Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 03, 2008, 06:49:31 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Evlilik ve Nikahın Ehemmiyeti[12 Kasım 2007]  (Okunma Sayısı 2800 defa)
SadakatNet
Administrator
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132



WWW
« : Kasım 12, 2007, 12:38:36 ÖÖ »

Hafta:    3

Mevzu: Evlilik ve Nikahın islam dinindeki ehemmiyeti.


İyi araştırmalar..

Moderatöre Bildir   Logged

Sadakat Yönetim Kurulu
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #1 : Kasım 12, 2007, 02:53:13 ÖÖ »

Islami usullere göre evlilik ve evlat terbiyesi.


bu süalin cevabina su hadisi serifle baslamak isterim.(La taate bil-mahluk inde isyanil-halik) Manasi hazreti  isyan aninda mahluka itaat yoktur.yani bir dügünki o dügünde hazreti Allahin yasak kildigi icki kumar calgi dansöz af edersiniz kafirlerin yaptigi gibi hatta onlarida geride birakacak kadar ileri gidilen kötülüklerin islendigi bir ortamda dügün yapmak belki anani babani memnun eder amma hazreti Allahi dariltir hazreti peygamberi dariltir.
Iste böyle bir zamanda ana baba da olsa itaat caiz degildir.Bu cocuklar bir türlü babalarini ikna etmedirler.kaldiki evlenecek deli kanli ile evlenecek kizimiz salonda olsa camide olsa ilahi ve kur´an okuyarak dügünlerini yapmak istedikleri ve bu hususda kararli olduklari zaman anne ve baba boyun egmek mecburiyyetindeler.
Baskalari bizi ayipliyacak diye cehennem odunu olmanin bir manasi yoktur.
Rabiatül.adevi hazretlerine atif edilen bir sözde ne güzel söylemistir,Allah ve Rasülü razi olsunda varsin bütün alem düsman olsun.yeterki  ve rasülü düsman olmasin.herhalde mesele anlasilmistir.

buna ragmen yine bu sözlerin altina biraz nasihat olabilecek bir seyler ekliyeyim. belki okur faideli olabiliriz.
Yaşadığımız bu asır, mü'minler açısından "örnek insan hasreti"nin çekildiği ve "örnek insan ihtiyacı"nın giderilemediği çorak bir asırdır. Müslümanlar hiçbir asırda bu kadar örnek insan hasreti çekmemişler ve bu kadar örnek insan ihtiyacını giderememe fukaralığıyla karşı karşıya gelmemişlerdir. Bunun en büyük sebebi, Müslümanların Peygamberlerinin û Teâla tarafından kendilerine bir "Üsve-i Hasene" (Güzel Örnek/Önder) olarak gönderildiğinin şuurunda olmamalarıdır. Veya bu gerçeği, bilerek veya bilmeyerek ihmale uğratmalarıdır. Rabbimizin uyarısı:
"Şüphesiz sizin için 'ın Rasûlü'nde Üsve-i Hasene/güzel ahlak vardır." (Ahzab Sûresi/21)
Rasûlüllah (sav)'ın hayatı, bir güzellikler yumağıdır. Güzel bir hayat yaşamak ve güzel sözlülerden olmak isteyen herkes için Rasûlüllah (sav)'ın hayatında örnek vardır. Şunu bilelim ki; İslâm ümmeti için yegâne hayat örnek ve önderi Hz. Muhammed (sav)'dir. O'nu tanımak ve O'na uymak, û Teâla'yı tanımanın ve sevmenin alâmeti kılınmıştır. û Teâla buyuruyor:
"De ki, siz gerçekten 'ı seviyorsanız Bana uyun ki,  da sizi sevsin ve günahlarinizi bağışlasın. Çünkü  çok esirgeyici ve afv edicidir." (Âli İmran Sûresi/ 31)
û Teâla'yı sevmenin yolu, Peygamberi Hz. Muhammed (sav)'e tabi olmaktan geçer. Tabiî ki, Peygamber (sav)'e tabi olmak için de önce O'nu tanımak ve sevmek gerekir. Peygamber (sav)'i sevmeyen ve O'nu tanımayanlar, O'na tabi olamazlar. Bu nedenle diyoruz ki; yeryüzünde Müslüman anne ve babaların sorumluluklarından birisi de, kendi çocuklarına "Peygamberimizin muhabbeti"ni aşılamalarıdır. Yani onları Peygamberimiz (sav) ile buluşturmalarıdır. "Peygamberimizin muhabbeti" yani Peygamberimizi sevmek, genelde bütün insanlar için, özellikle çocuklar için bir ihtiyaçtır. Bundan dolayidirki , ashâb-ı kirâmın kendi çocuklarına Kur'an ayetlerinden sonra öğrettikleri ilk şey, Rasûlüllah (sav)'ın sireti ve sünneti olmuştur. Hz. Sa'd b. Ebi Vakkas (ra) diyor ki: " Rasûlü (sav)'nün gazvelerini çocuklarımıza, tıpkı Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi öğretir, ezberletirdik." (Terbiyetü'l Evlad Fi'l İslâm/Abdullah Nâsih Ulvan: 1/310, Suriye/1981)
Rasûlüllah (sav)'ın siretinden ve sünnetinden habersiz yetiştirilen bir çocuk medenî olamaz, aksine bedevî olur. Çünkü Rasûlüllah (sav)'ı tanımayan bir çocuktan medenî davranışlar beklenilmez. Şayet bugün çocuklarımızdan komşularımız, çevremizdeki insanlar rahatsız oluyorlarsa, bu onları Rasûlüllah (sav)'ın sevdalıları haline getiremediğimizdendir. Sahâbe neslinden Vehb b. Münebbih (ra) der ki: "Rasûlüllah (sav) yanan bir mumun yanından geçse rüzgarıyla mumun alevini söndürmez, kamışlar üzerinde yürürse ses çıkarmazdı!" Düşünün, apartman hayatı yaşayan bir mü'min anne ve babanın çocuğu bu Peygamber'e sevdalanmışsa, komşularını rahatsız etmesi mümkün müdür?
Peygamber sevgisi, medenîliğin mayasıdır. Peygamber (sav)'in hayat ve faaliyetini yaşamın bütün safhalarında çocuklarımız için yegâne örnek kılmak, bütün iş ve hareketlerinde, konuşmalarında O'na uymalarını sağlamak, onları medenî olarak yetiştirmektir.
Rasûlüllah (sav)'ın Medine'ye gelişini "Taleal Bedrü Aleyna?" (Dolunay Veda tepelerinde üzerimize doğdu/ 'a dua eden bulundukça şükür bize vacib oldu!) neşidesiyle karşılayan sevinçli Medineli çocuklar, Rasûlüllah (sav)'a sevdalandırılmış çocuklardı. O çocukları Rasûlüllah (sav)'a sevdalandıran anne ve babalar, Rasûlüllah (sav)'ı evlerine misafir etmeye hazır anne ve babalardı.
Ailece Peygamber (sav) ile buluşma anına hazır olmalıyız. Çocuklarımızın istikbalini Peygamber sevgisinde aramalıyız. Çocuklar, yaratılışları itibariyle û Teâla katında insanın kurtuluşuna sebeb olan kalb-i selime benzerler. Bundan dolayidirki ki, "Çocuklar gibi olmadıkça Cennet'e giremezsiniz" denilmiştir.
Güller gibi dünyaya gelen çocuklarımızın, ihanete uğramış birer emanet durumuna düşmemeleri, kendileriyle beraber bütün ufukları ateşe vermemeleri, çağlarının son sömürgesi durumunda olmamaları ve çocuksu şölenlerinin bitmemesi için Peygamber sevgisine hava gibi, su gibi ihtiyaçları vardır. Onların bu ihtiyaçlarını mutlaka gidermeliyiz. Çocuklarını Peygamber sevgisinden mahrum bırakanlar, onlara en büyük kötülüğü edenlerdir.

evlenecek ciftler icinde söyle bir hadise anlatayim.

Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.
“Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş.
Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı
“Olur” demiş çekine çekine.
Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş.
Hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
“Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna.
Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş...
Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.
Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış.
Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş.
Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.
Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?”
Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.
“Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.
Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler...
Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:
“Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.
Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.
Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler.
Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.
“Asıl ders bu değil!” dedi baba.
Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi. “Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok”
Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı.
Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı.
“İçmek istersin herhalde” dedi.
Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.
“Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur.
Mis gibi, temiz ve huzur verici.
Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi...
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.”
Kahve taneleri gibi olabileceğiniz bir yaşam geçirmeniz dileklerimle
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #2 : Kasım 12, 2007, 03:06:53 ÖÖ »

Müslüman erkek ve kadinlara örnek iki sahabe

Menkıbesi anlatılan fakat hayatı hakkında malumat verilmeyen kadın sahabelerden biridir. Medineli ve ensardan olduğu anlaşılmaktadır. Kabilesi ve doğum tarihi bilinmemektedir.

Medine-i Münevvere’de güzelliği ile ün salmış bir kadındı.

Bir gün Rasûlullah (s.a.v) efendimizin huzuruna gelip şöyle söyledi: “Ya RasûlAllah! Bana beni cennete götürecek bir iş öğret!”

Rasûlullah (s.a.v) “Önce biriyle evlen. Bununla dinin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Ya RasûlAllah! Benim dengim kim olur?

“Beni Habeş Necâşîsi (kral) istedi, ben onu istemedim. Ubeydullah yüz deve ve başka şeyler de verdi, onu da kabul etmedim. Lakin siz ahirette kurtuluşumun evlilikten geçtiğini buyurdunuz. Siz kimi münasip görürseniz onunla evlenmeye razıyım.” dedi.

Hîfâ Hatun’un siz kimi münasip görürseniz razıyım sözünün altında, gönlünden Peygamberimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi vardı. Lakin Rasûlullah’ın (s.a.v) böyle bir niyeti yoktu. Onu gücendirmek de istemiyordu. “Yarın sabah mescide en evvel kim gelirse onunla evlendireceğim.” buyurdu. Onunla evlenmek isteyen sahabeleri de ümitsizliğe düşürmek istemediğinden böyle bir yol takip etmeyi uygun görmüştü.

Ertesi gün hiç biri erken uyanamadı. .(c.c) onlara uykudayken uyanma imkanı bahşetmedi. Rasûlullah (s.a.v) kimin geleceğini bekleyiverirken aniden Süheyb isimli, fakir, siyah renkli, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zayıf ve ince yapılı olan sahabe geldi. Hîfâ Hatun ise, zengin, güzel ve rağbet edilen biriydi. Namazdan sonra Hîfâ Hatunu çağırdı, durumu bildirdi. O da buna razı oldu. Hiç itiraz etmedi. Rasûlullah (s.a.v) hutbe okudu, nikahlarını akdetti. “Süheyb, kalk ve bu hanımın için bir şeyler al!” buyurdu. Lakin Süheyb, dünyalığı olmadığını söyleyince Hîfâ Hatun, kendi servetinden on bin dirhem gümüşlük bir kese getirtti. Onları Süheyb’e verdiler. O da gerekli şeyleri alıverdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v) “Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür!” buyurdu. Bu sefer Süheyb (r.a) dedi ki, Ya RasûlAllah (s.a.v)! benim evim mesciddir. Hangi eve götüreyim?” Süheyb’in bu cevabını işiten Hîfâ Hatun, “filan yerdeki hazır konağı sana bağışladım. Kalk beni oraya götür.” dedi. Onun bu âlicenap tavrı ve hareketi Rasûlullah’ın (s.a.v) çok hoşuna gitti de ona dua etti. Sahabe de onun bu hareketini çok takdir ettiler ve onu övdüler.

Karı ve koca kalktılar ve birlikte konağa gittiler. Akşam olunca yemeklerini yediler. Rablerine hamd ettiler. Nihayet yatma vakti gelince, Hîfâ Hatun “Ey Süheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükrediciler, ben sabrediciler sevabına kovuşayım. Çünkü Rasûlullah (s.a.v) ‘Cennette yüksek çardak vardır. Bunda yalnız şükredenler ve sabredenler bulunur’ buyurdu.” dedi.

O gece ikisi de taat ve ibadet ile meşgul oldular. Sabah namazını eda için Süheyb mescide geldi. Cebrail a.s onların gerekli hallerini Rasûlullah’a (s.a.v) bildirdi. Cennet ve Cemâl-i ilâhî ile onlara müjde verdi. Rasûlullah (s.a.v) “Ey Süheyb! Geceki hâlini, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?” buyurdu. Süheyb, Ya RasûlAllah (s.a.v) siz söyleyiniz dedi. Rasûlullah (s.a.v) durumlarını, yaptıklarını bildirdi. Ve sonra “Siz cennetliksiniz ve u Teâlâyı göreceksiniz” müjdesini verdi. Süheyb sevincinden ve Cenâb-ı Hakk’ın didarı müjdesine kavuşmak şevkinden başını secdeye koydu ve “Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret etmişsen, günahlara bulaşmadan ruhumu kabz et! dedi. u Teâlâ, onun ruhunu secdede iken kabz etti. Orada bulunan tüm sahabeler buna ağladılar. Rasûlullah (s.a.v) “Daha şaşılacak şey, Hîfâ’nın da bu anda ruhunu Hakk’a teslim etmiş olmasıdır.” buyurdular. Hakikaten o esnada Hîfâ Hatunun da Hakk’a yürüdüğünden kimsenin şüphesi olmadı. Muhbir-i sadık efendimizin her haber verdiği doğruydu. Nitekim bu da böyle oldu. Sahabe-i Kiram efendilerimiz her ikisinin de cenaze işlemlerlerini yaptıktan sonra ikisini de Cennet'ül Bakî'ye yanyana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. Tahtalardan birine: “Bu u Teâlâ’nın nimetine şükür edenin kabridir.” diye yazdılar. Öbürüne de: “Bu u Teâlâ’nın mihnetine sabredenin kabridir.” ibaresini yazdılar. Bu olay ile bir kere daha anlaşılmıştır ki, Ashab-ı kiram kuvvetli bir imana ve tam bir teslimiyete sahip idiler.
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
cevher
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24



WWW
« Yanıtla #3 : Kasım 12, 2007, 04:44:25 ÖÖ »

yazilanlar nekadar ibret verici.yazanlarin ellerine saglik.insan okuyunca kendini ince elekden geciriyor.devamini mutlaka bekleriz.tesekkürler.cok müteessir oldum..
Moderatöre Bildir   Logged

hersey icin olmali,
gül bile icin solmali...
tunike
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 261


bir tebessüm bile sadakadır


« Yanıtla #4 : Kasım 12, 2007, 03:28:10 ÖS »

teşekkürler.derslerle dolu bir yazı.
Moderatöre Bildir   Logged

öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!
osmanli
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3161



WWW
« Yanıtla #5 : Kasım 12, 2007, 03:31:30 ÖS »

hocam razi olsun gerekeni yazmis ellerine saglik
Moderatöre Bildir   Logged

kardesinin yüzüne gülümsemen senin icin sadakadir
iyilik ile emretmen sadakadir:
osmanli
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3161



WWW
« Yanıtla #6 : Kasım 12, 2007, 09:24:48 ÖS »

Evlenmenin fayda ve zararları

Sual: Günümüzde evlilik zararlı mı? Evlilikte dikkat edilecek hususlar nelerdir?

CEVAP

Evlenmenin fayda ve mahzurları, şahıstan şahısa göre değişir. Kimisi için evlenmek dünya ve ahıret saadetine sebeptir. Kimisi için ise mahzurlu olabilir. Birisiyle nikahlanmak isteyen, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalıdır.       

Evlenmenin faydalarından birkaçı şunlardır:

1- Evlilikten çocuk olabilir. Evladı salih olursa, kendisi için duâ eder. Onun sebebiyle birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öldükten sonra sevabı kesilmiyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği duâlar, ana-babasına ulaşır.) [Müslim]

Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara şefaatçı olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Çocuğa Cennete gir, denir. Öfke ile "Ana-babamı almadan girmem" der. Sonra ana-babası ile Cennete girer.) [Nesâî]

(Çocuklar Cennet kapısının önünde toplanıp, hep birden bağırıp, ana- babalarını isterler. Bağırmaları, ana-babaları oraya gelinceye ve herbiri ana-babasının elini tutup Cennete girinceye kadar devam eder.) [İ.Gazali]

2- Evlenmiyen kimse, gözünü haramlardan koruyamıyabilir. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasından uzaklaştırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allaha karşı gelmekten sakının!) [Taberânî]

(Şükreden kalbe, zikreden dile ve ahiret hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!) hadis-i şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulmasi, saliha hanımların bir nimet oldugunu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. [Tirmizî]

Hz. Ömer buyurdu ki: (İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.)

3- Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, üstün ibâdetlerdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günahlardan bir günah vardır ki, ailesinden çektiği sıkıntıdan başka birşey ona kefaret olmaz.) [Taberânî]

Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlâk edinmek için çalışıp kadınlara ait özel bilgileri öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz.

Müslüman bir gencin önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenebilir. Edebi, hayâsı, ahlâkı güzel olan, dinini, imanını, İslâmın şartlarını öğrenmiş, İslâmiyete uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikahlanmalıdır! İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır! İlla da (Malı çok, güzel bir kız olsun.) dememelidir! Mal için, güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır!  Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]

Din ile güzelliğin birlikte bulunması çok iyidir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Güzelliği ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik de verilir.) [Taberânî]

Nikahtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikahtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir.

Evliliğin külfetleri çoktur. Ailenin ve çocukların mesuliyetleri vardır. Her babayiğit bu mesuliyetlerden kurtulamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İkinci asırdan sonra insanların en hayırlısı, gailesi az ve çoluk çocuğu olmayandır.) [Ebu Yala]

(Gün gelir, kişinin helakı, hanımının, ana-babasının ve çocuklarının elinden olur. Bunlar onu, fakirlikle ayıplar. Gücünün yetmediğini kendisinden isterler. Kişi bu sebeple tehlikeli işlere girer ve dini gider, helak olur.) [Beyhekî]

(Kulun dağlar gibi iyiliği, sevabı olduğu hâlde, Kıyamette aile hakkından, onların bakımından, malını nereden kazanıp nereye sarfettiğinden sorulur. Böylece bütün hasenatı borçlarına ödenir. Birşeyi kalmaz. Sonra bir melek şöyle der: İşte şu, çoluk çocuğu dünyada bütün sevablarını yiyip bitiren ve bugün rehin olarak kalan kimsedir.) [İ.Gazali]

Evliliğin külfetlerinden bazıları şunlardır:

1- Helal nafaka temininde güçlük çeken kimse, harama sapar ve kendini helake sürükler. Bekar olursa kendini geçindirmesi daha kolay olur.

Kıyamette insanın ilk hasmı aile efradıdır. Derler ki: (Ya Rabbi, bundan hakkımızı al! Biz bilmiyorduk. O bize haram yedirdi.) Çoluk çocuğun hakkı alınır. Sadece mal bakımından değil, ilim bakımından da aile efradını cahil bırakmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kişi, ehlini cahil bırakmaktan daha büyük günahla huzur-i ilahiye çıkamaz.) [Deylemî]

2-  Ailesiyle hoş geçinememek, kötü huylarına sabredememek felakettir. Çünkü erkek çoban gibidir, âmir gibidir, maiyetinden mesuldür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Kişiye, tekeffül ettigi kimseye bakmaması günah olarak yeter.) [Nesâî]

ü teâlâ, kendimizi ve aile efradımızı Cehennemden korumamızı emrediyor. Hâlbuki insan kendini korumaktan aciz iken, mesuliyeti altındakileri nasıl koruyabilir? Geçimsiz, sinirli kimseler hanımlarının kötü huylarına sabredemiyeceği için evlenmemeleri daha uygun olur.

3- Çoluk çocuk kalbi meşgul edebilir. Kendisini ibâdetten alıkoyabilir. Ebu Süleyman-i Darani hazretleri buyurdu ki: (Bekarlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan daha hayırlı, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha hayırlıdır.)

Güzel ahlâka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, hanımını üzmeyecek olan, evlenmesi ibâdetine mani olmayan kimsenin evlenmesinde mahzur yoktur. Helal nafaka kazanması zor ise, geçimsiz ve huysuz ise, evlenmesi hayırlı işlerine mani oluyorsa evlenmesi mahzurlu olur.
Moderatöre Bildir   Logged

kardesinin yüzüne gülümsemen senin icin sadakadir
iyilik ile emretmen sadakadir:
BALYALI
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #7 : Kasım 13, 2007, 12:02:35 ÖÖ »

razi olsun hocam!
Moderatöre Bildir   Logged

اترك الترك ماتركوكم
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #8 : Kasım 13, 2007, 01:05:23 ÖS »

hocam razı olsun ancak bu kıssanın menşei neresidir çünki yanlış hatırlamıyor isem hz Süheyb zengin ve yaşlı bir sahbi idi çünki bazı kıssa kitaplarında  peygamber efendimiz hicret ederken Hz süheyb'e Ya süheyb sen yaşlısın hemde burada malın mülkün var insanlar sana burada kötü davranmazlar   sen bu yola dayanamazsın diye mekkede kalmasını tavsiye etmiş ancak o yaşlı sahabi rasülullahın aşkı ile yollara düşmüş fakat müşrikler kendisinin gitmesini engellemek için çeşitlizorlamalarda bulunsalar bile Hz süheyb bize de ders olacak bi cevap vermiş ve '' Değil malımı mülkümü elimden almak canımıbile almaya kalksanız bu yoldan döndüremezsiz. diye yoluna devam etmiş ve sevgililer sevgilisine kavuşmuştur.( kısaca anlattım mevzu ile alakalı değil ama hakkınızı helal edin)
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #9 : Kasım 13, 2007, 01:20:48 ÖS »

Sahabe i Kiramdamdan mümine bir kadın peygamber efendimize gelerek ya rasülAllah benini kahlayınız der peygamber efendimiz kadını iki defa süzdükten sonra yanında bulunan sahabiye döner ve bu kadını san nikah edeyim mi diye sorar sahabi ya rasülAllah benim ona mihir olarak vereceğim hiçbirşeyim yoktur deyince  peygamber efendimiz git araştır bakalım ne verebilirsin der ve sahabiyi gönderir bir müddet sonra sahabi döner birşey bulamadığını beyan eder bunun üzerine peygamberimiz hiçbirşeyin yok mu diye tekrar sorar sahabi yok ya rasülAllah deyince peki Kur'anı Kerimden de mi birşey bilmiyorsun  diye sorunca bazı süreleri biliyorum ya rasülAllah der   bunu üzerine peygamber efendimiz Kur'anı Kerimden bildiğin sana da eşine de yeter ydeyip nikah larını kıyar(Sahihi Buhari)
 -Ramuzul Ehadis: Demir yüzkle bile olsa evleniniz.
 -Ramuzul Ehadis: Bekarlarla evleniniz çünki Ağızları daha tatlı, cildi daha yumuşak ve rahimleri çocuk yapmaya daha elverişlidir.
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #10 : Kasım 13, 2007, 01:40:09 ÖS »

Meşhur bir hadis: Evleniniz çünki ben kıyamette ümmetimin çokluğu ile övüneceğim.
-toplumumuzu meydana getiren bireylerin oluşturduğu enküçük yapı taşı aile ozaman topluma bilinçli ve imam yükü ile yüklenmiş bir nesil yetiştirmek aile ile mümkün olduğu gibi yozlaştırmakta aile iledir şöyleki :Anne ve baba çocukların kendi üzerlerindeki haklara riayet edip  islam terbiyesini aşılar ise iman nuru ile bütünleşmiş işlerinde ölcüsü din olan bir evlat yetişir ki en büyük misal mezhep İmamımız İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleridir.bilakis tersi olacak olursa ki malesef günümüzde ençok karşı karşıya kaldığımız, ve yakındığımız gençliğimiz ortaya çıkar. Herşey ailede başlar dedik asıl herşey aileye gelen helal veya haram lokma ile başlar haram yiyen bir kimse nasıl ın emir ve yasaklarına temessük edip o doğrultuda ilerlesin bu mümkün mü?ancak helal lokma ile beslenen ve buna dikkat eden anne ve babanın çocukları istenilen ve toplumun arzu ettiği insan olabilir. bütün bunları söylerken Cenab-ı Hak: Ölüden canlıyı, Canlıdan da ölüyü çıkarır.Ayetini unutmamak lazım.
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
tarhun
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 194



« Yanıtla #11 : Kasım 13, 2007, 09:23:20 ÖS »

Merv şehri Kadısı'nin müttaki kızına talibler çoğalmıştı. Yakınlarıyla meşveret etti" Ve yaşlı komşusu hiristiyana da Sen ne dersin diye sordu? Hiristiyan:Bu işte bizden evvelkilerin adetleri var.Sizden öncekilerin de adetleri var.
Zamanimizdaki insanların adetleri de var.
Bizimkilerin adeti asaletli  ve soylusunu bulup vermek.
Sizinkilerin adeti, takva sahibine vermek,
Zamanımızdakilerin adetleri de, zenginleri tercih etmekdir; soyuna dinine, Asaletine asla itibar etmezler.Sen nasıl dilersen öyle yap!" dedi.

Kadı Efendi: "Bizim büyüklerimizin usulü takva ehlini tercih etmektir", deyip arastırdı Kendi kölesi Mübarek'ten daha müttaki birini bulamadı ve kızını ona nikahladı.
Köle Mübarek, kırk gün hanımına yakın olmadı. Sebebi sorulunca
 "Şübheli bir sey yemisse kırk gün içinde kan temizlenir. Dogan çocuk Salih olur" dedi.
iste, evliyaullah arasinda ilim, hilm, şecaat ve cömertlik gibi meziyetleriyle eşsiz söhrete sahip olan alim, muhaddis Abdullah ibni Mübarek bu zatın oğludur...
Moderatöre Bildir   Logged

MUHABBETTEN MUHAMMED OLDU HASIL
MUHAMMEDSİZ MUHABBETTEN NE HASIL
enfa
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1287



« Yanıtla #12 : Kasım 14, 2007, 12:07:13 ÖS »

Nikahın Ehemmiyeti

   Bu alemin kıyamete kadar devamını murad eden ü Teâlâ, her şeyde olduğu gibi bu alemin devamını da bir sebebe bağlamıştır.
   ü Teâlâ her canlıyı çift yaratmış, önce Hz.Adem aleyhisselamı, ondan da Havva validemizi halk edip, insanları çoğalarak yeryüzüne yayılmalarını izdivaca, evlenmeye bağlamış, izdivacı da aralarında sevgi, muhabbet ile rahmete vesile kılmıştır.
   Nikahtan maksad yalnız nesil yetiştirmekten ibaret değildir. Eğer böyle olsaydı iktidarsız olanların ve ihtiyarların nikahlarının caiz olmaması lazım gelirdi. Halbuki onların da nikahları caizdir. Çünkü iki kişinin evlenmesinden rûhânî ve cismânî birlik hasıl olur ve bir kuvvet teşekkül eder. İşte bu sebeple ü Teâlâ Hazretleri erkek kullarına kadınlardan kendilerine helal olanlarla(1) nikahlanmalarını emir buyurmuştur.
    Resûlullah Efendimiz (s.a.v.); "Evlinin iki rek'at namazı, bekarın 70 rek'at namazından hayırlıdır."(2) buyurarak ümmetini nikaha teşvik etmiştir.
    Yalnız yaşamak, insanların yaratılışına uygun olmadığından İslâm'da ruhbaniyet yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Hadîs-i Şerîfi'nde; "İmkanı varken evlenmeyen benden değildir"(3) buyurmuştur.
    Kadın erkek yaratılışları birbirinden farklı gibi görünse de hakikatte birbirini tamamlayan iki unsurdur. Kadını zelîl, erkeği sefil etmeden cemiyet içerisindeki yerlerini gösteren İslâm dini, kadınlar erkeği birbirin elbisesi olarak tarif etmiştir. Birinin kemâlâtı her ikisinin bir arada bulunmasıyladır. Bir milletin terakkîsi erkekle olur, kadınla tamamlanır. Erkeksiz terakkî yoktur, kadınsız terakkî eksiktir. Kadın ve erkeğin bir arada bulunmasının en güzel şekli İslâm dinine uygun bir evliliktir.

1-Nisa Sûresi, âyet:3
2-Feyzü'l-Kadir, c.4, s.50.
3-Keşfü'l-Gumme an Cemîı'l-Ümme c.2, sh. 87.

( Nikâh Risâlesi-Fazilet Neşriyat )
Moderatöre Bildir   Logged


Kimseye bâkî değildir mülk-ü devlet, sîm-ü zer
Bir harap olmuş gönül tâmir etmektir hüner..
Miftahulkuluub
Administrator
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 1644



WWW
« Yanıtla #13 : Kasım 15, 2007, 08:20:18 ÖS »

Enfa zannedersem bilgisayardan değil kitaptan bizzat aktardınız. Teşekkür ederiz.
Moderatöre Bildir   Logged
BALYALI
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #14 : Kasım 15, 2007, 09:15:18 ÖS »

tskr ederizz!!
Moderatöre Bildir   Logged

اترك الترك ماتركوكم
enfa
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1287



« Yanıtla #15 : Kasım 15, 2007, 10:01:01 ÖS »

evet kitaptan aktardım.
Moderatöre Bildir   Logged


Kimseye bâkî değildir mülk-ü devlet, sîm-ü zer
Bir harap olmuş gönül tâmir etmektir hüner..
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #16 : Kasım 16, 2007, 07:48:02 ÖS »

KU'ANI KERİMDE AİLE ALAKALI BAZI SURE VE AYETLER:
     ANA-BABA   
SURE ADI   AYET
İSRA            23
EN'AM            151
LOKMAN   14
AHKAF   15
ANKEBUT   41
BAKARA   83
NİSA            36
TEVBA      23-113-114
   
   KARI-KOCA:   
RUM            21
BAKARA   222
NİSA         34-19-20-128
MÜCADELE   1

   ÇOCUKLAR:   
İSRA           31
EN'AM          140
ŞURA         49-50
KEHF           46
BAKARA     233
ENFAL           28
MÜMTEHİNE   03-12
TALAK      6
MÜNEFİGUN    9
TEGABUN   15
ARKADAŞLAR AKRABALIK VE AKRABALAR, SÜTANNELİĞİ VE SÜT KARDEŞLİĞİ,EVLAT EDİNME,KARDEŞLİK AKDİ VE YETİMLER VE VERASET İLE ALAKILI OLANLANLARI İNŞAAllah BİR DAHAKİ SEFERE YAZACAĞIN
KAYNAKCA:KONULARINA GÖRE KUR'AN FECR YAYIN EVİ
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #17 : Kasım 18, 2007, 07:42:18 ÖS »

            1. (5623)- Ma'kıl İbnu Yesar (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir adam gelerek: "Ben (evlenmek üzere) asaletli ve güzel bir kadın buldum. Ancak kısırdır, çocuk doğurmuyor. Onunla evleneyim mi?" diye  sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Hayır evlenme!" buyurdular. Sonra adam ikinci sefer geldi, yine aynı cevabı aldı. Adam üçüncü sefer de gelince: "(Ey insanlar!) vedud (çok seven) ve velud (çok doğuran)  olanla evlenin. Zira ben (kıyamet günü) diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla övüneceğim" buyurdular." [Ebu Davud, Nikah 4, (2050); Nesaî, Nikah 11, (6, 65-66).]
         2. (5624)- Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyAllahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:Dünya bir meta'dır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır." [Müslim, Rada 64, (1467); Nesaî, Nikah 15, (6, 69).]
           3. (5625)- İbnu Ebi Necih rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kadını olmayan erkek miskindir, miskindir!"  buyurmuşlardır. Yanındakiler:Çokça malı olsa da mı?" dediler.
"Evet çokça malı olsa da!" buyurdular. Sözlerine devamla: "Kocası olmayan kadın da miskinedir miskinedir!" buyurdular. Yanındakiler:Çokca malı olsa da mı?" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:Evet kadının çok malı olsa da!" buyurdular." [Rezin tahric etti.]
          4. (5626)- Hz. Ebu Hureyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Kadın dört hasleti için nikahlanır: Malı için, haseb ve nesebi için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul." [Buharî, Nikah 15;
Müslim, Rada 53, (1466); Ebu Davud, Nikah 2, (2047); Nesâî, Nikah 13, (6, 68).]
          5. (5627)- Hz. Cabir (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Evlendiğim zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:"Nasıl biriyle evlendin (dulla mı bakire ile mi?)" diye sordular.Bir dul aldım!" dedim.Niye bakire değil? O senin sen de onunla mülâtefe ederdiniz!" buyurdular." [Buhârî, Nikâh 10; Müslim, Radâ 54, (715); Ebu Dâvud, Nikâh 3, (2048); Tirmizî, Nikâh 4, 13 (1086, 1100); Nesâî, Nikâh 6, 10 (6, 61-65).]
         6. (5628)- Yine Hz. Cabir (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Şurası muhakkak ki kadın, şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Biriniz bir kadında hoşuna giden bir husus görürse, hemen hanımına gelsin; zira bu, nefsinde uyananı giderir." [Müslim, Nikâh 9, (1403); Ebu Dâvud, Nikâh 44, (2151); Tirmizî, Nikâh 9, (1158).]
Kütübü sitte cilt 15 sayfa 510
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #18 : Kasım 18, 2007, 07:45:56 ÖS »

 
       1. (3433)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:"Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın." [Buhârî,  Nikâh 111, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 140, 181; Müslim Hacc 424, (1341).]
       2. (3434)- Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Aklında bir şeyler olan bir kadın vardı. Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a:"Ey Alla h'ın Resulü! Benim sana bir ihtiyacım var!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:"Ey ümmü fülan, yollardan hangisini dilersen bak da ihtiyacını göreyim" dedi. Kadınla birlikte bir sokağa gitti, kadın da ihtiyacını arzetti." [Müslim, Fedâil 76, (2326); Ebû Dâvud, Edeb 13, (4818, 4819).]
       3. (3435)- Hz. Cerîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a âni  bakıştan sordum. Bana:"Nazarını hemen çevir!" buyurdu." [Müslim, Âdâb 45, (2159); Ebû Dâvud, Nikâh 44, (2159); Tirmizî, Edeb 29, (2777).]
       4. (3436)- Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Ali (radıyallâhu anh)'a buyurdular ki:
"Ey Ali, bakışına bakış ekleme. Zira ilk bakış sanadır, ama ikinci bakış aleyhinedir." [Tirmizî, Edeb 28, (2778); Ebû Dâvud, Nikâh 44, (2149).]
       5. (3437)- Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Fâtıma (radıyallâhu anhâ)'ya, bir  köle getirdi. Bunu ona hibe etmişti. Hz. Fâtıma'nın üzerinde (çok uzun olmayan) bir elbise vardı, elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmi yordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), örtünme hususunda mâruz kaldığı sıkıntıyı görünce:"Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok, zira, karşındakiler baban ve kölendir." buyurdu." [Ebû Dâvud, Libâs 35, (4106).]
       6. (3438)- Ümmü Seleme (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanımda idi. Evde bir muhannes vardı. Bu muhannes, Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah İbnu Ebî Ümeyye'ye: "Ey Abdullah,  şayet yarın Tâif'in fethini müyesser kılarsa, ben sana Gaylân'ın kızını göstereceğim. Çünkü o, gelirken dört, giderken sekizdir" der. Bu söz üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:"Böyleleri bir daha yanınıza girmesin" buyurdu. Bu sözüyle muhannesleri kasdetmişti. Bundan sonra onu, (evlerine girmekten) men ettiler." [Buhârî, Megâzî 56, Nikâh 113, Libâs 62; Müslim, Selâm 32, (2180); Muvatta, Vasiyyet 5, (2, 767); Ebû Dâvud, Edeb 61, (4929).]
       7. (3439)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) erkeklerden kadınlaşanlara, kadınlardan da erkekleşenlere lânet etti ve: "Onları evlerinizden çıkarın!" şeklinde ferman buyurdu." [Buhârî, Libas 62, Hudûd 33; Ebû Dâvud, Edeb 61, (4930); Tirmizî, Edeb 34, (2785, 2786).]
       8. (3440)- Ümmü Seleme (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında idim. Yanında Meymûne Bintu'l-Hâris (radıyallâhu anhâ) da vardı. (Bu esnada) İbnu Ümmi Mektum bize doğru geliyordu. -Bu vak'a, tesettürle emredilmemizden sonra idi- ve yanımıza girdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize:"Ona karşı örtünün!" emretti. Biz:"Ey 'ın resulü! O, âmâ ve bizi görmeyen (ve varlığımızı tanımayan) bir kimse değil mi?" dedik. Bunun üzerine:"Siz de mi körlersiniz, siz onu görmüyor musunuz?" buyurdu." [Ebû Dâvud, Libas 37, (4112); Tirmizî, Edeb 29, (2779).]
       9. (3441)- Ebû Üseyd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mescidden çıkıyordu. Yolda kadınlarla erkeklerin karışmış vaziyette olduklarını görünce, kadınlara:
"Sizler geride kalın. Yolun ortasından gitmeyin, kenarlarından gidin!" diye ferman buyurdu. Bundan sonra, kadınlar nerdeyse duvara değecek şekilde kenardan yürürdü. Bazan bu değmeler sebebiyle, elbisenin duvara takıldığı olurdu." [Ebû Dâvud, Edeb 180, (5272).]
        10. (3442)- İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), erkeğin iki kadın arasında yürümesini yasakladı." [Ebû Dâvud, Edeb 180, (5273).]
       11. (3443)- İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttalî olur." [Tirmizî, Rada 18, (1173).]
       12. (3444)- Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadınlarından biriyle beraber idi. Yanından bir adam geçti. Aleyhissalâtu vesselâm adamı çağırarak:"Bu benim  zevcemdir!" dedi. Adam:
"Ey Alah'ın Resulü! Ben herkesten şüphe etsem de sizden şüphe etmem!" deyince, Aleyhissalâtu vesselâm:"Şeytan insana kanın nüfuz ettiği gibi nüfuz eder!" buyurdular." [Müslim, Selâm 23, (2174).]


Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #19 : Kasım 18, 2007, 07:47:02 ÖS »

 
      .1. (5719)- Hz. Aişe (radıyAllahu anhâ): "Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, bazı fedakârlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır..." (Nisa 128) ayeti hakkında dedi ki: "Bu ayet, şöyle bir kadın hakkında inmiştir: "Bir erkeğin nikahı altındadır, ancak erkek onunla beraberliği fazla istememektedir, onu boşayıp bir başkasıyla evlenmeyi arzulamaktadır. Ona kadın: "Beni boşama, yanında tut, ama dilersen bir başkasıyla da evlen. Sen bana infak ve gece ayırma hususunda serbestsin" der. İşte ayette geçen şu meal bu manayadır: "Bazı fedakârlıklarla sulh olup aralarını düzeltmelerinde onlar için bir günah yoktur. Sulh ise daha hayırlıdır." [Buharî, Sulh 4, Mezalim 11; Tefsir, Nisa 23, Nikah 95; Müslim, Tefsir 14, (3021).]

Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj