İHTİLAL
Muaviye hazretleriyle Hazret-i Osman arasındaki konuşma şöyle devam etti:
Madem ki benimle Şam'a gelmek istemiyorsun; o halde izin ver, seni korumaları için buraya asker göndereyim!
Ona da hayır! Ben,

Resulünün beldesinde oturanları askerle baskı altında tutamam!
Muhakkak ki, sonunda sana kıyarlar!
<<

bana yeter; o ne güzel vekildir!...>> Başka sözüm yok!...
Ve tevekkül ve tahammülde abide şahsiyet, Hazret-i Osman, nefsini, kaderinin tecellisine bıraktı.
Bazı yarım Müslümanların dil uzatmaktan utanmadıkları, büyük dahi ve siyasi Hazret-i Muaviye'nin hem nefsi ve hem de Hazret-i Osman hakkında bir sözü var:
Ne Ebubekir dünyayı istedi, ne de dünya onu... Dünya Ömer'e yöneldi ama, Ömer onu kovdu. Osman 'a dünyadan bir parçacık bulaştı. Bizse büsbütün dünyaya bulaştık.
Bu hikmeti dile getirebilen ve nefsini hesaba çekmeyi beceren; Peygamber katibi bir Sahabiye toz kondurmamak sünnet ve cemaat ehline mahsus edeblerin başında gelir. Takdir ayrı, fakat iş Muaviye'ye kalsaydı, kar gibi beyaz ve gök kadar derin Osman'ın sakalına kan bulaşmayacaktı.
Olacak olan oldu.
Halkın Emevi valilerinden nefretiyle, İbn-i Sebe fitnesinin, Hazret-i Ali'yi tanrılaştırmaya kadar giden, İslam'ı parçalama gayesi birleşti, ikisi de birbirine yol verdi ve bir siyasi ihtilaftan mezhep ayrılığına kadar, sonraları modalaşan Sapık Kollar ilk örneğini buldu.
İbn-i Sebe' ve taifesi Hazret-i Osman'ın halkı meşgul etmek için kuvvet toplama teşebbüsünden de faydalandılar ve her tarafa nameler saldılar:
Asıl kuvvet toplama yeri ve hareket yönü Medine'dir. Toplanın, yürüyün ve davranın!...
Mısır'dan Medine'ye gelen bir heyet Hazret-i Osman'a valisinden şikayet edince Halife, valiye şiddetli bir tekdir yazısı gönderdi. Bunun üzerine de vali şikayetçileri falakaya yatırdı ve bir tanesini kırbaç altında öldürdü.
İş büsbütün alevlendi. Ayaklanalar, aralarında haberleştiler, plan kurdular. Mısır, Basra ve Küfe isyancılarından aşağı yukarı 1000' er kişilik kuvvetler, Kabe'yi ziyaret bahanesiyle ve planlı şekilde Hicaz'a akmaya başladı. Reis Mısır'dan Gafıki İbn-i Harp...
Mısırlılar, İbn-i Sebe planınca Hazret-i Ali'ye, Basralılar Hazret-i Talha'ya, Küfeliler de Hazreti Zübeyr' e bağlı ve hepsi birden Hazret-i Osman'ın hal'i gayesinden birlik...Gerilerindeki büyük fesat kurmayının gayesi ise, ne şu, ne bu, İslam'ı parçalamak...
Medine'ye 3 konak mesafede durdular... Her topluluktan birer takım seçip ileriye gönderdiler. Küfe takımı, üzerlerine asker sevki ihtimalini ileriye sürerek daha önce kendilerinin Medine'ye girmelerini ve işe siyaset oyunlarıyla başlanmasını öne sürdü. İlk olarak onlar girdi. Ve sulhcü bir eda ile Hazret-i Ali, Talha, Zübeyr ile, müminlerin anneleri Peygamber zevcelerini ziyaret etti:
Şöyle bir dil kullandılar:
Biz haccetmek için geldik. Bazı makam sahiplerinin de memuriyetlerinden affedilmelerini dilemekteyiz. İzin verirseniz topluluklarımız Medine'ye girsin!
Üç büyük Sahabi buna izin vermedi. Bu defa Mısır, Küfe ve Basra takımları, sırasiyle taraftar oldukları, Hazret-i Ali, Zübeyr ve Talha'nın etrafını çevrelediler... Hazret-i Ali onlara emrindeki kuvvetle karşı çıktı, kılıcını kuşandı, oğlu Hazret-i Hasan'ı Halife'yi muhafazaya gönderdi ve Mısırlıların:
Halife sensin! Biata hazırız.
Teklifine şiddetle red karşılığını verdi. Hazret-i Zübeyr ve Talha'dan da aynı şekildeki tekliflere aynı cevap...
Ordugahlarına dönen takımların arkasından Medine kuvvetleri dağılırken, öbürleri şuursuz bir yığın insiyakiyle Medine üzerine yürüyüşe geçtiler. Peygamber beldesine girdiler, hiçbir mukavemet görmeden ilerlediler ve Hazret-i Osman'ın evini kuşattılar...
KANA BOYANAN AK SAKAL
O gün Hazret-i Osman oruçlu... Odasında Kur'an okuyor. Bizzat, itina ve ihtiramların en titiziyle cemettiği, yekpareleştirdiği ve müminlerin sadık ellerine teslim ettiği Kur'an... Yanında da, vefalı zevcesi Naile...
Dışarıda ok yağmuru fırtına halinde... Kapıdaki koruyuculardan Hazret-i Hasan ve İbn-i Talha, atılan oklardan yaralı... Kan revan içindeler...
Hazret-i Ebubekir'in oğlu manzarayı görünce bağırıyor:
Aman, Haşim oğulları bu hali görünce üzerimize çullanırlar!... Zaman kaybetmeye gelmez! Çabuk ve kestirme yoldan gidelim!
Ve eliyle, Osman'ın evine bitişik hanenin damını gösteriyor.
Bir yurya!...
Bitişik hanenin damından Hazret-i Osman'ın evine geçiyorlar ve aşağıya sarkıp odaya doluyorlar... İlk giren, Muhammed bin Ebubekir...
Atılıyor ve Halife'nin süt-beyaz sakalına yapışıyor;
Şimdi seni, ne Muaviye kurtarabilir, ne de öbürleri!...
Hazret-i Osman ona vekar ve tevekkül içinde gözlerini dikiyor ve diyor:
Baban seni bu halde görseydi kimbilir ne kadar üzülürdü!...
Bu söz üzerine İbn-i Ebubekir yıldırımla vurulmuşa dönmüştür. Kılıcını fırlatıp yere atıyor ve bir çılgın gibi odadan çıkıp gidiyor.
Şimdi odada, Mısırlılardan Gafıki, Kuteyr, Sevdan ve Kinane...
Müthiş an...
Kinane Halifeye kılıcını indirdi; fakat mübarek zevcenin elini siper etmesiyle kılıç hedefine varamadı. Naile'nin parmakları kesildi. Gafıki ve Kinane Hazret-i Osman'ın üstüne çullandılar; ve edeb ve hayada insanoğlunun en üstünlerinden birini boğazladılar... Osman, okumakta olduğu

kelamının üstüne kapandı; ve kanı, <<

sana yeter!>> mealindeki ayet üzerine aktı. Sakalı ve gömleği de buğusu tüten bir kan peltesi içinde...
Naile çığlık basıyor. İçeriye Osman'ın kölelerinden biri daldı, Sevdan'ı bir kılıçta yere serdi. Kuteyr de köleyi ikiye biçti; fakat ikinci bir köle tarafından şişlenip yere düştü.
Kapı zorlandı, içeriye dolan dolana... Hazret-i Osman'ın cesedine kapanıp ağlayanlar var...
Hazret-i Ali, Talha ve Zübeyr koşarak geldiler, dona kaldılar ve dudaklarında, her Müslümanın her cenaze başında söylediği mukaddes ölçüyü tekrarlamaktan başka bir şey yapamadılar:
<< Biz

'a aidiz ve ona döneceğiz...>>
Osman'ın evi ve <<Beytülmal- devlet hazinesi>> yağma edilmekte... Başta Mervan, bazı Emevi büyükleri her tarafta aranıyor ama, onlar sıvışıp kurtulmayı bilmişlerdir.
Şamdan gelen, Muaviye imdat kuvvetleri ve başka yerlerden gelenler feci haberi alınca ne yapacaklarını şaşırdılar ve dönmeyi tercih ettiler.
Hazret-i Osman, öldürüleceği günün gecesinde rüyada Kainatın Efendisini görmüş ve kendisine << Zinnureyn-çifte nura sahip>> sıfatını hediye eden Resuller Resulünden şu daveti almıştı:
Yarın iftarı beraber ederiz!...
Ahmed Cevdet Paşa'ya göre, Hazret-i Osman'ın kanı Mushaf üzerine dökülmekle, fitne kapısı sadece açılmış değil, bir daha kapatılmayacak şekilde kırılmıştı.