizi ömür boyu devam ettirmek, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi'nde kazandığımızı, diğer gecelerde kaybetmemektir.. Sizin de böyle düşündüğünüzü düşünüyor, İslamî hayatınızda ebedilikler diliyorum.
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
dört mevsim
|
 |
« Yanıtla #29 : Ekim 05, 2008, 01:20:18 ÖS » |
|
Amiiiin. - Efdalü'l a'mali edvemühâ! Amellerin en efdali, en devamlı olanıdır. Ramazan'dan sonra bırakılanı değil.
|
|
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #30 : Ekim 12, 2008, 01:01:47 ÖÖ » |
|
İnsan,  ’ı kabul ediş ile kulluk kapısını açıyor. Madem ki kabul ediyorsun, o zaman, O’na karşı mükellefiyetlerinin de olması gerekiyor. Mükellefiyet şuuru da insana kulluk kapısını açıyor. Böyle bir vadiye giriyorsunuz. İman, aslında, insanı insan eden en önemli cevherdir, özdür, sıfattır, mahiyettir. Bir insanın vicdanının da hayat bulması,  ’a bağlılığı ve O’na olan yakınlığı, korkusu münasebetiyledir. Bunu kalbinde duyan insan ancak beşeriyet içerisinde üzerine düşen vazifeyi bihakkın eda etmeye gayret edebilir. Onun için Kur’an–ı Kerim’in bir çok ayetinde, Cenab–ı Hak, "Ey İman edenler!" diyerek, "İman" kavramı üzerinde çok durmuştur. Mükellefiyet zaten imandan sonra gelir. Kabul ettiklerimiz, hayatımızda, fiil, düşünce, duygu olarak bize yansıyor; böylece hayat, inançla amel bütünlüğü haline gelmiş oluyor. Yani inanç, düşünce ile fiiller bir bütün haline gelmiş oluyor. Siz, inandığınız şey ile beraber varsınız. Veya var olan şey sizin inancınızın eseridir. Toplumlara baktığınız zaman; o toplumlarda, dinin güzel tarafı görülmüyor ise, sizin inancınız sadece kuru bir iddiadan ibaret kalır. "İman ettim" demek, aslında, kulun bir iddiasıdır. "iman ettim" demek mücerret bir olaydır. Esas olan kabulün amele dönüşmesidir. Onun için iman ettiğimiz güzelliklerin, insan menfaatine yarayan, insanları birbirine yakınlaştıran, kaynaştıran, aralarındaki hukuku düzenleyen, bütün insanları ’ahlak–ı hamide’ sahibi yapan o inanç, hayatta aksiyon haline geldiği zaman, imanın tezahürü kendiliğinden ortaya çıkıyor. Cenab–ı Hak, Kur’an–ı Kerim’de, insanı tarif ederken, onun iman eden, iman etmeyen, bir de iman etmediği halde inanmış gibi görünen olarak üç sınıfta ortaya koyuyor. İman eden insandan sudûr etmesi gereken fiiller, iman etmeyen insandan sudûr eden fiiller, iman etmediği halde, etmiş gibi görünen insanlarda zuhur eden haller, Kur’an–ı Kerim’de tek tek anlatılıyor ki, bir insan da nefis muhasebesi yapıp, hakikaten inandığını veya inanmadığı halde kendi kendini kandırdığını, bu ölçü ile, mikyas ile tespit edip bulabilir. Ayet–i kerimede Cenab–ı Hak şöyle buyuruyor: " O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler için bir yol göstericidir." (Bakara, 2/2). Burada Cenab–ı Hak, Müslüman’a sıfat atfediyor. Muttaki kişiler Kur’an’dan şüphe etmez buyuruyor.
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #31 : Ekim 16, 2008, 11:41:42 ÖS » |
|
Hâlid b. Ukbe  Rasûlü’ne (s.a) gelip, ‘Ey  ’ın Rasûlü! Bana Kur’ân oku!’ diye teklifte bulununca, Hz. Peygamber şu ayeti okudu: ‘Muhakkak ki  adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emrediyor’ (Nahl/90). Bunun üzerine Hâlid, Rasûlullah’a ‘Ne olur, aynı ayeti tekrar et’ diye yalvarınca, o da aynı ayeti yeniden okudu. hazreti Hâlid ‘  ’a yemin ederim ki Kur’an’ın halâveti vardır. Kur’an’ın üzerinde pırıl pırıl parlayan bir nur vardır. Onun altı yapraklı, üstü ise meyve vericidir. Beşer böyle bir sözü asla söyleyemez’.(İbn Abdilberr, İstiâb; Beyhakî, Şuab’ul-İman) Hasan Basrî (r.a) şöyle demiştir: ‘  ’a yemin ederim, Kur’ân dan daha üstün bir zenginlik olmadığı gibi, ondan mahrum olmaktan da daha fakirlik yoktur. Fudayl b. Iyaz şöyle der: ‘Haşr sûresinin son ayetlerini sabahladığında okuyup aynı günde ölen bir kimsenin defteri, şehidler defterinin mührü ile mühürlenir. Akşamleyin aynı sûrenin son ayetlerini okuyup o gecede ölen bir kimsenin de defteri şehidlerin defterlerini sonuçlandıran mühürle mühürlenir’. Kasım b. Abdurrahman şöyle der: "Abidlerden birine dedim ki ‘Senin oturduğun bu halvethanede kendisiyle arkadaşlık edeceğin kimse yok herhâlde’. Bunun üzerine elini mushafa uzatıp dizlerinin üzerine koydu ve dedi ki: ‘İşte arkadaşım budur’. Hz. Ali şöyle demiştir: ‘Üç şey vardır ki, insanın zekâsına kuvvet verir ve balgamı söker: a) Misvak kullanmak, b) Oruç tutmak, c) Kur’ân okumak’. Kur’an-ı Kerim’i gafletle okumak yanlıştır. Nitekim Resulullan (sav) şöyle buyurmuştur: "Kur’ân seni yasaklardan alıkoyduğu müddetçe Kur’an’ı oku. (O zaman onu okumuş sayılırsın). Eğer Kur’ân, seni yasaklardan alıkoymazsa onu okumuş sayılmazsın". (Taberânî, Abdullah b. Amr’dan).
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
slh1112
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« Yanıtla #32 : Ekim 18, 2008, 12:58:05 ÖÖ » |
|
 razi olsun bu kadar güzel sohbetler icin...
|
|
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #33 : Kasım 17, 2008, 11:59:29 ÖS » |
|
İlim ve irfan öğren ve ihlâs sahibi ol. Ta ki, nifak, ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik tuzağından kurullasın, ilim ve irfanı halkın teveccühünü kazanmak ve dünyalık top lamak için değil,  ’ın rızası için öğren. İlim irfanı gerçekten  rızası için öğrendiysen Onun emirlerini sevgiyle yerine getirir ve Ona karşı huşu içinde bulunursun. Diğer insanlara karşı mütevazi olursun. Eğer kurtuluş istiyorsan, Rabbine itaatte nefsine muhalefet et. Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. Dünya sevgisi ile dop dolu olduğun müddetçe âhireti tanıyamazsın. Ahiret sevgisi ile dolmadıkça âhirette Rabbini göremezsin. Nefis devamlı kötülüğe meyillidir, bu onun fıtratıdır, huyudur. Onun fıtratı bu olunca, artık var, ötesini sen düşün, neler yapmaz ki?  ’ın rızasına ulaşmaya çalış. O senden razı olmuşsa bil ki seni sevmiştir. Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar. Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe sıkıntısız olarak rızkın  ’tan gelecektir.
|
kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
|
|
|
|
ay-yüzlüm
|
 |
« Yanıtla #34 : Kasım 19, 2008, 10:51:58 ÖÖ » |
|
RAHMAN razı olsun teşekkür ederiz ellerinize sağlık..
|
Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider. Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider. Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye, Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
|
|
|
|