Özellikle, hanımların bir hususa çok dikkat etmeleri gerekir. Sevgi ve şefkat kahramanı oluşları, hanımları samimiyette ve saflıkta derinleştiriyor. Bu sebeple de kolay aldatılıyorlar, çabuk atlatılıyorlar. Mesela, Bey’i sabahleyin onu kırıp gitmiştir. Akşam elinde bir kırmızı gül ile döndüğünde, mesele halloluyor. Bu bir Avrupa kolaycılığıdır, işi basitleştirmektir ve biraz da maddeciliktir. Bu yüzden de, Batılı psikologlar, hanımların bu saflığını kullanmayı çok tavsiye ederler. Özetle derler ki, “Karınızı kırdıysanız zararı yok; onların saf ve zayıf taraflarını kullanıp durumu düzeltebilirsiniz. Mesela kırmızı güle dayanamazlar.” Hanımefendiler, dikkat edin, eğer eşiniz gönlünü bir gül haline getiremediyse, elindeki gülü ciddiye almayınız. Önce gönlünü gülleştirsin, sonra da eline gül alsın. Ancak o zaman, gönlünün temsilcisi olarak gül işe yarar ve anlam kazanır. Yoksa gönlü gülleşmemiş adamın elinde gül, ne kadar da anlamsız ve iğreti durur... Ama gül, hiç bir zaman, duygusal derinliği ziyade olan hanımları kandırmaya yönelik bir fonksiyon icra etmemelidir. Bu durum güle layık görülmemelidir. Çünkü o Muhabbet-i Resûlullah’ın (s.a.v.) temsilcisidir. “Madem çaresi bu kadar kolay, bir dahaki sefere de, rahatlıkla kırabilirim.” deme cesaretini vermemelidir. “Bütün mesele bir gül ise, işim kolay” diye düşünüyor adam, kırmamaya dikkat etmiyor. Peki, ben bunu nereden biliyorum? Bana bunu beyler anlatıyorlar, sanki önemli bir marifetmiş gibi, hem de ballandıra ballandıra açıklıyorlar: Hocam, “Bizde kavga uzun sürmez. Her şey bir kırmızı gülün ucundadır. Hemen sorunu çözerim.” diyorlar... Her şey bir kırmızı gül kadar ucuz ve kolay olmamalı. Her şey, bin bir emekle, sevgisi bereketlendirilmiş bir gönülle halledilmelidir. Yüreğin, sevginin renkleriyle bin bir çeşit yediveren güle döndüyse, varsın elinde bir gül bulunmasın.
Gül müsün kardeşim, elin gülsüz de olur.
Gönlün gülleşmişse, o yeter bana.
Geldiğin yer gülüyorsa
Seni gören gönül eğer
Gülistana dönüyorsa
Ne mutlu sana...
Sen gül olmuşsan, gülden sana ne?
Bırak o kalsın dalında…
Üstelik gülleşmiş gönlün dikeni de yoktur.
Ne batar, ne kanatır,
Hep cana can katar…
Hep mutluluk ve huzur sunar…
Vehbi Vakkasoğlu..
Himmet kardeşim bu yazı destekliyor sanki bu konuya olan yorumunuzu : )