|
SadakatNet
|
 |
« : 30 Ağustos 2008, 16:04:13 » |
|
Hafta: 45Mevzu: Oruç Tutmanın Fazileti, Ramazan Ayında Yapılacak İbadetlerAraştırmalarınızı bekliyoruz.. (Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
|
Sadakat Yönetim Kurulu
|
|
|
|
Nakkaş
|
 |
« Yanıtla #1 : 30 Ağustos 2008, 16:13:38 » |
|
Ebû Hüreyre radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim ramazanın faziletine inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."
Buhârî, Îmân 37 ; Müslim, Müsâfirîn 173, 174. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 1; Nesâî, Kıyâmü'l–leyl 3, Savm 39, 40, Îmân 31, 32; İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 3, 39, 40.
***
Ebû Hüreyre radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Aziz ve celîl olan Allah "İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim" buyurmuştur.
Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.
Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.
Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır."
Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163.
*** Sehl İbni Sa'd radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."
Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166. Ayrıca bk. Nesâî, Sıyâm 43; İbni Mâce, Sıyâm 1
***
Yine Ebû Hüreyre radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır."
Buhârî, Savm 5, Bed'ul–halk 11; Müslim, Sıyâm 1, 2, 4, 5.
|
|
|
|
|
|
Nakkaş
|
 |
« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2008, 16:19:24 » |
|
“Siz ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı, ki böylece yolunuzu Allah ve kitap ile bulmuş olursunuz. Sayılı günlerde oruç... Ancak sizden kim hasta veya seyahatte olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruç tutmaya gücü yetmeyenlere veya zorla güç yetirip de orucu tutamayıp yiyenlerin üzerine, fidye vererek bir yoksulu doyurması da bir yükümlülüktür. Her kim yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur.
Oruç tutmak sizin için daha yararlıdır, keşke bunu bilseydiniz. Kur’an bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak insanoğluna ilk defa bu Ramazan ayında indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden her kim bu ayı görürse veya bu aya oruç tutabilecek durumda iken ulaşırsa, baştan sona oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde tutamadığı kadarını aynı sayıda tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk çekmenizi istemez. Allah size bunları açıkladı ki, o sayıyı tamamlayasınız. Ve size doğru yolu gösterdiği için Allah’ı yüceltmenizi ister, gerekir ki şükredersiniz.”
(Bakara: 2/183-185)
|
|
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #3 : 30 Ağustos 2008, 20:18:57 » |
|
Yemek içmekte, ibadete kuvvet olsun demeli, Rabbine ibadette, sünnete uymalı, nefse hizmeti bırakmalı. Böyle yapılmaz da sabahtan akşam hazırlığına koyulup nefsin isteklerini yerine getirmekle meşkul olunursa, şehvetler azalacak iken artar, orucun ruhu ölür.
Kimya-yı Saadet
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
|
enfa
|
 |
« Yanıtla #4 : 30 Ağustos 2008, 22:41:25 » |
|
Hz. Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti."
"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.'
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: "Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''
Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Yine Ebu Hüreyıe (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''
Tirmizi, Cihâd 3, (1624).
Ebu Ümâme (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.''
"Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''
Nesâi, Sıyam 43, (4, 165).
|
Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!
|
|
|
Aslıhal
araştırmacı
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 276
Sadece,halin aslı
|
 |
« Yanıtla #5 : 30 Ağustos 2008, 22:43:54 » |
|
HAdisi Şerif:Muhakkakki şeyten Beni Ademin vücudunda kanın dolatığı gibi dolaşır.Onun dolaştığı yerleri susuzluk açlık ile kapatınız.
Ravi: Sehl b. Sa`d Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Cennet`te "Reyyân" denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyâmet gününde (Cennet`e) yalnız oruçlular girerler; onlardan başka hiç bir kimse giremez (Kıyâmet gününde): oruçlular nerede? diye i`lân edilir. Oruçlular kalkıp girerler. Bunlardan başka hiç bir kimse buradan giremez. Oruçlular girdikten sonra da kapı kapanır, artık kimse giremez.
Ravi: Ebû Hüreyre Hak Celle ve Alâ: "Âdem-oğlunun işlediği her hayr ü ibâdet (de) kendisi için (bir haz ve menfaat endîşesi var) dır. Fakat oruç böyle değildir. Oruç, hâlis benim (rızâm) için edilen bir ibâdettir. Onun mükâfâtını da ben veririm" buyurduğu Mişkât-i Nübüvvet`ten naklen rivâyet edilmiştir. Bu hadîsin sonunda Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in: "Oruçlunun kendisiyle neş`e-mend olduğu iki sevinci vardır: birisi iftar vaktindeki (oruç bozmak) sevinci, öbirisi Rabb`ına mülâkî olduğu zamanki orucu (nun mükâfâtı) ile sevincidir" buyurduğu rivâyet edilmiştir.
Ravi:Zeyd b. Sâbit "Biz (bir kere) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber sahûr yemeği yedik; sonra Resûlullah (sabah) namazına kalktı" dediği rivâyet edilmiştir. Zeyd İbn-i Sâbit`ten: - Sabah namazı ile sahûr arasında ne kadar zaman bulundu, diye soruldu; o da: - Elli âyet (okunacak) kadar diye cevâb verdi.
Ravi:Ebû Hüreyre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: Oruç bir kalkandır; (oruçluyu beşerî ihtiraslardan hıfz eder). Oruçlu kem söz söylemesin! Oruçlu, kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki def`a: "ben oruçluyum!" desin!. Rûhum yed-i kudretinde olan Cenâb-ı Hakk`a yemîn ederim ki, oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allahu Teâlâ indinde misk kokulu kimse benim (rızâm) için yemesini, içmesini, cinsî arzusunu bırakmıştır. Oruç, doğrudan doğruya bana edilen (riyâ karışmayan) bir ibâdettir. Onun (sayısız) ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibâdetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir.
Hadisi Şerif: Yalan sözü ve yalan ve hile ile iş görenin yeme ve içmesini bırakmasına Allahın ihtiyacı yoktur. (Et tergib)
H.Ş.: “Oruçlu için iki ferahlık var: 1-İftar vaktinde ferahlar 2-Rabb’isine kavuşunca ferahlar.” Her gece “Farz olan Ramazan-ı Şerif orucuna” diye niyet etmek lâzımdır. Bu niyetle sahura kalkmak kâfi ise de, niyet etmek evlâdır.
H.Ş.: “Kim Ramazanda ana babasını memnun ederse, Allahü Teâlâ o kimseye rahmetiyle nazar eder. Ben de, cennet için o kimseye kefil olurum.”
H.Ş.: “Arş-ı Âzam’da Hazırat-ı Kudüs isimli nurdan bir makam var. Orada toplanan melekler sırf oruç tutup teravih kılanlar için tesbih eder, duâda bulunur, teravih vakti müminlerle beraber namaz kılar ve onlar için hacet dilerler.”
|
Bârını gerden-i ahbâba edenler tahmîl Ne kadar olsa sebük-ruh olur elbette sakîl
|
|
|
|
Nefer
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #6 : 30 Ağustos 2008, 23:04:04 » |
|
İbni Abbas hazretleri bildiriyor ki, Resulullah, yatsıdan sonra, vitirden önce, 20 rekat namaz kıldıktan sonra, (Ramazanda 20 rekat teravih namazı kılanın, yirmi bin günahı affolur) buyurdu. (İbni Ebi Şeybe)
Peygamber efendimiz, 3-4 gün teravihi cemaatle kıldırdı, daha sonra evden çıkmadı. Sebebi sorulunca, (Teravih namazının size farz olacağından korktuğum için evden çıkmadım) buyurdu. (Buhari)
İmam-ı a’zam hazretleri, (Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Hazret-i Ömer, teravihin 20 rekat olarak cemaatle kılınmasını kendiliğinden ortaya çıkarmadı. O, elindeki sağlam esasa, yani Resulullahın sünnetine dayanarak emretti) buyuruyor. (El-İhtiyar)
***
Teravih Namazı
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus yirmi rekattan ibaret bir müekked sünnettir. Bu namaza Peygamber efendimiz (sallAllahu aleyhi ve sellem) ile dört halife (Hulefa-i Raşidîn) devam etmişlerdir. Bu namazın cemaatla kılınması da, bir kifaye sünnettir. Bunun için bütün bir mahalle insanları, teravih namazını cemaatla kılmayıp evlerinde yalnız başlarına kılacak olsalar, sünneti terk edip hata işlemiş olurlar.
Teravih namazının her dört rekatı sonunda bir miktar oturup istirahat edildiği için bu dört rekata bir "Terviha" denilmiştir. Bir teravih namazında beş "Terviha" vardır. Bu söz, Tervîh kelimesinden bir masdardır. Tervih ise, nefsi rahatlandırmak anlamındadır. Çoğulu "Teravih" dir.
Mescidlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaatı terketip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmazsa da fazileti terk etmiş olur. Bu kimse evinde cemaatla kılsa, cemaat sevabını alırsa da, mesciddeki cemaatın faziletine eremez. Çünkü mescidlerin fazileti fazladır:
Teravih namazını kılacak kimsenin, teravih namazına veya vaktin sünnetine veya gece ibadetine niyet etmesi ihtiyat bakımından daha uygundur. Kayıtsız olarak "namaza" veya "nafile namazına" niyet edilmesi de birçok fıkıh alimlerine göre caizdir.
Teravih namazını, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selâm da verilebilir. Sekizde, onda veya yirmi rekatta bir selâm vererek bitirmekde caizdir. Fakat böyle kılmak mekruh sayılmaktadır.
Teravih namazı, iki rekatta bir selâm verilince, tam akşam namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Dört rekatta bir selâm verilince, tam yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Cemaatla kılındığı zaman, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. İmam da tekbirleri, tesmi'leri ve kıraatı aşikâre yapar.
İmam için teravih namazının her iki rekatinde eşit derece Kur'an okumak ve böylece iki veya dört rekatta bir selâm vermek faziletlidir. Çünkü böyle yapılması, ruhu düşünceden kurtarır.
Teravihin her rekatında on âyet okunması müstahabdır. Çünkü bu şekilde devam edilirse, bir Ramazanda bir hatim yapılmış olur. Böyle bir defa hatim ile Teravih namazı kılınması sünnettir. Bazı alimlere göre, bu hatimin yirmi yedinci geceye (Kadir Gecesine) rastlatılması müstahabdır.
Teravih namazı kıldıracak zatın güzel sesli olmasından ziyade, okuyuşunun düzgün olmasına özen gösterilmelidir. Güzel ses, kalbi meşgul ederek düşünce ve huzura engel olabilir. Okuyuşunda noksanlık ve hata olan bir imamın mescidini bırakarak düzgün okuyan bir imamın bulunduğu mescide gidilmesinde bir sakınca yoktur.
İmamın teravihde cemaatı usandıracak miktar Kur'an okuması uygun değildir. Bununla beraber Fatiha sûresinden sonra okunacak âyetler, bir sûreden veya âyetten noksan olmamalıdır. Teravihin ka'delerinde Teşehhüdden sonra Salâvatlar terk edilmemelidir.
Teravih namazını özürsüz olarak otururken kılmak veya uykunun bastırdığı bir halde iken kılmak mekruhtur. İmamın rükua varmasına kadar bekleyip de ondan sonra imama uymak mekruhtur.
Teravih namazının bir kısmı kılındıktan sonra imama uyan kimse; Teravih son bulunca noksan kalan rekatları tamamlar. Sonra da vitir namazını kendi başına kılar, iyi olan budur. Bununla beraber imamla vitri kılıp sonra teravih namazını tamamlaması da caiz görülmüştür.
Yatsı namazında cemaatı terk etmiş olan kimse, Teravih ve vitir namazlarında imama uyabilir. Bunun için bir kimse, imam yatsı namazını kıldırıp Teravihe başlamış olduğu sırada mescide gelse, önce yatsı namazını kendi başına kılar sonra Teravih için imama uyar. Noksan kalan rekatları da sonra kendi başına tamamlar. Yine Teravih namazını imam ile kılmayan kimse, Vitir namazını imam ile kılabilir. Sahih olan görüş budur. Fakat hem imam, hem de cemaat, yatsı namazını cemaatla kılmamış olursa, yalnız teravih namazını cemaatla kılamazlar. Çünkü teravihin cemaatı, farzın cemaatına bağlıdır. Teravihin müstakil olarak cemaatla kılınması nafileler hakkındaki din esaslarına uygun düşmez.
İmam, Teravih namazının ilk birinci rekatından sonra yanılarak otursa ve selâm verdikten sonra yeniden iki rekat kılmadan geri kalan rekatları usulüne göre kıldıracak olsa, bir görüşe göre namazı caiz olur; ancak ilk iki rekatı kaza etmesi gerekir. Diğer bir görüşe göre, geri kalan namazlar caiz olmaz. Hepsini kaza etmesi gerekir. Çünkü Teravih, bir namazdır. Yapılan teşehhüdler ve selâmlar yerinde yapılmamış olur.
Teravih vaktin sünnetidir; yoksa orucun sünneti değildir. Onun için hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de Teravih namazını kılmak sünnettir.
Akşam üzeri hayızdan veya nifastan temizlenen bir müslüman kadın veya İslâm dinini kabul eden bir kimse hakkında da o gece teravih namazını kılmak sünnettir.
Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen
|
|
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #7 : 31 Ağustos 2008, 17:23:41 » |
|
Muhammed Bin Yemani K.S. buyuruyor;
"Tahkik ettim:
1-Doktorlar; en şifalı ilaç, açlık ve az yemektir, dediler.
2-Hakimler; hikmet elde etmek için ve faydalı ilim öğrenmek için en faydalı hal, açlık ve az yemektir, dediler.
3-Abidler; Allah'ü Teala'ya ibadet etmekte en faydalı şey, açlık ve az yemektir, dediler.
4-Zahidler; dinya derdinden kurtulmak, zühde ermek için en faydalı şey, açlık ve az yemektir, dediler.
5-Alimler; hafıza kuvveti için en faydalı şey, açlık ve az yemektir, dediler.
6-Hükümdarlar; en güzel gıda açlık ve az yemektir, dediler...
Ben de oruca devam etmeyi seçtim."
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
ebruli
Yeni üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 4
|
 |
« Yanıtla #8 : 31 Ağustos 2008, 18:07:56 » |
|
orucun farz kılınmasının sebebi : Adem(a.s)haram meyve yediği için cennetten meni edilmiş . midesindeki haram çıksın diye 30 gün bir şey yememiştir. Cenab-ı Hak ta , biz ümmeti Muhammed e 30 gün orucu farz kılıyor.asıl sebebi ise insan vücudun da birbirine zıt 2 mahluk vardır,ruhu meleki ve nefsi emmare ... nefis öyle hain 1 mahlukturki insanın postunu ebediyyen cehenneme serdiren 1 günah vasıtasıdır..bu kuvvetle düşmanı mağlub edip ibadetin kapısını açmak ancak oruçla mümkündür.........
|
|
|
|
|
|
fazıl14
|
 |
« Yanıtla #9 : 01 Eylül 2008, 03:25:24 » |
|
"(Gündüz uykusu) Kaylüle ile gece (ibadet için) kalkmaya,sahur yemeği ile de gündüzün orucuna yardım ediniz."(Hadis-i şerif,Tebarani,el Mu`cemül-Kebir)
ORUÇ HAKKINDA;
Oruç,fecr-i sadık(ikinci fecirden) itibaren güneşin batmasına kadar hiçbir şey yememek,içmemek ve cinsi münasebette bulunmamaktır.Orucun farz,vacip ve mekruh gibi nevi`leri vardır.Ramazan-ı şerif ayında tutulan oruç farzdır.Ramazan orucunun kazası da farzdır.
Tayin edilmiş veya edilmemiş günlerde tutulması nezredilen oruçlar vaciptir.Bazı günlerde Allah rızası için tutulan oruçlar nafiledir.Ramazan-ı şerif bayramının birinci gününde,kurban bayramının dört gününde tutulan oruçlar tahrimen (harama yakın)mekruhdur.
Yalnız cuma gününde veya cumartesi gününde veyahud yalnız aşuere gününde (evvelki veya sonraki bir günü ilave etmeden) tutulan oruç tenzihen mekruhtur.
ORUCUN ŞARTLARI: 1-)Orucun farz olması için kişinin müslüman,akıllı ve baliğ olması şarttır.
2-)Orucun edasının farz olması için sıhhatli ve mukim olmak(yolcu olmamak)
3-)Bir orucun edasının sahih olması için de oruca niyet etmek,hayızlı ve nifas olmamak şarttır.
ORUÇLARA NİYET VAKİTLERİ:
Eda edilen Ramazan-ı şerif ve vakti muayyen tayin edilmiş nezir ve nafile oruçlar için niyetin vakti güneşin batmasından,yani gecenin başlamasından istiva zamanına kadar olan müddettir.Bütün kaza,kefaret ve mutlak nezir oruçları için de niyetin geceleyin ikinci fecrin tam ilk cüzünde yapılması şarttır.Niyetde bunların hangi oruç oldugunu tayin etmek de lazımdır.
BEYİT:Nevìya lazım deği olmak filan ibn-i filan,Ma`rifet kesbeyle ta bir adem ol,adem gibi.
|
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"
("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")
"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"
|
|
|
|
ihvan
|
 |
« Yanıtla #10 : 01 Eylül 2008, 08:38:27 » |
|
"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır." ........kardeşlerimin ramazanı hayırlara vesile olur inşaAllah
|
|
|
|
|
|
fazıl14
|
 |
« Yanıtla #11 : 01 Eylül 2008, 23:11:27 » |
|
“Kim aç bir Müslümanı doyurursa,Allahü Teala da onu cennet meyvelerinden doyurur.”(Hadis-i Şerif,Ebu Nuaym,Hilyetü`l-Evliya)
“Biriniz iftar edeceği zaman, hurma ile iftar etsin.Zira hurma berekettir.Eğer hurma bulamasa su ile iftar etsin.Zira su temizdir ve temizleyicidir.” (Hadis-i Şerif,Ahmed bin Hanbel,Müsned)
“Ramazan-ı şerifte sahura kalkınız.Çünkü sahurda bereket vardır. (Hadis-i Şerif,Müttefekun aleyh)
RAMAZAN-I ŞERİFÌN FAZİLETİ
İbn-i Huzeyme,Selman- pak (r.a)`dan naklediyor:Resulullah (s.a.v) Şaban ayının son gününde bize hitap etti ve şöyle buyurdu:Ey insanlar !Büyük mübarek bir ay size geliyor.Öyle bir ay ki;onda bin aydan hayırlı bir gece vardır.Allah o ayın orucunu farz kılmıştır.
Gece sahura kalkmayı da sünnet kılmıştır.Kim o ayda iyilikten bir haslete (Allahà) yaklaşırsa onun (ramazanın) dışında farzı yerine getiren kimse gibi olur.Kim onda farz eda ederse,onun (ramazanın)dışında yetmiş farz eden gibi olur.O,sabır ayıdır.Sabrın sevabı cennettir.Yardımlaşma ayıdır.Onda müminlerin rızkı artar.Kim bir oruçluya iftar ettirirse,günahlarını affettirir,boynunu ateşten kurtarır.Onun sevabından bir şey eksilmeksizin kendisi de aynı sevabı alır.”
Dediler ki:”Ya ResulAllah!Hepimiz oruçluya iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz.”Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Hz Allah bu sevabı,bir hurma ile veya su içirmekle veya su karıştırılmış sütle oruçluya iftar ettirene de verir.O öyle bir aydır ki, başı rahmet ortası mağfiret,sonu da cehennemden azat olmaktır.Kim bu ayda köle veya cariyesinin işini hafifletirse,Allahü Teala onu affeder ve cehennemden azat eder.
Şu dört hasleti mümkün olduğunca çoklaştırın:Bunda iki haslete Rabbinizi hoşnut edersiniz,iki hasletede siz muhtaçsınız.Rabbinizi hoşnut kıldığınız iki haslet:Allah tan başka ilah olmadığına şehadet etmeniz ve ondan bağışlanma dilemenizdir.Muhtaç olduğunuz iki haslet de Allah tan cenneti istemeniz ve cehennemden ona sığınmanızdır.Kim oruçlu birine su içirirse Allah da ona benim havzımdan içirir ki o, cennete girinceye kadar susamaz.”
KENDİ AYIBINI BİLMEK
Ebu Yezid Bestami (k.s9 hazretlerine,bir insan ne zaman kamil bir insan olur?diye soruldu.”Bir insan kendi ayıplarını bildigi ve düzeltmeye çalıştığı zaman.”buyurdular.
|
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"
("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")
"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"
|
|
|
|
fazıl14
|
 |
« Yanıtla #12 : 03 Eylül 2008, 23:11:26 » |
|
“Başkasının kusurlarını anmak istediğin zaman,kendi kusurlarını hatırla!” (Hadis-i Şerif,Buhari,el-Edebü`l Müfred)
TERAVİH NAMAZI NASIL KILINIR?
Teravih namazı,Ramazan ayına mahsüs,yirmi rek`atten ibaret bir sünnet-i müekkededir.Bu namaza Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile dört halifesi (Hulefa-yı Raşidin)devam etmişlerdir.
Teravihin cemaatle kılınması da sünnet-i kifayedir.Mescidlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde,bir özrü olmaksızın cemaati terk edip bu namazı evinde kılan kimse,fazileti terk etmiş olur.Bu kimse evinde cemaatle kılsa,cemaat sevabını alırsa da mesciddeki faziletine erişemez.Çünkü mescidlerin fazileti daha fazladır.
Teravih namazını,her iki rek`atte bir selam vererek on selam ile bitirmek daha faziletlidir.Dört rek`atte bir selamda verilebilir.Sekizde,onda veya yirmi rekatte bir selam vererek bitirmek de caiz,fakat mekruhtur.
Teravih namazı, ili rek`atte bir selam verilince,akşam namazının iki rek`at sünneti gibi kılınır.Dört rek`atte bir selam verilince,yatsı namazının dört rek`at sünneti gibi kılınır.Cemaatle kılındığı zaman,cemaat hem teravihe,hem de imama uymaya niyet eder.
İmam da kıraati aşikare okur.Teravih namazında imamın güzel sesli olmasından ziyade,okuyuşunun düzgün olmasına itibar gösterilmelidir.
Teravih namazının bir kısmı kılındıktan sonra imama uyan kimse,teravih son bulunca noksan kalan rek`atleri tamamlar.Sonra da vitir namazını kendi başına kılar. Bir kimse,imam yatsı namazını kıldırıp teravihe başlamış olduğu mescide gelse,önce yatsı namazını kılar,sonra teravih için imama uyar.Noksan kalan rek`atleri desonra tamamlar.
Yine teravih namazını imam ile kılmayan kimse,vitir namazını imam ile kılabilir.İmam ve cemaat,yatsı namazını cemaatle kılmamış olursa,yalnız teravih namazını cemaatle kılamazlar.
Teravih orucun değil vaktin sünnetidir.Mazeretinden dolayı oruç tutmayanlar dahi teravihi kılarlar.
|
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"
("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")
"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"
|
|
|
|
fazıl14
|
 |
« Yanıtla #13 : 07 Eylül 2008, 23:02:56 » |
|
“Ramazan (ayın)da Allahü Telayı zikreden,mağfiret olunur.O ayda Allahü Tela`dan bir şey isteyen mahrum olmaz.” (Hadis-i Şerif,Beyhaki,Şuabu`l-İman) TERAVİH NAMAZI Resulullah Efendimiz (s.a.v) “Kim Ramazan gecelerinde (sevabına) inanarak ve (karşılığını Allahü Tealadan) umarak teravih namazını kılarsa geçmiş günahları bağışlanır.” Buyurmuştur. Resulullah (s.a.v) bir gece mescide (teravih) namazı kıldı.Bir çok kimsede ona uyarak namaz kıldı.Sabah olunca, “Resululah geceleyin mescidde namaz kıldı.” diye konuştular.Ertesi gece de namaz kıldı.Ashab-ı Kiram yine onları konuştu,katılanların sayısı iyice arttı.Üçüncü 8veya dördüncü) gece halk toplandı.Öyle ki mescid,insanları almayacak hale gelmişti.Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v) yanlarına çıkmadı.Sabah olunca Peygamber Efendimiz “Yaptığınızı gördüm.Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır.”buyurdu. Peygamber Efendimiz`in vefatına kadar teravih namazı evlerde kılınmıştır.H.z Ebu Bekir`in hilafetinde ve H.z Ömer`in ilk devirlerinde bu usul devam etmiştir.Abdurrahman bin Abdulkadiri (r.a) şöyle rivayet eder: “Hicretin 14. senesi ramazan-ı şerif ayının bir gecesi H.z Ömer (r.a) ile mescide gitmiştik.Müslümanlardan bir kısmı münferiden (tek başına) teravih namazı kılıyordu.H.z Ömer (r.a) “Bunları bir imam arkasında toplasam daha iyi olur” dedi ve ertesi günü de, Ubey bin Ka`bı (r.a) imam tayin etti.Sonraki bir gece, cemaatle teravih kılanları gören H.z Ömer (r.a); “Bu namazın cemaatle kılınması ne güzel oldu.” Buyurdu.H.z Ömer (r.a),Medine-i Münevvere de erkeklere ve kadınlara teravih kıldırmak üzere iki hafız tayin etti.İslam beldelerine de bu hususta yazılı emirler gönderdi. Teravih namazının cemaatle ve yirmi rek`at olarak edasının sünnet olması Resulullah Efendimizì in (s.a.v) “Benim sünnetime, benden sonra da Hulefa-yi Raşidinin sünnetine ittiba etmeniz,uymanız vaciptir.”mealindeki hadisi şerifi ile sabittir.
|
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"
("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")
"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"
|
|
|
|
fazıl14
|
 |
« Yanıtla #14 : 07 Eylül 2008, 23:03:59 » |
|
“Halanız hurmaya hürmet ediniz.Muhakkak o, babanız H.z Adem`in toprağının fazlasından yaratıldı.” (Hadis-i Şerif,Feyzü`l-Kadir) ORUÇ ALTI ŞEY İLE TAMAM OLUR 1-GÖZÜ KORUMAK:Kalbini meşgul eden, kendisini Allah`ı hatırlamaktan alıkoyan ve dinen bakılması haram veya mekruh olan her şeyden gözünü korumaktır.Peygamber Efendimiz (s.a.v) “(Şehvet nazarı ile) Bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur.Kim Allah korkusuyla onu terk ederse, Allahü Teala ona öyle bir iman nasip eder ki, zevkini kalbinde duyar.” Buyurdular.(Hakim Huzeyfe`den) 2-DİLİNİ KORUMAK:Dilini, hezeyan, yalan,gıybet,koğuculuk,ç,rkin söz ve mücadeleden korumak;zikir,tespih ve Kur`an okumakla meşgul etmektir.İşte dilin orucu da budur.Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “ Oruç,(bütün fenalıklardan ve cehennemden) bir kalkandır.Sizden biriniz oruçlu olduğu vakit cahillik edip kem (kötü) söz söylemesin.Şayet birisi kendisiyle itişir veya kendisine karşı ta`n eder,çirkin kelimeler kullanırsa (ona);ben oruçluyum desin.” Buyurdular. 3-KULAĞI KORUMAK:Kulağı, dinlenmesi dinde yasak olan her şeyden muhafaza etmektir. 4-DİĞER UZUVLARI KORUMAK:El ve ayak gibi diğer uzuvlarını fenalıktan, midesini şüpheli lokmadan korumaktır. 5-İFTAR VAKTİ AZ YEMEK :İftar vakti, helal yemeğinden az yemek, midesini tıkabasa doldurmamaktır.Malumdur ki oruçtan maksat açlık ve şehveti kırarak takvayı kuvvetlendirmektir. 6-İFTARDAN SONRA KORKU İLE ÜMİT ARASINDA OLMAKTIR:Acaba orucu kabul olan mukarrebler (Allaha`a yakınlardan mı yoksa kabul olmayanlarda mıdır? Bunu düşünmelidir.Hatta yalnız oruçta değil, yaptığı her ibadetin sonunda bunu düşünmelidir. ATALAR SÖZÜ: Hesabı pak olanın yüzü ak olur. Misafir on kısmetle gelir,birini yer dokuzunu bırakır.
|
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"
("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")
"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"
|
|
|
duha
Moderatör
popüler yazar
   
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 5166
ѕησωƒℓαкє
|
 |
« Yanıtla #15 : 07 Eylül 2008, 23:05:48 » |
|
Allah Razı Olsun Kardeşim...
|
 söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....
|
|
|
|
dört mevsim
|
 |
« Yanıtla #16 : 08 Eylül 2008, 04:50:59 » |
|
Sahurun feyiz ve bereketi
Ebu Said el-Hudri Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
“Sahur yemeğinde bereket vardır. Bir yudum su bile içecek olsanız sahura kalkmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü sahura kalkana Allah rahmet eder, melekler de bağışlanmaları için dua ederler.” (Müsned, 3:44)
Sahura kalkmak iki türlü berekete vesiledir. Birisi, sahur yemeğini yiyen insanın gündüz oruç sıkıntısını çok daha az çekmesi, oruca dayanıklı olmasıdır. Böylece Cenab-ı Hak onun rızkına, yediklerine bereket, bolluk ihsan eder.
Diğeri de, seher vakti uyanık kalmakla insan, ibadete, duaya ve zikretmeye fırsat bulur. Çünkü sahura kalkamayacak olsa o bereketli saatleri uyku ile geçirecek, dolayısıyla manevî hissesi az olacaktır.
Hadisteki teşvik bu iki noktanın sağlanması açısından önem taşır.
Ayrıca Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem iftar yemeğini acele tutarken, sahur yemeğini geciktirirdi. İmsak vaktinin girmesine yakın zamana kadar bekler, o zaman gelince yer içerdi. Çünkü, yemek ne kadar geç yenirse o kadar geç acıkılır, oruca daha hazırlıklı olunur.
Enes’in Radiyallâhu Anh rivayetine göre ise Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem sahur yemeğini yememizi özel olarak tavsiye ederek şöyle buyururlar:
“Sahur yemeği yiyin, zira sahur yemeğinde bereket vardır.” (Buhari, Savm: 20, Müslim, Sıyâm: 45; Tirmizî, Savm: 17; Nesâi, Savm: 18.)
Oruç ibadeti Hz. Musa ve Hz. İsa’nın şeriatında da vardı. Çünkü oruç semavi dinlerin ortak ibadetidir. Bakara Sûresinde:
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, takvaya erersiniz” buyurulur. (Bakara Sûresi, 183)
Âyette de açıkça ifade edildiği gibi Yahudi ve Hıristiyanlar da ilk zamanlar oruç tutuyorlardı. Fakat namaz ve zekat gibi diğer ibadetleri kendi elleriyle değiştirdikleri gibi, orucun vaktini, tutulma şeklini de değiştirdiler. İlk zamanlarda tuttukları oruçla bizim orucumuz arasında sadece bir fark vardı. O da sahur.
Amr ibni Âs Radiyallâhu Anhın rivayet ettiği bir hadiste Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem bu farkı şöyle bildirir:
“Bizim orucumuzla Ehl-i Kitabın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.” (Müslim, Sıyâm: 46; Ebu Dâvud, Savm: 15; Tirmizî, Savm: 17; Nesâi, Savm: 2
Mehmed Paksu
|
|
|
|
|
|
ihvan
|
 |
« Yanıtla #17 : 08 Eylül 2008, 08:24:10 » |
|
Diğeri de, seher vakti uyanık kalmakla insan, ibadete, duaya ve zikretmeye fırsat bulur. Çünkü sahura kalkamayacak olsa o bereketli saatleri uyku ile geçirecek, dolayısıyla manevî hissesi az olacaktır. ..........................şeytan bu saatte elbette çok uğraşır bu mükafatlara ulaşmamak için.onu yenmek te yine güçlü bir kazanma iradesi ile olacak elbet,kazancın bol olduğu nu hesaba katarak.uyanık olmak lazım.
|
|
|
|
|
yamakasi
Yeni üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #18 : 13 Eylül 2008, 14:17:56 » |
|
her kim inanarak mükafatnı yalnız Allah,dan umarakramazanı oruçlu geçirirse geçmiş ve gelecek günahları kendisi için mağfiret olunur.[hatip tarih-u bağdat, no 3236]
ramazanda neden mukabele okuyoruz? _Cibril(a.s.) RAMAZANIN her gecesinde RASULULLAH (S.A.V.) ile buluşur ve O'nunla karşilıklı kur'an dersi yaparlardı.
işte bu hadisi şeriftn dolayı bütün ümmet, ramazan ayında karşilıklı mukabele yapar, gerek okuyarak gerek dinleyerek hatim yaparlar.
__bakalım bu şeytanların bağlı olduğu mubarek ayda kim,, kaçtane hatim yapacak? hadi kolay gelsin dostlar.....
|
ben buralardan gider oldum kalanlara selam olsun......
|
|
|
efsanef
aktif okur

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 139
|
 |
« Yanıtla #19 : 13 Ağustos 2011, 02:39:55 » |
|
ORUÇ İLE ALAKALI HADİS-İ ŞERİFLER
Bizim orucumuzla diğer Ehli Kitabın orucu arasındaki fark , sahurdur. Bir yudum su ile de olsa sahur yapınız. Zira Allah Teala ve Melekleri sahur yapanlara rahmet okurlar. Üç şeyden dolayı kul hesaba çekilmez : Sahurda yiyip içtiklerinden , iftarda yediği nimetlerden , din kardeşiyle beraber yediklerinden. Yalanla , gıybetle zedelenmeyen oruç , fenalıklara karşı bir kalkan , bir siperdir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Bunlardan biri oruçluların girdiği “ Reyyan ” kapısıdır.
|
|
|
|
|
efsanef
aktif okur

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 139
|
 |
« Yanıtla #20 : 13 Ağustos 2011, 02:40:47 » |
|
ORUÇ ve HİKMETLERİ
Muhterem Mü’minler, İslam’ın beş şartından biri de oruçtur.Hicretin ikinci senesi Medine’i Münevverede farz kılınmıştır. Farziyyeti kitap , sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir. İnkâr eden kâfir olur. Orucun farz kılınmasının birçok hikmetleri , maddi ve manevi birçok faydaları vardır. Zira Allah, boş şeyleri emretmez. O, ne emretmişse , onun mutlak faydası, neyi de yasaklamışsa onun da zararı vardır. Emrettiklerinin hikmet ve faydalarını ise, tam anlamı ile elbette Yüce Allah’ımız bilir. Biz sadece bildirileni ve görebildiğimiz kadarını izah etmeye çalışırız. Ancak, Allah’ın emir-leri, hikmet ve faydaları için değil, Allah’ın emri olduğu için yapılır. O halde, insani, içtimai, ahlâki ruhi, sıhhi birçok hikmetleri bulunan oruç da, yalnız Allah rızası için ve Allah’ın emri olduğu için tutulmalıdır. Sırf beden terbiyesi maksadıyla kılınan namazın namaz olmayacağı gibi, vücudu, mide-yi dinlendirmek, sadece perhiz yap-mak maksadıyla tutulan oruç da, oruç olamaz. Böyle bir niyetle tutulan oruç Allah indinde makbul değildir. Çünkü, İslam’da ameller niyetlere göredir. Perhize, mide ve vücudu dinlendirmeye niyet ederek oruç tutan kimse, farz olan orucu tutmuş olmaz. Bu bakımdan müslüman, Allah’ın emirlerini hiç tereddüt etmeden ve şüphe göstermeden, hiçbir fayda ve menfaat ve hatta hiçbir mükafaat beklemeden yerine getirmek, buna niyet etmek zorundadır. Aziz Mü’minler, Şanı Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur : “… İçinizden kim o aya ( Ramazan ayına ) erişirse orucunu tutsun. Kim de hasta olur, yahut bir sefer üzerinde bulunursa, o zaman başka günlerde, oruç tutamadığı günler sayısınca ( orucunu kaza etsin ). Allah size kolaylık diler, size güçlük istemez. ” O halde, müslüman, akıllı, büluğ çağına ermiş, sıhhati yerinde, yolcu olmayan herkese oruç tutmak farzdır. Hastalar iyi olunca, yolcular yoldan dö-nünce, tutamadıkları oruçlarını kaza eder-ler. Zira Allah mü’minlere güçlük emret-memiş, kolaylık yollarını açmıştır. Aziz Mü’minler, Nefislerin zindanı, kalplerin gülistanı olan orucun hikmetlerini şöyle özetleye-biliriz : Oruç, mü’minin sabır silahıdır. Sabır, başarının sırrı olduğu gibi, felaketler-den kurtulmanında vasıtasıdır. Harbte, ilimde, ticarette ve her çeşit hadisede daima sabredenler zafere erişmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. İşte oruç, ruhlara sabır alışkanlığını kazandırır. Oruç, vücudların zekatıdır. Na-sıl zekat malı temizlerse, oruç da bedeni temizler.Bu sebeple Peygamberimiz (s.a.v.): “ Herşeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçdur. ” buyur-muşlardır. Oruç, akıl ve zekaya kuvvet verir. Oruç, zeka ve kabiliyyeti azaltıp çalışma gücünü kırmaz. Bilakis, fikre uyanıklık, gönüllere canlılık, zekaya dinçlik sağlar. Oruç, bedenin sıhhat kaynağı-dır. Kainatta çalışan her zerrenin bir de dinlenmeye ihtiyacı vardır. On bir ay durmadan çalışan vücudun, midenin diğer uzuvlarında elbette dinlenmeye ihtiyacı olacaktır. İşte oruç, bu dinlenmeyi temin etmek suretiyle onlara sağlık ve sıhhat verir. Bunun içindir ki, Sevgili Peygam-berimiz (s.a.v.): “ Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız.” buyurmuşlardır. Oruç mü’minlerin nefsani ve hissi duygularını öldürerek, onları güzel ahlak sahibi yapar ve her çeşit kötülükten alıkoyar. Allah Resulü (s.a.v.) : “ Oruç, kötülüklere karşı bir kalkandır. ” buyururlar. Oruç, mü’minler için harp eğitimidir. Çünkü, harpte istenildiği zaman, yeme, içme mümkün değildir. Bu sebeple, oruçlu kimse aç ve susuz kalmaya alışarak, vücuduna güç ve direnç kazandırmış olur. Oruç, Allah’ın verdiği nimet-lere şükretme, Allah’ın azabından ko-runma, kıyamet gününün şiddet ve sı-kıntısını hatırlatma vazifesini görür. Bundan dolayı Yüce Allah’ımız, orucun farziyyetini gösteren âyet-i kerimelerin sonunda : “Umulur ki korunursunuz;umu-lur ki şükredersiniz.” buyurmuşlardır. Oruç, şefkat ve merhamet duygularını geliştirir. Açlık ve susuzluk ızdırapların en çetinidir.Açlık ve susuzluk ızdırabını nefsinde tadan kimse, fakir ve yoksulların halini düşünerek, onlara şef-kat ve merhametle yardım elini uzatır. Oruç, mü’minler arasındaki zengin-fakir mücadelesini azaltır. İslam dini, bu mücadeleyi önlemek için zekat, sadaka, yardımlaşma, hibe ve ödünç verme müesseselerini getirmiş, bunun yanında mü’minlere kanaatkar ve sabırlı olmayı emretmiştir. Bu bakımdan oruç, sabırlı ve kanaatkar olmayı sağlayarak fertler arasındaki mücadeleyi büyük ölçüde ortadan kaldırır. Oruç, Allah’a ve O’nu dinine bağlılığın samimi olup olmadığını ölçmeyi temin eder. Çünkü Allah, korku ve açlıkla mü’minleri imtahan eder. Oruç tutan kimse imtahanını başarmış , dinde samimiyetini göstermiştir. Oruç, mü’minlere Allah’ın rahmet ve mağfiretini kazandırarak, dünya ve ahiret saadetini temin eder. Ebu Hüreyye ( r.a.) tarafından rivayet edilen ( kudsi ) hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur : “ Ademoğlunun her ( iyi ) ameli on mislinden yediyüz misline kadar katlanır. Allah-u Teala buyuruyor ki, ancak oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükafatını ben veririm. Zira, kulum yemesini ve içmesini benim için terk ediyor. ” Oruç, rızıklara bereket getirir. Zira bu ay, rahmet ayıdır, hayır ayıdır, bereket ayıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır : “ Bereket ayı olan Ramazan geldi. Allah onda size zenginlik verir, rahmet indirir, hata ve kusurları bağışlar, duaları kabul eder. Allah-u Teala sizin iyi amellerinize bakar ve sizinle meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise, Allah indinde hayırlı olmaya bakın, hayır işleyin. Gerçekten en bedbaht kimse, bu ayda Allah’ın rahmetinden mahrum kalandır.” Unutmayalım ki ; “ Mekanı çorak toprak, Yastığı kara taş da olsa Oruçlunun uyku yeri Cennet bahçesidir. ”
|
|
|
|
|
efsanef
aktif okur

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 139
|
 |
« Yanıtla #21 : 13 Ağustos 2011, 04:57:09 » |
|
Kutuplarda Oruç
Sual: Bazı ateistler, Kutuplarda nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor, görüldüğü gibi İslamiyet her asra ayak uyduramıyor diyerek, güya İslamiyet’in bazı meselelere bir çare bulamayacağını söylüyorlar. Bunların etkisi altında kalan, reformist zihniyete sahip bazı mezhepsizler de, Bakın dinde cevap verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni ictihadlar yapılmalı, Kur’anı her çağda, o asrın teknolojisinin, ilminin ışığında yeniden tefsir etmeli, yorumlamalı diyerek Kur’an-ı kerimi asra uydurmaya çalışıyorlar. Bunlara nasıl cevap vermeli?
CEVAP İslamiyet’i gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâdır. Allah için hiçbir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi dinimizin bütün emirleri, zamana göre değişmez. Hiçbiri de çağın şartlarına ters düşmez. Çünkü dini gönderen Allahü teâlâ, her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen ilah olamaz. Öyle ise Allahü teâlânın gönderdiği dinde noksanlık, yanlışlık olmaz. Noksanlık, bir karıncayı, bir arpa tanesini yaratmaktan aciz olan ateistin kafasındadır.
Tefsir, moda kitabı değildir. Her çağa, her asra göre değişik tefsir olmaz. Dinimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacak? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadığı için değişik, yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Çünkü dine yeni bir şey eklemek bid’at olur. Dinimizin emirlerini değiştirmek büyük sapıklıktır. Her çağa, her asra göre değişik tefsir yazmak, değişik yorum getirmek demek, dini her asırda bozmak demektir.
İslam âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir. Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’an-ı kerimde, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, Beş vakit namaz tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir. Ayakları olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak gerekmez.
Zengin, İslam’ın beş şartını da yapmakla yükümlü iken, fakire zekat vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, İslam’ın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, “Sen İslam’ın beş şartını yapmaya mecbursun” denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur.
Muayyen özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı yoktur. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir. Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. (Nimet-i İslam)
Halebi’de buyuruluyor ki: Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvani, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir. Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra, (İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında, imam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu etti.
Şafii âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır.
Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı) ve (son sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur. Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o vakitte kılınır. Sual: Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Kutuplarda buz denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim. Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç tutulacaktır? CEVAP Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer) Namazı orucu ay ve güneşin durumuna göre ayarlayan İslam dininde 3-6 ay güneş batmayan ve doğmayan yerlere göre benim bildiğim bir kaide yoktur. Varsa gösterin.
CEVAP Bizim bildiğimiz veya sizin bildiğiniz dinde ölçü olmaz. Dinde dört tane ölçü vardır. Bu ölçülere uygunsa mesele yok. Yoksa şahıslara göre bence senceye göre hareket edilirse insan sayısı kadar din meydana çıkar.
Yukarıda ki yazıda kaidelerden bahsediliyor ya. Mesela vakit girmedikçe namaz farz olmaz kaidesi bildiriliyor ya. Dinde senet olan kitaplardan naklediliyor. Daha ne kaidesi arıyorsunuz? 6 ay gece veya altı ay gündüz olan yerlerde oruca saatle başlanır deniyor ya. Yarasa güneşi göremiyorsa, güneşin bunda suçu yoktur.
1400 yıl önce Arabistan’da yaşayanlar kutuplar diye bir yer bilmiyorlardı. Bilmediklerine göre bir kaide de koymaları imkansızdır. CEVAP Arapların bilip bilmemesi önemli değil ki, önemli olan Allah’ın bilmesi ve Resulünün bildirmesidir. Resulü kaideler bildirmiştir âlimler de buna göre ictihadlarını ortaya koymuşlardır. Din zamanla değişmez. Karanlık ülkelerin olduğunu Arapların bilmemesi de söz konusu değil. İslamiyet Arapların dini değildir, kâinata inmiştir eksik değildir. Dediğiniz gibi eksik olursa suçu Allah’a yüklemiş oluruz, dinimizi niye eksik gönderdi diye. Kaideleri de Araplar değil Allah ve Onun Peygamberi koyar. İman ve ibadetler değişmez. Kıyamete kadar aynıdır. Değişen fen bilgileridir. Zaman geçtikçe kâmil şeklini alırlar. İslamiyet zaten kâmil olarak gelmiştir ve öyledir ve öyle devam edecektir. Cevap verilemeyecek hiçbir mesele yoktur. Sual: “Dinimizde her şey bildirilmiş, İslam alimleri her şeyi açıklamışlardır” deniyor. Peki, altı ay gündüz ve altı ay gece olan kutuplarda orucun nasıl tutulacağı, namazın nasıl kılınacağı da açıklanmış mıdır? CEVAP Evet onlar da açıklanmıştır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre vakti girmeyen namazları da kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak namazlar kılınır. Vakti girmeyen bu namazları kılarken, (Vaktine yetişip de kılamadığım en son ……. namazının farzını kılmaya) diye niyet edilmesi uygun olur.
Dört mezhepte de seferde oruç tutmak farz değildir. Kutuplara ve Aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer)
NOT: Daha kolay anlaşılması için şunu da ilave edelim: 6 ay gündüz veya 6 ay gece olan yerlerde, mesela İstanbul’un namaz vakitleri esas alınıp ona göre namaz kılınır. Oruç için de öyle. Ramazan ayı gelince, İstanbul’un oruç vakitleri esas alınır, o saatte başlanıp o saatte iftar edilir. Sual: Avrupa’daki bazı Müslümanlar, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde cemaatle nafile namaz kılıyorlar. Bu doğru mudur? CEVAP Doğru değildir. Ramazanda kılınan teravih hariç, nafile namazlar cemaatle kılınmaz.
Alinti : Dinimizislam
|
|
|
|
|
|
mazlum
|
 |
« Yanıtla #22 : 13 Ağustos 2011, 06:40:41 » |
|
Hz.Allah Razı olsun , bu kadar açık bir izahatı duyan ,yada okuyup dinleyen hangi aklın peşinden gider, anlamak mümkün değil . Tşk ler .Kardeşim Mevlam bizleri Hayırda doğrulukta daim eyle Amin .
|
Bir harf yeter inan, varsa o evde bir insan.
Dost Ararsan Kendine Bak Dostun Ağlasını Bulursun Düşman Ararsan Yine Kendine Bak Düşmanında Ağlasını Bulursun . vesselam .
|
|
|
|