Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Mart 22, 2010, 10:28:12 am


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Malumat deryası  (Okunma Sayısı 8617 defa)
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« : Aralık 29, 2008, 12:38:49 am »


Bilgisayar arşivimden derlediğim güzel kısa islami malumatları bu başlık altında paylaşacağım.

İnşAllah hep beraber istifade ederiz.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #1 : Aralık 29, 2008, 12:39:07 am »


MUSÎBET NEDİR?
İnsanın kendisine, malına, âileden bâzılarına az veya çok , sıkıntı veren şeydir.
Rasûlüllah (S.A.V.)’e “Musîbet nedir?” diye soruldu:

-“Mü’mine ezâ veren her şey musîbettir” buyurdu.

İkrime R.A.’den:
Rasûlüllah S.A.V. Efendimizin kandili sönüvermişti.

”İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” okudu.

“-Yâ RasûlAllah bu da mı musîbet?” dedik.

“-Evet, mü’mine ezâ  veren her şey musîbettir” buyurdu.


Hadisi Şerif:

“Belâ, îmanlı erkek ve kadının bedeninde, malında, evlâdında, üzerinde hiç günâh kalmadan Allah’a kavuşuncaya kadar devam eder.”(İhya C.4 s.136)
 (Dikkat edilsin: Musîbet îman ve amel sâhibi mü’mine af ve derece, imansızlara cezâdır.

Şu halde günâhtan sakınıp kurtulmak için af ve âfiyet dilemekten iyisi yok. “En üstün ilaç da Tesbih na-mazıdır. Umûmî affa, sıkıntıdan kurtulmaya, hâcetin husûlüne ve nice nimetlerin zuhûruna vesîledir...” buyurulmuştur.

Hadisi Şerif:

Allahü Teâlâ bir kavme azap indirince, onların içinde bulunan (iyi ve kötü) herkese ondan isâbet eder. Sonra (Kıyâmet gününde) herkes kendi amellerine göre baas olunur (diriltilir ve sâlihler mükâfat, fâsıklar azap görürler. İyiler için nîmet, kötülere mihnet, ilâhî adâlet îcâbı mü’minlere mağfiret de sonsuz rahmetindendir.)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #2 : Aralık 29, 2008, 12:40:50 am »



* H.Ş.: Çok yemek yiyenin kalbi katılaşır. (Kenzü’l -İrfan 925)

H.Ş.: Kişi az yemekle içini nurla doldurmuş olur. (Râmuz  4092)

* Ekmeği ele geçirince yanına tuz istemek nefsânî bir istektir. (İ. Åzam Rh. A.)

Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #3 : Aralık 29, 2008, 12:41:45 am »



HİKMETLİ SÖZLER

*On şey zâyî olmuştur:
1- Sual sorulmayan âlim,
2- Amel edilmeyen ilim,
3- Kabul edilmeyen doğru söz,
4- Kullanılmayan silah,
5- Namaz kılınmayan mescit,
6- Okunmayan Mushaf,
7- İnfak  edilmeyen mal,
8- Hak yolda kullanılmayan vasıta,
9- Dünyayı isteyenin zühdü ,
10- Ahiret kârına yaramayan ömür.
 (Hz. Osman R.A.)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #4 : Aralık 29, 2008, 02:09:05 am »


MÜNÂKAŞA
H.Ş.: Haklı da olsa sürtüşme ve münâkaşayı terk edene cennetin köşesinden bir köşk verileceğine, şaka da olsa yalan söylemeyene cennetin ortasından bir köşk verileceğine, ahlâkını güzelleştirene ise cennetin en yüksek yerinden bir köşk verileceğine kefilim. (Ebû Dâvud)
H.Ş.: Münâkaşayı bırakın. Çünkü hayrı azdır. Münâkaşayı bırakın. Zirâ mü’min münâkaşa etmez. Münâkaşayı bırakın! Zira tartışan kişi tamâmen ziyandadır. Münâkaşayı bırakın Münâkaşa edene kıyâmet günü şefâat etmem. (Taberânî)
H.Ş.: Kim. Âlimlerle yarışmak, câhillerle münâkaşa yapıp susturmak ve insanların teveccühünü kazanmak için ilim öğrenirse, Allah onu cehenneme atar. (Tirmizî)
Kötülüğü yüze vurma; ağzından hayır çıksın! Münâkaşa etme, düşmanlığa sebeptir. 

30- Haklı da olsa kişi kavga ve münakaşayı terk etmedikçe kamil değildir. (Mühim Bilgiler S. 23) [Olgun insan çok şey kazanır]

7. H.Ş.: Haklı olduğu halde münakaşadan vazgeçmedikçe kişinin imanı tam olmaz. (Bezzar) İşi Allah’a havâle eden kazanır.

H.Ş.: “Haksız olduğunu anlayıp, mücâdeleden vazgeçen kimseye Allahü Teâlâ cennetin kenarında bir ev binâ eder. Kim de haklı olduğu halde mücâdeleyi terk ederse, Allahü Teâlâ ona cennetin en iyi yerinde bir binâ inşâ eder.” (Tirmizî) 

Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #5 : Ocak 07, 2009, 01:46:31 am »


Cebrail ( a.s ) “En çok sıkıştığım yerler 3 yerdir “ buyurur.
 
1 - ) Hz. İbrahim ateşte yanacağı zaman büyük bir hızla yeryüzüne inerek ;

-Bana bir emrin var mı ?
-Hayır.
-Peki Allah’a bir diyeceğin var mı ?
-Hayır , zaten o benim halimi biliyor.


2 - ) İbrahim ( a.s ) İsmail ( a.s )’ı kurban edeceği zaman Arşı Âlâda idim. Cenabı Allah’ın emri ile bir anda indim ve bıçağı ters çevirdim. Hz. İbrahim bıçağa kızmış ;

-Ey bıçak niçin kesmiyorsun ?
-Sen kızıyorsun , Cenabı Hakk’ın emri var. Onun dediğini mi yapayım , senin dediğini mi ?

O anda Cebrail ( a.s ) cennete giderek Habil’in Cenabı Hakk’a sunmuş olduğu kurbanı alır ve gelir.

Cebrail ( a.s ) gelirken Hz. İbrahim heyecanlanmasın diye gökyüzünde “ Allahü Ekber , Allahü Ekber “ der. Bu sesi duyan Hz.İbrahim şaşırır , bir de bakar ki Cibrîli Emîn ve koç geliyor.

Bu durum çok hoşuna gider ve “ Lâ ilâhe illallâhü vellâhü Ekber “ der. İsmail ( a.s ) da kesilmekten kurtulunca sevinerek , “ Allâhü Ekber velillêhil Hamd” der.


3 - ) Uhut Gazvesinde Peygamber Efendimizin mübarek dişi kırılınca kan akmaya başlar. Eğer o kan yere düşse idi , cenabı Hak tarafından bütün mahluk helak olacaktı. Onun için Arşı Âlâdan büyük bir hızla inip , kanı havada tuttum “ diyor.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #6 : Ocak 07, 2009, 01:57:25 am »


*   Mahkeme heyetine ,
*   Fıkhî araştırma yapana ,
*   Şerî dersleri okuyan hoca ve talebelere ,
*   Genç kadınlara ,
*   Kadına benzemiş erkeklere ,
*   Kumar oynayan ve içki içene ..v.s ,
*   Mâlâyânî işlerle meşgul olan ( devamlı kedilerle , güvercinlerle .. v.s ) ,
*   Hanımı ile bir arada bulunanlara ,
*   Kâfire ( fakat şahıs veya müessese için ihtiyaç varsa verilebilir )
*   Avret mahalli açık olana ,
*   Abdest bozarken ,
*   Fıkıhla uğraşan hocaya ( fakat başka zaman hocaya selam verilir )
*   Ezan okuyana , namaz kılana , zikir yapana , hutbe okuyana ,
*   Yemek yiyene ( gelenin karnı açsa , yemek yiyen kimse ile de çok samimi ise , onu kesin yemeğe çağıracağını biliyorsa selam verilir ) ,
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #7 : Ocak 07, 2009, 01:59:45 am »


Zikrin en hayırlısı

Peygamber Efendimiz ;
-Zikrin en hayırlısı hafî ( gizli ) olanıdır buyurmaktadır.

Cenabı Hak mizanda meleklere:
-Getirin bakalım kullarımın defterlerini.

Kitapları ve defterleri melekler getirip;
-Şunlar günahtır , şunlar sevaptır “ diye arz edecekler . Cenabı Hak ;

-Hayır bu kulumun daha çok sevabı var.

Melekler ;
-Ya Rabbi biz gördüklerimizi yazdık. Fakat başka bir şey yok.

-Bu kulum zikri Hafî yaptı. Beni kalben zikretti. Ondan sadece benim haberim var. der ve o kuluna öyle bir mükâfat verir ki melekler bile hayran kalır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #8 : Ocak 07, 2009, 02:01:12 am »


Peygamber Efendimiz bir Hadisi Şeriflerinde
“Kim ki başında 3 defa “Eûzü billehis semîıl alîmimineş şeytanirracîm” okuyarak sabah ve akşam namazından sonra bu 3 ayeti okursa akşama kadar kendisine 70.000 melek tahsis edilir. Akşam okursa sabaha kadar 70.000 melek tahsis edilerek 24 saat koruma altında bulundururlar”.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #9 : Ocak 08, 2009, 10:22:59 am »


Bursa’yı Yunan işgal ettiğinde, Pîr Emîr Sultan türbedârı, bastonla türbeye dürtüp:

“Yâ Pîr, Bursa’yı Yunan işgal etti, kalk kurtar!” der.

Türbedâr o gece rüyasında Pir Emir Hazretleri:

“Behey ahmak! Vatanı düşmandan kurtarmak ölülerin değil, dirilerin vazîfesidir!” der ve hışımla bir tokat vurur. Türbedâr korku içinde uyanır, çenesini yamrulmuş bulur ve ölünceye kadar o halde kalır. Hak dostlarına karşı edep ve dikkat lâzımdır...
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #10 : Haziran 27, 2009, 04:18:29 pm »


İzah:
Allahü Teâlâ’yı nasıl bilir, nasıl inanırsak, âhirette öyle buluruz. İnancımıza göre muâmele görürüz.

Hadisi Şerif:
Kıyâmet gününde Allahü Teâlâ’nın insanlara ilk sorduğu, insanların da cevap verdiği şeyin ne olduğunu size haber vereyim mi?

Allahü Teâlâ o gün mü’minlere sorar:
Bana kavuşmaktan dolayı sevindiniz mi?
Onlar “Evet” derler.

 Cenâb-ı Hak:
“Neden?” buyurur. Onlar: “Affını ve mağfiretini ümit ediyoruz” derler.

Allahü Teâlâ:

“Böyle düşündüğünüz için, isteğiniz benim üzerime farz oldu. Sizi affettim” buyurur.
(Ahmad Bin Hanbel, 5/238.

Bir kul cehenneme götürülürken döner geri bakar. Allahü Teâlâ sebebini sorar. O, “Allah’ım, sana karşı zannım bu değildi. Hakkında hüsnü zan besliyor (ne kadar günahım olsa da bağışlayacağını ümit edi-yor)dum” der. Allahü Teâlâ: “Onu çevirin. Kulum beni nasıl bilirse, öyle bulur” buyurur.

(Et-Tergıp vet-Terhib 4/270)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #11 : Haziran 27, 2009, 04:24:51 pm »


Altı çeşit uyku vardır:
1.    Gaflet uykusu  : İlim meclisinde uyumak
2.    Şekâvet uykusu: Sabah namazı vaktinde uyumak
3.    Ukubet uykusu : Sair namaz vakitlerinde uyumak
4.    Kaylûle uykusu : Öğle namazından evvel (kuşluk vaktinde) uyumak.
5.    Ruhsat uykusu   : Yatsıdan sonra uyumak
6.    Hasret uykusu    : Cuma geceleri uyumak

    Bunlardan yalnız ruhsat ve kaylûle uykularına müsaade edilmiş diğerleri kerih görülmüştür.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #12 : Haziran 27, 2009, 04:28:07 pm »


Hadis-i Şerif:

“Kul temiz olarak uykuya yattığında, rûhu Arş’a yükselir;  gördüğü rüyalar doğru olur. Abdestsiz yatarsa, rûhu yükselmez gördüğü rüyalar da karışık olur doğru çıkmaz.” (İhyâ)

Uyku âdâbı:

1. Tahâret, yâni zâhiren ve bâtınen temizlik ve misvak kullanmak.
2. ‘Uyandığımda ibâdet edeceğim’ diye niyet ederek yatmak.
3. Günahlardan tevbe ve istiğfar edip içinde, kimseye karşı zulüm ve kin hissi olmadan uykuya yat-mak.
4. Uykusu gelmeden yatıp kendisini uykuya zor-lamamak.
5. Sağ omuzu üzere, kıbleye yönelerek yatmak.
6. Yatarken duâ etmek.
7. Uykunun bir nevî ölüm; uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünerek, uyanıp kalktığında, “Elhamdü-lillâhillezî ahyânâ bâ’de mâ emâtenâ ve ileyhil bâ’sü vennüşûr” duâsını okumak. (İhyâ) 
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #13 : Haziran 27, 2009, 04:28:55 pm »


Bir insanı tanımak için bir defa görüşmek yetmez. Kitaplar da böyle. İlk okuyuşta çok az şey verir. Bu sebeple, bir kitabı birkaç defa okumak lâzım...
Yemeklerde tercih yapıldığı gibi, kitaplarda da tercih yapmalı. Zihnimizin ve kalbimizin en güzel mânâlara lâyık olduğunu bilmeli; değersiz bilgi ve fikirleri almaktan sakınmalıdır.
Bâtılın anlamak için, onu anlatan kitapları okumak şart değil. Bataklığı bilmek için, mutlaka bataklığa girmek lâzım gelmez, bakmak yeter... Karanlığa karşı mücâdele ışıkla yapılır.
Allah dostlarının hayatlarını, bilhassa siyer ve İslâm tarihini okumalı.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #14 : Haziran 27, 2009, 04:51:03 pm »


İyi iş yapan gayri müslime de duâ edilir:

Enes R.A.’den:
–Bir Yahûdi berber Resûlüllah Efendimizin saka-lını düzeltti. Allah Resûlü ona:

“Allah’ım! Bunu güzelleştir!” diye duâ etti. Yahûdî'nin ağarmış saç ve sakal-ları siyahlaştı ve genç görünmeye başladı. (Beyhakî)


Katâde R.A.’den:

–Bir Yahûdi Resûlüllah Efendimizin devesini sağdı. Fahr-i âlem Efendimiz,

“Allah’ım! Bu adamı güzelleştir”

diye duâ etti. Yahûdi'nin ağarmış saçları siyahlaştı. 90 sene yaşadı, saçları siyah, kendisi dinç kaldı.

Hadîs-i şeriflerde, gayri müslim de olsa, meslek ve mahâret ehline îtibar ve onun sanatından istifade etmek câizdir. Ancak duânın, dünya ile alâkalı olduğu mâlum ola!... (Sünen-i Ebî dâvud)
   
Hadis-i Şerif: “Benden sonra üzerinize öyle emîrler gelecek ki, kim onlardan çekinirse kendini temize çıkarır; onları münker sayan (kabul etmeyen) selâmette kalır; kim de razı ve tâbi olursa helâk olur.” (Ümmüm Seleme R.A.)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #15 : Haziran 27, 2009, 04:53:04 pm »


Bakmak ayrı, görmek ayrıdır:


“Onları, sana bakıyor görürsün. (Halbuki) on-lar görmezler.” (S. Â’raf 198) (Çünkü, girdaba düşen, Hakk’ı görmez.)

“Göklerde ve yerde (Allahü Teâlâ'nın varlığına, birliğine ve kemâl-i kudretine delâlet eden) nice âyetler var ki, onların üzerine uğrarlar da, ondan yüz çevirib geçerler, (görmek istemezler.)” (S. Yûsuf 105)


Pek çok insan görünüşe müptelâdır. “Onlar, bu dünya hayatından  sâdece bir zâhir (görünen yüzü) bilirler. Âhiretten ise tamamen gâfildirler.” (S. Rûm,7) (Dünyanın sonu nereye varacağını düşünmezler.)


Zâhire takılan bir göz, hakîkati göremez. Meselâ: Zâhirde yağmur buluttan, meyve ağaçtan gelir. Hakikatte her şeyin Yaratıcısı olan Rabb'imiz Teâlâ tarafından, yağmur bulut vâsıtasıyla indirilir, meyve de ağacın dalları ile gönderilir.

“Pencereye bakmakla pencereden bakmak aynı şey değildir. Pencereye bakan lekeleri, pencereden bakan ise güzellikleri görür. İki adam hapishane penceresinden dışarı baktı... Birisi çamuru gördü, diğeri yıldızları...” (Dale Cernagie)

Yarısı dolu bir bardak iki kişiye gösterildiğinde birisi, “Yarısı boş bir bardak görüyorum” derken diğeri, “Yarısı dolu bir bardak görüyorum” diyor. Halbuki ikisi de aynı dünyada yaşayan insanlar; fakat  kâinata ve hâdiselere bakış tarzları farklı... Bu bakımdan bize düşen, zâhire takılıp kalmak değil, hakîkati görebilmektir.
Hakîkî mahkûm, demir parmaklıklar arasındakiler değil, zâhirî hapishânede maddeye takılıp kalanlardır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #16 : Haziran 27, 2009, 05:19:28 pm »


Birisi İmam-ı Azam Hz.lerine:
-Elbisemi çıkarıp gusl yapmak için nehre girdiğimde kıbleye mi, başka tarafa mı döneyim?
-Çalınmaması için elbisene karşı dön buyurmuştur.


                                       ------------

Bir kimse imamı Şa’bi’ye:
İhramlı kişi bedenini kaşıyabilir mi?
Evet
Ne kadar?
Kemikleri gözükene kadar  : )


                                      ------------
İmamı şabi’ye birisi:
İblisin karısının adı nedir?
Ben o düğünde yoktum.
                                       -------------



En Faziletli ilk söz: La ilahe illAllah
En Faziletli ikinci söz: SubhanAllahı velhamdü lillahı ilah
En Faziletli Üçüncü söz: Elhamdü lillahi ilah.
En Faziletli dördüncü söz: Allahü ekber Allahü ekber iyah.
En Faziletli beşinci söz: La havle vela kuvvete illa ilah



Allah indinde en mükerrem zat Adem a.s. dır zira ona esmayı öğretti Kadınların en ekremi Ümmü Musa Meryem dir.

Ana rahminde bulunmadan yaratılan 4 mahluk.

1-   Adem A.S.
2-   Havva R.A,
3-   Salih A.S. ın devesi
4-   İsmail A.S. a inen koç



Sahibi ile seyreden kabir :
Yunus A.S. ı yutan balık
Kehkeşan ve kavsi güzah : Kehkeşan semanın kapısı Kavsi güzah Tu-fandan sonra hayatta kalanlar
Günün muayyen zamanında güneş görüp daha önce ve sonra güneş görmeyen yer: Musa A.S. denizi geçerken denizde yarılan yer

Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #17 : Haziran 27, 2009, 06:13:29 pm »


İslâm Dîni, insanın sabah kalkmasından gece yatmasına kadar vakitlerini öylesine doldurur ki, artık ne şikâyet edeceği bir boşluk bulur, ne de onu doldurmak için başka bir şeye ihtiyaç duyar. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’inde meâlen:

“O hâlde boş kaldın mı yine kalk yorul. Ve ancak Rabbine rağbet et ve O’na doğrul” (İnşirah Sûresi 7-8) buyurarak zamanın en güzel şekilde değerlendirilmesini emretmiştir.

Zamanın en verimli bir şekilde değerlendirilmesi için önceden tasarlanan bir plan ve program dâhilinde hareket etmek gerekir. En kötü plan dahi plansızlıktan iyidir.

Zamanın planlanıp kullanılması şöyle yapılabilir:

* Günlük zamanın nasıl kullanıldığını gösterir bir program hazırlanır.

* Bunu hazırlarken, yapılacak işin ehemmiyeti ve sağlayacağı fayda nispetinde zaman ayrılır.                     

* En mühim ve zor olan işler için tahsis edilen zaman, en verimli çalışmanın yapılabileceği zaman olmalıdır. Bu husûsta İmâm-i Rabbânî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Ey bizi seven kardeşim! Vakit keskin kılıçtır. Yarın fırsat ele geçer mi, geçmez mi bilinmez. Ehem (daha mühim) işleri bugün yapmalı, ehem olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklın hükmü ve iktizâsı da budur.” (Mektubat-ı Şerife 1/134-127)

 “Te’hîrin ve işleri sonraya bırakmanın ilâcı ne olabilir ki!” (Mektubat-ı Şerife 1/36-128)

* Kolay işler zor işlerin arasına serpiştirilmeli, mühim olmayan işler ise en verimsiz saatlere bırakılmalıdır.

* Muayyen aralıklar ile istirâhat zamanları ayrılmalı, bu vakitleri de mümkün olduğu kadar kolay ve dinlendirici işlerin yapılması ile geçirmelidir.

* Planlama yapılırken her zaman, az da olsa bir ihtiyat vaktinin ayrılmasına dikkat edilmelidir. İşlerin ters gitmesi hâlinde telâşa kapılmamanın tek çâresi budur.

* Zaman tahsîsinde faydasız işlerle meşgûliyetten  ve  uykunun fazlasından kaçınmaya dikkat edilmelidir.

* Yapılan günlük programı tatbik sahasına koymakta a’zamî dikkat göstermek.

* Tatbik sâhasına konulan günlük programda tesbit edilen noksanlıkların izâlesine çalışılmalıdır.

* Günlük programın yanında, haftalık, aylık ve yıllık olmak üzere, yukarıdaki husûslar dikkate alınarak planlar hazırlanmalıdır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #18 : Haziran 27, 2009, 06:15:28 pm »


Ünlü Abbâsî halîfelerinden Hârun Reşîd’in mütehassıs bir doktoru vardı ve Hıristiyandı. Bir gün bu doktor ile, saraydaki vazîfelilerden İbni Vâkıd adındaki zât arasında şöyle bir konuşma cereyan ediyor... Doktor diyor ki:

“— Sizin kitâbınızda, tıp ilmine dâir hiç bir şey yok. Halbuki ilim iki nevidir; biri ilm-i ebdân (hekimlik ilmi), diğeri de ilm-i edyân (dînî ilimlerdir.)

— Cenâb-ı Hakk, tıp ilminin tamamını, Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyetin yarısında toplamıştır.

— Nedir o âyet?

— “Yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz” meâlindeki âyet-i kerîmedir.

— Peki, niçin tıp hakkında Peygamberinizden bir şey rivâyet olunmuyor?

— Peygamberimiz (s.a.v.) hazretleri tıbbı, kısacık bir cümle içerisinde toplamıştır.

— Söyle bakayım, nedir o koskoca tıp ilmini içinde toplayan cümle?

— “Mi’de, hastalığın evi, perhiz ise devânın başıdır.” meâlindeki hadîs-i şerîftir.

Bunun üzerine Hıristiyan tabib şöyle der:

Ne Kitâbınız ve ne Peygamberiniz, Calinus’a (eski Roma’da doktorların piri) tıptan birşey bırakmış. (Yâni, tedâvî için doktorlara ihtiyaç bırakmamış)” (Necâib-i Kur’âniyye)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #19 : Haziran 27, 2009, 06:17:37 pm »


Selâmlaşmak, selamı yaymak da müslümanın edeplerindendir. Bu münâsebetle müslüman, müslüman kardeşi ile buluştuğunda ve ayrılırken selâm vermelidir.

Kimsenin olmadığı eve veya herhangi bir mekana girerken de “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihiyn” diyerek selam verilmelidir.

Yine iki müslüman buluştuklarında müsâfaha etmelidir, uzun bir ayrılıktan sonra buluşmuşlar ise göğüs gögüse kucaklaşabilirler.

Müslüman, müslüman kardeşine hakâret etmemeli, kaş-göz hareketleri yapmamalı, lakâp takıp alay etmemelidir, kibirlenip böbürlenmemeli, mütevâzı (alçak gönüllü) olmalıdır.

Müslüman gittiği meclislere temiz elbise ile gitmeli, yaşlı ve kendisinden daha bilgili kimselerden daha yukarıda oturmamalıdır. Daha evvel gelmiş ise sonra gelen yaşlı ve bilgililere ihtiyaç var ise yerini vermelidir. Kimseyi kaldırarak kendisine yer açmaya çalışmamalıdır.

Konuşulanları dinlemeli, dinlediğini hâli ile belli etmelidir. Büyüklerin ve hocaların gelişine ayağa kalkarak, hürmet göstermelidir.

Müslümanlar komşuluğun ne demek olduğunu bilmeli, komşuluk haklarını yerine getirmelidir. Ve her Müslüman komşusunu kendisinden her husûsta emin kılmalıdır. Zira hakîkî mümin, mümin kardeşini kendisinden gelecek her türlü zarardan ve ezâdan emin kılan kimsedir.

Müslüman başkasının evine izinsiz girmemeli, izin alıp selâm verdikten sonra girmelidir. Ev sahipleri ile beraber olduğu zaman da adâba riâyet etmeli, ev içerisinde mütecessis hareket etmemeli, birbirine nikahı düşen insanlarla, yani namahremleri ile bir arada oturmamalıdır.

Hatta bir ailenin çocukları, (bulûğ çağına girmemiş olsalar bile) ebeveynin hususi odalarına izinsiz girmemelidirler.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #20 : Haziran 27, 2009, 06:19:47 pm »


İbrahim Hakkı Erzurumî meşhur eseri “marifetnâme”de “sıhhatin korunma çareleri ve bu hususta dikkat edilecek esaslar” kısmında şöyle diyor:

“Ey aziz! Hikmet ehli demişlerdir ki:

Hastalığın başladığı yer midedir. Mideye giren besinler hazım ile vücûda yayılır. Hazımsızlık veya hazımda zorlanma vücudun dengesini bozar.

Mideye, hazmedemeyeceği veya hazımda zorlanacağı yiyecekleri doldurmak, gücünden fazla yükleme yapmak sağlığı bozar.

Yazın güneşten sakınmak, gölgeli yerlerde gezmek ve oturmak, safra maddesini mahveden soğuk yiyecek ve içeceklere alışmaktan çekinmek, ısıtılıp kurutulan yemeklerden sakınmak, hıyar, kavun gibi sulu meyveleri bol yemek, beyaz ve ketenden yapılmış elbiseleri giymek, soğuk su ile yıkanmak, sabahın soğuğundan, öğle vaktinin sıcağından çekinmek. Kışın ise yünlü elbise giyip, yağlı yemekler yemek vücut için çok faydalıdır.

Vücudun her organını, özelliğine göre işletmek faydalıdır. Meselâ; eller, eşyâyı kaldırıp indirmekle, ciğerleri, bol ve temiz hava alıp vermekle, ayak yürümekle, hâfıza okuma ve ezberleme ile kuvvet kazanır ve gelişir.

Ata binmek, bütün vücudu harekete geçirdiği için çok faydalıdır. Vücudu işleten yarışlar, deniz sporları gibi oyunlar da çok faydalıdır. Gerçi kazanan sevinçli, yenilen üzüntülüdür. Fakat ne olursa olsun müsabakalı oyunlar her zaman vücuda faydalıdır. Gemiye binmek, deniz seyahati, kan ve safra gibi sıvıların akımını ve hazmı kolaylaştırdığı için faydalıdır. Vücuttaki su birikimini, hattâ cüzzam gibi hastalıkları bile iyi eder. Mümkün olduğu kadar istifra etmemeli. Çünkü; kusma, faydalı gıdayı da dışarı atar.

İtidal, orta yollu hareket vücuda sıhhat, insana izzet, dîne hizmet kazandırır...
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #21 : Temmuz 01, 2009, 01:56:05 am »


Peygamberimize vahiy geldiği zaman yanlarında ki Ashabı Kiram anlardı.
       Bazen vahiy geldiği zaman Peygamber Efendimiz deve üzerinde bulunurlardı. Vahiy geldiği zaman develer bile dayanamaz çökermiş. Peygamber Efendimiz çok terler büyük bir sorumluluk hissederlerdi.
       Peygamberimiz 6 ay rüya yöntemi ile eğitilmiştir. Eğer vahiy geleceğine dair eğitilmemiş ve alıştırılmamış olsa idi kendileri de tahammül edemezlerdi. Büyük bir eğitimden geçmesine rağmen ilk ayet geldiği zaman ( ikra ) çok heyecanlanmış , çok korkmuştur. Eğer 6 ay rüyada alıştırılmamış olsaydı dayanamazdı.
                                                                                                           
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #22 : Temmuz 01, 2009, 01:57:53 am »


Bir kimse hatim yapacak oluyor , sonra bu hatimi cüz cüz herkese dağıtıyor. Sonrada o hatmi kendisi yapmış gibi herhangi bir kimsenin ruhuna hediye ediyor. Böyle bir şey yoktur. Başkasının okumuş olduğu hatme sahip çıkamaz. Bu hatmi kendisi yapmış olmaz ve başkasının ruhuna da hediye edemez. Ruhuna hiçbir şey gitmez. Ancak o hatimden kendisi cüz okuduysa o cüzlerin sevabı gider.
       Böyle hatim yapılacağı zaman cüzleri dağıtırken herkese şöyle demeli ; meselâ “Benim babam için 1 cüz oku ruhuna hediye et” ancak böyle olursa , herkeste hediye ederse ancak o zaman hatim tam olur.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #23 : Temmuz 09, 2009, 02:00:58 pm »


ÇALIŞKAN OLMAK

İslâm dîni mensuplarına çalışmayı emretmiş, tembelliği şiddetle yasaklamıştır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de meâlen: “Hakîkaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur” (Sûre-i Necm 39) buyurularak dünyâ ve âhiret için çalışmanın ehemmiyetine işâret edilmiştir.

Peygamber Efendimiz de: “Hakîkat Allah size çalışmayı farz kıldı, o halde çalışınız!” (Feyzü’l Kadir, 2/245) buyurarak çalışmamızı emretmiştir.

Lisânımızda, “Boş duranı Allah da kulu da sevmez”, diye çalışmaya teşvik eden güzel bir sözümüz vardır. Şâir:

“Allah'a dayan sa'ye sarıl, hikmete râm ol,

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”,diyerek muvaffak olmanın yegâne şartının çalışmak olduğuna tenbih etmiştir.

Çalışmak kadar, devâm da mühimdir. “Allah'ın en sevdiği amel az da olsa devamlı yapılanıdır” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa 1-53/122) hadîs-i şerîfi buna işâret eder.

Çalışmamak tembellik, tembellik ise bir hastalıktır. Peygamber Efendimiz:“Allah'ım tenbellikten ve âcizlikten sana sığınırım” (Nisâbûrî, Müstedrek 1 /430) buyurmuştur. Tembellik âfettir ki kişinin muvaffak olamama sebeplerinin başında gelir.

Bir baksana gökler uyanık yer uyanıktır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #24 : Temmuz 09, 2009, 02:02:04 pm »


Ziyâd bin Lebid (r.a.) anlatıyor:

Nebiyyi Ekrem (s.a.v.) bir şeyden bahsetti ve “O korkunç hâdise, şer’î ilmin yok olup gitme vakti geldiği sırada olacaktır”, buyurdu. Bunun üzerine ben dedim ki:

— Ya RasûlAllah! Biz Kur’ân-ı okuyup dururken, onu evlâdımıza okuturken, onlar da çocuklarına öğretirken kıyâmet gününe kadar öğretip okuttukları halde nasıl olur da ilm-i şer’î yok olur gider? Kur’ân elden ele, dilden dile dolaşıp dururken buna imkân var mı?, dedim. Rasûlü Ekrem (s.a.v.):

— Anan seni yavru kılsın ya Ziyad! Ben gerçekten seni, Medîne’de fıkıh ilmi en çok olan biri zannederdim. Şu Yahûdiler ve Hıristiyanlar da Tevratı ve İncili okumuyorlar mıydı? Hem de nesilden nesile çocuklarına, torunlarına okuttururlardı. Fakat onlarda bulunan emir ve yasaklardan hiçbir şeyle amel etmiyorlardı! buyurdular. (Mişkât-ül Mesâbih)A
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #25 : Temmuz 09, 2009, 02:02:33 pm »


SAHÂBEYİ KÖTÜLEMENİN ZARARLARI

Ashâb-ı Kiram arasında çıkan bir takım ihtilaflardan dolayı Hâricîler, bazı Mu’tezile imamları ve Şiîler, sahâbenin ileri gelenlerine veya bir kısmına dil uzatmışlar, ve onlara fâsıklık veya bir takım kötü sıfatlar isnâd etmişlerdir.

Târihteki sapık fırkaların görüşlerini, günümüzde o fırkalara mensup olduklarını açıkça söylemeseler de, Ehl-i Sünnet itikâdını kökünden sarsan sözleri duyulmakta ve görülmektedir. Halbûki Ashâb-ı Kirâm’a olan îtimâdı sarsmak, İslâmî esasları tehlikeye düşürebilir. Zira sahâbenin adâletinde tereddüt; onların bize naklettikleri Kur’ân ve Sünnete olan itimadın yani İslâm’ın temellerinin sarsılması demektir.

Bu fırkaların başında olan Şîa, Hz. Ali’yi ve birkaç sahâbeyi ifrât derecesinde sevmişler fakat diğer sahâbîlere hiç bir müslümana bile yakışmayan kötü vasıflar yakıştırmışlardır. Resûlullâh’ın etrafında canlarını siper eden sahâbeye karşı takınılan bu menfî tavır karşısında müslümanların Sünnete ilâve olarak sahabenin hepsini içine alacak şekilde “Cemâat” tâbirini kullanmaları mühimdir.

Böylece Ehl-i sünnet ve’l-Cemâat tabiriyle, Rasûlüllah (s.a.v) sünnetinin yanında ashâbın görüş ve tatbikatının da bütün müslümanlar için takip edilmesi lazım gelen bir yol olduğu ifâde edilmiştir.

Böylece Sünnet-i nebevî’de bulunmayan veya ihtilaf mevzuu olan bir meselede ashâb-ı kirâm, mürâcaat kaynağı gösterilmiştir. Bu hususta ki bir hadîs-i şerîf de şöyledir: “.. Sizden kim benden sonra yaşarsa şiddetli ihtilaflar görecektir. Öyle ise benim sünnetim ile râşid ve hidâyet üzere olan halifelerin sünnetine bağlanınız. Sünnete sımsıkı sarılınız. Sizleri sonradan çıkan bid’atlerden sakındırırım. Çünkü her bid’at dalâlettir.”  (Tirmîzi, İlim 16)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #26 : Temmuz 09, 2009, 02:03:06 pm »


İmam-ı Ebu Yusuf hocasından izin almadan ders meclisi kurdu ve insanlara fetva vermeye başladı. Bu hadise hocası İmâm-ı Âzam Hazretleri’ne ulaştırıldı. İmâm-ı Âzam Hazretleri huzurunda bulunanlardan birini “Şimdi git İmâm Ebû Yusuf’a şu meseleleri sor.” diyerek gönderir.

— Bir kimse temizlemeciye bir elbise bıraksa, elbiseyi almaya gidince temizlikçi elbise aldığını inkar ederse, şahıs ertesi gün tekrar gittiğinde temizlikçi elbiseyi temizlenmiş olarak verse, ücret hak eder mi?

— İmam Ebû Yusuf “hak eder” deyince sual soran “hata ettin” der. “Hak etmez” deyince yine “hata ettin” der.

Sual soran cevap verir. “Elbiseyi inkardan önce temizlemiş ise sahibi için temizlemiştir. Ücret alır. İnkârdan sonra ise, kendisi için temizlemiş sayılır ve ücret almaz.”

— Namaza giriş farz ile midir, sünnet ile midir?

— İmâm Ebû Yusuf “farzla girilir” deyince sual soran “Hata ettin” der. “Sünnetle girilir.” diye cevap verince yine aynı sözle “Hata ettin” diye karşılık verir.

Sual soran cevap verir: “Namaza giriş hem farzla hem de sünnetledir. Çünkü İftitah tekbiri farzdır, elleri kaldırmak ise sünnettir.”

— Tencerede et pişerken içine kuş düşşe, et yenir mi, yenmez mi?

— İmâm Ebû Yusuf “yenir” der. Soran “Hata ettin” der. “Yenmez” deyince  soran yine “Hata ettin” der.

Sual soran cevap verir: “Eğer kuş, et piştikten sonra düşerse, suyu dökülür ve et üç kere yıkandıktan sonra yenilebilir. Kuş, et pişmeden düşmüş ise et kuş ile beraber piştiğinden ikisi de yenmez.”

Bu cevaplardan sonra, İmâm Ebû Yusuf hazretleri, hemen kalkar ve hocası İmâm-ı A‘zam Hazretleri’nin yanına gider. Hocası “Seni buraya cevap veremediğin mese
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #27 : Temmuz 09, 2009, 02:04:22 pm »


Bİr Türk İcâdI

Yıllardan beri hafife alıp durduğumuz sarıklı atalarımız birçok sahâlarda olduğu gibi, tavukçuluk sahasındaki keşifleriyle de dünyayı hayretler içinde bırakmış adamlardır.

Bunun ne demek olduğunu anlamak için Fransız seyyahlarından Le Bruyn ve İngiliz seyyahlarından Melton’un seyahatnâmelerine şöyle bir göz gezdirmek kâfidir. Batıcılarımızın Batıdan aldığımızı zannedip imrendikleri kuluçka makinalarımızın en mükemel şekli bizim işte o şerefli atalarımızın icâdlarından olduğu, bütün Batı menbalarının ittifâkıyle sâbittir.

Meselâ Corneile Le Bryun’ün 1732 de La Haye de neşrolan ‘Voyages au Levant’ ismindeki beş ciltlik büyük seyâhâtnamesinin ikinci cildinin 64-70’inci sayfalarında kendisinden evvelki seyyâhların izâhatı da karşılaştırmak suretiyle verilen malûmata göre, o zaman bir Osmanlı vilâyeti merkezi olan Kâhire’de zengin bir Türk iş adamı ilk kuluçka fırınlarını yaptırıp işletmeğe başlamıştır.

Muhtelif seyâhâtnamelerin bu mesele hakkında verdikleri izâhatın bazı ehemmiyetsiz teferruatında bir takım ihtilâflar bulunmakla beraber, umûmi hatlarında hepsi müttefiktir.

Yer altında yapılan kuluçka fırınları kerpiçtendir. Üzerlerinde birer değirmi menfez vardır. Bunlar fazla harâretinden çıkması için yapılmıştır. Bir fırın binâsında umûmiyetle yirmi dört fırın bulunur. Bu fırınlar on ikişerden iki tarafa ayrılmış ve aralarında işçiler için küçük bir yol bırakılmıştır. Her iki taraftaki onikişer fırının altısı üstte ve altısı da alttadır. Yani fırınlar iki katlı demektir.

Bunların saman ve gübre yakılarak ısıtıldığından bahsedilir. Yumurtalar umûmiyetle üst fırına konulur ve alt fırında ateş yakılır. Bazan da bunun aksi yapılır. Civcivlerin kabuklarından çıkışı yirmi birinci gün başlayıp yirmi ikinci günü nihâyet bulur. Yalnız Mısır’ın sıcak ikliminden dolayı bu faaliyet kış mevsiminin dört ayına münhasırdır. Fırınların büyüklüğüne göre her birine sekizyüzden sekizbine kadar yumurta konulduğu hakkında muhtelif rivâyetler vardır.

Diğer vilâyetlerimizde de kurulan bu kuluçka fırınları sayesinde Avrupa’ya civciv ihracatı yapılmış, Türk rekâbetine dayanamayan Avrupalı tavukçular Türk fırın piliç etlerinin tabiî piliçler kadar lezzetli olmadığı hakkında şâiyalar çıkarmış, fakat buna rağmen Floransa dukası Türkiye’den mütehassıslar getirtip önce İtalya’da teşebbüse geçmiş ve ondan sonra da bu Türk icâdı Lehistan’a varıncaya kadar bir çok memleketlere yayılmıştır.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #28 : Temmuz 09, 2009, 02:05:05 pm »


HZ. ÖMER (R.A.)’DEN NASİHATLER

1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.

2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.

3. Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yorman mümkün oldukça kötüye yorma.

4. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.

5. Sırrını gizleyen murâdına erer.

6. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.

7. Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.

8. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.

9. Henüz vukû’ bulmamış şeylerden sorma.

10. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.

11. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.

12. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.

13. Düşmanlarından uzak dur.

14. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah’tan korkandır.

15. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.

16. Tâat ânında kendini zavallı gör.

17. Günah işlemek istersen sonunu düşün.

18. Herhangi bir işinde, Allah’tan korkanlarla istişâre et. Zîrâ Allah: Meâlen “Allah’tan, kulları arasında yalnız âlimler korkar,” buyurur. (Hayatü’s-Sahâbe 4-209/211)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #29 : Temmuz 09, 2009, 02:05:29 pm »


TEMİZLİĞİN MERTEBELERİ

Peygamberimiz (s.a.v.) “Temizlik imânın yarısıdır” buyurmaktadır. Bu Hadîs-i Nebevîdeki temizlikten muradın yalnızca zahirî temizlik olması aklen uzaktır. İçini harap vaziyette bırakıp dışını su ile temizlemek... Bu anlayış, kasd edilen mânâdan ne kadar uzaktır.

Temizliğin mertebeleri dörttür:

a) Dışını maddî ve mânevî pisliklerden temizlemek,

b) Uzuvlarını günâhlardan temizlemek,

c) Kalbi, kötü ahlâktan temizlemek,

d) Sırrı, Allah’tan gayrisinden temizlemektir.

Sonuncusu; Peygamberlerin, velîlerin, salihlerin ve sıddîklerin temizliğidir.

Sen, dışını zahirî pislikten temizlediğin zaman kalbini de temizlemekten gaflet etme. Önce tevbeye ve eksik bıraktığın şeylere nedâmetle temizlenmeye; gaflet gösterdiğin şeylere, irtikâp ettiğin suçlara, gelecekte de yapılması vacip olan hususları, terk etmeye kesin olarak karar verdiğin vazifelere karşı ağlamaya; hakikî hidayetin başlangıcı olan mücâdele yolunu bilmeye çalış. (Ruhussalât, Fazilet Neşriyat)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #30 : Temmuz 09, 2009, 02:05:57 pm »


Sultan II. Abdülhamit Han cemiyet adâbına uygun olmayan gösterilerin yasaklanması için Amerika’ya nota gönderir.

San Francisco konsolosumuzdan, Washington’daki büyük elçimize verilen ve büyük elçi tarafından 6 Nisan 1894’te İstanbul’a gönderilen rapordaki cevap şöyledir. iki hafta önceki “Cemiyet adabına aykırı olduğu gerekçesiyle şikayetiniz kabul edilerek 24 Mart 1894’te San Francisco fuarı içinde açılan Şark çarşısındaki tiyatro kapatılarak muhakeme edilmek üzere rakkaseler tevkif edilmiştir.”
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #31 : Temmuz 09, 2009, 02:06:34 pm »


Zigetvar Savaşı’na giden Kanuni Sultan Süleyman oradan Ebussu’ud efendiye gönderdiği mektupla Şeyhül İslâm’dan dua istediği. Mektubu şöyledir;

 “Halde haldaşım, sinde sindaşım.

Tarik-i hakda yoldaşım, ahiret karındaşım.

Molla Ebussu’ud hazretlerine,

Duâ’yı bîhad iblâğından sonra

Nedür hâliniz?

Ve nicedür mizâc-ı lâzimü’l-imtizâcınız?

Sıhhat ve afiyette misiniz?

Hak Teâla hızânei hafiyesinden

Kemâl-i sıhhat ve nihâyet-i selâmet müyesser eyleye...

Allah-ü Teâlâ’nın ihsanı ile, lutuflarınızdan niyaz olunur ki mübârek vakitlerde, muhlislerinizi şerefli kalplerinizden çıkarmayınız. Bizim için duâ buyurunuz ki, yere batasıca kafirler hezimete uğrayıp, bütün islam orduları mansûr ve muzaffer olup, Allâh-ü tealanın rızasına kavuşalar... Duâlarınızı, yine duâlarınızı bekleyen, Hak Teâlâ’nın kulu Süleymân-ı bî riyâ."
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #32 : Temmuz 09, 2009, 02:07:12 pm »


ÂDÂB-I MUÂŞERET

Selâmlaşmak, selamı yaymak da müslümanın edeplerindendir. Bu münâsebetle müslüman, müslüman kardeşi ile buluştuğunda ve ayrılırken selâm vermelidir.

Kimsenin olmadığı eve veya herhangi bir mekana girerken de “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihiyn” diyerek selam verilmelidir.

Yine iki müslüman buluştuklarında müsâfaha etmelidir, uzun bir ayrılıktan sonra buluşmuşlar ise göğüs gögüse kucaklaşabilirler.

Müslüman, müslüman kardeşine hakâret etmemeli, kaş-göz hareketleri yapmamalı, lakâp takıp alay etmemelidir, kibirlenip böbürlenmemeli, mütevâzı (alçak gönüllü) olmalıdır.

Müslüman gittiği meclislere temiz elbise ile gitmeli, yaşlı ve kendisinden daha bilgili kimselerden daha yukarıda oturmamalıdır. Daha evvel gelmiş ise sonra gelen yaşlı ve bilgililere ihtiyaç var ise yerini vermelidir. Kimseyi kaldırarak kendisine yer açmaya çalışmamalıdır.

Konuşulanları dinlemeli, dinlediğini hâli ile belli etmelidir. Büyüklerin ve hocaların gelişine ayağa kalkarak, hürmet göstermelidir.

Müslümanlar komşuluğun ne demek olduğunu bilmeli, komşuluk haklarını yerine getirmelidir. Ve her Müslüman komşusunu kendisinden her husûsta emin kılmalıdır. Zira hakîkî mümin, mümin kardeşini kendisinden gelecek her türlü zarardan ve ezâdan emin kılan kimsedir.

Müslüman başkasının evine izinsiz girmemeli, izin alıp selâm verdikten sonra girmelidir. Ev sahipleri ile beraber olduğu zaman da adâba riâyet etmeli, ev içerisinde mütecessis hareket etmemeli, birbirine nikahı düşen insanlarla, yani namahremleri ile bir arada oturmamalıdır.

Hatta bir ailenin çocukları, (bulûğ çağına girmemiş olsalar bile) ebeveynin hususi odalarına izinsiz girmemelidirler.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #33 : Temmuz 09, 2009, 02:07:57 pm »


Hâfızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylaştıran sebepler:

1- Az yemek,

2- Çok tekrar etmek,

3- Geceleri namaz kılmak ve ibâdet etmek,

4- Salât-ü selâmı çokça okumak,

5- Kur’ân-ı Kerîm’i çok okumak,

6- Bütün günahlardan el çekmek,

7- Misvâk kullanmak,

8- Her sabah aç karnına bal yemek,

9- Her gün aç karnına besmeleyle yirmibir tane kuru üzüm yemek, (Mârifetnâme)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #34 : Temmuz 09, 2009, 02:09:00 pm »


EVLÂDIN VAZİFELERİ

Allâhü Teâlâ, Kur’ân’ı Kerim’de kendisine ibâdeti emretti. Kendisine ibâdetten sonra ana ve babaya itâati bildirdi. İnsanın varlığının hakîkî sebebi Allahü Teâlâ’nın yaratması, zâhirî sebebi de ana ve babasıdır.

Evlâdın ana ve babasına karşı vazifelerinden bazıları şunlardır;

1) Onların yiyeceklerini ve içeceklerini temin etmek,

2) Giyeceklerini temin etmek,

3) Hizmete muhtaç iseler onların hizmetini görmek,

4) Kendisini çağırdıkları zaman hemen yanına gitmek,

5) Günah olmayan emirlerini yerine getirmek,

6) Onlarla konuşurken yumuşak konuşmak,

7) Onları isimleriyle çağırmamak,

8) Onlarla beraber yürürken arkalarından gitmek,

9) Kendisi için istediğini onlar için de istemek, istemediğini onlar için de istememek,

10) Kendisi için dua ettiğin de, onlar içinde, af ve mağfiret dilemek.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #35 : Temmuz 09, 2009, 02:09:29 pm »


NEZÂKET

Nezâket ve zarâfet insan rûhunda bulunan güzel hislerin hâriçteki tezâhürüdür ki muhâtapların kalbine (az-çok) mutlakâ te’sîr ve nüfûz eder. Nezâket en katı yürekli insanlara bile tesir eder. Nitekim Mevlâmız Mûsâ ve Hârun (Aleyhimesselâma) meâlen şöyle buyurur: “Firavn’a gidiniz çünkü o pek azdı. Varında ona –belki dinler vaya korkar diye– yumuşak dille söyleyin. (Sûre-i Tâhâ, 44)

Nezâketin tesîri içten ve samîmî olmasına bağlıdır. Gösteriş için yapılan nezâket, sun’î çiçeklerden daha tarâvetsizdir. Nezâketsiz kimselerle konuşmak ise insana ızdırab verir.

Kaba ve haşin bir kimse çok güzel şeyler de anlatsa kendisini dinletemez. Anlattıkları insanlarda müsbet tesîr yapmaz. Etrafındakiler dağılır, gider.

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimize hitâben şöyle buyurur meâlen: “...Habîbim) Sen katı kalpli, haşin (bir kimse) olsaydın senin etrafından dağılıp giderlerdi...” (Sûre-i Âl-i İmrân, 159)

Peygamberimiz -kim olursa olsun- birisiyle konuşurken ona yüzünü döner, konuşanın sözünü kesmeyip, sonuna kadar dinlerdi. Hatem-i Tayy’ın oğlu Adiy gelince onun altına minder koydurmuş, bu nezâketten memnun olan Adiyy müslüman olmuştu.

v SELMÂN-I FÂRİSÎ (R.A)’NİN NASÎHATİ

“Allah bir kulun kötülüğünü, helâk olmasını dilediğinde ondan hayâ duygusunu çeker. Bunun için böyle birinin hiç kimse tarafından sevilmediğini görürsün. Sevilmeyen birisi de acıma hissinden yoksun bırakılır, kaba ve sert olur. Kaba ve sert adamdan da emânete riâyet hissi alınır. Emânet hissi alınanı da hâin bulursun. Kişi hain olunca da boynundan İslâm bağı çıkarılır. Artık bu kimse lânete uğramış, herkesçe lânetlenmiştir.”

Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #36 : Temmuz 09, 2009, 11:20:52 pm »


DOKUZ İKRAM

Hz. Osman (r.a.) buyurdu ki: “Beş vakit namazı muntazam zamanında kılan kimseye Allahü Teâlâ (c.c.) dokuz ikramda bulunur”;

1) Cenab-ı Hak onu sever.

2) Bedeni sıhhatli olur.

3) Melekler onu muhafaza ederler.

4) Evinde bereket olur.

5) Yüzü, salih kimselerin sîmâsı gibi olur.

6) Allah (c.c.) onun kalbini yumuşatır.

7) Sırat’ı şimşek gibi geçer.

8) Hak Teâlâ, onu cehennem ateşinden korur, iyi kimselere komşu eder.
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #37 : Temmuz 10, 2009, 12:26:58 pm »



Ebû Hüreyre (r.a.) rivâyet ediyor:
Bir gün Resûlüllah (s.a.v.) yanımıza çıkageldi ve;
— Kalkanınızı alın! buyurdu. Biz,
— Gelen bir düşman sebebiyle mi? dedik. Bunun üzerine o,
— Cehenneme karşı kalkanınızı alın. ‘Sübhânallâh, elhamdülillâh, lâ ilâhe illAllah ve Allâhü ekber’ deyin. Çünkü bunlar, kıyâmet günü söyleyenin önünden, ardından yürümek ve onu korumak üzere gelirler. Bunlar, (Kur’ân'ın haber verdiği) ‘Bâki kalan sâlih ameller’dir, buyurdu. (Taberânî, Mu‘cemü's-Sağîr, 1/282)
Kur’ân-ı Kerim'de, ‘Bâki kalan sâlih ameller’in fazileti şöyle bildirilir:
“Allah, doğru yolu kabul edenlerin hidâyetini artırır. Bâki kalan sâlih ameller ise, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha hayırlıdır.” (S. Meryem, 76)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #38 : Temmuz 10, 2009, 12:38:04 pm »



1997 yılı başlarında bazı gazetelere akseden haberlere göre, İngiliz bilim adamları duânın gücünü ölçmek maksadıyla geniş ve muhtevâlı bir araştırma başlatmışlar. İngiliz fizik profesörü Russel Stannard tarafından yürütülen araştırma, kalp ameliyatı geçirecek 600 hasta üzerinde ve 3 ayrı hastanede yapılıyor. Önce hastalar 3 gruba ayrılıyor. Gruplardan ikisine, “Kendilerine duâ edilebileceği” söyleniyor. Üçüncü gruba ise, “Kendileri için mutlaka duâ edileceği” ifade ediliyor.
Araştırmanın ikinci merhalesinde, kendilerine duâ edilebileceği söylenen iki gruptan birine dûa edilip diğerine edilmiyeceği; Üçüncü gruba ise, yine mutlaka duâ edileceği bildiriliyor.
Duânın hastalar üzerindeki psikosomotik (yani, rûhî sebeplerle meydana gelen bedenî rahatsızlıklar üzerindeki) tesirini ölçmek için yapılan bu araştırmanın neticesi, duânın tesirini gözle görülür bir şekilde ortaya koymuştur.
Prof. Stannard, daha önce de, on kişi üzerinde pilot araştırma yaptırmış... O zamanki araştırmada da ortaya çıkan netice; duâ eden ve kendisi için duâ edildiğini bilen hastaların daha çabuk iyileştiği yönündedir. (Basın)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Miftahulkuluub
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1743



WWW
« Yanıtla #39 : Temmuz 10, 2009, 12:44:50 pm »


DR. MAZHAR OSMAN'DAN BİR HÂTIRA
Bir gün Dr. Mazhar Osman, İsmet Paşa'ya, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi'nin çok dolu olmasından dert yanarak şöyle demiş:
— Bizim hastanelerde yer kalmadı. Çok hasta var. Aslında bunların çoğu bizim hastamız da değiller. Eskiden tekkeler vardı. Şeyhler vardı. Onlar bu hastalara nefes eder, iyileşirlerdi. Siz tekkeleri kapattınız, hastaları çoğalttınız. Bu hastalar bizlik hastalar değil. Şimdi madem ki tekkeleri kapattınız, şunu yapın hiç olmazsa;
Dergâhları kapatılan bu şeyh efendileri imtihan ederek, onlardan birer-ikişer-üçer kişi veriniz hastanelerimize. Hastanede yatan hastaların dörtte üçü iyileşir çıkar o zaman.
İsmet Paşa, anlatılanları dinlemiş, dinlemiş;
— Söyleyeceklerin bitti mi? diye sormuş.
Mazhar Osman da,
— Evet bitti, deyince, İsmet Paşa şu cevabı vermiş:
— Ne bunu sen söylemiş ol, ne de biz bunu duymuş olalım! (Mustafa Özdamar, Güzel İnsanlar)
Moderatöre Bildir   Logged

Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den:
“Bir  kimse, bir yerde gıybet edilmesine mâni olursa, Cenâb-ı Hakk, ondan yetmiş türlü âfet ve belâyı uzaklaştırır.”
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Beyaz Türkler Baski yapabilir, Yesil Türkler Yapamaz... SERBEST KÜRSÜ kenz 2 580 Son Mesaj Eylül 24, 2007, 06:26:57 pm
Gönderen: osmanli
Jön Türkler TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ kenz 3 910 Son Mesaj Haziran 24, 2008, 04:52:20 pm
Gönderen: Mahi
Marlboro kobayı Türkler SAĞLIKLI YAŞAM osmanli 0 392 Son Mesaj Şubat 04, 2008, 07:23:44 pm
Gönderen: osmanli
Kızılderililerin atası Türkler mi? TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZ belya 0 322 Son Mesaj Nisan 27, 2008, 09:59:57 am
Gönderen: belya
Kartal için bir güvercini mağlup etmek bir şeref değildir. SERBEST KÜRSÜ adnan çığcı 0 813 Son Mesaj Temmuz 05, 2008, 03:01:21 pm
Gönderen: adnan çığcı
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM