Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 03, 2008, 06:54:08 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hanım Sahabilerimiz  (Okunma Sayısı 3998 defa)
MeHLikA
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 96

Avatar Yok


« : Eylül 28, 2004, 10:57:00 ÖS »

Peygamberimizin hanımlarından:
ZEYNEB BİNTİ CAHŞ


Hz. Zeyneb validemiz, Peygamberimizin halasının kızı olup, ilk iman edenlerdendi. Mekke'den Medine'ye hicret etti. Önceleri, Resulullahın azatlı kölesi olan Zeyd bin Hârise ile evli idi. Zeyd bin Hârise, Hz. Zeyneb'in hakkını gözetemediğinden ayrıldılar.
Beni ona sen ver!

Resul aleyhisselam, halasının kızının durumuna üzülüp, onun şerefini iâde etmek ve onu üzüntüden kurtarmak için, Hz. Zeyneb'i nikâh etmek istedi.

Hz. Zeyneb bunu işitince, sevincinden iki rekat namaz kılıp, şöyle duâ etti:

- Ya Rabbî! Senin Resulün beni istiyor. Eğer onun zevceliği ile şereflenmemi takdîr buyurdun ise, beni ona sen ver!

Duâsı kabul olup, Ahzâb suresinin otuzyedinci ayet-i kerimesi gelerek, buyuruldu ki:

- Zeyd, onun hakkında istediğini yaptıktan sonra [yani Zeyneb'i boşadıktan sonra], biz, onu sana zevce eyledik.

Hz. Zeyneb'in nikâhını ü teâlâ yaptığı için, Resulullah ayrıca nikâh yapmadı. Hz. Zeyneb bununla her an övünür ve derdi ki:

- Her kadını babası evlendirir. Beni ise, ü teâlâ nikâhladı.

O zaman otuzsekiz yaşında idi.

Hz. Zeyneb'in, Zeyd bin Hârise ile nikâhlanıp evlenmesi ile, eshab-ı kiram arasında eskiden kalma birçok örf ve âdetlerin ortadan kalkması sağlanmıştır. Mesela önceleri halk, evlat edinilmiş bulunan kimseyi, kendi öz evladı hükmünde zannederdi.

Cenab-ı Hak, son Peygamberi vasıtasıyla, bu hususu ortadan kaldırmıştır. Hür kimse ile köleyi aynı seviyede tutmuştur. Aradaki imtiyazı ortadan silip atmıştır. Hz. Zeyd gibi bir köleyi, Beni Hâşim ile aynı seviyeye getirmiştir.

Abdülhamid hânın hizmeti

Fransızların edepsiz şâiri Volter, Resulullahın Hz. Zeyneb'i zevceliğe kabul buyurmasını, tarihlere, vak'a ve haberlere taban tabana zıt ve uydurma, âdî ve alçak iftiralarla, şiir düzerek bir tiyatro kitabı yazmıştır.

Edebiyat ve fikir adamına yakışmayan bu çirkin, iğrenç yazısı, kendisini aforoz etmiş olan, büyük düşmanı papanın hoşuna gitmiş, kendisini okşayıcı mektup yazmıştır. Müslümanların halifesi Sultan İkinci Abdülhamid Hân, bu piyesin sahnede oynatılacağını işitince, Fransız ve İngiltere hükûmetlerine ültimatom vererek, hemen önlemiş, bütün insanlığı, yüz kızartıcı aşağılıklardan kurtarmıştır.

Hz. Zeyneb'in düğün gecesi, Peygamber efendimizin bir mucizesi daha görüldü. Duâsının bereketiyle az yemek çoğaldı. Bütün davetliler yediği hâlde, Enes bin Malik hazretlerinin annesi Ümm-i Süleym'in gönderdiği yemek, hiç azalmadı. Enes bin Malik, “Üçyüz kişi kadar yediği hâlde, Peygamber efendimiz, (Yemeği kaldır) buyurmasıyla, kaptaki yemeğin, ortaya koyduğum zamanda mı, yoksa kaldırdığım zamanda mı çok olduğunu anlayamadım” buyurdular.

Hz. Zeyneb, ihsanı, sadakayı pek çok severdi. El işlerinde de mahir idi. İşlediği şeyleri ve eline geçen herşeyi, akrabasına ve fakirlere verirdi. Resulullah efendimiz, Hz. Zeyneb için buyurmuştur ki:

- Zevcelerim arasında, bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun, yani eli açık, cömert olanıdır.

Hepsini dağıtırdı

Hz. Zeyneb, Peygamber efendimizin pek çok iltifatına kavuşarak, yüksek makamlara sahip oldu. Sadaka ve ihsanı o kadar çoktur ki; Resulullah efendimizin vefatından sonra, halife Hz. Ömer, Peygamberimizin hanımlarının her birine onikibin dirhem verirdi. Bunu alır almaz, hepsini sadaka eder, dağıtırdı.

Nesilden nesile intikal eden menkıbede, Hz. Zeyneb, Hz. Ömer'den hediye gelince derdi ki:

- Buna benden daha fazla ihtiyacı olanlar vardır. Onu şuraya koyun, üzerini örtün.

Sonra bir başörtüsünü parçalayarak, onu kese yapar ve bu keselerle parayı akrabalarından muhtaç olanlara ve yetimlere dağıtır, sonra da elini kaldırarak buyururdu ki:

- ım, bundan sonra bana, Ömer'in hediyesini nasip etme!

Hakikaten o sene vefat etti. Resulullahtan sonra, Peygamberimizin zevceleri arasında, en önce vefat eden budur.

Yüreğimdeki ateş

Hz. Zeyneb, hicretin yirminci yılında, elliüç yaşında Medine'de vefat etti. Naaşının, Peygamberimizin Seriri üzerine konularak taşınmasını vasiyet ettiğinden, öyle yapıldı. Cenaze namazını halife Hz. Ömer kıldırdı. Tabutu Bakî kabristanlığına getirilirken, kardeşi Ahmed bin Cahş âmâ hâliyle ağlıyordu. Hz. Ömer, onun ağlamasını işitince buyurdu ki:

- Ey Ahmed, tabuttan uzaklaş! Cemaat seni sıkıştırmasın. Zeyneb'in tabutunu taşımak için kalabalık fazlalaşıyor.

Ahmed ise şöyle cevap verdi:

- Ya Ömer! Bu, her türlü hayır ve bereketi sayesinde kazandığımız kız kardeşimizdir. Bu ağlamam, yüreğimdeki ateşi soğutuyor.

Defnedileceği esnada, Hz. Ömer, Peygamberimizin hanımlarına, Hz. Zeyneb'i kimin kabre koyabileceğini sordu. Onlar da, “Sağlığında onu görmek, kimlere helal ise, kabrine de onlar girer, indirirler” cevabını verdiler. Bunun üzerine yakın akrabaları kabre indirdiler.

Hz. Aişe, Hz. Zeyneb'i çok medh ve sena ederdi. Onun hakkında buyurmuştur ki:

“İster dinî meseleler olsun, ister takva ve sadakat olsun, ister sıla-i rahm, yani akrabayı ziyaret olsun, isterse cömertlik ve fedakârlık olsun, Zeyneb'den daha iyi hiçbir hatun yoktur.”

"Resulullahın zevceleri içinde Zeyneb'den başka kimse, zat-ı saadetlerine yakınlık bakımından benimle boy ölçüşemez.”

“O saadetli ve iyi hatun aramızdan gitti. Yetimler ve dullar hamisiz kaldılar.”

ü teâlâ, Zeyneb binti Cahş'a rahmet eyleye. Hakikaten dünyada onun mertebesinde hiçbir hatun yoktu. Hak teâlâ, Nebîsini onunla evlenmeye sevk eyleyip, Kur'anın bazı ahkâmını indirmiştir.”

Hz. Ümm-i Seleme de, Hz. Zeyneb hakkında, “Zeyneb, salih, oruç tutan ve ibadetle vakit geçiren bir hatundu” buyurdu.


((alıntı//yesilyol.net))
Moderatöre Bildir   Logged

    " HER İNSAN ÖLECEK YAŞTADIR! "  
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 83



« Yanıtla #1 : Ekim 03, 2004, 05:33:45 ÖS »

safatine nail etsin..
razi olsun
guzel konularinin devamini bekliyoruz.. Gülen
Moderatöre Bildir   Logged
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 83



« Yanıtla #2 : Kasım 07, 2004, 08:43:05 ÖS »

Müminlerin annelerinden...

Hz. Cüveyriyye, benî Mustalak kabilesi reisi Hâris bin Dırar’ın kızıdır. Hicretin beşinci yılında yapılan Benî Mustalak (veya Müreysî) savaşında esir alınmış, babası da kaçmıştı. Kabilesinden de 600 kişi esir düşmüştü. Esirlerin arasında bulunan Cüveyriyye’yi kurtarmak için, babası Hâris, bir sürü deve getirdi.

İki deveyi de getir!

Bunların içinde çok iyi cins olan iki deveyi kıyamayıp, şehir dışında sakladı. Hâris, Resul-i ekremin huzuruna geldiğinde, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Falan yerde sakladığın iki deveyi de getir!

Hâris, bu duruma çok şaşırıp dedi ki:  

- Şehadet ederim ki, Allahtan başka tapılacak, kulluk edilecek hak bir mâbud, ilâh yoktur ve sen Onun elçisisin. ü teâlâya yemin ederim ki, Allahtan başka kimsenin bundan haberi yok idi.

Böylece iki oğlu ve kabilesinden birçok insanla beraber müslüman oldu. Resulullah efendimiz develeri alıp, Hâris’e kızını geri verdi. Babası, ağabeyleri ve kabilesinden birçok insandan sonra, Cüveyriyye de müslüman oldu.

Müslüman olan Cüveyriyye’yi Resulullah efendimiz babasından isteyip, kendilerine nikâhladılar ve 400 dirhem mehir takdir ettiler.

Eshab-ı kiram, Resulullahın Hz. Cüveyriyye’yi nikâhladığını duyunca, dediler ki:  

- Biz Resulullahın ailesinin, annemizin akrabalarını, hizmetçi, köle olarak kullanmaktan haya ederiz.

Bu hâl yüzlerce esirin azat olmasına, serbest bırakılmasına vesile oldu. Hz. Cüveyriyye bu hâli söyleyerek her zaman övünürdü. Bu ciheti takdir eden Hz. Aişe demiştir ki:  

- Ben Cüveyriyye kadar kavmine hayrı dokunan kadın görmedim.

Hz. Cüveyriyye, çok ibadet ederdi. Peygamber efendimiz onun yanına geldiklerinde, onu çok zikreder, kelime-i tevhid söyler bulurdu.

Hep böyle mi yaparsın?

Hz. Cüveyriyye şöyle anlatır: “Bir sabah ibadetle meşgul idim. Resulullah uğradığında, sübhânAllah, sübhânAllah diye zikir çekiyordum. Resulullah bir ara dışarı çıktı. Öğle üzeri tekrar geldiler ve yine ben aynı zikir ile meşgul idim. Buyurdular ki:  

- Sen hep böyle mi yaparsın?

- Evet.

- İstersen sana birkaç kelime öğreteyim de, bu kelimeleri söyleyesin.

Şu duâyı öğretti ve üçer defa tekrarlamamı söyledi: SübhânAllahi adede halkıhi. SübhânAllahi zînete Arşihi. SübhânAllahi ridâ nefsihi. SübhânAllahi midâde kelimâtihi.

Hz. Cüveyriyye 576 yılında Medine’de vefat etmiş, Bakî kabristanına defnedilmiştir.

cenabi haktan bu validemizin bize safaatci olmasini niyaz ederiz...(amin)
Moderatöre Bildir   Logged
tarhun
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 194



« Yanıtla #3 : Kasım 07, 2004, 09:21:39 ÖS »

Rabbım Hz. Cüveyriyye validemizin şefaat ettiği kişiler arasına bizide katıversin
Moderatöre Bildir   Logged

MUHABBETTEN MUHAMMED OLDU HASIL
MUHAMMEDSİZ MUHABBETTEN NE HASIL
ay-yüzlüm
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 543



« Yanıtla #4 : Ocak 01, 2005, 02:27:02 ÖS »

selam ve dua ile

razi olsun kardeşim çok güzel bir çalışma...
RABBİM O MUBAREK ANNELERİMİZİN ŞEFAATINA BİZLERİ NAİL EYLESİN..
Moderatöre Bildir   Logged

Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
molla
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 244

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #5 : Mart 30, 2005, 05:29:57 ÖS »

Yeryüzüne gönderilen dört hayirli kadindan biri olan Resulü (SAV)’in biricik kizi Hz. Fatima (RadiyAllahu anha), kiyamet gününe degin Müslüman kadinlar için en güzel örnek ve kadinlarin en hayirlisidir. Peygamber kizi Hz. Fatima (RA)’nin hayatinda göze çarpan, hep çilekeslik, fedakarlik ve sayginlik olmustur. Müslüman bayanlar için emsalsiz bir örnek teskil edecek bu güzide insanin hayatina göz atmak faydali olacaktir.

Kendisi, Hz. Resulullah (SAV)’in Hz. Hatice (RA) ile olan evliliginin 13. yilinda Mekke’de dünyaya geldi. Resulü (SAV)’in vefat eden erkek çocuklarindan sonra hayatta kalan dört kizindan biridir. Ümmü-l Hasaneyn Fatima binti Muhammed ez Zehra olarak taninir. Ayrica Ümmü Ebiha künyesiyle taninip Betül, Zehra lakaplariyla da anildigi görülmektedir.

Hz. Resulullah (SAV)’e benzemesiyle birlikte konusmasi ve yürümesi Efendimizi hatirlatirdi. Güzel ahlakin tamamlayicisi olarak gönderilen Resulü (SAV)’in Kur`anî ahlakindan geregi gibi istifade etmistir.

“Elbette sen, yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem : 4)

Bir hadis-i serifte ise Hz. Resulullah (SAV): “Ben baska bir ahlakla degil, ancak güzel ahlaki tamamlamak için gönderildim” diye buyurmustur (Imam Malik, Muvatta – Hüsnü’l hulk 8)

Yukaridaki ayet ve hadiste de belirtildigi üzere, Resulü (SAV)’in ahlakinin yüce oldugu ve bu yüce ahlakin tamamlayicisi olarak gönderildigi vurgulanmaktadir. Bu yüce ahlakin yansimalari Resulü (SAV)’in evinde yetisen es ve çocuklarina sirayet ederek emsalsiz bir numune olmalarina vesile olmustur. Hz. Resulullah (SAV)’in vefatindan sonra ilahi davayi yüklenen ve inkilap atesinin sürekli yanik kalmasini, etrafi aydinlatmasini saglayip bu ugurda canlarini feda eden Ehl-i Beyt mensubu sayisiz dostuna rastlamaktayiz. Bu hal Resulü (SAV)’in silsile yoluyla ulasan ilahi bir rahmetin yansimasi olarak yorumlanabilir. Bu mübarek neslin analigini yapan, Hz. Resulullah (SAV)’in biricik kerimesi Hz. Fatima (RA)’dir. Yani bütün güzelliklerin kendisinde toplandigi kutlu insan Hz. Fatima (RA).

Hz. Fatima (RA)’nin gençlik yillarina iliskin detayli bir bilgi bulunmamakla birlikte, eldeki mevcut bilgiler de sinirlidir. Bu durum onun ihlas ve takva ile Yüce ’a baglanip gösteristen uzak sade bir yasam sürdürmesinden kaynaklanmistir.

Yine bu döneme iliskin söyle bir hadise aktarilmaktadir: Resulü (SAV) bir gün Kabe’de namaza durur ve secdeye varir. O’nun bu halini gören müsrikler cesaretlenerek bir kötülük yapmak isterler. Sonunda bir devenin döl yatagi getirilip Hz. Resulullah (SAV)’in omuzlarina atilir. Bu hadiseden dolayi Efendimiz oldukça rahatsizlik duyar. Secdeden basini kaldiramaz. Ta ki Hz. Fatima (RA) gelip o iskembeleri Resulü (SAV)’in omuzlarindan kaldirana kadar. Bu çirkin hadise karsisinda Hz. Fatima (RA) hiçkiriklara bogulur ve etrafta bulunan müsriklere kavli olarak gereken dersi verir.

Hz. Resulullah (SAV)’in çekmis oldugu sikintilari kendisiyle paylasarak hafifletmeye çalisir ve Efendimiz’in tüm ihtiyaçlarini severek ve isteyerek karsilardi. Onun bu fedakarane tutumu, Resulü (SAV)’in begenisini kazanarak sevgisine mazhar olmustur. Asiri hizmetinden dolayi Resulü (SAV) tarafindan; “Babasinin annesi, annem” manasina gelen “Ümmü Ebiha” diye isimlendirilmistir.

Hz. Fatima (RA), evlilik çagina ulasinca, önde gelen sahabelerden Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (RA) kendisine talip olmuslar, fakat Hz. Resulullah (SAV) bu tekliflere sicak bakmamistir. Daha sonralari Hz. Ali ayni teklifte bulunmus, Resulü (SAV) tarafindan uygun görülünce de bu durum evlilikle sonuçlanmistir.

Evlilik masraflarinin getirmis oldugu külfetin hafifletilip Resulü (SAV)’in yardimci olmasiyla dügün gerçeklesmistir. Hz. Ali mehir için, Bedir Savasi’nda ganimetten payina düsen deve, zirh ve bir kisim esyalarini satarak elde ettigi 450 dirhemi vermistir. Oldukça mütevazi ve sade bir dügün ile gerçeklesen evlilikte maddiyat arka plana atilmis ve sadece Resulü (SAV)’in rizasi ve sevgisi gözetilmistir.

Küçüklügünden beri Kainatin Efendisi’nden ayrilmayip terbiyesiyle yetisen Hz. Ali, Resulü (SAV)’a damat olma saadetine ermistir. Ulvi gayeler hedeflenerek gerçeklesen bu evlilik kiyamete kadar dilden dile aktarilacak ve sürekli hayirla yad edilecektir. Bunun semeresi olarak Hz. Resulullah (SAV)’in Ehl-i Beyt’i bu evlilikten türeyip dal budak salacaktir. Ümmete rehberlik edecek imamlar, genellikle bu kutlu soyun mensubu olup ila-yi Kelimetullah’i canlari ve kanlari pahasina sinelerinde tasiyacaklardir. Yine cennet gençlerinin seyidi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin bu kutlu evlilikten dünyaya gelecek ve ümmete inkilab nisanesi olacaklardir. Bu kadri yüce insanlarin sevilmesi ve ’in insanliga bir ikrami olarak algilanip her daim yad edilmesi gerekmektedir.

Hz. Fatima (RA), baba evinden ayrilirken beraberinde çeyiz olarak su esyalari götürmüstür: Kadife bir örtü, hurma lifiyle doldurulmus bir yastik, iki el degirmeni ve iki su kabi… Bu çeyiz esyalari Hz. Fatima (RA)’nin dünyaya olan meylinin ne derece oldugunu ortaya koymaktadir.

Hz. Fatima (RA), Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe grubundan olup hicret sevabina da nail olmustur. Kendisi, yaninda Fatima binti Esed (Hz. Ali’nin annesi), kiz kardesi Ümmü Gülsüm ve Hz. Ebu Bekir’in ailesi oldugu halde hicret etmistir.

Hz. Ali ile evliliklerinin 3. yilinda Medine’de Hz. Hasan dünyaya gelmis ve bu dogum, mübarek Ramazan ayina denk gelmistir. Yine bir yil sonra Þaban ayinda da Hz. Hüseyin dünyaya gelmistir. Ailenin ilk çocuklari Hasan ve Hüseyin’in ardindan üç kiz çocugu dünyaya gelmis, bunlardan Muhassin henüz küçük yasta vefat edip ebedi aleme göçmüstür. Diger kiz çocuklari ise Gülsüm ve Zeyneb’dir.

Hz. Resulullah (SAV), kadinlardan en çok Hz. Fatima’yi (RA), erkeklerden ise Hz. Ali’yi sevdigini belirtmis ve onlari kendi hirkasi altinda toplayip Ehl-i Beyt olduklarini ilan etmistir. Hz. Fatima (RA) ile ilgili bir çok hadis mevcuttur. Bunlardan sadece bir iki tanesi ile yetinecegiz:

Resulü (SAV), “Fatima benim bir parçamdir. Onu sevindiren beni sevindirmis, onu üzen de beni üzmüs olur” buyurmuslardir. Baska bir hadiste ise; “Bana melek gelerek Fatima’nin cennetliklerin hanimefendisi oldugunu müjdeledi” buyurmuslardir.

Savas meydanlarinda azim ve gayretiyle birçok hanim sahabenin sevkle çalismasina vesile olan Hz. Fatima (RA), yarali sahabeleri tedavi ederek su tasima hizmetinde de bulunmustur. Uhud Savasi’nin en hararetli anlarinda yüzüne kan bulasmis halde Resulü (SAV)’ne rastlar. Yüzüne bulasan kanlari temizler ve yarayi dindirir. Göstermis oldugu azim ve kararlilik birçok sahabe tarafindan takdirle karsilanmis ve örnek olarak gösterilmistir.

Hz. Ali esini anlatirken söyle buyuruyor:

“Elleri nasirlasincaya dek el degirmeni çevirdi. Omuzlari nasirlasincaya dek su kirbasi tasidi. Üstü basi tozlanincaya dek evi süpürdü.

Hz. Resulullah (SAV)’e esirler gelmisti. Fatima’ya dedim ki, babana gitsen de bir hizmetçi istesen… O da Peygamber (SAV)’e gitti. Fakat yaninda görüsme yapan bazi kimseler buldu. Bir sey söylemeden geri döndü. Ertesi gün Hz. Resulullah (SAV), Fatima’nin yanina geldi ve “Ihtiyacin neydi?” dedi. Fatima sustu. Ben de; “Ben arz edeyim ya Resulullah!” dedim ve anlattim. “Ya Resulullah! Fatima’nin el degirmeni çevirmekten elleri, su kirbasi tasimaktan omuzlari nasirlasti. Sana bir taki hizmetçiler gelince, ben kendisine; sana gelip bir hizmetçi istemesini, böylece yükünün hafiflemesini istedim. Bunun üzerine Resulü (SAV), söyle buyurdular: “Ey Fatima! ’tan kork. Rabbine karsi görevini yerine getir, ailenin isini gör. Yatagina uzandiginda otuz üç defa SübhanAllah, otuz üç defa Elhamdulillah, otuz dört defa Allahu Ekber de. Bunlarin toplami yüz eder. Böyle yapman sana hizmetçilerden daha hayirlidir.” Fatima da “ ve O’nun Resulü’nden raziyim” dedi. Böylece hizmetçi istemekten de vazgeçti.

Hz. Resulullah (SAV), kizini çok sevmesine ragmen istegini geri çevirmisti. Oysa Resulü, Ashab-i Suffa’yi düsünerek söz konusu hizmetçileri onlara tahsis etmisti. Kendisine ve ehline bir ayricalik tanimayarak gelen menfaati fakir fukaraya yönelterek onlarin rahatini kendisi ve ailesinin rahatina tercih etmisti. Resulü (SAV)’in müminlere olan sefkati, bir anne ve babanin çocuguna olan sefkatinden çok daha fazlaydi. Bu yüzdendir ki, hayatta ve vefati esnasinda hep ümmetini sayiklayip gözyasi dökmüstür.

Cebrail (AS), Resulü (SAV)’e düzenli olarak her sene bir defa gelerek beraberce Kur’an-i Kerim hatmi yaparlardi. Ancak Resulü (SAV), en son Cebrail (AS)’in bir sene içinde iki defa gelmesini vefatina yorup bu sirri Hz. Fatima (RA)’ya anlatmistir. Aci haberi ögrenen Hz. Fatima (RA), çok üzülerek aglamaya baslamis, bunun üzerine Resulü (SAV), ailesinden ilk önce kendisine onun kavusacagini söyleyerek onu sevindirmistir.

Hz. Fatima (RA), Resulü (SAV)’in vefatiyla adeta yikilmis hep muhterem babalarina kavusma hasretiyle yasamistir. Resulü (SAV)’in vefatinin ardindan ilk karsilastigi Enes ibn-i Malik’e:

“Resulullah’in üzerine çarçabuk toprak atmaya nasil eliniz vardi, gönlünüz nasil razi oldu?” diye sitemde bulunmustur.

Bu ayrilik Hz. Fatima (RA)’da oldugu kadar tüm sahabelerde inanilmaz bir üzüntüye sebep olmustu. Kimi sahabeler kendilerinden geçmis, kimileri dünyaya küsmüs, kimileri ise bu ayriligi kabullenemiyordu. Hz. Ebu Bekir’in nasihati ve okudugu ayeti kerime sayesinde bir nebze de olsa gönüller sükun bulmus, ayriligi kabullenmisti.

Muhterem babalarinin ayriligina fazla dayanamayan Hz. Fatima (RA), hep kavusma anini arzulayip o günü bekliyordu. Nihayet tarihler Hicri 11. yilin Ramazan ayinin üçünü gösterirken (22 Kasim 632) bu ayrilik vuslat ile son buldu. Bu tarih Resulü (SAV)’in vefatinin bes buçuk ay sonrasiydi. Vasiyeti üzere vücudu kimse tarafindan görülmemis, imal edilen bir tabuta konmustu. Cenaze namazini Hz. Ali veya Hz. Abbas’in kildirdigi rivayet edilmektedir. Hz. Fatima (RA)’nin vasiyeti üzere geceleyin Hz. Ali ve Hz. Abbas’in oglu Fazl tarafindan Cennet-ül Baki’ye defnedilmistir.

Böylelikle insanliga rahmet olarak gönderilen Resulü (SAV)’in ardindan kutlu insan Hz. Fatima (RA) da bu dünyayi terk etmisti. Arz, kiyamete kadar bir daha nasip olmayacak bu nimeti üzerinde tasimanin mutlulugunun ardindan yasa bürünmüs ve hasir gününe kadar ilahi emaneti bagrina gömmüstü.
Moderatöre Bildir   Logged

.
zgüler75...
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Mart 30, 2005, 06:59:08 ÖS »

RAZI OLSUN
            İNŞAAllah BİZLERİDE CENNETİNDE KAVUŞTURUR
Moderatöre Bildir   Logged
molla
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 244

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #7 : Mart 30, 2005, 07:17:30 ÖS »

Amin...
Moderatöre Bildir   Logged

.
verda
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 83



« Yanıtla #8 : Mart 30, 2005, 11:38:51 ÖS »

Amin Aminn...
Moderatöre Bildir   Logged
antepli
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 588

Avatar Yok


« Yanıtla #9 : Mayıs 17, 2005, 12:12:47 ÖS »

Hazreti Âişe Hazreti Âişe “Sîmâları cennetteki hûrilerin yüzleri kadar uhrevî, bakışları meleklerinki kadar derin, duyguları da ruhânîlerinki kadar durudur annelerin”. Onlar her başa tâç, her derde ilâçtır ve cennet de ayaklarının altındadır annelerin. Fakat o anneliğin üstünde öyle bir annelik makamı vardır ki o makama sadece Kâinatın Efendisi'ne zevce olmakla ulaşılır. Evet, Efendimiz'in eşleri Kur'an'ın beyânıyla “mü'minlerin anneleri”dir. İşte o annelerden birisi de Hazreti Âişe'dir. Kadınlık âlemi, bütün Ezvâc-ı Tâhirat'a çok şey borçludur; husûsiyle de: “Dininizin yarısını şu Hümeyrâ'dan alın” hadisîyle anlatılan Hazreti Âişe Validemiz'e borçludur. Nasıl olmasın ki babası Efendimizin yâr-ı gârı (mağara arkadaşı), Sıddıklar Seyyidi Hazreti Ebû Bekir, annesi cemâli ve kemâliyle cennet hûrilerine benzeyen Ümmü Rûman. Amr b. As Hazretleri Efendimiz'e soruyor; “İnsanlardan en çok sevdiğin kimdir yâ ResûlAllah?” Efendimiz: “Âişe” diye cevap veriyor. “Peki, Erkeklerden kimdir yâ ResûlAllah?” Efendimiz: “babası” diyor. Evet, O Sıddık'ın kızı Sıddıka'ydı. Hazreti Âişe gözünü Hâne-i Saâdet'te açtı. Efendimiz, Medine'ye hicret buyurur buyurmaz, bu hâneye girdi ve on yılını Efendimiz'le geçirdi. Rasûlü, çok gecelerinde O'nun yanında kaldığından, bu derin zekâ, firâset ve fetânet sahibi kadın, aile hayatına ait hemen bütün husûsiyetleri Rasûlullah'tan öğrendi ve bunları kadınlık âlemine taşıdı. Fıkıh, tıp ve şiir konusunda devrinin âlimlerindendi. Aynı zamanda bir müçtehiddi. Bir peygamber zevcesi olması hasebiyle ibadet hayatı da dolu doluydu. Bayramlar hariç yılın diğer günlerini oruçlu geçirirdi. Urve b. Zübeyr Hazretleri naklediyor: Bir gün sabahleyin Hazreti Âişe'nin evine uğradım ve kendisine selam verdim. Baktım namaz kılıyor, tesbih çekiyor, dua ediyor, ağlıyor ve devamlı şu âyeti okuyordu; “Şükürler olsun ki bize lütufta bulundu ve bizi, o kavuran ateşten korudu.” Ben çıktım, bir takım ihtiyaçlarımı karşılamak için çarşıya gittim. Sonra tekrar geldim, baktım ki yine namaz kılıyor ve ağlıyordu. Vahyin sağanak sağanak yağdığı bir evde yaşıyordu ve devamlı mâneviyât solukluyordu. Günümüzün insanlarına ders verir mâhiyette de şu sözü söylüyordu: “Bir kimse tek olmasından dolayı yalnızlık hissediyorsa bu, Rabbine olan ünsiyetinin ve yakınlığının azlığı sebebiyledir”. Hazreti Aişe'nin, Ezvâc-ı Tâhirat arasında çok önemli bir hususiyeti vardır. Rivâyet ettiği hadislere bakarak, dinimizin büyük bir kısmının O'nun vasıtasıyla bize ulaştığı söylenebilir. Başta da ifade edildiği gibi Hazreti Âişe bütün mü'minlerin annesidir. Hazreti Ebu Bekir de bu mülâhazayla bağrında besleyip büyüttüğü kızı Hazreti Âişe'ye “anam” diye hitâp ediyordu. Hazreti Âişe gibi çok zeki bir nâdire-i fıtrat, dâvâyı nübüvvete tam vâris olabilecek yaradılışta idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle kat'iyen sübut bulmuştur ki; O muallâ varlık, ancak Nebi zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisci, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhcı olarak kendini gösteriyor, zâhir ve bâtın-ı Muhammedi (SallAllahu aleyhi vesellem) emsâlsiz kavrayışıyla, bihakkın temsil ediyordu. Efendimize rüyasında, O'nunla izdivaç yapacağı iş'âr ediliyordu; melek ipekten bir örtü içinde O'nun sûretini getiriyor; Efendimiz'e “Bu senin müstakbel zevcen” diyordu ve muallâ annemiz henüz gözlerine başka hayâl girmeden de peygamber hânesine kadem basıyordu. Hazreti Âişe kulluğu adına hiçbir zaman kendini yeterli görmemiş ve pek çok sahabi gibi hayatı boyunca hep nifak endişesi taşımıştı. Fakat birgün kendilerinde nifağın her çeşidi bulunan münafıklar o paklardan pak dâmene iftira atmışlardı. Bu olayın tesiriyle Hazreti Âişe günlerce evinden çıkamadı. Münafıklar şahsiyetlerinin gereğini sergiliyor ve attıkları çamuru sağa sola bulaştırıyorlardı; öyle ki Efendimiz Hazreti Âişe'ye: “Böyle birşey var mı?” diye sormuştu. Hâdiseyi anlatan Hazreti Âişe: -Şokun tesiriyle Hazreti Yakub'un ismini unuttum- Yusuf'un babasının dediğini derim: “Sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece 'a arzediyorum” diyor. İslam tarihine “tahyîr hâdisesi” diye konu olacak bir olay vuku' bulmuştu. Bizi aşan bir mesele olmakla birlikte, ihtimal Efendimiz'in hanımlarından bazıları, belki zaruri ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilecekleri bir hayat istemişlerdi. Rasûlü de hanımlarını, kendisiyle birlikte yaşayıp yaşamama mevzuunda muhayyer bırakmıştı. Rasûlü ilk defa Hazreti Âişe Validemiz'i çağırdı ve O'na: “Seninle bir şey görüşmek istiyorum ama, baban ve annenle konuşmadan karar vermekte acele etme” dedi. Efendimiz şu âyeti okudu “Ey peygamber! Hanımlarına söyle: ‘Eğer dünya hayatı ve onun zînetini istiyorsanız, gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Eğer 'ı, peygamberini ve âhiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır.” Hazreti Âişe: “Ya RasûlAllah! Ben ana ve babamla bu mevzuda mı konuşacağım? VAllahi ben ve Rasûlü'nü tercih ediyorum” dedi. Efendimiz rahatsızlığı esnasında Hazreti Âişe'den dua talebinde bulunurdu. Hayatının son günlerinde de diğer hanımlarından izin almış ve Hazreti Âişe'nin odasına geçmişti. Hazreti Âişe de O'nun elini avucunun içine alır, o ele tevessülle dua ederdi. Efendimiz dünyadan ayrılmıştı. Hazreti Âişe bundan sonra hep hicranla yaşadı ve 57 yaşında da vefât etti. Cenazesini kendisi gibi bir hadis üstâdı olan Hazreti Ebû Hüreyre kıldırdı. Bir yâd-ı cemilsin, kabrin sîneler, Hep hazan yaşadın; ölüm baharın... Duâyla gerilmiş bütün gönüller, Seni unutmayan vefâdarların...
Moderatöre Bildir   Logged

İnsan uykudadır,ancak öldüğünde uyanır...
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #10 : Temmuz 27, 2005, 12:51:05 ÖÖ »

Hazreti Ali ve Fatima validemiz.

Hz. Fâtıma, Hz. Peygamber Efendimiz'in en küçük kızıdır. Hz. Peygamber Efendimiz'e peygamberlik verilmeden bir yıl önce Mekke'de dünyaya geldi. Hz. Peygamber, bu küçük kızını, Hicretten sonra ikinci yılda Hz. Ali ile evlendirdi. Hz. Ali ve Hz. Fâtıma çiftinin Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb adlarında beş çocukları oldu. Muhassin, küçük yaşta öldü. Hz. Fâtıma da, Hz. Peygamber'in vefatından altı ay sonra vefat etti. Hz. Peygamber'in soyu Hz. Fâtıma kanalı ile devam etti.
Hz. Peygamber'in terbiyesiyle yetişen Hz. Fâtıma, O'nun hem hayâ ve edep gibi özelliklerine, hem de konuşma tarzından yürüyüşüne kadar birçok vasfına sahip oldu. Babasının uygun gördüğü hayat tarzını benimseyerek O'nun gibi sade yaşadı. Aile içinde cereyan eden bir hatırayı Hz. Ali şöyle anlatır:
"Fâtıma, hubûbâtı el değirmeninde un haline getirirdi. Bu yüzden de elinde rahatsızlık meydana gelirdi. Yine bir gün, el değirmenini çevirmekten dolayı elleri yorulmuştu. İşte o sırada Rasûlullah (sav)'e birtakım savaş esirleri getirilmişti. Savaş esirlerinin Medine'ye geldiği haberini Fâtıma da duymuştu. El değirmenini çevirmekten dolayı kollarının çok yorulduğunu şikâyet etmek ve savaş esirlerinden birisini kendisine hizmetçi olarak istemek için kalkıp babasına gitti. Fakat babasını evde bulamadı. Derdini, sıkıntısını ve arzusunu Âişe'ye anlattı. Rasûlullah (sav) eve geldiğinde Âişe, Fâtıma'nın geldiğini ve dileğini kendisine söyledi. Akşam olmuş, yatma saati gelmişti. Biz, yataklarımıza girmek üzere iken Rasûlullah (sav), evimize geldi. Biz, hemen yatmak üzere olduğumuz yatağımızdan doğrulduk ve ayağa kalkmaya davrandık. Rasûlullah (sav), "Yerinizde durunuz" dedi ve ikimizin arasına oturdu. O sırada ben, göğsümün üzerine dokunan iki ayağının serinliğini hissettim. Rasûlullah (sav), yanımıza oturduktan sonra bize şöyle dedi: "İyi dinleyiniz, size, benden istediğiniz hizmetçiden daha hayırlı bir şey öğretiyorum. Geceleyin yatağınıza girdiğinizde otuz üç kere Allâhu ekber, otuz üç kere Subhânallâh, otuz üç kere de Elhamdülillâh dersiniz. İşte bunları söylemeniz, ikiniz için bir hizmetçiden daha hayırlıdır" (Buhârî, Humus, 6; Fedâilu Ashâbi'n-Nebi, 9; Deavât, 10.)
Bu hatıra değişik rivayetlerde şu şekilde de geçmektedir. "El değirmeninde un öğütmekten usanan Hz. Fâtıma ile kuyudan su çekip taşımaktan yorulduğunu söyleyen Hz. Ali, bu hususta Hz. Peygamber'den yardım istemeye karar verdiler. Hz. Fâtıma, Medine'ye savaş esirlerinin geldiğini duyunca babasına giderek, Ondan kendisine ev işlerinde yardım edecek bir hizmetçi istedi. Rasûlullah (sav) da bu esirleri, mescidde yatıp kalkan yoksul Müslümanların (Ashâbu's-suffe) ihiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini, buna karşılık yatağa girdiği vakit otuz üçer defa SubhânAllah, Elhamdülillah ve Allâhu ekber demesinin, istediği hizmetçilerden kendisi için daha hayırlı olacağını söyledi.' (DİA, XII, 220)
Hz. Peygamber, Hz. Peygamber'in ailesi ve ilk Müslümanlar, İslâm'ı yeryüzüne hakim kılmak için çok gayret gösterdiler, çok fedakarlıklar yaptılar. Ellerinde olan imkanları kendileri ve yakınları için değil, İslâm için kullandılar. Yüce savaşlarda elde edilen ganimetin ve alınan esirlerin beşte birini Hz. Peygamber'e tahsis etmiştir. Hz. Peygamber de bu tahsisatı kendisi ve yakınları için değil İslâm için kullanmıştır. Medine'ye getirilen savaş esirlerini hizmetçi olarak yakınlarına vermektense, fidye karşılığında ailelerine geri göndermeyi ve alınan fidyeleri de kendilerine büyük umutlar bağlanan Ashâbu's-suffe'ye harcamayı uygun bulmuştur. Hz. Ali, yine kuyudan su taşımaya devam edecek; Hz. Fâtıma yine el değirmenini eli ile çevirecek; ama Hz. Peygamber'in göz bebeği gibi baktığı ve koruduğu öğrencileri biraz olsun rahat edeceklerdi.

Ey Müslümanlar! Bu dünyaya kafirler, fasıklar, dinsizler ve gayr-i Müslimler gibi yaşamaya gelmedik. Unutmayın ki, bu dünyada yaşantınızla kime benziyorsanız öbür dünyada onlarla beraber olursunuz.

H.Z. Safaatlerine nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #11 : Temmuz 29, 2005, 08:28:15 ÖS »

Fatima validemiz.

Rasülüllah efendimizin zevcesi hazreti Hatice  validemizden olan dört kizindan birisi olup Hicretten 13 yil evvel  Mekkei- Mükerremede dogdu.yani (Miladi 610)Hicretin ikinci yilinda hazreti ali ile izdivac etti.O zaman H.Z.Ali 25 yasinda Fatiam validemiz 15 yasinda idi.kendisinden 5 cocuk dünyaya geldi. H,Z,Hasan H.Z.Hüseyin H.Z.Muhsin olmak üzere  3 oglu-yaliniz Mühsin kücük yasda vefat etti.Kizlari Ümmü Gülsüm ve Zeynep.Rasülüllahin nesli Hasan ve hüseyin R.A. den devam ettigi icin onlar meshur olmustur.Akli zekasi hüsnü takvasi Zühdü Haramlardan kacinmasi Güzel ahlaki ile insanlara örnek olmustur.Rasülüllahin vefatindan sonra hic gülmemistir.Rasülüllahdan sonra alti ay daha yasayip.hicretin 11.ci yilinda Ramazani serifin 3. günü vefat etmistir.

                            Hazreti fatima validemizin hallerinden  Bir tanesi.

H.Z.Hasan Ve Hüseyin kücük iken hastalanmislardi.Babasi h.z. Ali, Annesi h..z Fatima Ve hizmetcisi Fidda cocuklar iyi olunca Eger cocuklar iyi olurlarsa oruc tutacagiz diye adak yaptilar. Ve oruca niyyet ettiler.1. Gün iftar icin hazirladiklari yemegi O esnada kapuya gelen yetimlere vererek hic yemek yemeden ikinci gününün orucuna niyyet ettiler.ikinci gün iftar yemegi hazirlanmis aksam tam oturacaklari zaman yine kapuya gelen fakir ve miskinlere verdiler hic yemek yemeden ücüncü günün orucuna niyyet ettiler.Ücüncü gün aksam yine kapularina fakir deldi onu bos cevirmemek icin onu da verince Su ayeti celile nazil oldu.

Onlarki nezirlerini yerine getirdiler.uzun ve sürekli olan kiyamet gününden Korkduklari icin Cok sevdikleri ve canlarininistedikleri  yemekleri miskin, yetim ve esirlere yedirdiler.Biz bunlari ü- teaslanin rizasi icin yedirdik.Sizden karsilik olarak bir tesekkür bir sey beklemedik.bir sey istemeyiz dediler.Bunun icin cenebu hak onlara sarabu.tahur icirdi.

Rabbim sefaatina nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #12 : Temmuz 29, 2005, 08:29:35 ÖS »

    Fatima validemizin Mehri  kabul etmesi .

Hazreti Ali  Rasülüllah efendimizden kizi  h.z. Fatimayi isteyince Rasülüllah efendimiz h.z. Aliye tebessüm ile dönerek  ya Ali  Hic evlenmeye lazim olan esyan varmi diye süal etti. H.z.Ali de bir kilicim birde devem var dedi.Rasülüllah efendimiz kilicin kazaya lazim devende binegindir.seninle sirtindaki cübbeye analasalim.dedi.Ve Hazreti semada melekler huzurunda seninle Fatimanin  nikahini akit etti.Cebrail senden evvel bana haber verdi buyurdu.Ve h.z. Osman h.z. Aliden cübbeyi satin aldi parasini ödedi Sonra hazreti Aliye dönerek ben bunu kabul ettim. Simdi tekrar sana bu cübbeyi hediye ediyorum buyurdu ve geriye verdi. Rasülüllah bundan cok memnun oldu.

                                    Fatima validemizin nikah icin sarti.

Cenabu hak Cebrail a.s. göndererek Habibime selam söyle kizi fatimanin bütün elbise ve ihtiyaclarini cennetden ben karsilayacagim habibim hic merak etmesin. Cünkü hic bir seyi yokdu üzülüyordu. Cenabu hak yakinda mü´min sadik bir kulumla göndercegim diyordu.Bunu duyan rasülüllah efendimiz sükür secdesine vardi.
Cebrail a.s.Mikail a.s. Israfil a.s. Azrail a.s. ellerinde Altindan tabaklar  üzerinde   bohcalar  oldugu halde geldiler.Rasülüllah yine sükür secdesine vardi.ve kizim benim hatirimi kirmaz dünyada cennet elbiselerini giymez bunlari geri götür buyurdu.
Nikah mehri icin dört yür dirhem mehir konuldu Fatiama validemiz kabul etmedi  Cebrail cenabu hakka giderek fatimanin  bu mehri kabul etmedigini söyleyince cenabu hak  dört bin altun olsun dedi onuda kabul etmedi.Cebrail a.s. tekrara cenabu hakka giderek arzuhal eyledi cenabu hak cebrail a.s. Habibime git fatimanin maksadini ögrensin. Nicin kabul etmiyor buyurdu.
Rasülüllah efendimiz h.z. Fatimaya giderek muradini süal eyledi Fatima validemiz muardini söyle acikladi.Babacigim sen ahirette ne kadar müslümana sefaat edeceksen bende onlarin hanimlarina sefaat etmek istiyorum.muradim budur dedi.Cebrail a.s. gelerek fatimanin arzusunun kabul edildigini haver verdi.ve cenabu hakdan bir levha getirerek sefaat izni icin fatima validemizin eline verdi.onu ölünceye kadar sakaladi ve beraberinde kabre koymalarini vasiyet etti.Ista fatima validemizin takvasi cömertligi .
Cenabu hak sefaatine nail eylesin.
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
Evfacan
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 412



« Yanıtla #13 : Temmuz 31, 2005, 02:38:40 ÖÖ »

sefaatlarina nail eylesin hocam razi olsun :x
Moderatöre Bildir   Logged

Yiğit yaralı olur - Yine dağ gibi durur
osmanli
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3161



WWW
« Yanıtla #14 : Ağustos 07, 2005, 02:59:02 ÖÖ »

Rabbim sefaatina nail eylesin.
amin :x
Moderatöre Bildir   Logged

kardesinin yüzüne gülümsemen senin icin sadakadir
iyilik ile emretmen sadakadir:
Oruc_Reis
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 512



WWW
« Yanıtla #15 : Kasım 01, 2006, 05:33:48 ÖS »

Ebu Talib’in hanımı Fatıma bint-i Esed
 
Biliyorsunuz, Efendimiz (SallAllahü aleyhi ve sellem) doğmadan babasını, 6 yaşında validesini kaybeder, O’na dedesi sahip çıkar.
Abdülmuttalip sırlara vakıf bir Arap bilgesidir, torunundaki fevkaladelikleri hisseder, hoşça tutar. Vefatından önce oğullarını çağırır, adı güzel Muhammed’i yerine yerleştirmeyi arzular. Ebu Leheb’in serveti çoktur, lâkin merhametten yana fukaradır. Yüreği yaralı yetime kaba davranmasından korkar. Ebu Talip ise fakir ama müşfiktir. Kaldı ki kardeşi Abdullah’ın oğluna bakmayı canına minnet sayar.
Abdulmuttalib sevimli torununun da fikrini almayı düşünür ama buna gerek kalmaz. Adı güzel Muhammed uykudan yeni kalkmıştır, niye toplandığını anlayamadığı amcalarına halalarına mahmur mahmur bakar, (kim bilir ne kadar şirindir) gidip Ebu Talibin kucağına oturur, kollarını boynuna dolar.
Evet Ebû Talip kapısını seve seve açar, gelgelelim ona bakacak olan kendisi değil hanımıdır. İhtimal üç beş gün sonra bir kervana katılacak, aylar süren bir seyahate çıkacaktır. Yeğeni, zevcesi Fatıma bint-i Esed’in merhametine kalacaktır.
Fatıma fedakar bir kadıncağızdır, uğraşır didinir, pişirir kotarır, ocağı tüttürmeye bakar. Onca yokluğa zorluğa göğüs gerer, aileyi ayakta tutar. Dört oğlu, dört kızı olmasına rağmen Muhammed Mustafa’yı kabulleniverir, tarifsiz bir şefkatle bağrına basar.

Annesi gibi...
Fatıma Hatun yemeği ortaya koydu mu kızlar, oğlanlar neşeyle atılır, anında kapışırlar. Habibullah kenarda durur, elini bile uzatmaz. Fatıma validemiz onun payını ayırır, hatta biraz da kayırır. Daima kutlu misafirin hoşlandıklarını pişirir, nur çocuğu gülümsetebilmek için kendini paralar. Bir zaman sonra evde aşikare bereket hissedilir. Bir tas süt hepsini doyurur, ufacık somun yeter de artar. Ne iştir bilinmez, ortaya bir avuç hurma koyar, avuç avuç çekirdek alırlar.
Adı güzel Muhammed bebek gibi uyur, gülünce yüzünde güller açar. Sabah yıkanmış paklanmış olarak kalkar, pınarlar gibi temizdir ve en seçme ıtırlardan bile güzel kokar.
Akşamları çocuklar eve toza toprağa bulanmış olarak dönerler. Fatıma hanım hepsini bekletir, önce Habibullah’ın elini yüzünü yıkar, başına gül yağları sürer, öper koklar, özene bezene saçlarını tarar. Sekiz tane çocuğu olmasına rağmen onu farklı tutar, hoş 80 tane de olsa değişmez, Muhammedin muhabbeti başkadır, ona ciğerpareleri bile yaklaşamaz.

Sıcak yuva
Efendimiz bu aile arasında dolu dolu huzur yudumlar. Tâlib, Akîl, Câfer ve Ali’yi kardeş edinir, Ümmü Hâni, Cümâne, Rayta ve Esmâ’yı bacısı bilir. Hazret-i Hatice ile evlenip yuvasını kuruncaya kadar bu sıcak çatı altında yaşar.
Kıtlık yıllarında Ali’yi (henüz beş yaşındadır) yanına alır, amcasının yükünü hafifletmeye çalışır. Fatıma bint-i Esed’e o kadar saygı duyar ki biricik kızına yengesinin adını koyar.
Aradan yıllar geçer, peygamberlikle vazifelendirilince ilk aşikare tebliğini akrabalarına yapar.
Ebû Talib’in çocukları derhal İslâmı kabul eder, yanında dururlar. Resûl-i Ekrem akrabalarına “bana hanginiz yardımcı olur” diye sorunca, çocuk yaştaki Ali (RadıyAllahu anh) ayağa fırlar.
Ebû Talip ve Fatıma bint-i Esed, Hazret-i Ali gibi fırlamasalar da Resulullahı himaye eder, ellerinden geldiğince korur, kollarlar.

Münevver beldede
Fatıma validemiz, zevcine sık sık Şam seferini, Rahip Bahira’yı hatırlatır, Ebû Talib’in Müslüman olmasını çok arzular.
Kocası ölünce açıkça iman eder ve inandığı gibi yaşamaya başlar.
Mekkeli müşriklerin eziyeti tahammül sınırlarını aşınca oğlu Ali’yle birlikte münevver beldeye hicret eder, “muhacirden” olurlar.
Server-i âlem Medine’de de sık sık ziyaretine gelir, hâlini, hatırını sorar. Hatta eskisi gibi bir köşeciğe uzanır, kayluleye yatar.
Resul-i Ekrem, “benden parçadır” dediği kızı Fatıma’yı, Hazret-i Ali’ye verir, yengesi ile dünür olurlar. Evet artık Fatıma bint-i Esed, Fatıma bint-i Muhammed’in kayın validesidir. Afif, zarif, latif gelinini üzmemek için elinden geleni yapar. Fatımat-üz Zehra da babasının “anne” dediği kadına “anne” der.... Güzelliğe bak.
Kutlu Hicretin üzerinden dört yıl geçer. O gün Efendimiz mahzundurlar. Arkadaşlarına hüznünün sebebini açıklar “annem vefat etti” buyururlar.
Merhumeye kefen yapsın diye sırtlarından gömleklerini çıkarır, Hazret-i Aliye uzatırlar. Cenaze namazını bizzat kıldırır. Kimseye yapmadıklarını yapar, kabre inip uzanır, zemini gözyaşlarıyla ıslatırlar.

Büyük nimet
Defni müteakip “...Ey Annem! sana rahmet etsin. Kendin aç kalır beni doyururdun. Kendin giymez beni giydirirdin. Güzel nimetleri önce bana tattırırdın. Bunu da ancak rızası için ve âhiret yurdunu umarak yapardın. (Sonra sahabelere döner) O benim annemden sonra annemdi. Amcam Ebû Tâlib’ten sonra, bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan kimse olmadı. Ona Cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen yaptım. Kabir hayatı rahat geçsin diye mezarına uzandım” buyururlar.
Sonra ellerini açıp bir dua okurlar: İgfir li ümmi Fatımate bint-i Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiyaillezine min kabli inneke erhamürrahimin.
(ım! Annem Fatıma binti Esed’i affet. Kabrini genişlet. Benim ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merhametlisi...)
Bu duanın akabinden mübarek yüzleri aydınlanır, “Cebrail aleyhisselam, o cennetliklerdendir diye haber verdi. ü tealanın emriyle yetmiş bin melek cenaze namazına katıldı” müjdesinde bulunurlar.
ü teâlâ cümlemizi şefaatine nail ede, derecesi âlâ ola...
Moderatöre Bildir   Logged

cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.
muhacir
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 266

Avatar Yok


« Yanıtla #16 : Kasım 01, 2006, 08:23:26 ÖS »

el ensar kardeşim bu yazıyı buraya taşıdığınız için Allahu Teala sizden razı  olsun.
Moderatöre Bildir   Logged

amâ ve hırsa uyup nefs ile mahkûr olma,
Rahatın zâil olur,nâmı meşhur olma,
Sohbet-i Arif-i Billah'a eriş, dûr olma,
Saltanat-ı Mesned-i Dünya ile mağrur olma.
fatihan
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4272



« Yanıtla #17 : Ağustos 11, 2007, 03:39:24 ÖS »

Kıbrıs Şehidesi: Hala Sultan

Tam Adı: Ümmü Haram binti Milhan b.Hâlid b.Zeyd b.Haram b. Cündeb b. Âmir b. en-Neccâriye el-Ensâriye el-Hazrecîye

Annesi: Müleyke binti Mâlik

Eşleri: Amr b. Kays ve Übâde b. Sâmit

Çocukları: Abdullah, Kays, Muhammed
Enes b. Mâlik’in Teyzesi; Ümmü Süleym ve Haram b. Milhan’ın kardeşleri

Resûle Adanan Can

Asıl adı Rümeysa’dır. Medine’de doğup büyüyen Rümeysa, Medine’nin en büyük kolu olan Hazreçlilerin, Neccâr oğulları sülalesindendir. Bu sülale Abdulmuttalib’in annesi Selma hatunun sülalesidir. Bu yakınlıktan dolayı Neccâr oğullarının erkekleri Resûlü (sav)in dayıları, hanımları ise teyzeleri olurlar.

Neccâr oğullarının kızlarından olan Ümmü Haram, Resûlü (sav)in teyzesidir. Teyze Arapça’da Hala olarak ifade edildiği için, Kıbrıs’ta şehit düşerek oraya defnedilen Ümmü Haram, Türkler arasında ‘Hala Sultan’ diye meşhur olmuştur.

Cennetle Müjdelenmesi

Kendini İslâm’a adayan Ümmü Haram’ın zaman zaman dışa vuran şehadet arzusu bir gün Resûlü (sav) tarafından müjdeye dönüştü. Bundan sonra da ‘şehide’ olarak çağrılmaya başlandı. Enes b. Malik Resûlü (sav)den naklediyor: “Cennete girdiğimde bir ayak sesi duydum. Bu kimdir? diye sorduğumda bana: “Rümeysa binti Milhan” dediler.”

Resûlü (sav) Kuba’ya geldiği bir sırada yine Ümmü Haram’ın evine konuk olmuştu. Hz. Ümmü Haram ona zevkle hizmet etti. Altına minder verdi, yemek ikram etti, saçının tozunu temizledi. Resûlü (sav) kaylule uykusuna yatmak isteyince ona yer hazırladı.

Bir süre uyuyan Resûlü (sav) gülerek uykusundan uyandı. Efendimizin gülümsediğini gören Ümmü Haram:

- Seni güldüren neden nedir Yâ ResûlAllah? diye sordu. Resûlü (sav):

- yolunda cihad eden, Ümmetimden bir gurup bana gösterildi. (Cennette) Melikler gibi tahtlar üzerinde oturmuşlar, şu denizin üzerinde gidiyorlardı, buyurdu. Ümmü Haram:

- Yâ ResûlAllah! Dua buyur da ben de onlardan olayım, dedi. Resûlü (sav):

- ’ım! Onu onlardan kıl, buyurdu. Sonra tekrar gülümsedi. Ümmü Haram (r.anha) bunun nedenini sorduğunda, Resûlü (sav) benzer şeyler anlattı. Ümmü Haram:

- Dua buyur da ben de onlardan olayım, deyince;

- Sen sonlardan değil, ilklerindensin, buyurdu.


Şehâdeti

Resûlü (sav),n vefatından sonra, hicretin 14. yılında Şam, 16. yılında Kudüs, 21. yılında da İskenderiye fethedildi. Bu arada Bizanslılar ile çeşitli savaşlar yapılarak Doğu Akdeniz sahillerinde birçok yer fethedilmişti.

Hz. Ömer (ra) kendi döneminde, Müslümanlar yeterli donanıma sahip olmadığı için deniz savaşlarına müsaade edilmedi. Hicretin 28. yılında Şam, Ürdün, Hımıs ve Kudüs genel valisi olan Hz. Muâviye (ra), Kıbrıs fethi için Hz.Osman’dan (ra) izin istedi. Hz. Osman, savaş için kimsenin zorlanmaması, savaşa katılanların gönüllü olmalarını şart koştu. Hz. Muâviye yeterli asker bulunca hazırlıklara başladı.

Resûlü (sav)in vefatından sonra, Sahâbeler yeni fethedilen yerlere dağılarak, buralarda yaşayan insanları İslâm’a davet ettiler. Onlara Kur’ân, hadis ve İslâm’ın emirlerini öğrettiler. Eşi Ümmü Haram ile birlikte Hımıs’a giden Ubâde b. Sâmit, buraya yerleşti. Büyük bir gayretle insanları İslâm’a davet ederek, onlara İslâm’ı öğretti.

Hz. Muâviye’nin Kıbrıs savaşı için gönüllü asker topladığını duyunca, Resûlü (sav)in mucizesinin gerçekleşme vaktinin geldiğini anladı. Yaşının çok fazla ilerlemiş olmasına rağmen, Eşiyle birlikte orduya katılmaya karar verdi.

Umeyr b. Esved’in bildirdiğine göre, eşi ile birlikte Hımıs sahillerine gelince, yanındakilere: “ Resûlü(sav) bana:

- Ümmetimden deniz savaşı yapacak ilk orduya cennet vacip olacak, buyurdu. Ben:

- Yâ ResûlAllah! Ben de onlardan mıyım? diye sordum. Resûlü (sav):

- Evet sende onlardansın, buyurdu. Diye anlattı.

Gemilere binip Abdullah b. Kays (ra) komutasındaki ordu ile yola çıktı. Abdullah b. Sa’d (ra) komutasındaki bir donanma da Mısır ve İskenderiye’den yola çıktı. Ada doğu ve güneyden kuşatıldı. Abdullah b. Kays, Larnaka limanından adaya çıkarma yaptı. Kıbrıslılar fazla direnmeden teslim oldular.

Sonra İslâm ordusu ile bir anlaşma yaptılar. Buna göre: “Her yıl 7000 dinar vergi verecekler, Müslümanlar aleyhine Bizanslılara yardım etmeyecekler, Adayı Bizanslılara üs olarak kullandırmayacaklar, Müslümanları limanlarından faydalandıracaklardı.

İslâm ordusu Larnaka’ya çıkarma yaparken, Ümmü Haram annemiz çok yaşlı olduğu için bir katıra bindirildi. Bir süre ilerledikten sonra, katırdan düşen Annemizin boynu kırılarak orada şehit oldu. Burada defnedilen annemizin kabri, yöre halkı tarafından sürekli ziyaret edildi ve “Saliha Kadının Kabri” diye tanındı.

Hicretin 33. yılında ikinci Kıbrıs seferi yapıldı. Ve nihayet, II. Selim zamanında 1570-1571 yıllarında Osmanlı ordusu tarafından Kıbrıs yeniden fethedilerek Müslümanların eline geçti.

Hz. Ümmü Haram annemizin kabrine bir türbe yapıldı. Türbenin yanına da bir tekke inşa edildi. Birinci Dünya savaşına kadar buradan geçen bütün Osmanlı gemileri top atışı yaparak, Ümmü Haram (r.anha) annemizi selamlayıp ona saygılarını gösterdiler.


Gülistan Dergisinden Derlenmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

Mektubat Dersleri için Tıkla>>>
mütevazi
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 75



« Yanıtla #18 : Ağustos 12, 2007, 01:32:58 ÖÖ »

yani rasülüllahin halasi kibrisdami sefaatlerine nail eylesin
<