Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 09, 2009, 04:15:20 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Unutulan sünnetler  (Okunma Sayısı 2742 defa)
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« : Haziran 08, 2005, 12:42:49 ÖÖ »

Unutulan sünnetlerimiz

Yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda güzel dergiler çıkardı ülkemizde. Her biri bir cemaatin veya vakfın yayın organı olan bu dergilerimizde "Unutulan sünnetlerimiz" diye bir sütun bulunurdu. Bu sütunu hazırlayan arkadaşlar, her sayıda, unutulmaya yüz tutmuş bir sünneti gündeme getirirlerdi. Misvak kullanmak, sarık sarmak, şalvar giymek, yemeğe tuzla başlamak gibi... Bu sütunu hazırlayan arkadaşlara göre, sünnet denilince demek bunlar akla geliyordu.
Sünnet; sözlükte "yol, gidiş, tabiat, alışılmış yol" manalarına gelir. İslâm dininde sünnet denilince, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerinin bütünü akla gelir. Hz. Peygamber'in sözlü sünnetine "hadis-i şerif", diğer davranışlarına da "sünnet" denilmiştir. Biz, sünnet kelimesine yüklenilen manayı daraltmış, sadece Hz. Peygamber'in yeme içme ve bir de giyim kuşamına hasretmişiz. Sünnet denilince aklımıza bunlar gelmiş; Hz. Peygamber'i, yemesi içmesi, oturması kalkması ile mi taklid etmek daha önemli, yoksa Kur'an'ı anlaması, tebliğ ve irşad faaliyetlerini yerine getirmesi ile mi taklit etmek daha önemli? Elbette ki, ikincisi daha önemlidir. Ben, Hz. Peygamberimin yeme içme, oturma kalkma tarzlarını ve giyim kuşam şekillerini taklit etmeyi küçümsemiyorum; sünnetin sadece bunlardan ibaret olmadığını söylüyorum.
Bugün, içinde yaşadığımız dünyada yüzüstü düşmüş bir ümmet var. Bu ümmet neden yüzüstü düştü? Yemeyi içmeyi, giyim kuşamı beceremediği için mi, yoksa daha başka sebeplerden mi? Elbette ki yeme içmeden değil, ciddi sebeplerden dolayı yıkıldık. Bizi yıkan sebepleri araştırıp, işte o konularda Hz. Peygamberimize müracaat etmeli ve ona uymalıyız.
Hz. Peygamber Efendimiz sabah namazı da dahil, günde beş vakit namazı camide cemaatle kılardı. Namazdan sonra da cemaatine kısa sohbetler yapardı. Biz bugün camileri boşalttık. Aydınlarımız ve önderlerimiz, camide cemaatle namaz kılmayı avam tabakaya bıraktılar, kendileri çok önemli işlerle (!) meşgul oluyorlar. 'a karşı olan kulluk borcumuzun birinci rızasını işgal eden namaz konusunda Peygamberimizin sünnetine uymayan bir toplumun iki yakası bir araya gelir mi? Gelmiyor işte. Namaza öncelik vermeyen, namazı Hz. Peygamber Efendimiz gibi kılmayan bu ümmetin düştüğü yerden kalkması çok zordur.
Hz. Peygamber Efendimiz, yirmiüç senelik peygamberlik döneminde bütün Arap yarımadasını İslâm'a kazandırdı. Onun düşmanları bizim düşmanlarımızdan daha şiddetliydi. Onları alt etmesini nasıl becerdi? Kısa zamanda bu dini üç Türkiye büyüklüğündeki toprak parçasına nasıl yaydı? Bana göre asıl sünnet işte budur. Yani, Hz. Peygamber Efendimizin bu konuda takip ettiği siyaset, yol, yöntem ve metoddur, sünnet olan işte budur. Bunu sünnet olarak kabul etmek ve hayatımıza taşımak bize çok zor geldiği için, devamlı yeme, içme, yatma, kalkma, giyme gibi sünnetleri gündeme getiriyoruz galiba.
Hz. Peygamber, aileye ve aile çevresine çok önem verirdi. Hanımları, çocukları, torunları, yakınları ve çevresi ile olan münasebetleri bizim için çok önemlidir. İşte asıl sünnet budur.
Medine'de yaptırdığı mescidin girişindeki Suffe'de bir nesil yetiştirdi. Kendinden sonra İslâm'ı en uzaklara işte bu nesil götürdü. Bizim böyle bir derdimiz var mı? Kendi işlerimize verdiğimiz önem kadar Müslüman bir neslin yetişmesine de önem verebiliyor muyuz? Bu konuda sünnete neden tabi olmuyoruz?
Medine'ye hicretten sonra Mekkeli Muhacirler ile Medineli Ensar'ı birbirine kardeş yaptı. Bu iki nesil birbirleriyle kaynaştı; bir ümmet meydana geldi. Ümmet olmanın temelinde kardeşlik, dostluk ve muhabbet vardı. Hal böyle iken, biz neden birbirimizin aleyhinde konuşuruz? Hz. Peygamber'in hayatında ümmetin iki ana kolu Ensar ve Muhacir'dir. Savaşlarda her ikisinin de sancağı ayrı olurdu. Ama isimlerinin ve sancaklarının ayrı olması bir ve beraber olmalarına engel değildi. Neden bugün biz, cemaatler konusunda "sünnet olana tabi olalım" demiyoruz?
"Unutulan sünnetler" kavramını yeniden gündeme getirelim ve gerçekten unutulan sünnetlerimizi hayata taşıyalım. Ne dersiniz?
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
mars
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 319



« Yanıtla #1 : Haziran 14, 2005, 12:46:50 ÖS »

razı olsun hocam.  

H.Ş.  Men tereke sünnetii lem yenel şefeeatiii  : Kimki benim sünnetimi terk ederse; şefaatime nail olamaz.

H.Ş.  Kim benim unutulmuş bir sünnetimi yerine getirirse; 100 şehit sevabı verilir....

Rabbime emanet olun....
Moderatöre Bildir   Logged

Günaydııııın!!!..E biz zaten biliyoduk marsda hayat olduğunu...........
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« Yanıtla #2 : Şubat 22, 2006, 12:44:46 ÖÖ »

YEME, İÇME VE UYUMADA ÖLÇÜLÜ OLMAK
27 - 12 - 2003

Hz. (c.c.) meâlen: “Yiyiniz, içiniz”, emrinin akâbinde: “İsrâf etmeyiniz. Muhakkak (c.c.) israf edenleri sevmez.”, buyuruyor. (Sûre-i A’raf 31)

Diğer bir Âyet-i Celîle’de Hazreti (c.c.) Zât-ı ulûhiyyetine isyandan kendilerini muhâfaza eden ve cennât-ı âliyâta dahil ettiği kullarının vasıflarını sayarken meâlen: “O muttekîler, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde istiğfâr ederlerdi.”, buyuruyor. (Sûre-i Zâriât  17-18)

İnsan, hayatını devâm ettirebilmek için yetecek kadar yemek, içmek ve uyumak mecbûriyetindedir. Vücûdun kuvvetini sarsacak, ibâdet ve hizmetlerini yapmaya mânî olacak şekilde az yemek ve uyumak, sıhhati ihmâl olacağından câiz değildir.

Aşırı derecede yemeğe düşkünlük oburluktur. Perhizkârlık, az yemek, az içmek ve az uyumak sıhhat ve rahatı, oburluk ise zahmet ve meşakkati dâvet eder. Bir Hadîs-i Şerîfte Fahr-i Âlem Efendimiz: “İsrâf etmemek ve böbürlenmemek şartıyla yiyiniz, içiniz ve giyininiz.”, buyuruyor. (Feyzü’l-Kadir 2/351)

Yeme ve içmede ölçü:

Bir insan için ölmeyecek kadar yiyip, içmek farzdır. Kuvvetini ziyâdeleştirmek için doyuncaya kadar yiyip, içmek mübahtır. Bunun fevkinde (yani doyduktan sonra) yemek, içmek haramdır. Bunun ölçüsü ise mideyi ifsât edeceğine zann-ı gâlip olacak miktardır.

Bununla beraber, müsâfirine riâyet (onu yalnız bırakmamak ve mahcup etmemek için) ve ertesi gün tutacağı orucu rahatça tutabilmesi için biraz fazla yiyip içmede bir beis yoktur. (Büyük İslâm İlmihali, 427)

Uyku: Yorulmuş bulunan insanın dinlenmesi için tarafından lütfedilen bir istirâhat hâlidir.

Uyku, insanın sıhhat ve âfiyetine sebep olduğu için ve insanı bir çok günahlardan men ettiği için bir ibâdettir.

Hulâsa az yemek, az uyumak ve az konuşmak kâmil insanların, husûsen ehl-i ilim ve ehl-i zikir olan kimselerin vasıflarıdır
 

Çok sıcakken yememek, sıcaklığından dolayı yemeğe üflememek yemeğin adâbındandır. Resûl-i Ekrem Efendimiz bunu mekruh görmektedir. Tıp, yemeğe üflemeyi nefesteki mikrobun yemeğe sıçraması şeklinde izah etmektedir.

Besmele ile başlanan yemekte mutlaka sağ el kullanılmalı, sağ elle yenip sağ elle içilmelidir. Ancak, ihtiyaç halinde sol eli de yardımcı olarak kullanmak mekruh değildir. “Şir’atü’l-İslâm”da bu husus kaydedilirken şöyle denmektedir:

— Resûlüllah Efendimiz sağ eline ekmeği, (sol eline) de karpuzu alır, bir ekmekten, bir de karpuzdan yerdi... Yemek yerken, ihtiyaç oldukça sol el de yardım için kullanılabilir.
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
İsra
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4203



« Yanıtla #3 : Şubat 22, 2006, 09:05:05 ÖÖ »

Döşeğine yatmak istediği zaman, sağ yanının üzerine yatsın. Yattığı, yanını döşeğe koyduğu zaman da "Allahım! Seni, tesbih ve tenzih ederim.

Ya Rab! Yanımı, döşeğe senin isminle koydum. Senin isminle de, kaldırırım. Eğer, ruhumu tutar, alıkorsan, ona rahmet ve mağfiret ihsan buyur. Eğer, geri salarsan, salih kullarını koruduğun gibi, onu koru!

Uyandığı zaman da "Hamd olsun Allaha ki, beni, cesedimde afiyetli kıldı, ruhumu, bana geri çevirdi ve zikri için bana izin verdi." desin." buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, yüzü koyun yatan bir adama rastlayınca "İşte, bu, ın hiç sevmediği bir yatıştır!" buyurdu.

Şerid bin Süveyd'in bildirdiğine göre: Peygamber efendimiz, yüzünün üzerine yatmış, uyuyan bir kimse görüp ona, ayağının ucu ile dokundu ve "Bu, yüce ın en sevmediği bir uyumadır!" buyurdu.

Uyuyan zat, Eshab-ı Suffa'dan Abdullah bin Tahfe olup demiştir ki "Ben, seher vakti Mescidde karnımın, yüzümün üzerine yatmış, uyurken, birisi, bana, ayağı ile dokundu.

-Kim bu, diye sordu.

- Ben, Abdullah bin Tahfe'yim!, dedim.

Bir de, ne göreyim? Kainatın efendisi, imiş!

- Bu, yüce ın, en sevmediği bir yatıştır! buyurdu.
Moderatöre Bildir   Logged

müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« Yanıtla #4 : Mart 01, 2006, 11:57:11 ÖS »

Sünnete göre tirnak kesme usulü.

Tirnak kesma usulü Ruhul- beyan tefsirinde yazmaktadir.

Persembe Ögleden sonra kesilirse Bir cok göz hastaliklarina sifa olacagi Rasülüllah efendimiz tarafindan ifade edilmistir.Öyle ise tirnak kesme usulünü söyle tarif edebiliriz.

Eller ayaklara nisbetle daha serefli oldugundan ellerden baslanir.Ellerdende sag el serefli oldugu icin sag elden baslanir.
Sag elin sehadet parmagi serefli oldugu icin sehadet parmagindan baslanir.

Hirstiyan ve yahudü lere benzememek icin atlayarak su sira takip edilmeli.

Evvela sehadet parmagi sonra yüzük parmagi sonra orta parmak sonra kücük parmak sonra bas parmak tirnakalri kesilir.

Sol ele gecildikden sonra kücük parmakdan baslanir sira ile atlamadan bas parmaga kadar devam edilir.

Ayaklara gecilir Sag ayagin kücük parmagindan sira ile baslanir sol ayagin kücük parmaginda bitirilir.

Haydi bu unutulmus sünnetide yasamaya baslayalim insAllah.
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
tunike
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 265


bir tebessüm bile sadakadır


« Yanıtla #5 : Mart 28, 2008, 04:01:19 ÖS »

sünnete göre eve giriş çıkış adabı
EVE GİRİŞ ÇIKIŞ ADABI

1. Kapının sağında veya solunda durmak.
2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek.
3. Eve girince ve çıkarken "Esselamü Aleyküm" diyerek selam vermek.
4. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah" demek.
Moderatöre Bildir   Logged

öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!
maslak
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 541

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Nisan 12, 2008, 03:35:25 ÖS »

birde namazda duadan önce tesbihleri(subhanAllah,elhamdülilleh,Allahuekber)sağ elimizi parmakları birleştirerek sağ dizimizin üzerine koyarak, sol elimizinde parmaklarını birleştirerek sol dizimizin üzerine koyarak, parmaklarımızı her üç tesbihi deyişte bir parmağımızı ayırarak tesbihi tamamlayınız.(tabi sağ elimizden başlamalıyız)
iyi anlatamadım galiba.anlamadığınız yeri sorun kardeşlerim
Moderatöre Bildir   Logged
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« Yanıtla #7 : Haziran 12, 2008, 10:29:13 ÖS »

Unutulan sünnetlerimiz

Yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda güzel dergiler çıkardı ülkemizde. Her biri bir cemaatin veya vakfın yayın organı olan bu dergilerimizde "Unutulan sünnetlerimiz" diye bir sütun bulunurdu. Bu sütunu hazırlayan arkadaşlar, her sayıda, unutulmaya yüz tutmuş bir sünneti gündeme getirirlerdi. Misvak kullanmak, sarık sarmak, şalvar giymek, yemeğe tuzla başlamak gibi... Bu sütunu hazırlayan arkadaşlara göre, sünnet denilince demek bunlar akla geliyordu.
Sünnet; sözlükte "yol, gidiş, tabiat, alışılmış yol" manalarına gelir. İslâm dininde sünnet denilince, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerinin bütünü akla gelir. Hz. Peygamber'in sözlü sünnetine "hadis-i şerif", diğer davranışlarına da "sünnet" denilmiştir. Biz, sünnet kelimesine yüklenilen manayı daraltmış, sadece Hz. Peygamber'in yeme içme ve bir de giyim kuşamına hasretmişiz. Sünnet denilince aklımıza bunlar gelmiş; Hz. Peygamber'i, yemesi içmesi, oturması kalkması ile mi taklid etmek daha önemli, yoksa Kur'an'ı anlaması, tebliğ ve irşad faaliyetlerini yerine getirmesi ile mi taklit etmek daha önemli? Elbette ki, ikincisi daha önemlidir. Ben, Hz. Peygamberimin yeme içme, oturma kalkma tarzlarını ve giyim kuşam şekillerini taklit etmeyi küçümsemiyorum; sünnetin sadece bunlardan ibaret olmadığını söylüyorum.
Bugün, içinde yaşadığımız dünyada yüzüstü düşmüş bir ümmet var. Bu ümmet neden yüzüstü düştü? Yemeyi içmeyi, giyim kuşamı beceremediği için mi, yoksa daha başka sebeplerden mi? Elbette ki yeme içmeden değil, ciddi sebeplerden dolayı yıkıldık. Bizi yıkan sebepleri araştırıp, işte o konularda Hz. Peygamberimize müracaat etmeli ve ona uymalıyız.
Hz. Peygamber Efendimiz sabah namazı da dahil, günde beş vakit namazı camide cemaatle kılardı. Namazdan sonra da cemaatine kısa sohbetler yapardı. Biz bugün camileri boşalttık. Aydınlarımız ve önderlerimiz, camide cemaatle namaz kılmayı avam tabakaya bıraktılar, kendileri çok önemli işlerle (!) meşgul oluyorlar. 'a karşı olan kulluk borcumuzun birinci rızasını işgal eden namaz konusunda Peygamberimizin sünnetine uymayan bir toplumun iki yakası bir araya gelir mi? Gelmiyor işte. Namaza öncelik vermeyen, namazı Hz. Peygamber Efendimiz gibi kılmayan bu ümmetin düştüğü yerden kalkması çok zordur.
Hz. Peygamber Efendimiz, yirmiüç senelik peygamberlik döneminde bütün Arap yarımadasını İslâm'a kazandırdı. Onun düşmanları bizim düşmanlarımızdan daha şiddetliydi. Onları alt etmesini nasıl becerdi? Kısa zamanda bu dini üç Türkiye büyüklüğündeki toprak parçasına nasıl yaydı? Bana göre asıl sünnet işte budur. Yani, Hz. Peygamber Efendimizin bu konuda takip ettiği siyaset, yol, yöntem ve metoddur, sünnet olan işte budur. Bunu sünnet olarak kabul etmek ve hayatımıza taşımak bize çok zor geldiği için, devamlı yeme, içme, yatma, kalkma, giyme gibi sünnetleri gündeme getiriyoruz galiba.
Hz. Peygamber, aileye ve aile çevresine çok önem verirdi. Hanımları, çocukları, torunları, yakınları ve çevresi ile olan münasebetleri bizim için çok önemlidir. İşte asıl sünnet budur.
Medine'de yaptırdığı mescidin girişindeki Suffe'de bir nesil yetiştirdi. Kendinden sonra İslâm'ı en uzaklara işte bu nesil götürdü. Bizim böyle bir derdimiz var mı? Kendi işlerimize verdiğimiz önem kadar Müslüman bir neslin yetişmesine de önem verebiliyor muyuz? Bu konuda sünnete neden tabi olmuyoruz?
Medine'ye hicretten sonra Mekkeli Muhacirler ile Medineli Ensar'ı birbirine kardeş yaptı. Bu iki nesil birbirleriyle kaynaştı; bir ümmet meydana geldi. Ümmet olmanın temelinde kardeşlik, dostluk ve muhabbet vardı. Hal böyle iken, biz neden birbirimizin aleyhinde konuşuruz? Hz. Peygamber'in hayatında ümmetin iki ana kolu Ensar ve Muhacir'dir. Savaşlarda her ikisinin de sancağı ayrı olurdu. Ama isimlerinin ve sancaklarının ayrı olması bir ve beraber olmalarına engel değildi. Neden bugün biz, cemaatler konusunda "sünnet olana tabi olalım" demiyoruz?
"Unutulan sünnetler" kavramını yeniden gündeme getirelim ve gerçekten unutulan sünnetlerimizi hayata taşıyalım. Ne dersiniz?
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
dört mevsim
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 329



« Yanıtla #8 : Eylül 12, 2008, 03:52:33 ÖS »

tuvalete girerken '' euzü billaahi minel hubsi vel habaais ''
tuvaletten çıkınca '' elhamdü lillahillezi ezhebe annel eza ve aafaanii min zalik ''
Moderatöre Bildir   Logged
memocan42
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2

Avatar Yok


« Yanıtla #9 : Ekim 26, 2008, 05:45:05 ÖS »

mescide girerken: ''ümmeftah li-ebvabe rahmetike''  'ım bana rahmetinin kapılarını aç.
mescidden çıkarken: ''ümme sımni-mineşşeytan.''    'ım beni şeytanlardan  koru.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Revatip (devamlı) sünnetler KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET-İ SENİYYE sıddık-birgüvi 0 606 Son Mesaj Nisan 09, 2006, 03:29:24 ÖÖ
Gönderen: sıddık-birgüvi
Unutulmaya yüz tutmuş sünnetler KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET-İ SENİYYE fazıl14 4 503 Son Mesaj Nisan 28, 2008, 09:53:38 ÖÖ
Gönderen: ankebut-57
Günlük Yapılacak Sünnetler KUR'AN-I KERİM VE SÜNNET-İ SENİYYE dört mevsim 11 744 Son Mesaj Eylül 03, 2008, 03:11:04 ÖS
Gönderen: Mahi
Unutulan bir ilaç: Bergamot YİYECEK VE İÇECEKLER Ay Işığı 2 266 Son Mesaj Ekim 24, 2008, 03:59:45 ÖS
Gönderen: Himmet
Basamaklarda Unutulan Vefa HİKAYELER İsra 0 131 Son Mesaj Ekim 29, 2008, 02:48:24 ÖÖ
Gönderen: İsra
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM