Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 04, 2008, 03:23:32 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Ezan Nasıl Tesbit Edildi?  (Okunma Sayısı 460 defa)
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« : Eylül 20, 2008, 05:20:02 ÖS »

"Şerh-ut-Tahâvî" isimli kitapta buyuruldu ki: Ezanın aslı, Abdullah bin Zeyd radıyAllahü anhın rüyasıyla sabit olmuştur.
Rivayete göre Peygamber efendimiz aleyhissalatü vesselam, ezan işi için. Eshâb-ı kiram ile istişare etti. Hazır bulunan Eshâb tarafından çeşitli teklifler öne sürüldü. Bazıları, namaz vakitlerini bildirmek için çan çalalım, dedi. Peygamber efendimiz, bu hrristiyanlann adetidir, dedi. Bazdan, tef çalalım, dedi. Peygamber efendimiz; bu da yahudilerin adetidir, dedi. Bazıları, boru çalalım, bazıları da ateş yakalım dedi. Peygamber efendimiz bu da me-cusilerin adetidir, dedi. Neticede hiçbir şeyin üzerinde anlaşma olmadan Peygamber efendimiz geri döndü. Sabah olunca Abdullah bin Zeyd  radıyAllahü anh, gelip Rasûlülah-aleyihisselama şunları anlattı:             
Ben uyku ile uyanıklık arasındaydım. Baktım semâdan yeşil elbiseli birisi indi. Haremin bir duvarına çıkıp kıbleye dönerek 'ü ekber dedi. . . (Abdullah bin Zeyd hazretleri Peygamber efendimize,bildiğiimiz ezânı anlattı, sonra biraz oturdu sonra (tekrar) kalkarak aynısını okudu. Yalnız (ikinci sefer), iki kere "Kad kâmetissalat" sözünü ilâve etti. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz sallAllahü aleyhi ve sellem Abdullah bin Zeyd'e, "Gördüğünü, Bilâle öğret; çünkü Bilalin sesi seninkinden uzundur", buyurdu. Hazreti Ömer de gelip, ya Resûlellah aynı rüyayı ben de gördüm, yalnız o (Abdullah bin Zeyd), benden önce söylediği için onun sözünü kesmek istemedim."
Rivayete göre, Eshâb-ı kiramdan yedi kişi bir gecede aynı rüyayı görmüştü. Ebû Hafd Muhammed bin Ali hazretleri, bu hadiseyi inkâr ederek, diyordu ki: Nasıl oluyor da siz, dinin nişanlanrı rüya ile sabit olmuştur, diyorsunuz? Kesinlikle öyle birşey yoktur. Ezan ancak, Peygamber efendimizden rivayet edilen hadis-i şerifle sabit olmuştur. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:"(İsrâ gecesinde) Beytülmakdis'e götürüldüğüm zaman, Cebrâîl aleyhisselam ezan okudu. Meleklerle peygamberler aleyhimüsselamın ruhları benim arkamda namaz kıldı." (Ferâid)

Ebû Saîd (R.A) bildirdiği bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
"Müezzinin sesinin ulaştığı son yerde, ne kadar cin, insan ve (herhangi bir)şey duyarsa Kıyamet günü ona şahitlik yapar." (Buhârî)

Cin ve insanlardan sonra, "(Herhangi bir) şey" kelimesinin zikredilmesi, akıllı ve akılsız herşeyin ona şahitlik yapacağına delalet eder. "Sesinin ulaştığı son yer" ifadesinde de şöyle bir işaret vardır ki, müezzinden uzak olan şey, ona şahitlik yapacağına göre, ona yakın olan şeylerin, ona şahitlik yapması daha çok muhtemeldir. Hadis-i şerif, müezzinleri, seslerini yükseltmeye teşvik etmektedir ki, onların şahitleri çok olsun. Sadece cinler ve insanların mü'min olanları, ona şahitlik yapar, kâfir olanlar şahitlik yapmaz, kavli zayıftır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Sa'd bin Ebî Vakkâs radıyAllahü anhın rivayetinde Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Her kim müezzini " ya'ni onun okuduğu ezanı "işittiği zaman, "Eşhedü en lâüâhe illellahü vahdehü lâ şerîke lehü ve enne Muhammeden abdühü ve rasûlühü, radîtü billahi rabben ve bi Muhammedin l-asûlen ve bil İslâmi dînen", derse günahları mağfiret olunur." (Müslim)                 

Muhtemelen, bu hadis-i şerifteki günahlardan maksat küçük günahlardır.  Aynı zamanda bir dua da olabilir. Bu durumda ma'nâ şöyledir: Bu duayı okuyanın günahları mağfiret olunsun.
Câbir radıyAllahü anh, Peygamber efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Hiç şüphesiz şeytan namaza çağrıyı (ezanı) duyduğu zaman, Revhâ'ya kadar gider." (Müslim)

"Revhâ", Medîne-i münevvereden otuz altı mil uzaklıkta bir köydür. Râvi radıyAllahü anh da böyle tefsir etmiştir. Şeytan, buraya kadar, ezan sesini duymamak için gidiyor.

Ebû Hüreyre radıyAllahü anh, Rasûlüllah aleyhissalatü vesselamın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Müezzin, ezan okuduğu zaman, şeytan sür'atli bir şekilde kaçar." (Müslim)

"Müezzin, ezan okuduğu zaman, (ya'ni ezan okumak istediği zaman) şeytan sür'atli bir şekilde kaçar." (Müslim) "Mesâbîh" isimli kitaptaki rivayet: "Şeytan yellehe yellene kaçar." şeklindedir.
Bu bir hakikattir, mecaz değildir. Şeytanın yellenmesinin sebebi ezanın ona, ağır gelmesindendir. Tıpkı merkebin, yükün ağırlığından dolayı yellenmesi gibi. Bazıları da şöyle demişlerdir: Şeytan, ezanı hafife alarak kaçar. Bazıları da, ezan İslâmın "Şeâir"inden (alamet ve nişanlarından) olduğu için şeytan ondan kaçar. Bazıları da, şeytan Kıyamet günü müezzine şahitlik yapmasın, diye ezandan kaçar. Çünkü yukarıda da geçtiği gibi Peygamber efendimiz aleyhissalatü vesselam:
"Müezzinin sesinin ulaştığı son yerde, ne kadar cin, insan ve (herhangi bir)şey duyarsa kıyamet günü ona şahitlik yapar." (Buhârî) buyurmuştur. Hadis-i şerifteki "Müezzin, ezan okuduğu zaman" ifadesinden maksat, müezzin ezan okumak istediği zamandır.
Abdullah bin Ömer'in bildirdiğine göre; sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Müezzini duyduğunuz zaman, onun söylediği gibi söyleyin! Sonra bana, salevât getirin! Çünkü her kim bana, bir salevât getirirse,
Allahu Teâlâ ona, on salevât getirir. Sonra 'tan benim için Vesîle'yi isteyin! Çünkü O, Cennette bir menziledir (makamdır)ki, 'ın bir kuluna layıktır. Ümit ediyorum ki, o kul benim. Bundan dolayı her kim, benim için Vesîle'yi isterse ona, şefaatim helal olur." (Müslim)

Açıklama
"Müezzini" ya'ni onun okuduğu ezanı "Duyduğunuz zaman, onun söylediği gibi söyleyin!" Sadace onun söylediği kelimeler söylenir, onun gibi ses yükseltilmez. Onun söylediği zikrullah ve iki şehadet söylenir. "Hayyaaleteyn" (Hayye alessalah ve hayye alelfelâh) ise, onun söylediği gibi söylenmez. Çünkü başka bir hadis-i şerifte, "Hayyaaleteyn"de "La havle velâ kuvvete illa billahi" denildiği rivayet edilmiştir. Çünkü onun gibi "Hayyaaleteyn"i söylemek istihzaya (alay etemeye) benzer.
"Sonra bana, salevât getirin! Çünkü her kim bana, bir salevât getirirse, Allâhü Teâlâ ona, on salevât getirir. Sonra 'tan benim için Vesîle'yi isteyin! Çünkü O, Cennette bir menziledir (makamdır) ki, 'ın bir kuluna layıktır. Ümit ediyorum ki, o kul benim. Bundan dolayı her kim, benim için Vesîle'yi isterse ona, şefaatim helal olur."
Sevgili Peygamberimizin: "Ümit ediyorum ki, o kul benim." ifadesi, tevâzû içindir. Yoksa O, bütün mahlükatın en faziletlisi ve en üstünü olduğuna göre o makam, O'ndan başkasının değildir. İmâm Nevevî rahmetullatii aleyh; ezanı duyan herkesin ister temiz olsun, ister cenabet veya hayızh olsun namazda bile olsa müezzine cevap vermesi müstahaptır, demiştir. Yeter ki helada ve cima hâlinde olmasın. Bazı şafnler, evet hadis-i şerif umumî olduğu için namazda olan kişi de ona cevap verir, demişler, başka bir grup şafiî ise, sadece nafile namazlarda cevap verilir; farzlarda cevap verilmez demişlerdir.

İmâm Ebû Hanîfeye göre, namazda cevap verilmez. Çünkü kişi namazda meşguldür. Şayet Kur'ân-ı kerim okuyorsa okumasını kesip cevap verecektir. Her müezzine mi, yoksa ilk müezzine mi yoksa, kendi mescidinin müezzinine mi cevap verecek, işte bu konuda ihtilaf vardır.
"Bu sebeple herkim, benim için Vesîle'yi isterse ona, şefaatim helal olur." yani vâcib olur. Tıpkı "Gaddbım size helal olur." (Tâhâ: 81) ya'ni vâcib olur âyet-i kerimesinde olduğu gibi. Cevheri hazretleri de böyle söylemiştir. Bazı âlimler de, "Helal olur" nazil olur mânâsındadır. Çünkü daha önce şefaat ona haram değildi ki, helal olsun, demişlerdir. Buna göre ma'nâ şöyledir: Kıyamet günü, duasına karşılık benim şefaatimi hakeder. Cabir radıyAllahü anh'ın bildirdiğine göre sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Her kim daveti duyduğu zaman: ümme rabbe hâzih-id-da'vet-it-tâmmeti vessalât-il kaaimeti âti Muhammedenü-Vesüete velfeâ-lete veb'ashü makaamen mahmuden ellen veadtehu İnneki la tuhlifül imaca?, derse Kıyamet güttü atta, şefaatim helâl olar. "

Açıklama
"Her kim daveti" ya'ni ezanı "duyduğu zaman, ümme rabbe hâzihid-da'vetit-tâmmeti" Ya'ni tam olan ezanın Rabbi. Ezana, tam olan da'vet denilmesinin sebebi onun hiçbir zaman neshedilmemesidir. "Vessalâ-til kaaimeti" Bir de kâim olan namazın Rabbi. Namaza, kaaim (ayakta) denilmesinin sebebi, onun Kıyamet gününe kadar devam etmesidir. Veya kılınması emredildiği için namaza, El-kaaimeti (ayakta), denilmiştir.
"Ati" ya'ni ver. "Muhammedenil-vesîlete" Önceki hadis-i şerifin tefsirinde, Vesîle'nin ne olduğunu beyân ettik. "VEl-fedîlete veb'ashü makaamen mahmuden" Makam-ı mahmûd, "Umulur ki, Rabbin seni, ma-kam-l mahmûda ulaştıracaktır." (İsrâ: 79), âyet-i kerimesinde, Peygamber efendimize verileceği va'dedilen bir makamdır.
İbni Abbas radıyAllahü anh tefsirinde diyor ki, Makam-ı mahmûd öyle bir makamdır ki, onda evvel gelenler ve sonra gelenler, Peygamber efendimizi övecekler, orada bütün mahlükat O'nun kontrolünde olacak. O'nun her istediği verilecek ve şefaat edip şefaati kabul edilecek.
"Ellezi veadtehu" ya'ni O'na vereceğini va'dettiğin makam "Derse kıyamet günü ona, şefaatim helâl olur." Bunun ma'nâsı da önceki hadis-i şerifin tefsirinde geçti. (Muhavvel min Meşârik-il-envâr, Mesâbîh, İbni Melek)
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #1 : Eylül 20, 2008, 05:22:19 ÖS »

Ezan, farzlara, sünnet-i müekkede olarak sünnettir. Farzlar, beş vakit namaz, onların kazaları ve Cum'a namazıdır.
Vitir namazı, iki bayram namazı, Kusûf namazı, Husuf namazı, Cenaze namazı, İstiska namazı, sünnetler ve Nafileler için ise ezan sünnet değildir.
Ezan, beş vakit farz namazın vakitlerinde sünnettir. Ya'ni vaktinden önce ve sonra caiz değildir. Ancak kaza için caizdir. Çünkü, edâ vakti geçmişse kazanın ezanı kaza içindir. Zira Rasûlüllah aleyhissalâtü vesselam." Musalli, vakti geçen namazını hatırladığı zaman kılsın." (Buharî ve Müslim) buyurmuştur. Çünkü vakti geçen namazın hatırlandığı vakit, onun vaktidir. Ya'ni kazasının vaktidir.
Vaktinden önce okunan ezan, vakti gelince tekrar okunur. Yalnız İmâm Ebû Yusuf hazretleri sabah namazı hususunda farklı ictihadda bulunmuştur. Bunun keyfiyeti malumdur. (Dürer ve Gurer, Mültekâ)
Allâhü Teâlâ buyuruyor ki:
"'a davet eden ve salih amel işleyip, ben müslümanlardanım,diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır? Hasene ile seyyie bir olmaz (Fussilet: 33, 34)

Tefsir
"'a " Ya'ni O'na ibâdet etmeye "davet eden ve" kendisi ile Rabbi arasında "satih amel işleyip" İslamiyeti, kendine din ve mezhep kabul edip onunla iftihar ederek "ben müslümanlardanım, diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?"
Ayet-i kerime, bu sıfatlara sahip olan herkese şamildir. Bir kavle göre, bu âyet-i kerime Peygamber efendimiz aleyhissalatü vesselam hakkında, başka bir kavle göre de müezzinlerin hakkında nazil olmuştur. "Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük)" mükâfat ve âkibet açısından "Bir değildir." (Kaadı Beydâvî tefsiri)

"Tefsir-i Kebir" isimli kitapta buyuruldu ki: Hak olan şudur ki, bu âyet-i kerime, herhangi bir yolla 'a ibâdet ve itaat etmeye çağıran herkese şâmildir. 'a ibadet ve itaat etmeye davet etmenin çeşitli mertebeleri vardır: Enbiyâ aleyhimüsselamın daveti. Onların davetleri açıktır. Alimler ise davetlerini enbiyânın daveti üzerine bina ederler. Hükümdarlar ise kılınçlan ile, 'ın dinine çığırırlar. Binaenaleyh âlimler, peygamberlerin ruhlar alemindeki hâlifeleri, hükümdarlar ise, onların cesedler alemindeki hâlifeleridir. Müezzinler ise 'a ibâdet etmeye çağıranların sınıfına girerler, fakat onlar, zayıf bir şekilde davet ederler. Müezzinlerin durumu şöyledir; ezanın kelimeleri namaza da'vet olduğu için, 'a ibâdet etmeye da'vet hükmündedir. Yalnız bu da'vetin derecesi düşüktür. Sebebi ise, onlar bu şerefli kelimeleri söylerken mânâlarını düşünmüyorlar ve bu kelimelerle, 'a ibâdet etmeye çağırmayı kasdetmiyorlar. (Mişkât-ül-envâr)
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #2 : Eylül 20, 2008, 05:23:07 ÖS »

Saîd bin Cübeyr (R.A) diyor ki: Ben, İkreme, Meymune bin Mihran, Ebûlâliye ve başka kimseler, Tâif mescidinde İbni Abbas radıyAllahü anh'ın yanındaydık. Müezzin, ezana başlayıp "ü ekber ü ekber" deyince, İbni Abbas hazretleri ağlamaya başladı. Öyle ağladı ki, elbisesi ıslandı, şah damarları şişti ve gözleri kıpkırmızı oldu. Bunun üzerine Ebûlâliye hazretleri dedi ki:
- Ey Resûlullah'ın amcasının oğlu! Bu ağlama neyin nesidir? Biz ezanı duyduğumuz zaman ağlamıyoruz. Ancak senin ağlamana ağladık. Bunun üzerine İbni Abbas radıyAllahü anh dedi ki:
-  İnsanlar, müezzinin ne dediğini anlasaydı, istirahat etmez ve uyumazlardı. Bu arada birisi:
- Müezzinin ne dediğini bize anlatır mısınız? İbni Abbas hazretleri cevaben dedi ki:
- Müezzin "ü ekber" dediği zaman, ey meşgul insanlar! İşinizi bırakın, vücutlarınızı rahatlatın ve en hayırlı amele başlayın, demek ister. Müezzin, "Eşhedü en lâ ilahe illellah." dediği zaman, göklerdeki ve yerdeki mahlukatın tamamını şahit yapıyorum ki, onlar da kıyamet gününde bana şahitlik yapacaklar ki ben sizi namaza çağırdım, demek ister. Müezzin, "Eşhedü enne Muhammeden resûlüllah" dediği zaman, Kıyamet günü, bütün peygamberler ve 'ın resulü Muhammed aleyhimüssalâtü vesselam bana şahitlik edecekler ki, ben günde beş kere sizi namaza çağırdım, demek ister. Müezzin "Hayye alessalah" dediği zaman, Allâhü Teâlâ, size bu dini gönderdi siz de onu ayakta tutun, demek ister. "Heyye alelfelah" dediği zaman, 'ın rahmet (deryasına) dalın ve hidâyetten paylarınızı alın, demek ister. "'ü ekber, 'ü ekber" dediği zaman, namazdan önceki işler haram oldu, demek ister. "Lâ ilahe illellah" dediği zaman, yedi kat göklerin ve yedi kat yerlerin emâneti boynunuzun üzerine konuldu. İsterseniz buyurun vazifenizi yapın, isterseniz de yapmayın siz bilirsiniz, demek ister. (Tenbîhül gâfilîn)
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
dört mevsim
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 331



« Yanıtla #3 : Eylül 20, 2008, 11:00:06 ÖS »

  İmam Nevevi'nin, Kütüb-ü Sitte'den Seçme Peygamberimizden En Güzel Dualar ve Zikirler isimli eserini okumuştum.Eserde:
  Müezzin, ezana başlayıp "ü ekber ''ü ekber" deyince, tekrar etmeli...
  Müezzin, "Eşhedü en lâ ilahe illellah." dediği zaman, tekrar etmeli...
  Müezzin, "Eşhedü enne Muhammeden resûlüllah" dediği zaman, tekrar etmeli...
  Müezzin, "Hayye alessalah" dediği zaman, '' la havle vela kuvvete illa billah'' demeli...
  Müezzin,"Heyye alelfelah" dediği zaman, '' la havle vela kuvvete illa billah'' demeli...
  Müezzin, "ü ekber ''ü ekber" deyince, tekrar etmeli...
Müezzin,"Lâ ilahe illellah" dediği zaman, tekrar etmeli...
  ve '' ümme  salli ve sellim ala seyyidina ve nebiyyina Muhammed'' deyip ezan duası ("Allahumme Rebbe hazihi'd-da'veti't-tamme. Vesselatil kâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refîate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd ) okunur.
  Ogün bugündür uygulamaya çalışıyorum.

 
 
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Ezan ŞİİR Akıncıbeyi 0 281 Son Mesaj Mart 06, 2006, 10:26:35 ÖS
Gönderen: Akıncıbeyi
Ayda Ezan Sesi SERBEST KÜRSÜ sıla34 5 695 Son Mesaj Haziran 21, 2008, 06:00:45 ÖS
Gönderen: osmanlı
Konuşan kağıt icat edildi BİLİM VE TEKNOLOJİ DÜNYASI fatihan 4 1342 Son Mesaj Haziran 30, 2008, 10:07:00 ÖS
Gönderen: maslak
Ezan.i muhammedi CUMA SOHBET, HUTBE VE VAAZ ARŞİVİ müteallim 0 580 Son Mesaj Şubat 28, 2008, 12:23:46 ÖÖ
Gönderen: müteallim
Ezan duası hakkında İSLAMİ SORULARINIZ VE CEVAPLARI kutup yıldızı 14 289 Son Mesaj Kasım 24, 2008, 09:10:07 ÖÖ
Gönderen: fatihan
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM