Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 07, 2009, 07:26:06 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 2 3 [4]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İmami Azam Hazretleri Hakinda Malumat Topluyoruz  (Okunma Sayısı 5863 defa)
fazıl14
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 239



« Yanıtla #120 : Haziran 10, 2008, 07:37:23 ÖS »

Imam-i a’zam hazretlerinin bir talebesine yaptigi vasiyetlerden bazilari söyledir:

- Konusurken yüksek sesle konusma. Hiçbir isinde acele etme, teenni ile hareket et. Acele seytandir.
[Hadis-i serifte, (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder) buyuruldu. Teenni, acele etmemektir.]

- Susmayi âdet edin.
[Hadis-i serifte, (Susmak, hikmettir; fakat susan azdir) buyuruldu.]

- Her ayda birkaç gün oruç tut.
[Hadis-i serifte, (Her ay 3 gün oruç tutan, yilin tamaminda oruç tutmus gibi olur) buyuruldu.]

- Nefsini hesaba çek, ilmi muhafaza et. Böylece amelinden iki cihanda faydalan.
[Hadis-i serifte, (Akilli, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrasi için amel edendir) buyuruldu.]

- Dünya nimetine ve sagligina güvenme.
[Hadis-i serifte, (Ihtiyarliktan önce gençligin, hastaliktan önce sagligin, mesguliyetten önce bos vaktin, fakirlikten önce zenginligin, ölümden önce hayatin kiymetini bil) buyuruldu.]

- Bu nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksin.
[Hadis-i serifte, (Kiyamette, herkes ömrünü nerede geçirdiginden, malini nereden kazanip, nereye harcadigindan ve ilmi ile amel edip, etmediginden sorulacaktir) buyuruldu.]

- Kötü kimseyi; kötülügü ile anma, bir iyiligini bul, onu söyle. Eger kötülügü din hakkinda ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan onlari koru.
[Hadis-i serifte, (Bid'atler yayilinca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur'an-i kerimi gizlemis sayilir) buyuruldu.]

- Sakin ölümü hatirindan çikarma.
[Hadis-i serifte, (Ölümü çok hatirlayanin kalbi ihya olur, ölümü de kolaylasir) buyuruldu.

- Kur’an-i kerim okumaya devam et.
[Hadis-i serifte, (Kur'an okunan evin hayri artar, melekler oraya toplanir, seytanlar oradan uzaklasir. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sikinti verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler çikar, seytanlar girer) buyuruldu.]

- Bid’at ehlinden uzak dur.
[Hadis-i serifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kilma. Ben onlardan degilim) buyuruldu.]

Küfür ehli ile zaruretsiz konusma, mümkünse onlari Islam’a davet et, degilse, onlarla dost olma [diyaloga girme]. Anneni, babani, üstadini hayir duadan unutma. Ezan okununca, hazir ol, herkesten önce mescide gel. Kabirleri ziyaret et.

Komsudan gördügün ayiplari, emanet bil; sakla, kimsenin sirrini kimseye söyleme. Seninle istisare edene dogruyu söyle. Cimrilikten sakin. Tamahkâr olan mürüvvetsiz olur. Her iste mürüvveti gözet. Ihtiyacin olsa da, kimseden bir sey isteme. Dünya ehline ragbet etme.

Yolda giderken sagina soluna bakma, önüne bak. Bahsis verilen yerlerde herkesten daha çok ver. Bir cemaat içinde iken, onlar teklif etmeden imam olma. Kadinlarin, kizlarin, gençlerin toplandiklari yerlere gitme. Fisk, çalgi, müzik ve diger haram bulunan eglence yerlerine girme.

Bu nasihatimizi, cani gönülden kabul et. Bunlarla dünya ve ahiretini süsle. Zira bunlar senin ve herkesin iyiligi içindir. Bu yolda git ve herkese de tavsiye et
Moderatöre Bildir   Logged
muhibban
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 100


Utandırma Ya Rabbi!


« Yanıtla #121 : Haziran 15, 2008, 02:23:08 ÖS »

İmâm-ı Âzam hazretlerinin son vasiyeti, Riyâdün Nâsıhîn kitabında, kısaca şöyledir:

1- İman, dil ile ikrâr, kalb ile tasdîktir. İmanda azalma, çoğalma olmaz. Ancak parlaklığında, kuvvetinde çoğalma olur. Amel, imandan parça değildir. İman herkes için lâzım olduğu hâlde, her amel, herkes için lâzım değildir. Meselâ nisâba ulaşmayan fakir zekât vermez. Hayz ve nifas hâlindeki kadın namaz kılmaz. Fakire ve böyle özürlü kadınlara iman lâzım değildir denemez. Hayrın ve şerrin takdîri ü teâlâdandır.

2- Ameller farz, fazîlet ve günah olmak üzere üçe ayrılır.

3- (ü teâlâ Arş’ı istivâ etmiştir.) demek, (Arş’ta duruyor.) demek değildir. Arş sonradan yaratılmıştır. Hak teâlânın Arş’a ihtiyacı yoktur.

4- ü teâlânın kelâmı [Kur’ân-ı kerîm] mahlûk değildir.

5- Eshâb-ı kirâmın en üstünleri sırası ile dört halîfedir. Eshâbı seven mümin, müttekî, onlara düşman olanlar, münâfık ve şakîdir.

6- Kulların yaptığı işler mahlûktur. Çünkü kulun kendisi mahlûktur.

7- Yaratıcı ve rızık verici ü teâlâdır. İnsanlar, mümin, kâfir ve münâfık olmak üzere üçe ayrılır. Cenâb-ı Hak, mümine ibâdeti, kâfire imanı, münâfıka da ihlâsı farz kılmıştır.

8- Mest üzere mesh câizdir.

9- Kabir suâli haktır. Cennet ve Cehennem ebedîdir.

10- ü teâlâ, bütün mahlûkâtı öldükten sonra diriltir. Cennettekiler, nasıl olduğu bilinmeden, bir şeye benzetilmeden ve cihetsiz olarak ü teâlâyı göreceklerdir. Peygamber efendimizin şefaati haktır. Bütün günahı olan müminlere şefaat edecektir. Hazret-i Âişe, Hazret-i Hatice’den sonra bütün kadınların en üstünü ve müminlerin annesidir.
Moderatöre Bildir   Logged

Elimize, dilimize, gözümüze ve kalbimize sahip olalım...
Aslıhal
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 159



« Yanıtla #122 : Haziran 19, 2008, 02:43:54 ÖS »

40 Sene Yatsı Abdestiyle Sabah Namazı
  İmam-ı Âzam Hazretleri hakkında, "Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır" denir, doğrudur.
  Hazreti İmam, giderken iki kişinin kendisi hakkında "İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur" diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:
- Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.
  Hazreti İmam'ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:
- Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda "Zilzal" sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:
- Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan 'ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.
  İçeri girince beni farketti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:
- Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:
- Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:
- Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına kadar bunu kimseye söylemedim.
  Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.
  İmam-ı Âzam Hazretleri çok da cömertti. Bir gün Şakik-i Belhî ile giderlerken, karşıdan gelen bir adamın, yolunu değiştirdiğini gördü. Durumu farkeder etmez adama yetişip:
- Beni görünce neden yolunu değiştirdin? diye sorunca adam:
- Yâ imam, size olan borcumu zamanında ödeyemediğim için utandım, diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam-ı Âzam Hazretleri:
- Eğer sen bu kadar sıkıntı içindeysen, şu insanlar şahit olsun ki, ben senden alacağım olan 10.000 dirhem borcumu sana hibe ettim. Bu vesileyle senin utanmana sebep olduğum için de beni bağışla, kusura bakma, dedi.
  İşte islam ahlakı ve işte İmam-ı Âzam Hazretleri'nin büyüklüğü. Onu küçümseyenler, buyursunlar aynı büyüklüğü kendileri de göstersinler.
Moderatöre Bildir   Logged

Kul hayatta neye düşkünse, rûhunu o hal üzere teslim eder.”
(Rabî bin Haysem Rh.A.)
Ferzin
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 273



« Yanıtla #123 : Temmuz 17, 2008, 05:56:40 ÖS »

Hanefi Mezhebi İmamı Müctehidimiz İmamı Azam Hz. leri kendisine kadılık vermek isteyen Halifeye muhalefet etti. Önce sözle. Bir gün halife kızdı;

-Yalan söylüyorsun sen bu işe layıksın. İmamı Azam Hz.leri;

-Sizin yalan söylediğini iddaa ettiğiniz bir kimse bu işe nasıl layık olabilir? deyince Halife cevap veremedi.

Fakat kızgınlığı geçmemişti. Sözle ve mantıkla mat edemediği İmamı Azam Hz. lerini cebirle yola getirmek için hapse attı ve kamçılattı.

Fakat İmamı Azam Hz. leri kendi içtihatından dönmedi. Ölümü pahasına ve;

"Gasp edilmemiş temiz bir toprağa gömünüz beni" diye vasüyet ederek Hz. 'a kavuştu.

İmamı Azam Hz.lerinin irtihal ettiği günde İmamı Şafii Hz. leri doğdu.


Fazilet Takvimi
2-Ağustos-1976
Moderatöre Bildir   Logged
ihvan
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 691



« Yanıtla #124 : Temmuz 17, 2008, 06:39:29 ÖS »

elhamdülillah.o büyük imama bağlıyız..bilgilendiren kardeşlerimize teşekkür ederim.
Moderatöre Bildir   Logged
telecafe
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 241

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #125 : Ağustos 11, 2008, 04:51:32 ÖS »

O Imam-i  A'zam  kiiiii  !!!!!!

Kablel-veladet Rasülü (s.a.v.) onu övdü.
Keskin ferasetiyle muannidleri her sahada dövdü.
Onun ilmi dirayeti karsisinda caresiz kalan nasibsizler,
Erkekce dövüsmekten kacarak, kallesce ona sövdü.

Selam,sevgi ve saygilarimizla efendim.........
Moderatöre Bildir   Logged
attila
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9

Avatar Yok


« Yanıtla #126 : Aralık 18, 2008, 02:42:42 ÖS »

İMAM-I AZAM EBU HANİFE HAZRETLERİ’NİN
İMAM EBU YUSUF’A VASİYETİ:                  TAM METİN

Ey Ya’kub!

Sultana (devlet başkanına) saygılı ol. Kendi vakarını da muhafaza et. Onun makam ve mevkiine de ta’zim et.
İlmi bir mes’ele veya bir ihtiyaç dolayısı ile seni çağırmadıkça, huzuruna girmekten kaçın. Çünkü, onun huzuruna lüzumlu-lüzumsuz girip çıkarsan, sana itibar etmez, kıymet vermez. Onun indinde değerin düşer, mevkiin sarsılır.
Sultan ile ilişkilerinde, ateşten faydalandığın gibi davran; uzakça dur; ona çok yaklaşma, ateş çok yaşlaşanı yakar, uzakta kalana fayda sağlamaz. Sultan da ateş gibidir, her şeyi kendisinde görür; kendisinde gördüğünü de başka kimsede görmez.
Sultanın huzurunda, - bilhassa ilmi konularda- çok konuşmaktan sakın. Çünkü söylediklerini alır ve sonra bunları senin aleyhine kullanır. Kendisini etrafındaki kimselere senden daha alim gösterebilmek için, senden öğrendiklerini kendi bilgisi imiş gibi söyler. Hatta seni hatalı çıkarmaya çalışır. Muhitinde gözden düşersin. Sultanın huzuruna girdiğin zaman, hem kendi kadrini, hem de başkalarının kadrini bil ve koru. Sultanın yanında tanımadığın bir alim varken huzura girme: Çünkü, sen ilim cihetinden ondan aşağı bir durumda bulunabilirsin ve ola ki huzurda yaptığın konuşma ile ondan üstün gözükebilirsin. Bu sebeple adamın seni bir zarara uğratmak için çalışması muhtemeldir.
Bu halin tersi de mümkündür: Sen ondan daha bilgili olabilirsin. Buna rağmen, sultanın huzurundaki konuşmalarla ondan aşağı bir seviyeye inebilirsin; öyle gözükebilirsin. Bu takdirde de sen sultanın gözünden düşersin.
Sultan sana ilmi, fıkhi bir iş, bir görev teklif ederse, düşün ve ancak senin şahsiyetine ve mezhebine uygun görürsen kabul et. Sana ve mezhebine rıza gösterilmeyeceğini anlarsan o işi, görevi kabul etme.
Sultanla buluşmak için, onun adamlarını ve etrafındaki kişileri  vasıta olarak kullanma. Sultanla doğrudan doğruya kendin buluş, görüş. Etrafındakilerden uzaklaş ki, sultan indinde şerefin ve merteben yerinde kalsın.
Halkın önünde lüzumsuz konuşma, sadece sordukları suallere cevap ver.
Halk ve tüccarlar arasında da zaruri ve dini ilimlerle ilgili olmayan sözlerden sakın. Böyle yaparsan mal ve dünyaya rağbetinden bahsedilmez. Aksi halde halk ve ticaretle iştigal edenler, haklarındaki hüsn-ü zannını kötüye yorarlar ve onlara rağbet etmeni, kendilerinden rüşvet almış olman şeklinde yorumlarlar.
Halk arasında gülme ve hatta gülümseme. Çarşı ve Pazar yerlerine de fazla çıkma.
Halkla ve halkın ihtiyarları ile birlikte yol ortasında yürüme. Çünkü onların arkasında yürürsen, bu durum senin ilmine hakaret olur. Onların önlerinde yürürsen, bu durumda da onlar seni ayıplarlar. Resul-ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz: “Küçüklerine sevgi, büyüklerine saygı göstermeyenler bizden değildir.” Buyurmuşlardır.
Yol ağızlarında ve köşe başlarında oturma. Bir yerde oturman gerekiyorsa, mescitlerde veya mescitlerin avlularında otur. Dükkanlarda da oturma.
Çarşıda, sokakta ve mescitlerde bir şey yeme.
Yol kenarındaki çeşmelerden, musluklardan ve sakaların ellerinden su içme.
Safi ipekten veya ipekten yapılmış atlas gibi kumaşlardan elbise giyinme. Zira bunlar, insanı gevşekliğe ve ahmaklığa sevkeder.
Eşinin yanında başkalarının hanımlarından ve hizmetçilerin işlerinden bahsetme. Böyle şeylerden söz edersen, karın sana karşı edepsizlik ve küstahlık eder. Sen başka kadınlardan bahsedince, karın da kendinde, yabancı erkeklerden söz etmek hakkını bulabilir.
Mümkünse, dul bir kadınla veya yanında babasını veya anasını veya önceki kocasından olan kızını getirecek olan kadınla evlenme. Bu mümkün olmaz da bu vasıftaki kadınlardan birisi ile evlenirsen, en yakın da olsa hiçbir akrabasının, kadının yanına girmemesini şart koş, Çünkü, kadın seninle evlenerek mal ve servet sahibi olunca, babası onun bütün malının kendisine aid olduğunu ve kızının elinde emaneten bulunduğunu iddia edebilir. Elinden geldiği kadar iç güveysi de olma.
Başka kocasından çocuğu olan dul kadınla da evlenme. Çünkü, o kadın, bütün malı o çocuklar için toplayıp biriktirir. Senin malından çalar ve onlara harcar. Zira, her kadın için evladı senden daha kıymetlidir.
Sakın bir evde iki hanımını birlikte bulundurma. Birden fazla evlenirmişsen, onları ayrı evlerde oturt. Evlilik hayatının bütün maddi ihtiyaçlarını temin etmeye  muktedir olduğunu anlamadan evlenme.
Önce ilim tahsil et; sonra helalinden mal ve servet temin et; daha sonra da evlen. Çünkü, ilim tahsil ettiğin sırada, hayatını kazanmak için de uğraşırsan, ikisini bir arada yürütemez ve tahsilini noksan bırakmak zorunda kalırsın. İlim tahsilinden önce kazanacağın servet ise seni dünya ile meşgul olmaya, köle ve cariyeler alıp hizmetçiler edinmeye teşvik eder. Bu durumda da vaktin boşa gider. İlim tahsilinden önce evlenirsen, çoluk çocuğa karışırsın; nüfusun  artar. Onların ihtiyaçlarını temine çalışırken ilim tahsilini bırakmak mecburiyetinde kalırsın.
Gençken, kuvvetli iken, gönlünü meşgul eden şeyler yokken ve kafan zinde iken ilim sahibi olmaya çalış. Sonra da mal ve servet sahibi olmaya çalışırsın. Zira, çoluk-çocuğun çoğalması zihnini meşgul eder. Hayatını kazanınca da evlenebilirsin.
Daima Cenab-ı Hak’dan kork. Kötülüklerden uzak dur. Emanetleri ehline, sahibine teslim et.
İster avamdan olsun, ister havastan, ister büyük olsun, ister küçük her kişiye iyilik et ve nasihatte bulun.
Sakın, hiçbir kimseyi küçük görme. Vakarını koru ve herkese hürmet göster. Halk ile fazla içli dışlı olma. Lüzumlu halinde onlar seni arayıp bulsunlar. Seni ziyarete gelenleri güler yüzle karşıla. Onlara iyi davran ve sordukları mes’elelere  cevap ver. Eğer sual sahibi, sorduğu konu hakkında malumat sahibi ise, ilgisi artar ve ilimle iştigal eder. Eğer sorduğu konu hakkında malumat sahibi değilse bu takdirde de sana hürmet ve muhabbet besler. Soru sahipleri karşısında dini naslara delil arayıp, onları ilm-i kelam meseleleri ile isbat etmeye kalkışma. Çünkü onlar, ilim yönünden seni taklid eden kimselerdir. Dolayısıyla,  öyle yaptığın takdirde onlar da, bu gibi meselelerle uğraşmaya kalkışırlar ve bu gibi konularda hataya düşerler.
Sana bir şey sormaya gelen kimselerin sadece sordukları suallerine cevap ver. Cevabı kısa tut, uzatıp ilaveler yapma. Çünkü, sorusuna aldığı uzun cevap, soru sahibinin aklını teşviş eder, zihnini karıştırır.
On yıl, kazançsız ve azıksız kalsan bile ilim tahsil etmekten geri durup, yüz çevirme. Çünkü, tahsilden vazgeçmen halinde, yine geçim sıkıntısı çekmen muhtemeldir.
Fıkıh bilgilerini derinleştirmek ilim ve anlayışlarını artırmak maksadı ile sana müracaat eden talebelerin, ilme karşı rağbetlerini artırman için her birine evladınmış gibi muamele et, onlara yardımcı ol.
Halktan ve etrafında bulunan kimselerden hiç birisi ile tartışma ve münakaşa etme. Çünkü bu gibi kimselerle münakaşa etmen, senin itibarını düşürür.
Sultan bile olsa, hiçbir kimsenin yanında hakkı anlatmaktan ve söylemekten çekinme.  
Başkalarının yaptığı ibadetten daha çok ibadet yapmadıkça ve başkalarının verdiği hayırlardan daha çok ihsanda bulunmadıkça gönlün rahat etmesin. Böyle yapmazsan, halk senin kendi yaptıkları ibadet ve ihsandan fazlasına ehemmiyet vermediğini görür ve senin ibadet ve ihsana rağbetinin azlığına hükmederler. Kendilerinin cahillikleri ile yaptıkları ibadet ve amelleri senin ilminle yaptığın ibadet ve amellerden daha üstün görürler.
Alimi çok herhangi bir beldeye vardığın zaman, o memleketi kendine tahsis etmeye ve halkı etrafında toplamaya çalışma. Ancak sen de oranın sakinlerinden biri gibi ol. Böyle yaparsan senin orada bir mevki kazanmak için gayret etmediğini bilirler. Böyle yapmazsan, o memleketin alimlerinin hepsi, senin aleyhinde bulunmaya başlarlar. Mezhebini tenkit ederler . Halkı aleyhine kışkırtırlar ve seni göz altında tutarlar. Bu durumda da boş yere aleyhinde bulunulmuş ve tenkid edilmiş olursun.
Eğer alimlerden senden belirli meseleleri soranlar olursa, cevabında, onlara her hususu açık delilleri ile anlat. Onlarla verdiğin cevaplar üzerinde münakaşa ve münazara etme.
Hoca ve üstatlarına dil uzatmaktan kesinlikle sakın. Yoksa onlar da sana ta’nederler ve seni arkandan çekiştirirler. Halktan da daima çekin.
Açıkta yaptığın davranışlarınla gizlide yaptığın davranışların farklı olmasın. (c.c.) için gizli halinde iken nasılsan, açık alinde de öyle ol.
İlmi bir konuyu çözerken etraflıca mütalaa et. O konuyu içi ile dışını birleştirerek çözmeye, ıslah etmeye çalış.
Sultan tarafından, sana hoş gelmeyen bir işe memur edilirsen, bu vazifeyi kabul etme. Yalnız bu görevin sana sadece ilminden dolayı verildiğini anlarsan, onu kabul et.
Münazara ettiğin meclislerde, asla korku ve endişe içinde konuşma. Çünkü korku ve endişe hali, meseleleri geniş bir şekilde kavrama ve anlama kabiliyetine noksanlık getireceği gibi, diline ve ifade kuvvetine de ağırlık verir.
Çok gülme, çünkü çok gülmen kalbini karartır, öldürür.
Yürürken aceleci ve mütekebbir olma, sakin ve vakarlı yürü.
Hiçbir işinde de aceleci olma. Çünkü, arkasından çağıranlar, ancak hayvanlardır.
Konuşurken de bağırıp, çağırma, gürleme; yüksek sesle bile konuşma. Daima, sakin ve suskun olmayı tercih et. Lüzumsuz ve boş hareketlerden de kaçın. Az hareket etmeyi adet edin ki, halkın indinde sebatın ortaya çıksın.
İnsanlar arasında da (C.C.)’ı çokça zikret ki, onlar da bunu senden duyup öğrensinler.
Namazların sonlarda, kendini alıştırıp daima yerine getireceğin bir vird seç ve onu ifa et. Mesela vird olarak, namazlardan sonra, Kur’an-ı Kerim okuyabilirsin, Cenab-ı Hakkın yüce isimlerini zikredebilirsin, bela ve musibetlere karşı ihsan buyurduğu sabır ve tahammül gücüne veya bahşettiği çeşitli nimetlere şükredebilirsin.
Her ayın belirli günlerinde oruç tutmayı itiyat haline getir ki diğer insanlar da bu hususta sana uysunlar.
Nefsini daima murakabe altında bulundur ve başkalarına karşı da onu koru. Eğer böyle yaparsan, dünya ve ahirete teallük eden amellerinde ilminden istifade edebilirsin.
Dünyaya ve sahip olduğun dünya malına ve servetine güvenme. Haline ve makamına da güvenip dayanma. Unutma ki, Cenab-ı Hak sahibi bulunduğun bütün varlığından sana hesap soracaktır.
Sultana yakın olmak için vesile ve aracı arama. Sultanın seni yakınları arasına almasını da arzu etme. Şayet sultan, kendiliğinden seni yakınları arasına alırsa, bu durumu da halka açıklama. Çünkü bu durumu halka açıklarsan,  sana bir takım işler havale ederler. Bu işleri takip edip, üzerinde durursan Sultan seni hoş  karşılamaz. Bu işleri takip etmez ve üzerinde  durmazsan bu sefer de halk seni ayıplar. Her iki hal de senin için küçüklüktür.
Hata ve günahlarında insanlara uyma. (C.C.) indinde makbul olan, sevaplı işlerde onlara tabi ol.
Kötülüğünü bilsen bile, hiçbir insanı o kötülüğü ile yad etme. O insanda bile iyilik, hayır ve salah ara ve insanları iyi halleri ile an. Ama o insanın kötülüğü din hususunda olursa durum değişir. Eğer fenalığı o kimsenin dini durumunda olursa ve sen bu hali görürsen, bu halini diğer insanlara da söyle ki, yanılarak ona tabi olmasınlar ve onun fenalıklarından sakınsınlar. Zira, Resul-ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bu hususta şöyle emir buyurmuşlardır. “Bir faciri –mevki ve mertebesi ne olursa olsun- kendisinde görülen günahı ile anıp, yadedin ve durumunu başkalarına da haber verin ki, insanlar ondan sakınsınlar.” Açık olan bu emre uyarak, din hususunda kendisinde bozukluk ve aksaklık gördüğün bir kimseyi, bu hal ve davranışı ile zikret, onun makamından da korkma. Çünkü -u Telala senin yardımcın ve koruyucundur. Dinin koruyucusu ve yardımcısı da O’dur. Bunu bir defa yaptığın zaman senden korkarlar, heybetin onlara tesir eder, böylece de dinde bid’at çıkarmaya kimse cesaret ve teşebbüs edemez.
Sulatanından ve amirinden dine uymayan bir hal ve davranış gördüğün zaman, kendisine itaat etmekle beraber, onu bu hususta münasip bir dille ikaz et. Çünkü o, iktidar cihetiyle senden kuvvetlidir. Mesela, ona şöyle diyebilirsin: “Siz benim amirim ve sultanımsınız. Bundan dolayı emrinize itaat ederim. Şu kadar var ki, dine uymayan hal ve davranışlarınızı da size haber vermekten kendimi alamıyorum.” Bu ikazı bir defa yapman yeterlidir. İkazını tekrarlar ve bu hususta ileri gidip, aşırı davranırsan, sultan seni azarlar ve müşkül durumda bırakır. Netice itibariyle, ikaz hususundaki tekrar ve ısrarın – şahsınla birlikte – dinin – tatbikatta- alçalıp, zayıflamasına sebep olabilir.
Aslında bir veya iki defa ihtar ve ikazda bulunmanla din hususundaki ciddiyetin ve emr-i bi’l-ma’ruf konusundaki aşırı arzu ve sebatın da anlaşılır.
Eğer, o sultan veya amir dine aykırı hal ve hareketini birkaç defa tekrarlarsa, bizzat kendin, o yalnızken huzuruna çık ve din konusunda kendisine nasihatte bulun.
Eğer, o sultan veya amir, bir bid’atçi ve te’vilci ise onunla çekinmeden ilmi münazara ve tartışmada da bulun. Ama o, hak mezheblerden birine bağlı ve dindar bir zat ise, O’na Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden bildiklerini söyle. Kabul ederse ne ala. Ama kabul etmezse, (C.C.) dan seni ondan korumasını niyaz ederek yanından ayrıl.
Ölümü daima hatırla.
Kendisinden ilim tahsil ettiğin üstad ve hocaların için -u Teala’dan af ve rahmet dile.
Kur’an-ı Kerim’i okumaya devam et.
Kabirleri, büyük zatları ve mübarek yerleri çok ziyaret et.
Halktan herhangi bir kimse, sana rüyasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’i görmüş olduğunu söylerse bunları camilerde, türbelerde veya makberlerde bulunan mübarek kimselerin rüyalarını iyi karşılayıp, bunların söz ve haberlerini red ve inkar etme.
Nefsani arzularının peşinde koşan ve hayvani zevklerine düşkün olan kimselerde oturup-kalkma. Yalnız, kendilerini dine ve dinin emirlerine uymaya davet etmek maksadıyla, böyle kimselerle beraber bulunmakta herhangi bir mahzur yoktur.
Oyun ve eğlence yerleri ile söğülüp-sayılan yerlere girme.
Ezan okunduğu zaman, hemen camiye gitmek  için hazırlan. Böyle yaparsan halk senden ileri geçmemiş olur.
Sultanın sarayına, konağına yakın yerde ev tutma.
Komşularında gördüğün kötü hal ve davranışları gizle ve ört. Çünkü bu bir sırdır, sır ise sana emanettir. İnsanların gizli taraflarını da açığa vurma.
Her hangi bir hususta sana akıl danışmak seninle istişare etmek isteyen kimseyi dinle. Seni (C.C.) a yaklaştıracağını bildiğin hususları ona söyle.
Cimrilikten kaçın! Çünkü bütün insanlar cimrilere buğzeder.
Tamahkar olma. Yalan söyleme. İnsanlar arasında karıştırıcılık ve kışkırtıcılık da yapma. Her işinde haysiyetini ve insanlığını koru. Gazel huylu ve güzel hareketli ol. İnsanları incitmekten sakın.
Her zaman ve her yerde beyaz (temiz) elbise giyin.
Nesini, dünyaya rağbeti ve hırsı azaltarak temizle. Dünyaya rağbeti ve hırsı içinden at. Masivadan kalbini temizle.
Fakir olsan bile, fakirliğini belli etme. Kimseye el açma.
Gayret ve himmet sahibi ol. Çünkü, azim ve gayreti zayıf olanın, makam ve mevkii de zayıf olur.
Yolda yürürken sağa sola bakma, daima önüne bak.
Hububat gibi ölçekle satılan şeyleri veya tartı ile satılan şeyleri satın alırken kendin ölçmeye veya tartmaya teşebbüs etme. Satan şahsın ölçüsüne, tartısına itimat et.
Dünyayı ilim adamları nezdinde hakir göster. Çünkü, (C.C.)’ın nezdinde bulunanlar, dünyadakilerden daha hayırlıdırlar.
İşlerini, o işten anlayan ehil kimselere havale et. Eğer böyle yaparsan, bilgiye, tecrübeye ve ihtisasa olan itimadın ve hürmetin artıp sağlamlaşır. Ayrıca, böyle davranmakla, ihtiyaçlarını kolay temin etmiş ve menfaatini korumuş olursun.
Aklı kısa olan kimselerle konuşma. Münazara usul ve adabını bilmeyen, ortaya attığı iddialarına delil getirip onları isbat edemeyen ilim adamları ile konuşmaktan kaçın.
Makam ve mevki peşinde  koşan, halk arasındaki günlük ve basit mes’elelere dalarak, bu yolla kendilerine şöhret ve dünya menfaati sağlamak isteyen kimselerin söz ve sohbetlerine katılma. Onların aralarına da girme. Çünkü, o gibi kimseler, bir konuda senin haklı olduğunu bilseler dahi teslim olup senin haklı olduğunu söylemezler. Sözlerine de değer vermezler. Bunlar şarlatanlıkla  seni susturmaya ve mahcup etmeye kalkarlar.
Seçkin ve kibar kimselerin iştirak ettiği meclislere girdiğin zaman seni izzetle karşılayıp yer göstermedikçe, geçip onlardan üst tarafa oturma. Oturursan, onlardan sana üzüntü verecek bir şey gelebilir.
Herhangi bir cemaat içinde bulunduğun zaman, sana hürmet edip öne geçirmedikçe, kendiliğinden ön saflara geçme. Aynı şekilde, hürmet görmez ve teklif almazsan öne geçip imamet yapma.
Halka mahsus mesire yerlerine çıkıp dolaşma.
Zalim sultan ve amirlerin yanlarına bulunma. Eğer, kendilerine söyleyeceğin hak söz ve tavsiyelere inanıp uyacaklarını bilirsen yanlarında bulunabilirsin. Ama mümkündür ki, zalim sultan ve amirler, senin yanında yapılması doğru ve helal olmayan her hangi bir işi yaparlar; sen de onları bu kötü işlerinden men edemezsin... Bu durumda insanlar eğer tam karşı koyacağın vakitte, sükut ettiğini görürlerse, onların bu kötü söz ve davranışlarının hak olduğunu savunurlar.
İlim meclislerinde kızmaktan ve şiddet göstermekten sakın.
Halkla konuşurken, onlara hikaye ve vak’a anlatma. Şüphesiz ki hikaye anlatanlar yalan söylerler veya en azından anlattıklarına yalan karışır.
İlim adamlarından her hangi biri ile, fıkhi mes’elelerde, bir mecliste oturup konuşmak istersen, oraya iyice hazırlanarak git. O mecliste, bildiklerini bütün incelikleri ve delilleri ile söyle. İyi bilmediğin meselelerden bahsetme. İyi bilmediğin meselelerden bahsedersen, konuşmalarınızı dinleyenler, senin o mecliste bulunmana sinirlenirken, hayal kırıklığına uğrarlar. Ayrıca, haksız ve isabetsiz olarak, karşındaki kimseyi senden daha alim sanırlar.
Eğer, katıldığın meclis, bir fetva meclisi ise ve sorulan meseleler de fetvaya müsaitse cevabını verirsin. Müsait değilse sebebini söylersin ve sözü kısa kesersin. Karşındaki şahsın, seni huzurunda izahat vermeye kalkışmasına ve başkasına ders vermeye başlamasına mahal bırakmamak için oradan kalkar gidersin. Yalnız orada adamlarından birini bırakarak, muarızının ilminin, derecesini, görüşünü ve sözünü anlarsın.
Moderatöre Bildir   Logged
attila
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 9

Avatar Yok


« Yanıtla #127 : Aralık 18, 2008, 02:43:28 ÖS »

TAM METİN 2 VASİYETNAME
Talebelerinden her hangi birinin va’zını da meclisinde dinleme. Çünkü, senin bulunman onu sıkar ve şaşırtır. Ama, talebinin va’zında itimat ettiğin bir adamını bulundur. Onun va’zını dinlemeleri için mahalle halkını teşvik et ve cemaatin çoğalmasını temin et.
Senin makam ve mevkiinden istifade eden, ayrıca başkalarına tavsiye ve tezkiye ettiğin bir kimseye va’z meclisi kurdurtma. Bu işi, mahallenin halkına ve kendilerine inandığın uzak dostlarından birisine havale et. Onlar takdir ve inha etsinler. Makam ve mevkiinden istifade eden kimseleri  de vaizlik ve imtihanına tabi tut. Sen de imtihan heyetinde bulunma.
Nikah işlerini semtinin hatibine bırak. Cenaze ve bayram namazlarını da semtin hatibine havale et.
Beni de hayır duadan unutma.
Bu vasiyet ve öğüdümü kabul et ve tut. Bu saviyetimi sana, ancak senin ve Müslümanların iyiliği için yapıyorum.
İşte, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin en büyük talebesi, usul-i fıkıh ilminde ilk eseri telif eden İmam Ebu Yusuf’a vasiyeti bu.
Muhteşem vasiyet ve bu vasiyete harfiyen riayet ederek bize örnek olan muhteşem zat, İmam Ebu Yusuf Hazretleri ortada. Başka söze ne hacet... Onlar, o büyüklerimiz, İslam’ı söylemişler ve İslam’ı yaşamışlar.....



İMAM-I AZAM EBU HANİFE HAZRETLERİ’NİN
İMAM EBU YUSUF’A VASİYETİ:
Ey Ya’kub!
Sultana (devlet başkanına) saygılı ol. Kendi vakarını da muhafaza et. Onun makam ve mevkiine de ta’zim et.
İlmi bir mes’ele veya bir ihtiyaç dolayısı ile seni çağırmadıkça, huzuruna girmekten kaçın. Çünkü, onun huzuruna lüzumlu-lüzumsuz girip çıkarsan, sana itibar etmez, kıymet vermez. Onun indinde değerin düşer, mevkiin sarsılır.
Sultan ile ilişkilerinde, ateşten faydalandığın gibi davran; uzakça dur; ona çok yaklaşma, ateş çok yaşlaşanı yakar, uzakta kalana fayda sağlamaz. Sultan d
a ateş gibidir, her şeyi kendisinde görür; kendisinde gördüğünü de başka kimsede görmez.
Sultanın huzurunda, - bilhassa ilmi konularda- çok konuşmaktan sakın. Çünkü söylediklerini alır ve sonra bunları senin aleyhine kullanır. Kendisini etrafındaki kimselere senden daha alim gösterebilmek için, senden öğrendiklerini kendi bilgisi imiş gibi söyler. Hatta seni hatalı çıkarmaya çalışır. Muhitinde gözden düşersin. Sultanın huzuruna girdiğin zaman, hem kendi kadrini, hem de başkalarının kadrini bil ve koru. Sultanın yanında tanımadığın bir alim varken huzura girme: Çünkü, sen ilim cihetinden ondan aşağı bir durumda bulunabilirsin ve ola ki huzurda yaptığın konuşma ile ondan üstün gözükebilirsin. Bu sebeple adamın seni bir zarara uğratmak için çalışması muhtemeldir.
Bu halin tersi de mümkündür: Sen ondan daha bilgili olabilirsin. Buna rağmen, sultanın huzurundaki konuşmalarla ondan aşağı bir seviyeye inebilirsin; öyle gözükebilirsin. Bu takdirde de sen sultanın gözünden düşersin.
Sultan sana ilmi, fıkhi bir iş, bir görev teklif ederse, düşün ve ancak senin şahsiyetine ve mezhebine uygun görürsen kabul et. Sana ve mezhebine rıza gösterilmeyeceğini anlarsan o işi, görevi kabul etme.
Sultanla buluşmak için, onun adamlarını ve etrafındaki kişileri  vasıta olarak kullanma. Sultanla doğrudan doğruya kendin buluş, görüş. Etrafındakilerden uzaklaş ki, sultan indinde şerefin ve merteben yerinde kalsın.
Halkın önünde lüzumsuz konuşma, sadece sordukları suallere cevap ver.
Halk ve tüccarlar arasında da zaruri ve dini ilimlerle ilgili olmayan sözlerden sakın. Böyle yaparsan mal ve dünyaya rağbetinden bahsedilmez. Aksi halde halk ve ticaretle iştigal edenler, haklarındaki hüsn-ü zannını kötüye yorarlar ve onlara rağbet etmeni, kendilerinden rüşvet almış olman şeklinde yorumlarlar.
Halk arasında gülme ve hatta gülümseme. Çarşı ve Pazar yerlerine de fazla çıkma.
Halkla ve halkın ihtiyarları ile birlikte yol ortasında yürüme. Çünkü onların arkasında yürürsen, bu durum senin ilmine hakaret olur. Onların önlerinde yürürsen, bu durumda da onlar seni ayıplarlar. Resul-ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz: “Küçüklerine sevgi, büyüklerine saygı göstermeyenler bizden değildir.” Buyurmuşlardır.
Yol ağızlarında ve köşe başlarında oturma. Bir yerde oturman gerekiyorsa, mescitlerde veya mescitlerin avlularında otur. Dükkanlarda da oturma.
Çarşıda, sokakta ve mescitlerde bir şey yeme.
Yol kenarındaki çeşmelerden, musluklardan ve sakaların ellerinden su içme.
Safi ipekten veya ipekten yapılmış atlas gibi kumaşlardan elbise giyinme. Zira bunlar, insanı gevşekliğe ve ahmaklığa sevkeder.
Eşinin yanında başkalarının hanımlarından ve hizmetçilerin işlerinden bahsetme. Böyle şeylerden söz edersen, karın sana karşı edepsizlik ve küstahlık eder. Sen başka kadınlardan bahsedince, karın da kendinde, yabancı erkeklerden söz etmek hakkını bulabilir.
Mümkünse, dul bir kadınla veya yanında babasını veya anasını veya önceki kocasından olan kızını getirecek olan kadınla evlenme. Bu mümkün olmaz da bu vasıftaki kadınlardan birisi ile evlenirsen, en yakın da olsa hiçbir akrabasının, kadının yanına girmemesini şart koş, Çünkü, kadın seninle evlenerek mal ve servet sahibi olunca, babası onun bütün malının kendisine aid olduğunu ve kızının elinde emaneten bulunduğunu iddia edebilir. Elinden geldiği kadar iç güveysi de olma.
Başka kocasından çocuğu olan dul kadınla da evlenme. Çünkü, o kadın, bütün malı o çocuklar için toplayıp biriktirir. Senin malından çalar ve onlara harcar. Zira, her kadın için evladı senden daha kıymetlidir.
Sakın bir evde iki hanımını birlikte bulundurma. Birden fazla evlenirmişsen, onları ayrı evlerde oturt. Evlilik hayatının bütün maddi ihtiyaçlarını temin etmeye  muktedir olduğunu anlamadan evlenme.
Önce ilim tahsil et; sonra helalinden mal ve servet temin et; daha sonra da evlen. Çünkü, ilim tahsil ettiğin sırada, hayatını kazanmak için de uğraşırsan, ikisini bir arada yürütemez ve tahsilini noksan bırakmak zorunda kalırsın. İlim tahsilinden önce kazanacağın servet ise seni dünya ile meşgul olmaya, köle ve cariyeler alıp hizmetçiler edinmeye teşvik eder. Bu durumda da vaktin boşa gider. İlim tahsilinden önce evlenirsen, çoluk çocuğa karışırsın; nüfusun  artar. Onların ihtiyaçlarını temine çalışırken ilim tahsilini bırakmak mecburiyetinde kalırsın.
Gençken, kuvvetli iken, gönlünü meşgul eden şeyler yokken ve kafan zinde iken ilim sahibi olmaya çalış. Sonra da mal ve servet sahibi olmaya çalışırsın. Zira, çoluk-çocuğun çoğalması zihnini meşgul eder. Hayatını kazanınca da evlenebilirsin.
Daima Cenab-ı Hak’dan kork. Kötülüklerden uzak dur. Emanetleri ehline, sahibine teslim et.
İster avamdan olsun, ister havastan, ister büyük olsun, ister küçük her kişiye iyilik et ve nasihatte bulun.
Sakın, hiçbir kimseyi küçük görme. Vakarını koru ve herkese hürmet göster. Halk ile fazla içli dışlı olma. Lüzumlu halinde onlar seni arayıp bulsunlar. Seni ziyarete gelenleri güler yüzle karşıla. Onlara iyi davran ve sordukları mes’elelere  cevap ver. Eğer sual sahibi, sorduğu konu hakkında malumat sahibi ise, ilgisi artar ve ilimle iştigal eder. Eğer sorduğu konu hakkında malumat sahibi değilse bu takdirde de sana hürmet ve muhabbet besler. Soru sahipleri karşısında dini naslara delil arayıp, onları ilm-i kelam meseleleri ile isbat etmeye kalkışma. Çünkü onlar, ilim yönünden seni taklid eden kimselerdir. Dolayısıyla,  öyle yaptığın takdirde onlar da, bu gibi meselelerle uğraşmaya kalkışırlar ve bu gibi konularda hataya düşerler.
Sana bir şey sormaya gelen kimselerin sadece sordukları suallerine cevap ver. Cevabı kısa tut, uzatıp ilaveler yapma. Çünkü, sorusuna aldığı uzun cevap, soru sahibinin aklını teşviş eder, zihnini karıştırır.
On yıl, kazançsız ve azıksız kalsan bile ilim tahsil etmekten geri durup, yüz çevirme. Çünkü, tahsilden vazgeçmen halinde, yine geçim sıkıntısı çekmen muhtemeldir.
Fıkıh bilgilerini derinleştirmek ilim ve anlayışlarını artırmak maksadı ile sana müracaat eden talebelerin, ilme karşı rağbetlerini artırman için her birine evladınmış gibi muamele et, onlara yardımcı ol.
Halktan ve etrafında bulunan kimselerden hiç birisi ile tartışma ve münakaşa etme. Çünkü bu gibi kimselerle münakaşa etmen, senin itibarını düşürür.
Sultan bile olsa, hiçbir kimsenin yanında hakkı anlatmaktan ve söylemekten çekinme. 
Başkalarının yaptığı ibadetten daha çok ibadet yapmadıkça ve başkalarının verdiği hayırlardan daha çok ihsanda bulunmadıkça gönlün rahat etmesin. Böyle yapmazsan, halk senin kendi yaptıkları ibadet ve ihsandan fazlasına ehemmiyet vermediğini görür ve senin ibadet ve ihsana rağbetinin azlığına hükmederler. Kendilerinin cahillikleri ile yaptıkları ibadet ve amelleri senin ilminle yaptığın ibadet ve amellerden daha üstün görürler.
Alimi çok herhangi bir beldeye vardığın zaman, o memleketi kendine tahsis etmeye ve halkı etrafında toplamaya çalışma. Ancak sen de oranın sakinlerinden biri gibi ol. Böyle yaparsan senin orada bir mevki kazanmak için gayret etmediğini bilirler. Böyle yapmazsan, o memleketin alimlerinin hepsi, senin aleyhinde bulunmaya başlarlar. Mezhebini tenkit ederler . Halkı aleyhine kışkırtırlar ve seni göz altında tutarlar. Bu durumda da boş yere aleyhinde bulunulmuş ve tenkid edilmiş olursun.
Eğer alimlerden senden belirli meseleleri soranlar olursa, cevabında, onlara her hususu açık delilleri ile anlat. Onlarla verdiğin cevaplar üzerinde münakaşa ve münazara etme.
Hoca ve üstatlarına dil uzatmaktan kesinlikle sakın. Yoksa onlar da sana ta’nederler ve seni arkandan çekiştirirler. Halktan da daima çekin.
Açıkta yaptığın davranışlarınla gizlide yaptığın davranışların farklı olmasın. (c.c.) için gizli halinde iken nasılsan, açık alinde de öyle ol.
İlmi bir konuyu çözerken etraflıca mütalaa et. O konuyu içi ile dışını birleştirerek çözmeye, ıslah etmeye çalış.
Sultan tarafından, sana hoş gelmeyen bir işe memur edilirsen, bu vazifeyi kabul etme. Yalnız bu görevin sana sadece ilminden dolayı verildiğini anlarsan, onu kabul et.
Münazara ettiğin meclislerde, asla korku ve endişe içinde konuşma. Çünkü korku ve endişe hali, meseleleri geniş bir şekilde kavrama ve anlama kabiliyetine noksanlık getireceği gibi, diline ve ifade kuvvetine de ağırlık verir.
Çok gülme, çünkü çok gülmen kalbini karartır, öldürür.
Yürürken aceleci ve mütekebbir olma, sakin ve vakarlı yürü.
Hiçbir işinde de aceleci olma. Çünkü, arkasından çağıranlar, ancak hayvanlardır.
Konuşurken de bağırıp, çağırma, gürleme; yüksek sesle bile konuşma. Daima, sakin ve suskun olmayı tercih et. Lüzumsuz ve boş hareketlerden de kaçın. Az hareket etmeyi adet edin ki, halkın indinde sebatın ortaya çıksın.
İnsanlar arasında da (C.C.)’ı çokça zikret ki, onlar da bunu senden duyup öğrensinler.
Namazların sonlarda, kendini alıştırıp daima yerine getireceğin bir vird seç ve onu ifa et. Mesela vird olarak, namazlardan sonra, Kur’an-ı Kerim okuyabilirsin, Cenab-ı Hakkın yüce isimlerini zikredebilirsin, bela ve musibetlere karşı ihsan buyurduğu sabır ve tahammül gücüne veya bahşettiği çeşitli nimetlere şükredebilirsin.
Her ayın belirli günlerinde oruç tutmayı itiyat haline getir ki diğer insanlar da bu hususta sana uysunlar.
Nefsini daima murakabe altında bulundur ve başkalarına karşı da onu koru. Eğer böyle yaparsan, dünya ve ahirete teallük eden amellerinde ilminden istifade edebilirsin.
Dünyaya ve sahip olduğun dünya malına ve servetine güvenme. Haline ve makamına da güvenip dayanma. Unutma ki, Cenab-ı Hak sahibi bulunduğun bütün varlığından sana hesap soracaktır.
Sultana yakın olmak için vesile ve aracı arama. Sultanın seni yakınları arasına almasını da arzu etme. Şayet sultan, kendiliğinden seni yakınları arasına alırsa, bu durumu da halka açıklama. Çünkü bu durumu halka açıklarsan,  sana bir takım işler havale ederler. Bu işleri takip edip, üzerinde durursan Sultan seni hoş  karşılamaz. Bu işleri takip etmez ve üzerinde  durmazsan bu sefer de halk seni ayıplar. Her iki hal de senin için küçüklüktür.
Hata ve günahlarında insanlara uyma. (C.C.) indinde makbul olan, sevaplı işlerde onlara tabi ol.
Kötülüğünü bilsen bile, hiçbir insanı o kötülüğü ile yad etme. O insanda bile iyilik, hayır ve salah ara ve insanları iyi halleri ile an. Ama o insanın kötülüğü din hususunda olursa durum değişir. Eğer fenalığı o kimsenin dini durumunda olursa ve sen bu hali görürsen, bu halini diğer insanlara da söyle ki, yanılarak ona tabi olmasınlar ve onun fenalıklarından sakınsınlar. Zira, Resul-ü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bu hususta şöyle emir buyurmuşlardır. “Bir faciri –mevki ve mertebesi ne olursa olsun- kendisinde görülen günahı ile anıp, yadedin ve durumunu başkalarına da haber verin ki, insanlar ondan sakınsınlar.” Açık olan bu emre uyarak, din hususunda kendisinde bozukluk ve aksaklık gördüğün bir kimseyi, bu hal ve davranışı ile zikret, onun makamından da korkma. Çünkü -u Telala senin yardımcın ve koruyucundur. Dinin koruyucusu ve yardımcısı da O’dur. Bunu bir defa yaptığın zaman senden korkarlar, heybetin onlara tesir eder, böylece de dinde bid’at çıkarmaya kimse cesaret ve teşebbüs edemez.
Sulatanından ve amirinden dine uymayan bir hal ve davranış gördüğün zaman, kendisine itaat etmekle beraber, onu bu hususta münasip bir dille ikaz et. Çünkü o, iktidar cihetiyle senden kuvvetlidir. Mesela, ona şöyle diyebilirsin: “Siz benim amirim ve sultanımsınız. Bundan dolayı emrinize itaat ederim. Şu kadar var ki, dine uymayan hal ve davranışlarınızı da size haber vermekten kendimi alamıyorum.” Bu ikazı bir defa yapman yeterlidir. İkazını tekrarlar ve bu hususta ileri gidip, aşırı davranırsan, sultan seni azarlar ve müşkül durumda bırakır. Netice itibariyle, ikaz hususundaki tekrar ve ısrarın – şahsınla birlikte – dinin – tatbikatta- alçalıp, zayıflamasına sebep olabilir.
Aslında bir veya iki defa ihtar ve ikazda bulunmanla din hususundaki ciddiyetin ve emr-i bi’l-ma’ruf konusundaki aşırı arzu ve sebatın da anlaşılır.
Eğer, o sultan veya amir dine aykırı hal ve hareketini birkaç defa tekrarlarsa, bizzat kendin, o yalnızken huzuruna çık ve din konusunda kendisine nasihatte bulun.
Eğer, o sultan veya amir, bir bid’atçi ve te’vilci ise onunla çekinmeden ilmi münazara ve tartışmada da bulun. Ama o, hak mezheblerden birine bağlı ve dindar bir zat ise, O’na Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden bildiklerini söyle. Kabul ederse ne ala. Ama kabul etmezse, (C.C.) dan seni ondan korumasını niyaz ederek yanından ayrıl.
Ölümü daima hatırla.
Kendisinden ilim tahsil ettiğin üstad ve hocaların için -u Teala’dan af ve rahmet dile.
Kur’an-ı Kerim’i okumaya devam et.
Kabirleri, büyük zatları ve mübarek yerleri çok ziyaret et.
Halktan herhangi bir kimse, sana rüyasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’i görmüş olduğunu söylerse bunları camilerde, türbelerde veya makberlerde bulunan mübarek kimselerin rüyalarını iyi karşılayıp, bunların söz ve haberlerini red ve inkar etme.
Nefsani arzularının peşinde koşan ve hayvani zevklerine düşkün olan kimselerde oturup-kalkma. Yalnız, kendilerini dine ve dinin emirlerine uymaya davet etmek maksadıyla, böyle kimselerle beraber bulunmakta herhangi bir mahzur yoktur.
Oyun ve eğlence yerleri ile söğülüp-sayılan yerlere girme.
Ezan okunduğu zaman, hemen camiye gitmek  için hazırlan. Böyle yaparsan halk senden ileri geçmemiş olur.
Sultanın sarayına, konağına yakın yerde ev tutma.
Komşularında gördüğün kötü hal ve davranışları gizle ve ört. Çünkü bu bir sırdır, sır ise sana emanettir. İnsanların gizli taraflarını da açığa vurma.
Her hangi bir hususta sana akıl danışmak seninle istişare etmek isteyen kimseyi dinle. Seni (C.C.) a yaklaştıracağını bildiğin hususları ona söyle.
Cimrilikten kaçın! Çünkü bütün insanlar cimrilere buğzeder.
Tamahkar olma. Yalan söyleme. İnsanlar arasında karıştırıcılık ve kışkırtıcılık da yapma. Her işinde haysiyetini ve insanlığını koru. Gazel huylu ve güzel hareketli ol. İnsanları incitmekten sakın.
Her zaman ve her yerde beyaz (temiz) elbise giyin.
Nesini, dünyaya rağbeti ve hırsı azaltarak temizle. Dünyaya rağbeti ve hırsı içinden at. Masivadan kalbini temizle.
Fakir olsan bile, fakirliğini belli etme. Kimseye el açma.
Gayret ve himmet sahibi ol. Çünkü, azim ve gayreti zayıf olanın, makam ve mevkii de zayıf olur.
Yolda yürürken sağa sola bakma, daima önüne bak.
Hububat gibi ölçekle satılan şeyleri veya tartı ile satılan şeyleri satın alırken kendin ölçmeye veya tartmaya teşebbüs etme. Satan şahsın ölçüsüne, tartısına itimat et.
Dünyayı ilim adamları nezdinde hakir göster. Çünkü, (C.C.)’ın nezdinde bulunanlar, dünyadakilerden daha hayırlıdırlar.
İşlerini, o işten anlayan ehil kimselere havale et. Eğer böyle yaparsan, bilgiye, tecrübeye ve ihtisasa olan itimadın ve hürmetin artıp sağlamlaşır. Ayrıca, böyle davranmakla, ihtiyaçlarını kolay temin etmiş ve menfaatini korumuş olursun.
Aklı kısa olan kimselerle konuşma. Münazara usul ve adabını bilmeyen, ortaya attığı iddialarına delil getirip onları isbat edemeyen ilim adamları ile konuşmaktan kaçın.
Makam ve mevki peşinde  koşan, halk arasındaki günlük ve basit mes’elelere dalarak, bu yolla kendilerine şöhret ve dünya menfaati sağlamak isteyen kimselerin söz ve sohbetlerine katılma. Onların aralarına da girme. Çünkü, o gibi kimseler, bir konuda senin haklı olduğunu bilseler dahi teslim olup senin haklı olduğunu söylemezler. Sözlerine de değer vermezler. Bunlar şarlatanlıkla  seni susturmaya ve mahcup etmeye kalkarlar.
Seçkin ve kibar kimselerin iştirak ettiği meclislere girdiğin zaman seni izzetle karşılayıp yer göstermedikçe, geçip onlardan üst tarafa oturma. Oturursan, onlardan sana üzüntü verecek bir şey gelebilir.
Herhangi bir cemaat içinde bulunduğun zaman, sana hürmet edip öne geçirmedikçe, kendiliğinden ön saflara geçme. Aynı şekilde, hürmet görmez ve teklif almazsan öne geçip imamet yapma.
Halka mahsus mesire yerlerine çıkıp dolaşma.
Zalim sultan ve amirlerin yanlarına bulunma. Eğer, kendilerine söyleyeceğin hak söz ve tavsiyelere inanıp uyacaklarını bilirsen yanlarında bulunabilirsin. Ama mümkündür ki, zalim sultan ve amirler, senin yanında yapılması doğru ve helal olmayan her hangi bir işi yaparlar; sen de onları bu kötü işlerinden men edemezsin... Bu durumda insanlar eğer tam karşı koyacağın vakitte, sükut ettiğini görürlerse, onların bu kötü söz ve davranışlarının hak olduğunu savunurlar.
İlim meclislerinde kızmaktan ve şiddet göstermekten sakın.
Halkla konuşurken, onlara hikaye ve vak’a anlatma. Şüphesiz ki hikaye anlatanlar yalan söylerler veya en azından anlattıklarına yalan karışır.
İlim adamlarından her hangi biri ile, fıkhi mes’elelerde, bir mecliste oturup konuşmak istersen, oraya iyice hazırlanarak git. O mecliste, bildiklerini bütün incelikleri ve delilleri ile söyle. İyi bilmediğin meselelerden bahsetme. İyi bilmediğin meselelerden bahsedersen, konuşmalarınızı dinleyenler, senin o mecliste bulunmana sinirlenirken, hayal kırıklığına uğrarlar. Ayrıca, haksız ve isabetsiz olarak, karşındaki kimseyi senden daha alim sanırlar.
Eğer, katıldığın meclis, bir fetva meclisi ise ve sorulan meseleler de fetvaya müsaitse cevabını verirsin. Müsait değilse sebebini söylersin ve sözü kısa kesersin. Karşındaki şahsın, seni huzurunda izahat vermeye kalkışmasına ve başkasına ders vermeye başlamasına mahal bırakmamak için oradan kalkar gidersin. Yalnız orada adamlarından birini bırakarak, muarızının ilminin, derecesini, görüşünü ve sözünü anlarsın.
Talebelerinden her hangi birinin va’zını da meclisinde dinleme. Çünkü, senin bulunman onu sıkar ve şaşırtır. Ama, talebinin va’zında itimat ettiğin bir adamını bulundur. Onun va’zını dinlemeleri için mahalle halkını teşvik et ve cemaatin çoğalmasını temin et.
Senin makam ve mevkiinden istifade eden, ayrıca başkalarına tavsiye ve tezkiye ettiğin bir kimseye va’z meclisi kurdurtma. Bu işi, mahallenin halkına ve kendilerine inandığın uzak dostlarından birisine havale et. Onlar takdir ve inha etsinler. Makam ve mevkiinden istifade eden kimseleri  de vaizlik ve imtihanına tabi tut. Sen de imtihan heyetinde bulunma.
Nikah işlerini semtinin hatibine bırak. Cenaze ve bayram namazlarını da semtin hatibine havale et.
Beni de hayır duadan unutma.
Bu vasiyet ve öğüdümü kabul et ve tut. Bu saviyetimi sana, ancak senin ve Müslümanların iyiliği için yapıyorum.
İşte, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin en büyük talebesi, usul-i fıkıh ilminde ilk eseri telif eden İmam Ebu Yusuf’a vasiyeti bu.
Muhteşem vasiyet ve bu vasiyete harfiyen riayet ederek bize örnek olan muhteşem zat, İmam Ebu Yusuf Hazretleri ortada. Başka söze ne hacet... Onlar, o büyüklerimiz, İslam’ı söylemişler ve İslam’ı yaşamışlar.....

Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İmami Şafii Hz. leri Hakinda Malumat EVLİYAULLAH müteallim 4 816 Son Mesaj Ağustos 24, 2008, 01:16:23 ÖÖ
Gönderen: Nakkaş
İmam-ı Âzam Hazretleri'nin Pratik Zekası İSLAM-GENEL asitane 0 231 Son Mesaj Mart 20, 2008, 11:22:45 ÖS
Gönderen: asitane
İmam-ı Azam Hz.'den Nasihatler İSLAM-GENEL Asfa 2 473 Son Mesaj Mayıs 06, 2008, 02:58:17 ÖS
Gönderen: Asfa
Akşemseddin Hazretleri EVLİYAULLAH zaman_1453 2 477 Son Mesaj Temmuz 02, 2008, 07:39:17 ÖS
Gönderen: maslak
Imami azam ve akrep KISSADAN HİSSELER osmanli 1 233 Son Mesaj Ekim 21, 2008, 04:18:48 ÖS
Gönderen: ihvan
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM