Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Mart 22, 2010, 07:57:58 am


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Şefaat [12 Ocak 2009]  (Okunma Sayısı 1381 defa)
SadakatNet
Administrator
araştırmacı
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



WWW
« : Ocak 11, 2009, 09:02:27 pm »


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

 
Hafta:    63


Mevzu: Şefaat


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
Moderatöre Bildir   Logged

Sadakat Yönetim Kurulu
zeyl
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 195



« Yanıtla #1 : Ocak 13, 2009, 12:08:01 am »


Şefaat, lügat  itibariyle, cürüm ve günahların affını talep etmektir. Bütün Ehl-i sünnet alimlerine göre; peygamberlerin, seçilmiş kimselerin ve Kur’an-ı Kerim, oruç, Ka’be-i Muazzama gibi şeair-i islamın, büyük günah sahipleri için yapacakları şefaatleri haktır.1
 
Allah’ın lutuf ve keremiyle, ehl-i isyanın, şefaatsiz dahî mağfireti caiz olunca, şefaat sahibi bir zatın şefaatine nailiyyet halinde, Allah’ın rahmetine mazhar olunması evleviyyetle mümkündür.2
 
Cenab-ı Hak kâfirlerin düştükleri hallerin kötülüğü ve azaplarının şiddetini beyan ederken, “Şefaat edeceklerin şefaati, onlara bir fayda vermez.”3, buyurarak, şefaatin varlığına da işaret buyurur. Çünkü şefaat sabit olmadan, ondan mahrum kalan kafirlerin, hallerinin perişanlığından bahsetmek manasız olur.4
   
Yine,  “O günkü kıyama duracak, Ruh ve Melâike, saf saf. (Ne bir şefaat, ne bir talep, ne de her hangi bir maksat ile) bir kelime söyleyemezler, o kimseden başka ki, Rahman ona izin vermiş, o da doğruyu söylemiştir.”5 ayet-i celilesi de şefaatin sübutunu ve onun şartlarını beyan buyurur.6
 
Peygamber Efendimiz  S.A.V de, şefaat hakkında şöyle buyururlar: “Her Peygamberin müstecab bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmakta, acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım. Ona inşaAllah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail olacaktır.7
 
Yine: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.”8, buyururlar.

Bazı dalalet fırkaları şefaati inkar etseler de, ehl-i sünnet indinde, -teferruat müstesna- şefaat hakkında ihtilaf olmayıp,  şefaatin olacağına icma’ gibi kuvvetli bir delil mevcuttur.

Şu dikkat edilmesi icabeden bir husustur ki, bu nimete sahip olan kimseler, bu tasurruflarını çok dikkatli bir şekilde kullanırlar. Allah’ın izni olmadan hangi kimse şefaate cüret edebilir ki! “Kimin haddi ki, Allah’ın izni olmaksızın huzur-u kibriyada şefaat edebilsin.”9Ayet-i kerimesi buna delalet eder.

Allah dilerse, şefaat kapısı açılır ve şefaate mezun olanlar, kendi dilediklerine değil, yine Allah’ın dilediklerine şefaat ederler.10 Bu vasatta şu sual akla gelebilir: “Mademki Allah’ın, affını dilediği kimse şefaat olunuyor, niçin Hz. Allah, affetmeyi murad ettiği kimse için, bir şefaatçiyi vasıta kılıyor?”
Ehl-i Sünnet olarak inancımız, Cenab-ı Hakk’ın her işinde bir hikmet vardır. Şefaatin hikmeti: Şefaat edenlerin şanlarını yücelmek ve onları mükerrem kılmaktır.11 İşte bu kabilden bir hadis-i şerifte şöyle beyan buyrulur: Kıyamet günü, Cenab-ı Hak, emaneti olan Kur’an-ı Kerimden Levh-ı Mahfuza sorar. Levh-ı Mahfuz, emaneti İsrafil A.S’ma teslim ettiğini; İsrafil AS. Mikail AS; Mikail AS, Cebrail AS, Cebrail AS da Peygamber Efendimize teslim ettiğini söyler. Peygamber Efendimiz huzurullah’a davet edilir. Cenab-ı Hak habibine sorar: Ya Muhammed! Cebrail’in emaneti sana ulaştı mı? Peygamber Efendimiz: “Evet, Ya Rab! Onu ümmetime tebliğ ettim.”, buyurur. Bunun üzerine Cenab-ı Hak: “Çağırın ümmet-i muhammedi, onlara emanetimden sual edeceğim.”,buyurur. Peygamber Efendimiz: “Ya Rab! Ümmetim zayıf kimselerdir. Senin huzuruna çıkmaya güç yetiremezler. Cenab-ı Hak: “Ey habibim! Onları getirmen lazım.’, buyurunca Peygamber Efendimiz: “Bana izin ver Ya Rab! Adem AS gideyim.”. İzin verilir ve Peygamber Efendimiz Adem AS yanına giderek şöyle buyurur: “Ya Adem! Sen beşerin babası, ben ise nebisiyim. Onlara bir sıkıntı isabet ederse, her ikimiz de üzülürüz. Sen ümmetimin günahlarının yarısını, ben de yarısını yükleneyim de, ümmetimin hepsi sualden kurtulsun.” Adem AS şöyle buyurur:  “Ya Muhammed! Ben kendi nefsim ile meşgulüm. Buna güç yetiremem.”  Peygamber Efendimiz bu cevabı alınca, üzgün bir şekilde Adem AS’ın yanından ayrılır ve Arş-ı a’lanın altına gelip, orada secdeye kapanarak, ağlamaya başlar. Bu ağlama esnasında, Cenab-ı Hakka şöyle yalvarır: “Ya Rab! Ben, senden ne nefsimi, ne kızım Fatıma’yı, ne de torunların Hasan ve Hüseyni istiyorum. Senden ümmetimi istiyorum, Ya Rab! Onları bağışla.” Bu iltica üzerine Cenab-ı Hak habibine seslenerek: “Kaldır başını Ey Habibim! Ümmetini affettim ve onları sana verdim.”, buyururlar.  İşte “Ve ileride Rabbın sana atâ edecek, öyle atâ edecek ki rızaya ereceksin.”12  Ayet-i celilesi bunu müjdeler.13

Peygamber Efendimiz S.A.V en büyük şefaatin sahibidir. İrşad ve Tasarruf sahibi olan varisleri de, bu şefaate veraseten sahip olup, milyarlarca ümmete şefaat edeceklerdir. Ayet-i Kerime, hadis-i şerif ve icma ile sabit olan şefaati inkar etmek, dünya ve ahiret husranını muciptir.



 1.El-Müntekad s.135
 2.Şerh-i Akaid ve Tercemeleri s.335
 3.Müddessir 48
 4.Şerhi akaid ve Tercemeleri s.335
 5.Nebe” 38
 6.Hak Dini, Kur’an Dili c.8 s.5547
 7.Buhari Daavat 1, Tevhid 31
 8.Tirmizi, Kıyamet 12 (2437)
 9.Bakara 255
 10.Hak Dini Kur’an Dili c.1 s.851
 11.Nur’ul-İslam s.287
 12.Duha 5
 13.Hak Dini Kur’an Dili c.8 s.5894


Moderatöre Bildir   Logged

Çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim.. Kalbim; çok koştuğum için çarpsa sadece...
Lika
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3257



WWW
« Yanıtla #2 : Ocak 13, 2009, 06:00:38 pm »


Şefaat

970. Kıyâmet günü ben Peygamberlerin imamı ve şefa-at sâhibiyim. Bunu iftihar için değil, tahdis-i nimet için konuşuyorum. (İhya C. 4 S. 946)

971. Ben Âdem oğullarının efendisiyim, bununla ifti-har etmem, kendisi için yer ilk yarılacak (kıyâmette yer-den ilk çıkacak) olan benim, ilk şefâat edecek ve şefâati kabul edilen benim, Liva’ül Hamd Sancağı elimdedir, Adem ve ondan sonra gelen herkes bu sancağın altında-dır. (İhya C. 4 S. 946)

972. Her Peygamberin makbul bir duâsı var; ben duâmı âhirette ümmetime şefâat için bıraktım. (İhya C. 4 S. 946)

973. Ümmetimden yalnız bir kişinin şefaatiyle Rabîa ve Mudar kabîlelerinden daha çok kimseler cennete girer. (İhya C. 4 S. 949)

974. Kıyâmet günü Adem A.S.’a: “Kalk, şefâat et” denir. O da kalkar, kabîlesine, ehl-i beytine ve amelindeki kuvveti nispetinde bir veya iki kişiye şefâat eder. (İhya C. 4 S. 949)

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
İhya-i Ulumiddin'den Seçme Hadisi Şerifler


incemeseleler.com
Moderatöre Bildir   Logged

"Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır"
Mezher
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 134



« Yanıtla #3 : Ocak 13, 2009, 09:29:23 pm »


Şefaat ve Şefaat Ediciler
İnsanlar, dünya ve âhiret hayâtında, kendi güç ve salâhiyetlerini aşan işlerde şefâata muhtaç bulunmaktadırlar. Bunun bir tezahürü olarak, iki kimse veya topluluk arasını düzeltmek için sevilen ve sözü ne güvenilen bir kimseye duyulan şiddetli ihtiyacı misal gösterebiliriz. Bu ihtiyaç, âhiret hayatında daha fazla hissedilecektir. Zira ebedî ha yattaki zorluklar ve yardıma duyulacak ihtiyaç, dünyada olandan da ha şiddetlidir.
Müsebbib'ül-esbâp olan Rabbimiz, her şeyi bir sebep ve vâsıtaya bağlamıştır. Bu cümleden olarak bazı suç ve suçluların afvı için şefaatte bulunmayı meşru kılmıştır. Cenâb-ı Hakk'm kitabına aykırı olmayan bir hususta şefaatte bulunmak, İslâmî ve insanî bir vazifedir. Âhiret hayatında yapılacak şefaat ise Allah Teâlâ'nın iznine bağlı bulunmaktadır. Bu sebeple, bir âyet-i kerimede «Onun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kimmiş»  (Sûre i Bakara: 255.)  buyrulmaktadır.
Dinî esasları ihatalı olarak kavrayamayan ve İslâmî ölçüleri tam olarak bilemeyen bazı kimseler; Rabbimizin rahmetinin büyüklüğüne akıl erdiremedikleri için, şefaati inkâra kalkışmışlardır. Zira gözü görmeyen bir kimse için herşey siyah ve her nokta bir uçurumdur. Şefaatle ilgili bunca âyet ve hadis karşısında inkâra teşebbüs, münkirin şefaatten mahrum kalmasına sebep olur. Bu hususa belge teşkil eden bir hadis-i şerifte «Kıyamet günü şefaatim hak (ve sabit) tir. Kim buna imân etmezse, şefaatime ehil olmayacaktır» (Feyz'ül-kadir c. 4, s. 163) buyurmaktadır.

Ümmetine karşı son derece esirgeyici bulunan, dünya ve âhirette onların saadete ermesi için çalışan Peygamberimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: «Her peygamberin kabul olun (ması vâ'd olun) muş bir duası vardır ve her peygamber duasını yapmada acele hareket etmiştir. Fakat Ben, ümmetime şefaat etmek için duamı kıyamet gününe sakladım. Ümmetimden kim hiçbir şeyi Allah'a şirk koşmadan vefat ederse, inşâAllah bu şefaate nail olacaktır»  (Müslim c. 1. s. 131.).

Âhiret hayatında bir takım kimselere şefaat izni verilecektir. Bunlardan kimi bir kişiye, kimi kabileden daha fazla bir kalabalığa, kimi de bu ikisinin arasında kalan topluluklara şefaat edecektir. Bunların kimler olacağını bilen bir müslüman, ya onlardan biri olmaya veya bu kimselerden bir arkadaş edinmeye gayret sarf eder. «Şefi'ul-ümmet» Efendimiz bir gün, «Ümmetimden bir adamın şefaati ile Benî Temim (kabilesin) den daha kalabalık kimse cennete girecektir» buyurmuştu. (Ashap tarafından): «O şahıs sizden başkası mı olacak?» denildi. Resûlüllah (s.a.v.) «(Evet) Benden başka bir kimse olacak» buyurdu (Ibni Mâce c. 2, s.  1444.).

Âhiret hayatında şefaat edecek olanlardan kimi sıfatlarını da ismen haber verilmiş bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabi liriz: Kur'ân-ı kerim, Peygamberimiz  Hz. Muhammed,  diğer enbiyâ, Resûl-i Ekrem Efendimizin ehl-i beyti, âlimler, şehitler, Kur'ân-ı Ke rim'in hafızları, rahim (akrabalık hukuku), korunan emânetler.
Bu hususun bilgisini sunan ve belgesini teşkil eden hadis-i şerifler le mevzuu zengin ve rengin hâle getirmek isteriz. Akılların muallimi ve iman esaslarının tebliğcisi bulunan Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: «Kıyamet günü olduğunda Ben, peygamberlerin önderi, onların hatibi ve şefaat sahibi olacağım. (Bunda) kendini beğenme (düşüncesi) yoktur» (İbni Mâce c. 2. s. 1443.).

«Kıyamet günü üç (sınıf kimse); enbiyâ, sonra âlimler, sonra şehitler şefaat edecektir» (et-Tâc c. 5. s. 356.). «Şefaatçiler beştir: Kur' ân, rahim, emânet, Peygamberiniz (olan Ben) ve ehl-i beyt (im)» (Feyz'ül-kadir c. 4, s. 176,).

Kendisine şefaat salâhiyeti  verilecek olanlardan biri de Kur'ân-ı Kerim'i ezberleyen hafızlardır. Bir müslüman, Kitâb'ullâh'ın lafızları nı aklına, nurlarını kalbine yerleştirecek ve hükümlerini hayatının rehberi yapacak olursa şefâatçılar zümresine dahil olur. Bu noktayı tesbit eden bir hadis-ı nebevide şöyle buyrulmaktadır: «Kim Kur'ân'ı okur da ezberler, helâlinı helâl ve haramını haram kabul ederse, AlIah da buna karşılık o kimseyi cennete koyar ve hanesi halkından ken dilerine ateş (azabı) vacib olmuş on kişi hakkında şefaatçi kılar» (Tuhfet'ül-ahvezi c.8, s.217.).

Hadis-i şeriflerde ismi tasrih edilen şefaatçilerden bir örnek vermeyi mevzuu ikmâl bakımından faydalı bulmaktayız. Hulefâi lâşidin'-in üçüncüsü, Peygamber Efendimizin iki kerimesi ile evlenme şerefine ermiş ve cennetle müjdelenmiş bulunan Hz. Osman (r.a.) hakkında şöyle buyrulmaktadır: «Osman bin Afi'ân, kıyamet günü Rabia ve Mudar (kabilelerinin) misli (kalabalık) bir cemâate şefaat edecektir» ( et-Tâc c. 5. s. 356.).

Şefaatçilerin serdârı ve çaresiz ümmetlerinin halaskarı bulunan Peygamberimizin kimlere şefaat edeceğini dile getirerek mevzuu etraflıca açıklığa kavuşturmak isteriz:
a)   Kalbinde zerre kadar iman bulunanların cehennemden çıkarılması için yapacağı şefaat bunlardan biri bulunmaktadır. Bu müjdeyi bizlere haber veren Resûl-i Ekrem, «(Ümmetimden bulunan) bir topluluk, şefaatimle ateşten çıkarılacaktır ki onlara (ateşte çok kalma ları sebebiyle) CEHENNEMLİKLER adı verilmiştir» "(İbni Mâce c.  2, s.  1443.) buyurmaktadır.
b)   Cehennem azabını haketmiş bulunan bir takım kimselerin ate şe girmelerini önlemek için yapacağı şefaat.
c)   Bazı şahısların hesaba çekilmeden cennete konulması için ya pacağı şefaattir ki bir hadis-i şerifte şöyle açıklanmaktadır: «Allah' tan ümmetim için şefaat (izni) istedim. «Sana hesapsız ve azâbsız (cennete girmeleri için) yetmişbin kişiye şefaat izni verildi» (Feyz'ül-kadir c.  4. s. 78.) buyurdu.»
d)   Cennet ehlinin derecesinin yükseltilmesi için yapacağı şefaattir. Bu hususu gün ışığına çıkaran Resûl-i Ekrem şöyle buyurmakta dır: «Ben, cennet içinde şefaat edecek olan insanların ilkiyim. Ben, (kıyamet günü) kendisine tabi olan kimseler yönünden enbiyanın en çok (ümmeti) olanıyım» (Müslim c.1. s. 130.).
e)   Ehl-i beyte sevgi besleyenlere yapacağı şefaattir. Bunu tesbit eden bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: «Şefaatim, ümmetim den ehl-i beytime mahabbet eden kimseye mahsustur» (  Feyz'ül-kadir c. 4,s.163. ).
f) Mahşer halkının rahata erdirilmesi ve hesaplarının çabuk gö rülmesi için yapacağı şefaattir. Buna «Şefâat-i kübrâ» adı verilmek tedir. Cenâb-ı Hak, Peygamber (s.a.v.) e ümmetinin yarısının cennete girmesi ile onlara şefaat etme salâhiyeti arasında bir tercih hakkı tanıdı. Resûl-i Ekrem de şefaati tercih buyurdu. Zira bu büyük şefaat daha umumî ve yeterli bir kurtarma şeklidir (İbni Mâce c. 2, s. 1441.).
Kıyamet günü ta hakkuk edecek bu şefaat salâhiyetine «Makam-ı mahmud» adı veril mektedir (Feyz'ül-kadir c. 6, s. 275.).

Ey rahmetine nihayet ve afvına hudut çizilemeyen Rabbim! Habibin ve Resulün Hz. Muhammed'i biz ümmetleri hakkında şefaatçi eyle.

Mehmet Emre
Moderatöre Bildir   Logged
Lika
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3257



WWW
« Yanıtla #4 : Ocak 13, 2009, 10:11:38 pm »


Mizan ve Şefaat

Mizan mahşerde kurulur. Allahü Teâlâ (meâlen: ‘ Vezinde o gün de haktır. Artık her kimin tartıları ağır gelirse, işte kurtuluşa erenler onlardır. ), ‘Kimin de mizanları hafif gelirse  bunlar da işte ayetlerimize zulmetmeleri ile kendilerine yazık ederler.’
(Âraf,8-9) buyruldu.
8.Âyet-i kerime mü’minlere, 9.âyet-i kerime de imansızları beyan etmektedir.Mahşer yerinde terazi kurulup, hayırlar ve şerler tartılır. İyiliklerin ağır olanların şerleri yoksa veya af ile, şefaat ile affedildi ise cennete girerler. Günahları ağır olanlar cehenneme girerler. Yahut Peygamberlerden, evliyadan ve âlimlerden, şehitlerden ve diğer salihlerden şefaat ile günahlarından ve azabtan kurtulurlar. Eğer bir günâhkâr âhirete imanla gittiyse ona mağfiret ve şefaat edilmesi caizdir.
Cennette de derecelerinin yükselmesi için şefâat olunur.

Herkesten önce Peygamberler, sonra şehidler şefaat ederler. Bunun gibi salihler ve müttakiler de şefâat ederler. Kur’an-ı Kerim dahi kendisini tecvid ile okuyanlara şefaat eder; hakkını gözetmeyip, tecvide riayet etmeyip, teganni ile yanlış okuyanlardan şikayet eder. Küçük çocuklar anasına ve babasına şefâat ederler. Hatta düşük olanlar bile anasına ve babasına şefâat ederler.

Herkesten önce Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi Vesellem şefâat edecektir. Bir hadis-i şerifte : “ Kıyâmet günü herkesten önce ben şefâat edeceğim ve herkesten önce benim şefâatim kabul olacak.” buyurdu. Allahü Teâlâ kıyâmette mü’min kullarına yüz rahmeti ile merhamet edecektir.

Bir kimse eğer âhirete imansız gittiyse-bundan Allahü Teâlâ’ya sığınırız.-ona asla mağfiret ve şefâat olmaz ve girdiği cehennemden hiç çıkmaz. Bütün imansızlar böyledirler. Zirâ Allahü Teâlâ küfrü afvetmez. Küfürden başka günâhları mü’min kullarından dilediğinden afveder. Âhirete imanla gidip, mizânda günâhı ağır gelip Allâhü Teâlâ’dan ve şefâatlardan mağfiret ve şefâat erişmediyse cehennemde üst tabakada günahı kadar yandıktan sonra Allâhü Teâlâ’nın izni ile çıkıp cennete girecektir.


Fazilet Takvimi
Moderatöre Bildir   Logged

"Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır"
Lika
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3257



WWW
« Yanıtla #5 : Ocak 13, 2009, 10:13:13 pm »


Şefâat ve Amellerin Karşılığı

Hâkim-i Tirmizi’nin Nevâdiru’l- Usûl kitabında Ebu Hureyre’nin bildirdiği bir hadis-i şerif şöyledir:

“ Şefâatim ancak kıyâmette ümmetimden büyük günâhlar işleyip tevbesiz âhirete gidenler içindir. Büyük günâh işleyenler, cehennemde üst tabakada olurlar. Yüzleri kara, gözleri gök olmaz. Bukağılar (pranga) ile bağlanmazlar. Kamçı ile dövülmezler. Cehennemin aşağı katlarına atılmazlar. Bunlardan kimisi bir saat kalıp çıkar. Kimisi bir ay kalır çıkar. Kimisi bir yıl kalır çıkar. Hepsinden çok kalan dünya yaratıldığından kıyamet kopuncaya kadar geçen müddet kadar kalır ve çıkar.”

İmam Müslim, Ebû Saîd-i Hudrî’den (r.a) bildirdiği hadis-i şerifte: “ Cehennemde olanlar ölmezler. Bir faydalı hayat ile de hayat bulmazlar. Amma mü’minlerin âsillerinden bir sınıfa günahları sebebiyle ateş isabet eder. Allahü Teâlâ onlara bir ölüm verir. Onlar ateşte kömür gibi olunca Allâhü Teâlâ şefâate izin verir, bölük bölük getirilip cennet ırmaklarına sokulur. Sonra cennette bulunanlara, “bunların üzerine su dökünüz” sesi gelir. Bir anda sel üzerinde köpük hâsıl olur gibi vücudlarına taze et ve deri hâsıl olur.” buyruldu.

Ehl-i sünnetin icmâ’ı şöyledir: Mü’minlerin âsîlerinden bir tâifeye şefâat olmayıp, cehennemin üst tabakasında günahlardan temizlenmek için kalacaktır. En son çıkan yedi bin sene sonra çıkar da denildi. Zerre kadar imanla giden elbette cehennemden çıkacak ve cennete girecektir. Yedi bin yıldan çok cehennemde kalan âsî yoktur. Zerre kadar iman demek, imânın icmâlî olması veya hiç sâlih amel işlemeyen kimsenin imânı demektir. Meselâ bir kimse İslâm’ı kabul eylese ve hiçbir iyi amel yapmadan ölse, onun îmânı, amel-i sâlih işleyen diğer kimselerin imânı yanında gûyâ zerre kadardır.

Fazilet Takvimi

Moderatöre Bildir   Logged

"Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır"
ikra03
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 43

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Ocak 14, 2009, 03:41:09 pm »


NAMAZI TERK EDENİN ÂHİRET'TE ŞEFAAT EDENİ OLMAYACAK

"(Kitab'ları sağ ellerinden verilenler) Cennettedirler:
 "miicrim'lerden" sorarlar. "sizi bu sakar cehennem'ine sokan nedir?" Onlar şöyle derler. "biz namaz kılanlardan değildik", yoksula yedirmezdik, batıla dalanlarla beraber dalıyorduk, "hesab gününüde yalan sayardık". Nihayet bize ölüm gelib çattı. Fakat (o vakit) "şefaat'cıların şefaat'ı onlara fâide vermez".
Müdessir sûresi: 40/41/42/43/44/45/46/47/48

Âyet'i Kerîme'deki zikredilen "mücrim'lerin" yanı Âhirette "şefaat'cıların şefaat'ından mahrum olmalarının sebebi" dört şey'e binaen'dir.
1- Namaz kılanlardan olmadıkları için.
2- Yoksula yedirmedikleri için.
3- Kâfir'lerle oturup kalktıkları için.
4- Hesab gününü yalanladıkları için.

Bu dört sıfat ile muttasıf olan "mücrim'ler" yarın Âhiret'te kendilerine hiç bir "şefaat'cı" bulamıyacaklardır. Zikredilen bu dört sıfatların en tehlikelileri, "namaz'ın terki ile hesab gününü yalanlamaktır" bu iki sıfat'ın herbirisi mustakillen sahibini "İslâm'dan çıkaran" hasletlerdir. Kişi de bu iki sıfattan birisinin olması "İslâm'dan çıkmasına ve âhirette şefaat'cıların şefaat'ından mahrum olmasına kâfidir" illa bu iki sıfat'ın bir arada olması gerekmez. Eğer illâ bu iki sıfat'ın bir kişide mevcud olduktan sonra ancak"İslâm'dan çıkar ve şefaat'cıların şefaat'ından o zaman mahrum olur" diyen çıkarsa bizde deriz ki, bu bir kaç bab önceki "namazı terk edenin âhireti yalanladığı babı"nda biz bu mes'eleyi güzelce açıkladık. Öyle de olsa zaten "namazı terk eden âhiret-i de yalanlamıştır" Binâen aleyh "şefaat'cıların şefaat'ından mahrum olacaktır" halbuki, Resûlullah (S.A.V.)'in Şefaat'ı "ehli kebâir" içindir. Eğer "namazı terk eden" İslâm'dan çıkmayıp büyük günahkârlardan olsa idi "âhirette şefaat'cıların şefaat'ından mahrum olması gerekmezdi."

Enes İbnu Mâlik (R.A.)'dan, Resûlullah (S.A.V.)'den, naklederek şöyle dedi:
Resûlullah (S.A.V.) şöyle dedi: "Benim Şefaat'ım, Ümmetimin ehli kebâirinedir."
Bu Hadis'i Ebû Dâvud (4739) Tirmizi (2435) İbnu Mace (4310) ve Ahmet (3/213) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

Mevzumuza daha da açıklık getiren başka bir Hadis'i Şerif de Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyuruyor:
Ebu Said el-Hudri (R.A.)'dan, (şöyle dedi:) Resûlullah (S.A.V.) (bir gün) hutbe irad eyledi de tam şu Âyet'e geldi. "Her kim Rabbine mücrim olarak varırsa, şübhesiz ki ona cehennem var; orada ne ölür ne de hayat bulur". Kim de ona mu'min olarak, sâlih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlarada en yüksek dereceler var.
Taha Sûresi: 74/75

"Cehennem ehli olanlar, (ya'ni ebedi orada kalacak olanlar) oralıdırlar, ne ölürler ne de yaşarlar". Amma ebedi Cehennem ehli olmayanları ise, Cehennem hafif bir ölümle öldürür, sonra (ya'ni azâblarının müddeti bitince) "şefaat edecekler gelirler şefaat ederler". Onlardan bir topluluk alınarak "hayevan veya hayat" denilen bir nehre getirilirler. (Orada yıkanırlar) sonra da sel kenarında biten otlar gibi hayat bulurlar."
Bu Hadis'i Ahmed (3/20) ve İbnu Mendeh Kitab'ul-İman'da (820) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

"Ey Allah'ın kulu! Yukarıda da okuduğun gibi kim Rabbine "mücrim" olarak kavuşursa, ya'ni namaz kılmaz olarak ölürse" ona Cehennem vardır, orada ne ölecektir, ne de yaşayacaktır. Artık o mücrim'ler" kendileri için Cehennem'de neler hazırlandığını düşünsünler." Subhanehu ve Teâlâ öyle demiyor mu Kur'an da?

"Artık "müslüman'lara, mücrim'lere davrandığımız gibi mi davranacağız"
O Kıyamet gününde Rabbul-İzzet'in "sâk'ı" açılacak da, bütün "mücrimler secde'ye çağrılacaklar; Fakat güçleri yetmeyecektir. Gözleri düşkün bir halde, kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki, vaktiyle (dünya'da) başları selâmette iken, bu "namaza davet olunuyorlardı da kılmıyorlardı". O halde (Ey Resulüm) (namaz kılmayarak) bu Kur'ân-ı yalanlayanları, sen bana bırak. Biz onları, bilemiyecekleri yönden derece derece azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veririm; çünkü benim azabım çok şiddetlidir.
Kalem Suresi 35/42/43/44/45

"Yiyin, zevk edin dünyada biraz; çünkü "mücrim'lersiniz" (nasıl olsa âhirette "sakar" Cehennem'ine gireceksiniz). Allah'ın hükümlerini yalanlayanların o gün vay haline Onlara: "namaz kılın, denildiği zaman", itaat etmezler. Allah'ın hükümlerini yalanlayanların o gün vay, haline. Artık (bu ahmaklar) Kur'ân'dan sonra hangi söze inanacaklar?"
Murselat Sûresi: 46/47/48/49 /50

"Muhakkak ki "mücrim'ler" şaşkınlık ve çılgın ateşler içindedirler. O gün, yüzleri üstü ateşte sürünecekler; (ve onlara) Tadın "sakar" Cehennem'inin dokunuşunu denilecek."
Kamer Sûresi: 47/48

Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Şefaat nedir, kaç türlüdür?* İSLAM-GENEL ankebut-57 7 899 Son Mesaj Haziran 06, 2007, 02:19:40 am
Gönderen: müteallim
Nafile İbadetlerin Ehemmiyeti [21 Ocak 2008] HAFTANIN MEVZUU ARŞİVİ SadakatNet 17 4259 Son Mesaj Mart 25, 2009, 12:02:06 pm
Gönderen: Ay Işığı
Eşler Arasındaki Haklar [5 Ocak 2009] HAFTANIN MEVZUU ARŞİVİ SadakatNet 9 2047 Son Mesaj Ocak 13, 2009, 05:44:04 pm
Gönderen: Lika
Gaflet [26 Ocak 2009] HAFTANIN MEVZUU ARŞİVİ SadakatNet 4 1209 Son Mesaj Kasım 12, 2009, 12:38:53 am
Gönderen: göçmenkuş
Evliya ve Keramet [9 Şubat 2009] HAFTANIN MEVZUU ARŞİVİ SadakatNet 2 1079 Son Mesaj Şubat 15, 2009, 01:28:25 am
Gönderen: SadakatNet
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM