|
antepli
|
 |
« : Haziran 15, 2005, 02:51:52 pm » |
|
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurduki;
Cennet ile Cehennem'den başka ebedî bir yer yoktur. Cennet'e girmek için îmân ve dînin emirlerine uymak lâzımdır.
Dünyâyı maksad edinmemeli. Dünyâ, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünyâ ve âhiret bir arada olmaz. Dünyâya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyâya düşkün olanlar âhirette zarar görür. Dünyâya düşkün olmamanın ilâcı, İslâmiyete uymaktır.
Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakîkaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nîmettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dînin hudûdundan dışarıya taşmamakla olur.
Dünyâyı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zarûret mikdârından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terkedip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.
Tesbih okumak (sübhânellah demek), tövbenin anahtarı ve hattâ özüdür.
Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi sâhibine hizmet etmektir. Yâni Allahü teâlâya ibâdet ve tâat etmektir.
Gençlik zamânında dînin emirlerine uymak, dünyâ ve âhiret nîmetlerinin en üstünüdür.
Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyâmet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!
Âyet-i kerîmede meâlen; "Vallâhu basîrun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü hâlde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yâhud onun görmesine kıymet vermiyorlar. Îmânı olana her ikisi de yakışmaz.
Velîlerin hiçbiri, peygamber mertebesine varamaz.
Velîlerin hiçbiri, Sahâbî mertebesine çıkamaz.
İhlâs ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibâdetler gibi kazanç (sevap) hâsıl eder.
Her ibâdeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır..
Dünyânın vefâsızlıkta eşi yoktur, dünyâyı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhûrdur. Azîz ömrünü, bu vefâsızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.
İnsanlar riyâzet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Hâlbuki, dînimizin emrettiği kadar yimek için dikkat etmek, binlerce sene nâfile oruç tutmaktan daha faydalıdır.
evliyalar ansiklopedisi
|
İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
|
|
|
zeyl
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 195
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 15, 2005, 07:04:42 pm » |
|
Allah razı olsun antepli kardeşim. Mevlam tatbik edebilmeyi nasip eylesin inşaAllah...
|
Çocuk olsam yeniden.. Bir tek düştüğüm için acısa içim.. Kalbim; çok koştuğum için çarpsa sadece...
|
|
|
abdulbatin
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 17
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 15, 2005, 08:13:58 pm » |
|
Allah(cc) razı olsun.
|
Bizi bize bırakma yarabbi.
|
|
|
|
antepli
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 16, 2005, 03:52:17 pm » |
|
RABBIM,cümlemizden razı olsun kardeşlerim
|
İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
|
|
|
|
antepli
|
 |
« Yanıtla #4 : Aralık 19, 2005, 01:07:02 pm » |
|
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurduki;
Cennet ile Cehennem'den başka ebedî bir yer yoktur. Cennet'e girmek için îmân ve dînin emirlerine uymak lâzımdır.
Dünyâyı maksad edinmemeli. Dünyâ, nefsin arzularına yardımcıdır. Dünyâ ve âhiret bir arada olmaz. Dünyâya düşkün olmak, günahların başıdır. Dünyâya düşkün olanlar âhirette zarar görür. Dünyâya düşkün olmamanın ilâcı, İslâmiyete uymaktır.
Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakîkaten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nîmettir. Bu da, yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dînin hudûdundan dışarıya taşmamakla olur.
Dünyâyı terk etmek iki türlüdür; birincisi, mübahların, zarûret mikdârından fazlasını terktir. Bu çok iyidir. İkincisi, haramları ve şüphelileri terkedip yalnız mübahları kullanmaktır. Bu zamanda bu da iyidir.
Tesbih okumak (sübhânellah demek), tövbenin anahtarı ve hattâ özüdür.
Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi sâhibine hizmet etmektir. Yâni Allahü teâlâya ibâdet ve tâat etmektir.
Gençlik zamânında dînin emirlerine uymak, dünyâ ve âhiret nîmetlerinin en üstünüdür.
Annenin yavrusuna faydası olmadığı (annenin yavrusundan kaçacağı) kıyâmet günü için, hazırlık yapmayana yazıklar olsun!
Âyet-i kerîmede meâlen; "Vallâhu basîrun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir" buyruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü hâlde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yâhud onun görmesine kıymet vermiyorlar. Îmânı olana her ikisi de yakışmaz.
Velîlerin hiçbiri, peygamber mertebesine varamaz.
Velîlerin hiçbiri, Sahâbî mertebesine çıkamaz.
İhlâs ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibâdetler gibi kazanç (sevap) hâsıl eder.
Her ibâdeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır..
Dünyânın vefâsızlıkta eşi yoktur, dünyâyı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhûrdur. Azîz ömrünü, bu vefâsızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.
İnsanlar riyâzet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Hâlbuki, dînimizin emrettiği kadar yimek için dikkat etmek, binlerce sene nâfile oruç tutmaktan daha faydalıdır.
evliyalar ansiklopedisi
|
İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
|
|
|
|
Mustafax67
|
 |
« Yanıtla #5 : Aralık 19, 2005, 04:32:32 pm » |
|
|
BA$KASININ AYIBINI SÖYLEMEYi DÜSÜNDÜGÜN ZAMAN NEFSININ AYIBINI hATIRLA!!!
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #6 : Aralık 21, 2005, 12:18:00 am » |
|
Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi sâhibine hizmet etmektir. Yâni Allahü teâlâya ibâdet ve tâat etmektir

|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #7 : Aralık 26, 2005, 02:28:28 pm » |
|
Allahrazı olsun 
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş YapForum Kurallarını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #8 : Aralık 26, 2005, 08:09:39 pm » |
|
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz

|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
ushtun09
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 6
|
 |
« Yanıtla #9 : Aralık 28, 2005, 04:32:55 pm » |
|
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız! Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz
ama dünya öyle bir hale gelmiş ki. bırakın dünyayı %99 müslümanız diye bildiğimiz ülkemiz öyle bir hale gelmiş ki, imanımızı muhafaza eden kalelerimiz bir bir yıkılmış, yerlerine gayet mâlâyânî şeyler konulmuş. bu buhranlı ortamdan sıyrılıp, Allah rızası için, dinimizi tam anlamıyla yaşamamız için üzerimize farz olan ilimleri öğrenmeli. hatta bu ilimleri öğrenme yolunda ayaklı ansiklopedilere yapışıp peşlerini bırakmamalı. Allah sonumuzu hayr eylesin
|
|
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #10 : Aralık 28, 2005, 11:00:16 pm » |
|
ushtun09 kardesim karamsar olmayin gayret edenin Allah daima yanindadir bizler yurt disinda nelerle karsilasiyoruz ama Allaha pirana havele ediyoruz sabir herzaman iyidir önümüze devamli cikiyor vataninizda aynisini yapamiyorsunuz burda niye yapiyorsunuz karsimiza kale duvari gibi cikiyorlar Allahin izniyle piranin hikmetiyle oluyor sabir dua :kirp:
|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
ABDULLAH LFC
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 183
|
 |
« Yanıtla #11 : Ocak 03, 2006, 11:24:24 pm » |
|
antepli kardeşim teşekkür ederiz....devamını bekleriz... " imam-ı rabbanî yolundayız. onun evlatlarıyız. mesleğimiz, ehli sünnet yolu ve onu ihyadır." Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
|
|
|
|
|
|
ASUDE
|
 |
« Yanıtla #12 : Ocak 04, 2006, 08:20:51 pm » |
|
|
<<<Ya Gel Artık Güldür Benim Yüzümü Yada Bakma SEVİYORUM Der Gibi...>>>
|
|
|
ABDULLAH LFC
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 183
|
 |
« Yanıtla #13 : Mayıs 13, 2006, 05:06:45 pm » |
|
İMAM-I RABBANÎ MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNÎ AHMED FARÛKÎ SERHENDÎ (K.S.) -------------------------------------------------------------------------------- Silsile-i Nakşibendiyye-i aliyyenin 23. halkasıdır. Hicrî 971. senesi âşurâ günü Hindistan’ın Serhend şehrinde dünyaya geldi. 1034 safer ayının 29. Salı günü Serhend’de vefat etti. İsmi Ahmed’dir. İmam-ı Rabbanî ismiyle meşhurdur. Unvanı, kendisine Allah tarafından ilim ve hikmet verilmiş olduğundan “Müceddid-i Elf-i Sânî“, Hazreti Ömer’in soyundan olduğu için “Farukî" , Serhend şehrinde dünyaya geldiği için “ Serhendî “ dir.
İmam-ı Rabbanî hazretleri ilk tahsilini babasından yapmış, küçük yaşda Kur’an-ı Kerimi ezberlemiştir. Babasının vefatından sonra Muhammet Bâkî- Billah (k.s.) hazretlerine talebe oldu, ona intisab etti ve icâzet aldıktan sonra memleketine dönerek ilim öğretmeye ve irşâda başladı.
Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni bir din getiren Resuller gönderilirdi. Her yüz senede bir nebî gelir, din sahibi peygamberin dinini değiştirmez, kuvvetlendirirdi. Hadis-i şerifte bu ümmete ise her yüzyıl başında İslam dinini kuvvetlendiren bir alim geleceği haber verilmektedir. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’den sonra peygamber gelmeyeceğine göre kendisinden bin sene sonra İslam dinini her bakımdan ihya edecek, dine sokulan bid’atleri temizleyecek, tam vâris, âlim ve ârif bir zatın olması lâzımdı. Hadis-i Şerifler bunu bildirmektedir. Bu mühim hizmeti İmam-ı Rabbanî Hazretleri yapmıştır. Bütün İslam âlimleri bunda ittifak etmişlerdir. Sapıkların iftirâsı üzerine sultan, İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin hapsedilmesini emretti. İmam-ı Rabbanî Hazretleri üç yıl kadar mahpus kaldı. Sonra Sultan yaptığı hatayı anladı ve onu hapisten çıkardı. İhsan ve ikramda bulundu.
İmam-ı Rabbanî Hazretleri kendisinden önce yaşamış velilerin sekr (manevi boşluk) halindeyken söyledikleri sözleri gayet açık bir şekilde îzâh etmiş, bu büyüklerin yanlış anlaşılmasına mâni olmuştur. Fasîh ifâdeleri ve vecîz sözleriyle bazı evliyanın kâfî şekilde anlamak ve anlatmaktan aciz kaldığı yüksek tasavvufî hakikatleri açıklamıştır. Sorulan suallere verdiği cevaplarla tasavvufta iyi anlaşılmayan husus bırakmamış, böylece Müslümanları kandıran ve şaşırtan cahillerle, dünya düşkünü bozuk tarîkat taklitçilerinin maskelerini indirmiştir.
Zamanın alimleri İmam-ı Rabbanî Hazretlerine “sıla” ismiyle hitap ettiler. Sıla birleştirici demektir. Çünkü o,tasavvufun dinden ayrı bir şey olmadığını isbât etmiştir.
İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin en mühim eseri Mektûbâtıdır. -------------------------------------------------------------------------------- fazilet takviminden (10.12.2005) ............................................................................ “İmâm-ı Rabbânî yolundayız. Onun evlatlarıyız. Mesleğimiz, Ehl-i Sünnet yolu ve onu ihyâdır”
|
|
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #14 : Mayıs 14, 2006, 02:26:14 am » |
|
Zamanın alimleri İmam-ı Rabbanî Hazretlerine “sıla” ismiyle hitap ettiler. Sıla birleştirici demektir. Çünkü o,tasavvufun dinden ayrı bir şey olmadığını isbât etmiştir.

|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
şüheda
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 18
|
 |
« Yanıtla #15 : Mayıs 15, 2006, 12:00:07 am » |
|
NE BÜYÜK BİR ZAATTIR....MEKTUBATIDA BU ÜMMET İÇİN EN BÜYÜK VESİKA........Allah ŞEFAATINA NAİL EYLESİN.....
|
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz."
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #16 : Ekim 20, 2006, 08:10:06 am » |
|
• Edebi gözetmek zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen hakka kavuşamaz. • Ehlinin (ailesinin) gönlünü almak için günâh işlemek ahmaklıktır. • Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslâmiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlardan ve nefse tatlı gelen şeylerden kaçınmakla olur. Zikri ve rehberi (doğru yolu gösteren âlimi) sevmek bunu kolaylaştırır. • Malı zarardan korumanın ilacı zekât vermektir. • Mekrûhtan sakınmak ve bir edebi gözetmek, zikirden, fikirden ve murakabeden daha fâidelidir. • Mubâhları gelişigüzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheli şeyleri yapmak da harama yol açar. • Nefse günahlardan kaçınmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçınmak daha sevâbtır. • Ölmek felâket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felâkettir. Dua ve istiğfar etmekle ve onlar (ana baba) için sadaka vermekle imdatlarına yetişmek lâzımdır. • Mâlâyâni (boş şeyler) ile vakit geçirmek Allâhü Teâlâ’dan uzaklaşmaya işarettir. • Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha faidelidir. • Gafletin ilacı; gönlünü Allâhü Teâlâ’ya vermiş olanların sohbetidir. • Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakikâten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur. • Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmî ilimleri öğreniniz ve bu ilimlere uygun olarak yaşayınız. Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyunla ve eğlenceyle geçirmemek için uyanık olunuz. • Vakit çok kıymetlidir, kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi, sâhibine hizmet etmek, yani Allâhü Teâlâ’ya ibâdet ve itâat etmekle vakitleri geçirmek lâzımdır. (M.Ş.3)
|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
|
Ahi
|
 |
« Yanıtla #17 : Ekim 21, 2006, 01:15:39 pm » |
|
Eline sağlık güzel paylaşım için
|
Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz. Hz. Ali (r.a)
|
|
|
duha
Moderatör
popüler yazar
   
Offline
Mesaj Sayısı: 5040
ѕησωƒℓαкє
|
 |
« Yanıtla #18 : Ekim 22, 2006, 06:54:07 am » |
|
Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmî ilimleri öğreniniz ve bu ilimlere uygun olarak yaşayınız. Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyunla ve eğlenceyle geçirmemek için uyanık olunuz. • Vakit çok kıymetlidir, kıymetli şeyler için kullanmak lâzımdır. İşlerin en kıymetlisi, sâhibine hizmet etmek, yani Allâhü Teâlâ’ya ibâdet ve itâat etmekle vakitleri geçirmek lâzımdır. (M.Ş.3)
Allah razı olsun.
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap Şimdi Senden Vazmıgeçmeli; Masal olup yola devam mı etmeli??
|
|
|
-SüHaN-
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 34
yok !
|
 |
« Yanıtla #19 : Mayıs 25, 2007, 05:16:37 pm » |
|
Bugün mübarek müceddidin, "müceddidi elf-i sani’nin doğum yıldönümü…Yaşamında da yaşamından sonra da nice gönüllerin uyanışına vesile olan mübarek üstazı tanımak,hatırlamak adına değerli bir paylaşım olmuş..Allah razı olsun..Rabbim evlatları arasına dahil eylesin.Himmetlerinden mahrum eylemesin..
|
''Evladım sen doğru ol, eğri belasını bulur''
|
|
|
-SüHaN-
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 34
yok !
|
 |
« Yanıtla #20 : Mayıs 25, 2007, 05:22:25 pm » |
|
Rabbim himmetlerinden mahrum eylemesin..Allah razı olsun kardeşim..
''Dünyâ hayâtı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzûmlu şey de, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.''
|
''Evladım sen doğru ol, eğri belasını bulur''
|
|
|
|
Fatihan
|
 |
« Yanıtla #21 : Mayıs 25, 2007, 05:24:28 pm » |
|
Rabbim evlatları arasına dahil eylesin.Himmetlerinden mahrum eylemesin..
amin
|
'Ene, ene, ene' diyen kaybetti! Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yapwww.evlilikmektebi.com
|
|
|
-SüHaN-
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 34
yok !
|
 |
« Yanıtla #22 : Mayıs 25, 2007, 05:28:43 pm » |
|
''Bu zamanda dünyâyı terk etmek çok zordur. Dünyâyı terk lâzımdır. Hakikâten terk edemeyen, hükmen terk etmelidir ki, âhirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük nimettir. Bu da yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur. ''
Rabbim şiar edinenlerden eylesin..Allah razı olsun..
|
''Evladım sen doğru ol, eğri belasını bulur''
|
|
|
|
Fatihan
|
 |
« Yanıtla #23 : Mayıs 25, 2007, 05:34:40 pm » |
|
Rabbim şiar edinenlerden eylesin..
Amin.
|
'Ene, ene, ene' diyen kaybetti! Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yapwww.evlilikmektebi.com
|
|
|
|
enfa
|
 |
« Yanıtla #24 : Mayıs 25, 2007, 05:35:19 pm » |
|
amin
|
Kendimi arıyorum, meşgul çalıyor..!
|
|
|
|
Ahi
|
 |
« Yanıtla #25 : Mayıs 25, 2007, 07:14:49 pm » |
|
Amin.
|
Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz. Hz. Ali (r.a)
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #26 : Kasım 11, 2007, 07:38:08 pm » |
|
İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) Şemaili
İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) onyedi sene sohbetinde ve hizmetinde bulunan ve talebelerinin meşhurlarından olan Bedreddin Serhendi, Hadarat-ül Kuds kitabında, İmamı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) şeklini, suretini, mübarek yüzünü şöyle tarif etmiştir.
-"Onun mübarek hilyesini şöyle beyan edelim ki, sevenleri ve yolunda bulunanlar, onun mübarek yüzünü ve sohbetlerini düşünerek feyz alsınlar. Beyaza yakın buğday tenli ve açık alınlı idi. Alnında ve mübarek yüzünde öyle bir nur parlardı ki, ona bakacak takat kalmaz¬dı.
Bir talebesi de; " Ne zaman mübarek yüzüne baksam, alnında ve yanaklarında "Allah" yazılı görürdüm" demiştir.
Kaşlarının arası açık idi. Kaşları yay gibi olup, uzun, siyah ve ince idi. Gözleri irice olup, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Mübarek burnunun ortası yük¬sekçe olup, ince idi. Dudakları kırmızı ve ince idi. Dişleri sık, birbiri¬ne bitişik olup, inci gibi parlar idi. Sakalları sık, heybetli ve yuvarlak olup, yanaklarına taşmazdı. Uzun boylu ve ince yapılı idi. Yani şiş¬man değildi. Sıcakta da olsa teri hep misk gibi kokardı. Yüzünün gü¬zelliği Yusuf aleyhisselamın güzelliğini andırırdı. Vecaheti (heybeti), vakarı Halilürrahman İbrahim aleyhisselamın heybetini andırırdı. Onu gören gayr-i ihtiyari, Yusuf aleyhisselamın güzelliğini bildiren;
"Böyle insan olmaz, bu ancak üstün bir melektir" (Yusuf-31) me¬alindeki ayet-i kerimeyi hatırlardı ve "SübhanAllah bu Allah ü Tealanın veli kuludur" derdi ve;
"Görüldüklerinde Allah ü TeaIayı hatırlanır" hadıs-i şerifini hatırlardı. Ondan her an ve her saat harikalar zuhur ederdi.
Altun Silsile- Silsileyi Saadatı Nakşibendiyyeyi Aliyye
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
|
osmanli
|
 |
« Yanıtla #27 : Kasım 11, 2007, 08:53:54 pm » |
|
tesekkürler kardesim
|
Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat. O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
|
|
|
|
kenz
|
 |
« Yanıtla #28 : Kasım 11, 2007, 11:14:50 pm » |
|
Allah c.c. razi ve memnun olsun..İmam-ı Rabbani hazretlerinin gülleri olmaya talibiz inşeAllah...
|
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN
|
|
|
|
afrah
|
 |
« Yanıtla #29 : Kasım 12, 2007, 12:04:53 am » |
|
inseAllah amin
|
.....Eger bu yoldan dönmek kader ise, o kader beni bulmadan Emanetini üzerimden al YARAAB....
|
|
|
Mahi
Moderatör
aktif yazar
   
Offline
Mesaj Sayısı: 1000
Men câle nâle
|
 |
« Yanıtla #30 : Ağustos 05, 2008, 03:10:57 pm » |
|
Meşhur Halidi Bağdâdi'ye hocası Şahı Dehlevi (k.s.) yazdığı bir mektupta şöyle buyurur: İmam-ı Rabbani'yi sevenler mümin ve takva sahipleridir. Sevmeyenler ise şaki ve munafıklardır. Bütün alemi İslam'a İmam-ı Rabbani'nin şükrünü eda etmek vaciptir.
İmam-ı Rabbani ve Yolundakiler Berekât Muhammed Hâşim Kişmi
|
Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı, Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!!
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #31 : Ağustos 11, 2008, 11:34:54 pm » |
|
İmam-ı Rabbani H.Z. leri buyurdular ki;
'' Ramazan-ı şerifin son on günüydü teravih namazı kıldıktan sonra,kendimde bir gevşeklik hissedip yatmak istedim yatarken bu gevşekliğin çokluğundan evvela sağ tarafa döneceğimi unuttum, halbuki bu sünnet idi.
Sol tarafa dönüp yattım bir müddet sonra sünneti terk ettiğim hatırıma geldi, bunu ilk defa terk ettiğimi düşündüm. O anda unutarak ve sehven olduğu bildirildi.
Fakat sünneti terk etmek korkusu benden gitmedi, hemen kalktım sağ tarafa dönüp yattım.
Bunu yaptıktan sonra Allah'ü Teala'nın nihayetsiz nur ve feyzleri zahir oldu ve şöyle bildirildi;
"Sen bu kadar sünnete riayet edince, ahirette hiç bir şekilde sana azab etmem"
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
|
Tuğra
|
 |
« Yanıtla #32 : Ağustos 12, 2008, 12:39:01 am » |
|
Imam-ı Rabbani (k.s.) Hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine koyulup, elbiseleri soyulunca, orada olanların hepsi de gördüler ki, Hazret-i lmam, namazda olduğu gibi ellerini bağladı. Sağ elinin baş parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileğinde halka yaptı.
Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını duzeltıp uzatmışlardı. Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet böyle mütebessim olarak kaldı. Hatta orada olanlar feryad ettiler.
Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti. Sol tarafa yatırdı, sağ tarafını yıkadı. Sağ tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orda bulunanlar, velilik kuvvetinin bir alameti olarak, zarif bir hareketle ellerinin hareket ettiğini, biraraya geldiğini ve eskisi gibi tekrar sağ elinin baş ve küçük parmaklarının, sol elinin bileğinde halka yaptığını gördüler. Halbuki sağ tarafa yatınca, sağ elin sol el üzerine gelmesi icabederdi. Latif elleri mum ve taze gül yaprağı kadar taze idiler. Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuştu ki, ayırmak ve çözmek mümkün değildi.
Kefene sardıkları zaman, yine ellerinin bağlandığı görüldü. Böylece iki—üç defa vaki oldu. Nihayet ordakiler, bunda derin bir ma’na ve gizli bir sır olduğunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya uğraşmadilar ve oğulları;
Hace Muhammed Said; —“Madem ki, ‘muhterem babam böyle istiyor, böyle bırakalım” buyurdu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadis-i şerifde;
“Yaşadıkları gibi ölürler” buyurdu. Bu, Allah'ü Teala'nın büyük bir ihsanıdır. Dilediğine ihsan eyler. O’nun ihsanı boldur.
Altun Silsile
|
|
|
|
|
Tuğra
|
 |
« Yanıtla #33 : Ağustos 12, 2008, 12:15:13 pm » |
|
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Doğru imanın alameti, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslam ile küfür, birbirinin aksidir. Bunlardan birisine kıymet vermek, diğerine hakaret ve kötülemek olur.Allah ’ın düşmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allah’a düşman olmaya sürükler. Bir kişi, kendini müslüman zanneder. Kelime-i tevhidi söyler, inanıyorum der. Namaz kılar ve ibadet yapar. Halbuki, bilmez ki, Allah’ın dostlarını sevmemek veya Allah’ın düşmanlarını sevmek onun imanını yok eder.) [m. 163]
|
|
|
|
Mahi
Moderatör
aktif yazar
   
Offline
Mesaj Sayısı: 1000
Men câle nâle
|
 |
« Yanıtla #34 : Ağustos 12, 2008, 09:08:30 pm » |
|
Ömr-i şerifleri, insanların yaşı olup, manevî kemâllerin de yaşı olan kırk gelince, Hazret-i Hâce, bu sıkıntılarla dolu cihanın darlığından kurtulmak istedi. Bu günlerde birinin vefat haberinı işitip serapa dertli olan kalbinden içli bir âh sesi duyuldu.Ve: — «Çok iyi oldu, kurtuldu» buyurdu. Bundan makkası mevhum olan varlık libâsından kurtulmaktır. Zira olanlar, yalnız matlubu duymakla kalırlar. Şöyle ki"Mevlânâ Rûmî (kaddesellahü sirreh) vefatı zamanında, bu esrarı terennüm eyledi.
Beyt: Ben tenden kurtulurum, o hayâlden kurtulur, Gideyim, kavuşmanın sonu böyle bulunur."
Bu günlerde hanımına: — «Ben kırk yaşına gelince, büyük bir hâdise önüme gelir» buyurdu. Mübarek ellerini açtı ve — «Elimde olan bu çizgi, sana söylediğim sözün nişanıdır» dedi. Yine bu günlerden bir gün, eline bir ayna alıp, hanımlarını çağırdı ve: — «Gel beraber bu aynaya bakalım» dedi. O afîfe der ki: — «Aynada, onları tamamen beyaz sakallı gördüm ve korktum. Bana böyle görünmeyiniz, bakmaya gücüm yetmiyor» dedim. Tebessüm etti ve kendini asıl şeklinde gösterdi. Yine bu günlerde idi. Kendi keşflerini, bir rüya görmüş gibi zikretmeleri âdetleri olduğundan: — «Evliyâullahdan birine (bu yakınlarda Nakşibendî silsilesinin büyüklerinden biri âhirete intikal edecektir. Delhi şehrinin kenarında bir yere gömülsün ve insanlara karışmaktan kurtulsun) diye bildirildi.» dedi. Ve aynı yerde defnedildi. Bu zâtın kim olduğu hususunda, bazı talebeleri istihare eylediler, izin verilmediğini anlayınca, istihareden vaz geçtiler. Yine bir gün; kendisi için, "Bana şöyle bildirdiler ki; Senin dünyaya gelmekten maksadın, tamam oldu, Dünyada işin kalmadı, artık sefere çıkmak icab ediyor" Duyurdular. Ve yine: — «Görüyorum ki, kutb-i zaman öldü diyorlar, bu zamanda kendime mersiye olarak, güzel bir kaside okuyorum ve içinde çok yüksek marifetler bulunduğunu anlıyorum» buyurdu. Hicrî bin on iki senesinin Cemâzı'l-âhir ayı gelince, hastalığa tutuldu. Bu günlerde şöyle buyurdu: Hâce Ahrâr'ı (radıyallâhu anh) rüyada gördüm ve bana: — «Gömlek giyiniz» dediler. Bu rüyayı anlattıktan sonra, tebessüm etti ve: — «Eğer yaşarsam Öyle yaparım, yaşamazsam, gömleğim kefenimdir» buyurdu. Bu günlerde sefere çıkmak isteyen muhlis talebelerinden birine de: — «Birkaç gün, bir yere gitmeyiniz, son günlerimi yaşıyorum» dedi. Sâdık talebelerinden birçokları gelmişlerdi. Za'fiyetinin, hastalığının çok olduğu zamanlar, derin iîimler beyân eyleyip, çok yüksek hakikatlerden bahis ettilerr. Bir gece, hastalık ve za'fiyet o hale geldi ki, gören hâlet-i niza'da (can vermekte) olduklarını sanardı. Bir müddet sonra kendine gelip: — «Eğer ölmek bu ise, ne büyük bir nimettir. Bu hâlden kurtulmak istemiyorum» buyurdu. Aynı ayın yirmibeşnci Cumartesi günü, hazırlık ve ayrılık eserleri görünmeğe başladı. Bütün dostlarına bakışları ile veda ederken,talebeleri, eshâbı ve dostları ağlamağa başladılar. Onlar ise tebessüm buyurup hayretle bakıyor ve sanki: — «Siz nasıl dervişlersiniz, kazaya rızâ dâiresinden çıkıp ağlarsınız» söylemek istiyordu. Bu sırada talebelerinden biri (Yâ İlâhel âlemin) mübarek kelimesini söyledi. Sür'atle onun tarafına bakıp, mübarek yüzünü onun tarafına çevirdi. Orada olanlardan biri: — «Onların bu hareket ve teveccühü hakîki mahbûbun ismini duyma şevkindendir» buyurunca, bu sözün tesiri ile mübarek gözleri yaş ile doldu, ikindi yaklaşmıştı. Sesli olarak Allahü Teâlâ'nın ismini zikretmekle meşgul olup böylece Allah diye, diye canını, canana teslim eyledi, (radıyalhhü anh) Vefatından sonra en İyi talebeleri karar verdikleri bir yere mezarlarını kazdılar. Tabutu oraya götüremediler. Telaşla bir başka yere götürüp indirdiler. Tabutu yere indirdikten sonra, o yerde ne görsünler: Orası Hazret-i Hâce'nin talebeleri ile bir defa geldikleri bir yer idi. Burayı beğenmişti, abdest alıp, iki rekât namaz kılmıştı. O temiz yerden bir toprak mübarek eteklerine yapışmıştı, ve: — «Bu yerin toprağı bizim eteğimizi tuttu» buyurmuştu. Ana caddeye yakın olan bu yerde lâhdini kazdılar. Bu irşâd memleketinin pâdişâhını, içli iniltilerle mezara indirdiler. Hâce Hüsâmeddin hazretlerinin bereketli gayretleri ile, mezarın etrafına ağaçlar meyveler, çiçekler dikip, orasını sanki zahiri bir cennet yaptılar. İnsanlar, ziyareti ile bereket ve şifâ bulurlar.
Beyt: Mağfiret nuru parlasın, mezarında mum yerine, Kapına gelenin kalbi gark olsun nur denizine.
Faziletli zatlar ve arifler vefat târihi için mersiyeler yazdılar. Buraya şiir hâlinde vefat tarihini gösteren bir manzum ile iktifa ediyorum.
Bir zat ki mahbübu ile baki oldu, Ve sıfatlarından hep fâni oldu, Halikına âşık, tam bir aşk ile Mâhlûkata çok merhametli oldu. Onun vasi senesi susuz dilime, Bak ne güzel «Bahri marifet oldu». (1012)
İmam-ı Rabbani ve Yolundakiler BEREKÂT. Muhammet Hâşim Kişmi... S.61'den 66'ya kadar.
|
Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı, Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!!
|
|
|
Ferzin
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 245
|
 |
« Yanıtla #35 : Ağustos 19, 2008, 07:19:58 pm » |
|
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyorlar ki:
(Bid'at ehli, yapacağı değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek bid'at çıkarıyor, bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan değil, kâmildir. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [çağa uydurmaya, çeşitli bid'atler çıkarmaya] çalışmak, Maide suresinin, (Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyeti vermekle razı oldum) mealindeki 3. âyetine inanmamak olur. (m.260)
|
|
|
|
|
|
Tuğra
|
 |
« Yanıtla #36 : Ağustos 20, 2008, 01:08:03 am » |
|
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur'an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir) ve (Namaz kılmak müminlere kolay gelir) buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek kolaylıkla uymaktır.(1/191,289)
|
|
|
|
|
Nefer
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #37 : Ağustos 20, 2008, 04:19:30 am » |
|
Hz. Allah şefaatinden mahrum etmesin.
|
|
|
|
|
meryem özdeğer
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« Yanıtla #38 : Ağustos 21, 2008, 03:30:27 pm » |
|
ESSELAMIN ALEYKÜM. GAVS-I BİLVANİSİ HZ. BUYURDULAR Kİ: İNSANLAR TOPLANIPTA HATME-İ ŞERİF YAPMANIN FAZİLET VE MÜKAFAATINI BİLSELERDİ, SAKAT VEYA HASTA DAHİ OLSALAR YİNEDE SÜRÜNEREK GELİRLERDİ. ÇÜNKÜ HATME-İ ŞERİFİN MANEVİ REİSİ RESUL-Ü EKREM S.A.V. EFENDİMİZDİR. O CEMAATİN İSTEK VE DUALARINI ALIR, SIKINTILARINI BİLİR VE ONLAR İÇİN AllahÜ TEALAYA DUA EDER. HİÇ EFENDİMİZİN İSTEĞİ GERİ ÇEVRİLİR Mİ?
|
|
|
|
|
|
ihvan
|
 |
« Yanıtla #39 : Ağustos 21, 2008, 04:46:32 pm » |
|
esef onu bilmeyene ahhhhh,duymayana ahhhhhhh.inmemiştir onun gibi mücessem rahmetullah.................................................................(işaAllah yanlış yazmadım aklımda kalan)
|
|
|
|
|
|