Muhterem Müminler!
Hutbemiz, ehl-i küfre benzemekten sakınmak hakkındadır.
Teşebbüh; taklid etmek, benzemek manalarına gelir. Bu benzeme, inanç ve itikâdî esaslarda olacağı gibi, efkâr, akval ve ef’alde de olabilir. Teşebbüh, küfre olursa, küfür; masiyete olursa, masiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir.
Hoşgörü ve müsamahayı esas alan İslam dini, başkasına benzeme ve bilhassa küffâr ve füssâkı taklit etme hususunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zina etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günah olmasına rağmen küfür sayılmazken, gerek akval ve ef’alde ve gerekse adet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklid etmek, dinimizce küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibadeti dahi, güneşe tapanlara benzeme sebebiyle, muayyen vakitlerde masiyet olarak addedilir.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurur: “Ey iman edenler. Yahud ile Nasarâyı yâr tutmayın. Onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları yar tanır, veli tutarsa, şübhe yokki o da onlardandır. Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık hakka değil onlara ve hevasına hizmet eder. Netice itibariyle onlardan sayılır. Ahirette onlarla beraber haşrolunur.”
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de ehl-i küfre teşebbühten tahzir için: “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.” Yine, “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine razı olursa, muhakkak ki o onlardandır.” buyurmuşlardır.
Naklolunduğuna göre Muaviye oğlu Haris, Medine’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Şam’da durum nasıl?
-Allah’a hamdolsun, iyi.
-İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
-Hayır, ey müminlerin emiri.
-Sizler, müşriklerle hemhal olursanız, bunun neticesinde, çok sürmez onlarla beraber yemek de yer, meşrubat’da içersiniz. Onlarla-oturup kalkmadığınız müddetçe daima hayır içinde olursunuz.
Babası gibi oğlu da bu hususta çok dikkatlidir. İbn-i Ömer R.A teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet günü onlarla beraber haşrolunur.”
Ehl-i Sünnetin müdâfiilerinden İmam-ı Rabbanî Hazretleri de: “İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. Toplu İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberri etmek, şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.” buyurarak, şöyle devam eder.
Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icab ettirir. Nitekim Ehl-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffarın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlara benzeyen hediyeler yollarlar...Böylelikle o merasime tam manası ile itina ederler.”
Ehl-i sünnet ve cemaat yoluna sımsıkı bağlanarak, hayatı boyunca bunun mücadelesini vermiş olan İmam-ı Rabbani hazretleri, bu tür merasimleri icra ile ehl-i küfre benzeyenlerin hazin akibetini şu ifadeleriyle bizlere haber verirler:
“Bir defasında, bir hasta şahsın ziyaretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki: Kalbi, şiddetli zulmetler içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de hiç kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfürden naşidir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh yerinde bir iş değil. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına kalmıştır. Ki küfrün cezası da odur.”
Muhterem Müminler!
Fahr-i Kainat efendimiz, bütün alemlere peygamber olarak gönderilmiştir. Tebliğ vazifesinin sınırları bütün alemi içine alır. Hiçbir topluluk bu çemberin haricinde değildir. İnsanlığı islamda kardeş olmaya davet etmişler, hiçbir toplulukta bulunmayan düşünce, hareket ve yaşayışı tesis etme gayretinde olup, taklitten uzak,

’ın emirleriyle sünnet-i seniyyeyi mezcederek yepyeni bir yaşayış tesis etmişlerdir.
“Kim bir kavmi severse Hz.

, o kimseyi onlarla beraber haşreder” buyururak, ümmetini ehl-i küfre benzemek ve onlara sevgi beslemekten sakındırmışlar; sünnet-i seniyyeleriyle de bunu fiilen tatbik etmişlerdir. Onlar saçlarını uzatırlarsa, o kısaltıyor, onlar yatarlarsa o uyanık duruyor, onlar bir gün oruç tutarlarsa, o iki gün tutuyor ve onlara muhalefeti ve sünnet-i seniyyeye sarılmayı emrediyordu.
Ayet-i celilede “Şanım hakkı için muhakkak ki size Rasülüllahda pek güzel bir numune vardır. buyurulduğu üzere taklid edilecek, sadece O ve varisleridir.
İmam-ı Rabbanî hazretleri şöyle buyururlar: “Fazilet, Peygamber Efendimizin sünnetine mütabaata; meziyet, onun dininin icaplarını yerine getirmeye bağlıdır. Bu mütabaat üzere vaki olan gündüz ortasında uyumak dahi, böyle bir mütabaat üzere yapılmayan, binlerce geceyi ihya etmekten daha faziletlidir.”
Abnul Mabud şerh-i Süneni Ebi Davud c.11 s.95
Maide 51 Elmalılı c.3 s.1712
Feyzül Kadir.
Kenzül Ummal c.9 s.10
Hayatüssahabe c.3 s.259
Feyzül Kadir s.104
Mektubat-ı şerife c.3 m.41
Mektubat-ı şerif c.1 m.266
Kenzül ummal
Ahzab 2
Mektub 114 s.117