Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 09, 2009, 12:28:10 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: NOEL VE MİLADİ YILBAŞI  (Okunma Sayısı 770 defa)
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« : Aralık 25, 2007, 11:49:46 ÖS »

Muhterem Müslümanlar!
Hutbemizin mevzuu NOEL VE MİLADİ YILBAŞI hakkındadır.
Ezelden ebede kadar insanlığın felahı ve kurtuluşunu hedef alan ve bunun dayandığı umdeleri bir bir açıklayan yegane müessese İslam Dini’dir. Yüce Rabbimiz en üstün bir din olarak İslam Dinini göndermiştir. Bu yüce dinimiz, kendine has hükümleriyle, tazeliğini kıyamet sabahına kadar muhafaza edecek güzellikleriyle ve pırıl pırıl insanlığa ışık saçan hakikatleriyle ondört asırdan beri ayaktadır ve kıyamete kadar da ayakta kalacaktır. İşte mensubu olmakla şeref duyduğumuz yüce dinimiz, kendi müeyyidelerini tahrif edecek müdahalelere ve beşeri düşünceleri ona karıştırmayı hedef alan her türlü teşebbüse karşı uyanık olmamızı biz mü’minlerden istemiş, ibadetlerde ve adetlerde firenk mukallidliğinden şiddetle kaçınmamızı emretmiştir. Milletler; dini esaslara bağlılıkla ve milli hasletlerini korumakla ayakta kalmışlardır. İslamiyyete bağlılığı gevşeyen ve milli mefahirini inkar eden milletler ise taklitçisi olduğu topluluğun uydusu haline gelmişlerdir. Peygamberimiz Efendimizde bir Hadis-i Şeriflerinde mealen: “Kim bir kavme benzemeye özenirse, o da onlardandır.” buyurmuşlar ve bu suretle, kof hıristiyanlık ve kokuşmuş yehudilik adetlerine özenti duymaya set çekmiş, taklitçiliği adet haline getirenlerin milli ruhunu kaybedip, özendiği o topluluğun mahiyet ve karakterini elde edeceğine işaret buyurmuşlardır.

EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK

Teşebbüh; taklit etmek, benzemek mânâlarına gelir. Bu benzeme, inanç ve îtikâdî esaslarda olacağı gibi, fikir, söz ve fiilde de olabilir. Benzeme, küfre olursa, küfür; mâsiyete olursa, mâsiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir. (Avnu’l-Mâbûd Şerh-i Sünen-i Ebû Dâvûd, 11/95)
Müsâmahayı esas alan İslâm dîni, başkasına benzeme ve bilhassa kâfirleri ve fâsıkları taklit etme husûsunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zinâ etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günâh olmasına rağmen küfür sayılmazken, küfür alâmeti sayılan sözler ve fiillerde ve gerekse âdet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklit etmek, küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibâdeti dahi, güneşe tapanlara benzememek için, kerâhat vakitlerinde yapılmaz.
Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde meâlen şöyle buyurur: “Ey îmân edenler. Yehûd ile Nasârâyı dost edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin (Yahûdiler, yahûdilerin, Hiristiyanlar hiristiyanların) yârânıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları dost tanır, velî tutarsa, şübhe yok ki o da onlardandır. (Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık Hakk’a değil onlara ve hevâsına hizmet eder. Netîce îtibâriyle onlardan sayılır. Âhirette onlarla berâber haşrolunur...)” (Mâide, 51 Elmalılı, 3/1712), “Mü’minler, mü’minleri bırakıpta kâfirleri evliya ittihaz etmesin (dost edinmesin)...” (Al-i İmrân, 28 )
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ehl-i küfre teşebbühten tahzîr (benzemekten korkutmak) için; “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.” (Feyzü’l-Kadir)
Diğer bir hadîs-i şerîflerinde; “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine râzı olursa, muhakkak ki o onlardandır.” buyur- muşlardır. (Kenzü’l-Ummal, 9/10)
Naklolunduğuna göre Hâris bin Muâviye, Medîne’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
– Şam’da durum nasıl?
– Allâh’a hamdolsun, iyi.
– İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
– Hayır, ey müminlerin emîri.
– Sizler, müşriklerle hemhâl olursanız, bunun netîcesinde, çok sürmez onlarla berâber yemek de yer, meşrûbât da içersiniz. Onlarla oturup kalkmadığınız müddetçe dâimâ hayır içinde olursunuz. (Hayâtü’s-Sahâbe, 3/259

Muhterem Mü’minler!
Yüce dinimiz, biz mü’minlere dini esaslara bağlı kalıp, mukaddesatımıza sahip çıkıp, hiç bir zaman için bizim inançlarımıza ters düşen her türlü hal ve harekata meyl etmememizi emretmiştir. Hal böyleyken, malesef yüce dinimizin mensubu olduğunu ve müslümanca yaşamaya çalıştığını söyleyen nice insanların
müslümanlarla alakası olmayıp temamen başka dinlere mensup insanların adeti olan NOEL, PASKALYA ve benzeri adetlere kendilerini kaptırıp büyük günah bataklıklarına düştükleri bir hakikattir. İşte yukarıda bahsi geçen adetlerden biriside, birkaç gün sonra bütün hıristiyan alemince ve memleketimizde de birçok gafil insan tarafından kutlanacak olan noel ve miladi yılbaşı eğlenceleri-dir. O noel ve yılbaşı ki; Müslümanlıkla uzaktan yakından hiçbir alakası olmayıp bilakis hıristiyanlığın küfür kokan bir adeti olduğu için hem dinimize hemde özünü dinimizden alan örf ve adetlerimize zıttır.


İbn-i Ömer (r.a) teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev binâ edip, onların bayramlarına katılmak sûretiyle onlara benzerse, o kimse kıyâmet günü onlarla berâber haşrolunur.” (Feyzü’l-Kadir, 104)
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de; “İki dîni tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak), şirk şâibelerinden sakınmak tevhiddir.’ buyurarak, şöyle devâm eder: Hindûların büyük bildikleri günlere tâzîm, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak, küfrü îcâp ettirir. Nitekim ehl-i İslâm’ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve
kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsîme tam mânâsı ile îtinâ ederler.” (Mektubât-ı Şerife, 3 /41)
İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Hazretleri, böyle merâsimleri icrâ ile ehl-i küfre benzeyenlerin acıklı sonunu şu ifâdeleriyle haber verirler:
“Bir defâsında, bir hastanın ziyâretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi, şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatından nâşîdir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azâbına kalmıştır. Ki küfrün cezâsı da odur. Ve bana mâlum oldu ki, onda îmandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.
(Mektubât-ı Şerîfe, 1/266)


Noel ve yılbaşı; içki ve fuhşu teşvik edip, yeşeren küçük çam fidanlarının yok edilmesine sebebiyet verdiği, insanları rezalete, sefalete, cinnete ve cinayete teşvik ettiği, israfın ve iflasın amili olduğu için, insanı insanlık tahtından indirip hayvani bir seviyeye düşürdüğü ve süfli bir hayatın zebunu kıldığı için, insanı mümtaz vasıflardan ayırıp Hakk’ın ve halkın nazarında kötü kıldığı için, yine içkinin kontrolü altına giren insana herkesin gözü önünde hertürlü bayağılığı işlettiği, edep ve haya duygularının yok olmasına, birçok fazilet müesseselerinin yıkılmasına sebebiyet verdiği için ve daha bizim bildiğimiz bilmediğimiz nice nice rezaletin işlendiği bir gece olması hasebiyle yüce dinimizin esaslarına, ictimai hayata, akla ve mantığa, edep haya ve ahlak müesseselerine tamamen zıttır.
Muhterem Mü’minler!
İşte böyle bir gece, biz mü’minlere duvara astığımız takvimin tükenip bir yenisinin konulacağını hatırlatmaktan başka hiçbir şeyi ihtar etmemelidir. Bir mü’minin bu gece niyyetiyle normal günlük yaşayışına ilaveten en küçük bir değişik davranışta bulunması iman, inanç ve i’tikad noktasından büyük tehlike arz etmektedir. Bu sebeple şuurlu mü’mine bu gecede düşen vazife; yemesinde içmesinde, giyim ve kuşamında en küçük bir değişiklik yapmayıp, sadece Ümmet-i Muhammedin bu gecenin şerrinden, zulmetinden emin olmaları ve hakiki iman ve hidayet üzere hayatlarını tamamlamaları için Cenab-ı Hakk’a çokca dua ve iltica etmektir. Hutbemizin başında okuduğumuz ayet-i kerimenin meali ile hutbemize nihayet verelim. “Bırak onları(kendi hallerine) yesinler, eğlensinler! Onları (boş bir) emel oyalayadursun. Yakında bilecekler onlar.”
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4561



WWW
« Yanıtla #1 : Aralık 29, 2007, 12:43:50 ÖÖ »

Muhterem Müminler!
   Hutbemiz, ehl-i küfre benzemekten sakınmak hakkındadır.
   Teşebbüh; taklid etmek, benzemek manalarına gelir. Bu benzeme, inanç ve itikâdî esaslarda olacağı gibi, efkâr, akval ve ef’alde de olabilir. Teşebbüh, küfre olursa, küfür; masiyete olursa, masiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir.
   Hoşgörü ve müsamahayı esas alan İslam dini, başkasına benzeme ve bilhassa küffâr ve füssâkı taklit etme hususunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zina etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günah olmasına rağmen küfür sayılmazken, gerek akval ve ef’alde ve gerekse adet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklid etmek, dinimizce küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibadeti dahi, güneşe tapanlara benzeme sebebiyle, muayyen vakitlerde masiyet olarak addedilir.
   Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurur: “Ey iman edenler. Yahud ile Nasarâyı yâr tutmayın. Onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları yar tanır, veli tutarsa, şübhe yokki o da onlardandır. Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık hakka değil onlara ve hevasına hizmet eder. Netice itibariyle onlardan sayılır. Ahirette onlarla beraber haşrolunur.”
   Peygamber Efendimiz (S.A.V) de ehl-i küfre teşebbühten tahzir için: “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.”  Yine, “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine razı olursa, muhakkak ki o onlardandır.”  buyurmuşlardır.
   Naklolunduğuna göre Muaviye oğlu Haris, Medine’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
   -Şam’da durum nasıl?
   -Allah’a hamdolsun, iyi.
   -İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
   -Hayır, ey müminlerin emiri.
   -Sizler, müşriklerle hemhal olursanız, bunun neticesinde, çok sürmez onlarla beraber yemek de yer, meşrubat’da içersiniz. Onlarla-oturup kalkmadığınız müddetçe daima hayır içinde olursunuz. 
   Babası gibi oğlu da bu hususta çok dikkatlidir. İbn-i Ömer R.A teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet günü onlarla beraber haşrolunur.”
   Ehl-i Sünnetin müdâfiilerinden İmam-ı Rabbanî Hazretleri de: “İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. Toplu İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberri etmek, şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.” buyurarak, şöyle devam eder.
   Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icab ettirir. Nitekim Ehl-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffarın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlara benzeyen hediyeler yollarlar...Böylelikle o merasime tam manası ile itina ederler.” 
Ehl-i sünnet ve cemaat yoluna sımsıkı bağlanarak, hayatı boyunca bunun mücadelesini vermiş olan İmam-ı Rabbani hazretleri, bu tür merasimleri icra ile ehl-i küfre benzeyenlerin hazin akibetini şu ifadeleriyle bizlere haber verirler:
   “Bir defasında, bir hasta şahsın ziyaretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki: Kalbi, şiddetli zulmetler içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de hiç kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfürden naşidir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh yerinde bir iş değil. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına kalmıştır. Ki küfrün cezası da odur.”
   Muhterem Müminler!
   Fahr-i Kainat efendimiz, bütün alemlere peygamber olarak gönderilmiştir. Tebliğ vazifesinin sınırları bütün alemi içine alır. Hiçbir topluluk bu çemberin haricinde değildir. İnsanlığı islamda kardeş olmaya davet etmişler, hiçbir toplulukta bulunmayan düşünce, hareket ve yaşayışı tesis etme gayretinde olup, taklitten uzak, ’ın emirleriyle sünnet-i seniyyeyi mezcederek yepyeni bir yaşayış tesis etmişlerdir.
“Kim bir kavmi severse Hz., o kimseyi onlarla beraber haşreder”   buyururak, ümmetini ehl-i küfre benzemek ve onlara sevgi beslemekten sakındırmışlar; sünnet-i seniyyeleriyle de bunu fiilen tatbik etmişlerdir. Onlar saçlarını uzatırlarsa, o kısaltıyor, onlar yatarlarsa o uyanık duruyor, onlar bir gün oruç tutarlarsa, o iki gün tutuyor ve onlara muhalefeti  ve sünnet-i seniyyeye sarılmayı emrediyordu. 
Ayet-i celilede “Şanım hakkı için muhakkak ki size Rasülüllahda pek güzel bir numune vardır.  buyurulduğu üzere taklid edilecek, sadece O ve varisleridir.
İmam-ı Rabbanî hazretleri şöyle buyururlar: “Fazilet, Peygamber Efendimizin sünnetine mütabaata; meziyet, onun dininin icaplarını yerine getirmeye bağlıdır. Bu mütabaat üzere vaki olan gündüz ortasında uyumak dahi, böyle bir mütabaat üzere yapılmayan, binlerce geceyi ihya etmekten daha faziletlidir.”     
  Abnul Mabud şerh-i Süneni Ebi Davud c.11 s.95
  Maide 51 Elmalılı c.3 s.1712
  Feyzül Kadir.
  Kenzül Ummal c.9 s.10
  Hayatüssahabe c.3 s.259
  Feyzül Kadir s.104
  Mektubat-ı şerife c.3  m.41
  Mektubat-ı şerif c.1 m.266
  Kenzül ummal
  Ahzab 2
  Mektub 114 s.117
Moderatöre Bildir   Logged

1430 hicri yilbasiniz ve muharremi serifiniz mübarek olsun
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Neden? SERBEST KÜRSÜ antisiyonist 5 1195 Son Mesaj Aralık 17, 2007, 01:27:31 ÖS
Gönderen: Pırıltı
Miladi yilbasi ve Noel CUMA SOHBET, HUTBE VE VAAZ ARŞİVİ müteallim 0 1060 Son Mesaj Aralık 08, 2006, 11:10:12 ÖÖ
Gönderen: müteallim
Mahreç TALİM VE TECVİD İLİMLERİ samsunlu 31 3943 Son Mesaj Kasım 17, 2007, 08:36:19 ÖS
Gönderen: Müsenna
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM