Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 03, 2008, 06:29:14 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Evlilik ve Nikahın Ehemmiyeti[12 Kasım 2007]  (Okunma Sayısı 2798 defa)
fatmer
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15

Avatar Yok


« Yanıtla #20 : Kasım 19, 2007, 12:06:18 ÖS »

efendimiz(s.a.v) kız evladı isteyen ilk 3 kişiden birine verin demiş peki yaşı küçkse veya başka bir sorun varsa nasıl olacak hep bu soruyla karşılaşıyoruz ama cevapsız kalıyoruz yardımcı olabilir misiniz hocam?
Moderatöre Bildir   Logged
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #21 : Kasım 19, 2007, 10:07:18 ÖS »

Hz Ebubekr Düşüncelibir şekilde yolda  giderken Rasülüllah kendisi görür ve sorar hayırdır ya Ebabekir seni düşündüren şey nedir? der bunu üzerine Ya rasulAllah kızım aişe baliğ oldu kime nikah edeceğim diye düşünüyorum deyince Peygamber efendimiz tebessüm ederek bence sen kızını Rasülüllaha ver der. Bunun Üzerine hz Ebubekir sevnçten ne yapacağını şaşımış bir vaziyette kızını Rasülüllaha verir.
H.Ş: Sizin en şerlileriniz bekarlarınızdır.
(bu soruya cevap değil ancak aktarmak istedim) 
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TimSaL
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 85


Söz O'nurdur...O'nur hayatın anlamı.


« Yanıtla #22 : Haziran 17, 2008, 03:57:52 ÖS »

bu konuda bilgisi olan birine özel bişiy sormak istiyorum amaözel mesaj a ulaşamıyorum bana yardımcı olabilirmisiniz
Moderatöre Bildir   Logged

Güneşi Bekleyen Islak çamaşırlar gibiyim...Ve Hayat parçalı bulutlu.
tuana 18
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6

Avatar Yok


« Yanıtla #23 : Ağustos 20, 2008, 07:04:55 ÖS »

selam kardeslerim belki konumuz ile ilğili dgl ama şu malumatı sizinle paylasmak istedim (birgün AİSE validemiz rasulullah efndmzn  yanına gelerek -yarasulAllah beni ne kadar seviyosun demis RASULULLAH EFENDİMİZDE -kördüğüm gibi ya AİŞE  tabi aradan zamanlar geciyor HZ AİŞE validemiz tekrar soruyr-YARASULAllah kördüğüm ne alemde deyince RASULU şu cvb veriyor-İLK GÜN GİBİ YA AİŞE)Belki konumuzla ilgisi yok ama birden aklıma bunu yazmak geldi NEYSE COK KONUSMİM SAYGILARIMLA...... HEPİNİZE BAŞARILAR.......
Moderatöre Bildir   Logged
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #24 : Ekim 12, 2008, 02:39:11 ÖS »

Ömer (R.A.)'den: «Resûlüllah (S.A.)'dan duydum, şöyle buyuruyordu: Eğer benden sonra ahvalin değişeceğinden korkmasaydım; size dört sınıfın cennetlik olduklarına şehadet etmenizi emrederdim:
Birincisi : Nikah hakkını (mihrini) kocasına bağışlayıp da, kocasının razı olduğu kadına.
İkincisi: Aile efradı çok olup da halâl yedirmek için onların maişeti uğrunda çalışana.
Üçüncüsü: Sütün memeye dönmediği gibi, bir daha dönmemek üzere günahına tevbe edene.
Dördüncüsü: Ana ve babasına itaatla iyilikde  bulunana.» (Ruh'ul-Beyân)
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
kalyoncu
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3

Avatar Yok


« Yanıtla #25 : Kasım 02, 2008, 04:02:26 ÖS »

İSLAM DİNİNDE EVLİLİĞİN GAYESİ

           Evlenmekle ilgili olarak Yüce rabbimiz kur’ânı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
"İçinizden bekârları ve kölelerinizden, câriyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, cc. kendi lutfu ile onları zenginleştirir.
cc. ( lütfu ) geniş olan ve ( herşeyi ) bilendir."                    ( Nûr Sûresi. 32. )

           Görüldüğü gibi evlenmek, bizleri yaratan rabbimiz’in emridir. Bu emir, mükellefin evlenme ihtiyacı ve durumuna göre farzdan harama doğru derecelenir.

           Peygamber efendimiz s.a.v. bir çok hadisi şerifleriyle evlenmeyi teşvik etmiştir. Onlardan bazıları şunlardır: "Kişi evlenmekle dîninin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısı için de ’dan korksun. ( Yani ın yasaklarından kendisini koruyarak azabı ilahiden kurtulmaya çalışsın.) "                ( Tebrizî, a.g.e., c. II, sh:161 )

            Evli bir adamın iki rekat namazı, bekar olan kimsenin kılacağı seksen iki rekattan daha hayırlıdır.                                              ( Ramuzun-ehadis C 1. S.291. No 12. )

            Ey ümmetim! Nikahlanınız, çünkü bir günün nikahı, bin senelik nafile ibadetten hayırlıdır.                                           ( Mürşidül-müteehhilin. Kutbüddin İzniki. S 23. )
 
            Ey ümmetim sizden biriniz nikahlandığı zaman, şeytan avanesine şöyle  nida eder: “Bu adam dininin iki bölüğünü benden korumuştur.” 
                                                                                     ( Mürşidül-müteehhilin. Kutbüddin İzniki S 23.)

            Bir başka hadîs-i şerîfte de "Size dîninden ve huyundan memnun olduğunuz bir kimse kız istemeye gelince, onu evlendiriniz. Eğer böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük fesad zuhur eder." diye buyurdu. Ashaptan birisi.               "Yâ RasûlAllah! eğer onda fakirlik ve soy asâletsizliği varsa? diye sorunca. Peygamber efendimiz tekrar: "Size dindarlığını ve huyunu beğendiğiniz bir adam gelince onu evlendiriniz!" buyurdu ve bu sözünü  üç defa tekrar etti.   ( Tâc, C. 2, S, 284. )

            İslâm dinin’de evliliğin en başta gelen gâyesi, îmânlı bir neslin yetiştirilmesi ve müslümanların sayısının çoğaltılmasıdır. Bu hususda Peygamber s.a.v. Efendimiz: "Evlenin ve çoğalın! Çünkü ben ( kıyâmet gününde ) diğer ümmetlere karşı sizin               ( çokluğunuzla ) iftihar edeceğim!" diye  buyurmuşlardır.   
                                                                                      ( Ebû Dâvûd, Maa Avni’l- Ma’bûd I,173.)
           Rasûlullah s.a.v. Efendimiz, evleneceklerin, dindarlığı ve ahlâk güzelliğini diğer meziyetlere tercih etmelerini tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: "Kadınları yalnız güzellikleri için nikah etmeyin!. Muhtemeldir ki, güzellikleri onları ahlâken alçaltır. Onlarla mallarının hatırı için de evlenmeyin! Belki malları kendilerini azdırır. Kadınlarla dindarlıkları yüzünden evlenin!. Muhakkak ki yırtık elbiseli, siyah, fakat dindar bir kadın böyle olmayandan daha kıymetlidir."      ( İbnü’l-Humâm, Fethu’l-Kadir, S, 343. )

             İslâm dîni, evliliğin uzun ömürlü olması için iyi bir eş seçimi yapılmasını esas alır. Yuvanın huzur, uyum, mutluluk ve karşılıklı güveni sağlayacak sağlam bir temel üzerine kurulması lazımdır. Bu temel, dîn ve ahlâktır. İnsanda dindarlık yaşlandıkça daha da artar. Ahlâk, zaman ve tecrübelerle daha olgunlaşır. Ahlâk güzelliği, insan için en kıymetli servettir. Asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan, her yaşta güzeldir. Zenginlik, güzellik, soy ve asalet gibi insanların çoğunun peşinde koştuğu şeyler geçici olan hallerdir, bunlar evlilik bağının devamını sağlamaz.
Üstelik bu özellikler bazı insanlarda: Kibri, ucbu: Yani kendini beğenmeyi, övünmeyi
ve ilgi çekmeyi meydana getirir. Bu haller, ailenin huzursuz olmasına, hatta kavgalara sebeb olur. muhafaza! ayrılığa kadar gider.

             İşte bu yüzden Peygamber s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Kadın dört şey için nikâh edilir; malı, güzelliği, soyu ve dindarlığı. Sen bunlardan dindar olanını araştır, bul. Mes’ûd olursun."                                        ( Buhari, Müslim: C. II, S: 1086. )                                     
 
             Zîrâ evlenirken umûmiyetle hem erkekler hemde kadınlar evleneceği kimsenin ya zengin, ya yakışıklı-güzel, veya asaletli olmasını gözönünde bulundururlar, dindârlığı ise en sona bırakırlar. Zamanımızda birçok anne-babalar çocuklarını evlendireceği zaman maddi değerleri ilk pilanda değerlendirip din ve ahlak tarafını hep ikinci pilana bırakırlar. Böyle oluncada hadisi şerifte anlatılan haller meydana gelir.

              Evlilik hayatı içerisinde: Karısının kötü huylarına sabreden erkeğe, ü teala, hastalıklara sabreden Eyyup a.s.’a verdiği mükafatı verir. Kocasının kötü huylarına sabreden hanımlarada, Firavn’un hanım’ı Asiye validemize verdiği mükafatın aynısını verir.                                                                                       ( İhya-u Ulumiddin s, 112. )

              Bu güzelliklerin hepsi evlenmekle elde edilir ve insana dünyada huzuru, ahiret hayatında cennet ve cemali ilahiyeyi kazandırır.
HANIMIN KOCASI ÜZERİNDEKİ HAKLARI

           İslam dini, insan neslinin birbirine karşı pek çok vazife ve haklarının olduğunu beyan etmiştir. Bu haklardan birisi de kadının kocasındaki haklarıdır. Diğer bir deyimle “Kocanın hanımına karşı olan vazifeleridir.”
Erkeğin vazifelerini önce başlıklar halinde ele alıp sonra izahına geçelim.                             
Nafaka: Evli erkek, imkanları nisbetinde eşinin ve çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılamakla, helal nafaka sağlamakla mükelleftir. Nafaka: Yeme-içme, mesken, giyim gibi zaruri ihtiyaçlardır.
İyi geçinme: Erkek, hanımına karşı güler yüzlü, tatlı sözlü, iyi huylu olmalıdır. Kadını incitecek yersiz davranışlardan, kaba tavırlardan sakınmalıdır.
Sevgi ve bağlılık: Erkek, hanımına karşı olan sevgisinde cömert olmalıdır. Ona karşı öyle samimi olmalı ki, kocasının, herkesten daha çok kendisini sevdiğini bilsin. Ancak bu, her isteğini yerine getirecek manasına değildir. Bazı istekler elbette olmayabilir.
Sohbet: Şartlar elverdikçe hanımıyla sohbet ve şakalar yapıp neşeli vakitler geçirmeyi sağlamak evliliğin tabii ihtiyaçlarındandır. Böyle hareketler sünnettir.
Nezaket: Her kadın, eşi tarafından beğenilmeyi ister. Şaka dahi olsa kadın kötülenmemeli. Hoşlanmayacağı şakalar yapılmamalı. Lüzumu yokken tenkit edilmemeli. Kadına değer verilmeli. Bazen yaptıklarını takdir etmelidir.
Sabır: Erkek, eşinin bazı hatalı sözleri ve davranışlarına karşı hemen öfkelenmemeli. Sinirlenip bağırmamalı. Kadın sinirlenmişse de, erkek sükûnetini korumalı.
Tedbir: Erkek, ailede kavga çıkarmaktan ve kadını dövmekten sakınmalı. Evlilik hayatının selameti için herkes çeşitli tedbirler alır. Fakat, basit kusurlar için kadını azarlamak ve meseleyi büyüterek dövmek yersizdir.
Hoşgörü: Eşinin bazı kusurlarını görmezden gelmeli. Olağan bir kusurdan dolayı da bir-iki günden fazla dargın durmamalı. Erkek, bazen de kusuru kendinde aramalı.
Yardım: Dışarıya dönük işler erkek tarafından görülmeli. Ev işlerinde de kadına yardımcı olmalı. Evdeki düzen ve temizliğe dikkat etmeli.
Eve bağlılık: Kadının hoşlandığı erkek, evine bağlı olan erkektir. Erkek, geceleri ihtiyaçtan fazla dışarıda kalmayıp evine dönmeli.


a ) Erkek, ev reisi olması hasebiyle hanımının yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini ve evin bütün ihtiyaçlarını temin etmesi üzerine farzdır. cc. şöyle buyurmuştur:        ( Onların çocukların anaları olan zevcelerin, maruf şekilde yiyeceği, içeceği, çocuk kendisinin olan babaya aittir.                                                        ( Bakara suresi. Ayet, 223 )
           Başka bir ayeti kerimde: ( Hali vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin, rızkı kendisine daraltılmış bulunan fakir kimselerin nafakasıda, hz. ın ona verdiğinden başkasını yüklemez. c.c. güçlüğün arkasından dünyaya’da da ahirette’de kolaylık ihsan eder.                                                          ( Talak suresi. Ayet, 7 )

           Rasullüllah s.a.v Efendimiz hadisi şerifte şöyle buyuruyor: ”Sizin üzerinizde onların yani hanımlarınızın maruf şekilde örf- adet gereğince doğru şekilde  yiyecek ve giyecek hakları vardır.” ( Müslim ) nafakası ile mükellef olduğu, çocukları, ana ve babası gibi kimseleri ihmal edenin kötülüğünü Rasullüllah s.a.v. Efendimiz şöyle açıklıyor. “Nafakasını verdiği kimseyi ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” 
                                                                                                                            ( Ebu Davut. Abdullah bin Amr dan )

           Kadın zengin bile olsa erkek, hanımının nafakasını temin etmeye mecburdur. Kadınlarında medenî hakları vardır. Muâmelâtta kadının hakları, erkeğin hakları gibidir.

b ) Erkek, Hak teala tarafından kendisine lütfedilen hanımını ın bir emaneti olarak kabül edip her türlü tecavüzden ve tehlikeden hem cismini hem malını hemde namusunu koruması farzdır. Bu husus pek çok dini hükümlerle beyan edilmiştir. Allahu teala şöyle buyuruyor: ( Ey iman edenler! Gerek kendinizi, gerek ailenizi öyle bir ateşten koruyunuz ki, o ateşin yakacağı insanlar ( yani cehennemlikler )  ve taşlardır.                                                                                  ( Talak Suresi. Ayet 6. )

           Erkekler, hanımlarını böyle korudukları gibi kadınlar da kocalarını yabancı kadınlardan ve tehlikelerden koruması lazımdır. Karısını başkalarından kıskanmayan erkek ve kocasını haram yola sapmaktan kıskanmayan kadınlarla alakalı peygamber efendimiz bir hadis’i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Hayvanlar içerisinde dişisini kıskanmayan tek mahluk domuzdur.” Hanımını, kızını, gelinini ve yakını olan kadınları yabancılardan kıskanmayan kimselerin süreti insan ise de, siret ve yaşayış itibariyle her şeyi necis olan bu hayvana benzemiş ve lanetlenmiştir. Cenab’ı hak bizleri böyle edepsizlerin şerrinden korusun.
           Hakka inanan her müslüman erkek, hanımına iyi muamele yapar. Zulmetmez. Emanet olması hasebiyle hıyanetlik yapan kimselerin imanı tehlikededir. Rasülüllah s.a.v efendimiz bir hadis’i Şeriflerinde şöyle buyuruyor. “Emanete riayet etmeyen kimsenin, kamil bir imanı yoktur”.                                                  ( Ahmed Bin Hanbel. )

c ) Erkek, hanımının hanımlık ihtiyacını temin ve tatmin etmesi lazımdır. Rasülüllah s.a.v efendimizin hanımlarının yatak haklarına son derece riayet ederdi. Hatta nafile ibadete kalkacağı zaman evvela hanımlarından izin alır, ibadetine öyle devam ederdi. Peygamber s.a.v efendimizin hali böyle iken, bir erkek veya kadın, zikredeceğim, sohbete gideceğim, arkadaş ziyaret yapacağım, başım ağrıyor veya canım şimdi istemiyor diye hanımını veya kocasını günlerce ihmal edenlerin halleri ibret vericidir. Allaha nasıl hesap vereceklerini hiç düşünmezlermi. Veya ümmeti olduğunu söydediği peygamberinin hayatına hiç bakmazlarmı. Bu şekildeki halleriyle peygamberimizin, Ey ashabım! Sizin üzerinizde ın hakkı vardır. Sizin üzerinizde hanımınızın ( Kocanızın ) hakkı vardır. Sizin üzerinizde bedeninizin hakkı vardır. İkazına zıt hareket ettiğini düşünmezlermi. Bu halleriyle hakikatte ümmetlikten uzaklaştıklarını görmezlermi.

           Ailesinin cinsi arzusunu tatmin etmeyip hakkını vermeyen kimse, şayet başlarına bir felaket gelir ailesinin doğru yoldan çıktığını görürse, kimsede hata aramamalıdır. Kendisi namuslu hanımının veya bey efendi kocasının yolunu saptırmaya sebep olduğundan dünyada rezil ahirettede azaba müstahak olur.
d ) Erkek, kadının maddi ihtiyacını karşılagığı gibi, dini ihtiyacını da karşılaması ve eksiklerini öğretmesi lazımdır. Zira ev reisi olan erkeğe, hanımının, çocuklarının ve bakmakla mükellef olduğu babası, anası gibi diğer yakınlarının maddi manevi bütün ihtiyaçlarını temin etmesi farzdır. Rasülüllah s.a.v Efendimiz bir hadisi Şeriflerinde âile ocağında karı-kocanın mes’ûliyetlerini şöyle belirtir: "Dikkat ediniz ki, hepiniz çobansınız. Ve her biriniz güttüğünden sorumludur. Devlet reîsi bir muhâfızdır. Ve maiyyetindekilerden ( emri altındakilerden) mes’ûldür. Erkek, ev halkının üzerinde               bir muhâfızdır. O da ev halkından mes’ûldür. Kadın da, kocasının evinde bir çobandır ve güttüğünden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malı üzerinde bir bekçidir ve ondan mes’ûldür. Hulâsa, sizin her biriniz bir çobansınız ve beklediklerinizden mes’ûlsünüz."         
                                                                                                           ( Buhârî, c. VI, s: 152 )
e ) Erkek, kadına son derece şefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini sağlamalıdır. Eve geldiği zaman güler yüzle selam verip tatlı dil ile hal hatır sormalıdır. Yüce c.c şöyle buyuruyor. “Onlarla yani hanımlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey hoşunuza gitmezde, c.c. ondan bir çok hayır takdir etmiş bulunur”.                                         ( Nisa Suresi, 19 )

           Peygamber efendimiz vefat ederken son cümleleri şunlardı. “Namaza! Namaza! dikkat edin. Emriniz altındakilere güçlerinin yetmeyeceği yükleri yüklemeyin!. Hanımlarınız hakkında Allahdan korkun.! Onlar sizin elinizde bir bakıma hürriyyetini kaybetmişlerdir. Onları ile muahede, yani Allaha söz vererek ın adıyla kendinize helal ettiniz. ın emaneti olarak aldığınız hanımlarınıza iyi muamele edin.”                                               ( Nesei Süneni kübrada. İbni Mace Ümmü Selemeden.)

           Rasülüllah s.a.v. Efendimiz veda hutbesinde mealen şu cümlelerle tavsiyede bulunmuştur: “Ey insanlar, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Ama onlarında sizin üzerinizde hakları vardır. Onlar, sizin haklarınıza riayet etmelidir.              Siz de onlara iyi muamele etmelisiniz.”
           Resülüllah efendimiz bir hadis’i şerifte şöyle buyurmuştur. “Sizin en hayırlınız, hanımına hayırlı olanınız, yani hanımıyla en iyi geçineniniz ve aile efradına en şefkalti olanınızdır.”                                                                               ( Tirmizi )

           Yüce rabbimiz kur’an’ı kerimde mealen şöyle buyuruyor: ‘Erkeklerin, meşru surette kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınlarında, onlar (Erkekler) üzerinde hakları vardır. Yalnız, Erkekler, onlar (kadınlar) üzerinde üstün bir dereceye maliktirler.
                                                                                                        ( Nisa Suresi, 128.)

               Hulasa kadının erkek üzeride ve erkeğinde kadın üzerinde pek çok hakları vardır. Ailenin çatısını meydana getiren erkek ile hanım imkan dahilinde maddi, manevi, dünyevi, uhrevi, sözle, hareketle, cinsi arzunun tatmini ile, mal ve evlatla ve her çeşit sebeplerle ve meşrü şekilde birbirinin hukukuna riayet etmesi, İslam’ın önemli emirlerindedir.
               Erkek, hanımının gençlikteki kızlık hayallerini hatırlayıp hangi duygularla kendisine vardığını ve neleri hayal ettiğini düşünmeli durumunu ona göre yönlendirmelidir.
Moderatöre Bildir   Logged
kalyoncu
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3

Avatar Yok


« Yanıtla #26 : Kasım 02, 2008, 04:03:01 ÖS »

KADININ ÜÇ TEMEL HAKKI
           Kadının, evlilik akdiyle meydana gelen temel hakları vardır. Bunlar mehir, nafaka ve mesken olmak üzere üçtür.

1 - Mehir:
Mehir: Evlenirken erkeğin nikâhı altına aldığı kadına bir değerin ifadesi ve sıkıntılı dönemdeki sosyal garantisi olarak verilen maldır. Mehir, kadının kendi hakkıdır. Onunla çeyiz yapmak mecburiyetinde değildir. Erkeğin, bu meblağı kadına ödemesi şarttır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyuruyor: "Aldığınız kadınlara mehirlerini seve seve verin! Şayet ondan birazını kendileri gönül hoşluğu ile bağışlarlarsa, onu da içinize sine sine yiyin!."                                 ( Nisâ suresi. 4 )
 
           Bu âyet-i kerîme, erkeklerin, kadınlara mehirlerini vermelerinin vâcib olduğuna delâlet eder. Mehir, annenin, babanın veya velînin değil, kadının Allâh tarafından belirlenmiş en tabiî hakkı ve hayat garantisidir. Bu, erkek tarafından verilen bir nevî tazminattır. Harcama sahası, meşrû çerçevede tamamen kadının kendi irâdesine bağlı olmakla beraber, kocası ile istişarede bulunması aralarındaki sevginin devamı için çok daha güzel olur. Kadın, mehrini ya da, varsa diğer mal varlığını, hayır yolunda harcayabileceği gibi, ticâret yaparaktada kullanabilir. Çünkü kendi sosyal güvenliği, evlenmekle garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûrî harcamalar, kocasına aittir.

           Mehrin çoğuna bir sınır yoktur. Çünkü yüce rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Onlardan birisine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, içinden birşey almayın!" buyurulur.                                                                                ( Nisâ suresi: 20. ) 

           Hz. Ömer r.a. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in eşi ve kızları için en çok 480 dirhem gümüş para mehir uyguladığını dikkate alarak, kendi halifeliği zamanında mehri en çok 400 dirhemle sınırlamak istemişti. Hz. Ömer r.a., minberden indikten sonra Kureyşli bir kadın, yukarıdaki âyet-i kerîmeyi okuyarak, Teâlâ’nın mehir için bir sınır getirmediğini, aksine kadınları yükler dolusu mehre lâyık gördüğünü söyledi. Bunun üzerine yeniden minbere çıkan Hz. Ömer r.a., şöyle buyurmuştur: "Size kadınlarınız için 400 dirhemden fazla mehir vermenizi yasaklamıştım. İsteyen, malından dilediği kadar mehir verebilir."                          ( Hamdi Döndüren, a.g.e., s: 224 )
           Bu arada şunada dikkat etmek lazımdır. O devirde beş dirhem, yaklaşık bir kurbanlık koyun bedeliydi. Bu günkü hesabı ona göre yapmak lazımdır.

Mehrin en az miktarına dâir ise, çeşitli görüşler ileriye sürülmüştür. Hanefî mezhebine göre, mehrin en azı on dirhem gümüş veya bunun karşılığıdır. ( Haskefî, Dürru’l-Muhtâr, c. II, s: 452)

           Bir kadınla evlenmek isteyen bir sahâbîye Peygamber s.a.v. Efendimiz, mehir olarak birşeyler vermesini bildirmiş, ancak erkeğin fakir olduğunu görünce: "Demirden bir yüzük bile olsa, evde araştır ve getir!" diye buyurmuşlar. Adam bunu da temin edemeyince, onu bildiği Kur’ân-ı Kerîm karşılığında bu kadınla evlendirmiştir.                                                                                    ( Nesâî, Nikâh, 62.)

           İslâm Dîni’nde evlenme güçleştirilemez. Bilakis neslin çoğalması, fuhşun ortadan kalkması için kolaylaştırılır. Binâenaleyh mehrin, erkeğin durumuna göre fazla olmaması makbuldür. Peygamber s.a.v. Efendimiz: "Mehrin en iyisi az olanıdır."                        diye buyuruyor.                                                    ( İbn-i Hacer, Bülûğu’l-Merâm Terc. c. III, S: 234. )

Mehir, iki kısma ayrılır:
1. Mehr-i müsemmâ: Mehir, evlilik akdi sırasında taraflarca tesbit edilmişse, buna mehr-i müsemmâ denir. Bu da kararlaştırılan ödeme şekline göre ikiye ayrılır:

a. Mehr-i muaccel: Kararlaştırılan mehir, peşin ödenecekse, buna mehr-i muaccel denir.
b. Mehr-i müeccel: Mehrin, kısmen veya tamamen ödenmesi, ilerdeki bir tarihde olacaksa, buna da mehr-i müeccel denir.

2. Mehr-i misil: Nikâh akdi sırasında mehir, hiç konuşulmaz veya usûlüne uygun bir şekilde kararlaştırılmazsa, ozaman mehr-i misil meydana gelir. Mehr-i misil, kadının emsâline bakılarak takdîr edilen mehirdir.
           Aslında mehir, evlilik süresinde kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Yani kadına bir ek teminat gibidir. Çünkü beklenmedik bir zamanda kocasını kaybetmesi veya boşanmaları durumunda, kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar, mehir ona destek sağlar.

          Görüldüğü gibi İslâm Dîni’nde kadın, geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insan durumundadır.

2 - Nafaka:
Nafaka, normal bir hayat yaşayabilmesi için gerekli olan mesken, yiyecek, içecek, giyecek ve tedâvî masrafları nafaka mefhumu içinde yer almaktadır.                                     
                                                                       ( Hayreddin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku, s: 286 )

           Bir kadın, evlenip kocasının evine yerleştikten sonra, onun yiyecek, içecek, elbise ve mesken masrafları kocasına âiddir. Bunlar, isrâfa kaçmadan ve cimrilik de etmeden eşlerin sosyal seviyelerine göre sağlanır. Eşlerin her ikisi de zengin ise, buna uygun harcama yapılır. İkisi de fakir ise, kadın kocasından, zenginler seviyesinde bir harcama isteyemez. Birisi zengin, diğeri fakirse, ortalama bir yol izlenir.

            Nafaka ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: "Annelerin yiyecek ve giyeceği, gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına âiddir."         ( Bakara suresi: 233 )
"Hâli vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin! Rızkı kendisine daraltılan fakir de, nafakayı Allâh’ın ona verdiğinden versin! Allâh hiçbir kimseye, ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allâh, güçlüğün arkasından kolaylık ihsân eder." (Talâk suresi 7. )

           Erkek, gücü oranında hanımının ve çocuklarının nafakasını helâl yoldan sağlamak zorundadır. Kadını, nafaka kazanmaya ve bunun için çalışmaya zorlayamayacağı gibi, başka bir yolla da âile bütçesine katkıda bulunmaya mecbur edemez. Hanımının ve çocuklarının rızkını helâlinden sağlamak, erkeğin, çoluk çocuğuna karşı en önemli vazifelerinden birisidir. Hatta koca fakir, kadın zengin olsa, yine de âilenin geçimini sağlamak kocanın vazifesidir.

           Peygamber s.a.v. Efendimiz de erkeğin, âilesinin geçimini sağlamak hususunda cömert olmaya dâvet ederek şöyle buyuruyor:
"Kişinin ehline ( eşine ve çocuklarına ) sarfettiği şey sadakadır."     ( Münâvî, s: 75. )              Başka hadîs-i şerîfde: "Âilene yaptığın her harcamadan, hattâ hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile sevap kazanırsın." buyuruyor.             ( Ahmed b. Hanbel, 1, 172. )

           Açıkça görülüyor ki erkek, âilesine ’ın rızâsını gözeterek yaptığı her hizmet ve harcadığı her kuruş için sadaka sevâbı kazanmaktadır.

3 - Mesken:
Evlilikle meydana gelen nafaka hakkının kapsamına giren hususlardan biriside mesken hakkıdır. Konu ile ilgili olarak cc. şöyle buyuruyor: "İmkân ve varlıklarınıza uygun olarak oturduğunuz yerde kadınlarınızıda oturtun!." ( Talâk suresi: 6.)
           Bu ayetteki emre gore, kocanın hanımına bir mesken temin etmekle mükelleftir. Ve bu meskenin de kadının sosyal durumuna uygun olması gerektiğini ifâde etmektedir. Bu mesken, müstakil bir ev olabileceği gibi, dayalı döşeli bir dâire de olabilir. İkâmetgâhı belirleme hakkı, kocaya âiddir. Ancak eşlerin oturacağı mesken, sağlığa elverişli olmalı, oturulan bir yörede bulunmalı, iyi komşulu olmalı, bir ev için gerekli mûtâd eşyâya sahip bulunmalı, diğer yandan kocasının hısımları aynı meskende oturmamalıdır. Ancak kadın, onlarla birlikte oturmayı kabul eder ve hizmetlerini görürse, bu onun ahlâkının güzelliğindendir.                                                                           
                                                                                       ( Hamdi Döndüren, a.g.e., s: 251.)

Moderatöre Bildir   Logged
kalyoncu
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3

Avatar Yok


« Yanıtla #27 : Kasım 02, 2008, 04:03:29 ÖS »

ERKEĞİN HANIMI ÜZERİNDEKİ HAKLARI

           Kadının kocası üzerinde hakları olduğu, gibi erkeğinde hanımı üzerinde haklar vardır. Kocanın hanımındaki hakları şunlardır.

Kadının vazifeleri önce başlıklar halinde ele alıp sonra izahına geçelim.               
İtaat: Hakka inanan her kadın, kocasının meşru ve helal olan her isteğini memnuniyetle kabül etmesi ve söz sahibi olarak kocasını bilmesi lazımdır. Bu her müslüman kadının vazifesidir.                                                                                               Güleryüz: Kadın, erkeğine karşı güler yüzlü, tatlı sözlü olmaya çalışmalı. Kocasının iyiliklerine karşı teşekkür etmek de, kadın için güzel bir nezaket halidir.                                       Ev idaresi: Ev idaresinde kadın lüks ve israftan kaçınmalı. Evdeki eşyaları temiz ve idareli kullanmalı. Ev masraflarında kadın savurgan olmamalıdır.                                      İzin almak: Kadın kocasından izinsiz dışarılarda gezmekten kaçınmalıdır.                   Ana-baba ve yakın akrabalarını, ihtiyaç halinde ziyaret edebilir.
Süslenme: Kadın, evindeki süs ve giyimiyle erkeğine cazip görünmelidir. Kadın, sadece eşi için süslenmelidir başkalarına güzel görünmek için değil!
Tenkitten çekinmek: Kadın, erkeğine karşı olur olmaz şeyler için tenkitte bulunmaktan ve ona emir verir gibi tavır almaktan sakınmalıdır. Hiç bir kadına, kocasına emir verirmiş gibi tavır takınması yakışmaz. İslamda böyle bir şey yoktur.
Dedikodu: Bağırıp çağırmaktan, gevezelik etmekten, başkalarının dedikodusunu yapmaktan kadınlar titizlikle sakınmalı. Huzursuzlukların baş sebebi dedi-kodudur. Alaydan sakınmak: Kadın, şaka dahi olsa eşi ile alay etmemeli. Ona hakarette bulunmamalı. Hele bunu başkalarının yanında asla yapmamalı. Her fırsatta, kendisini ve sülalesini övmekten sakınmalıdır.
Şikayetçi olmamak: Erkek eve döndüğü zaman kadın, bir takım sıkıntı ve şikayetleri öne sürerek huzur bozmaktan sakınmalı. Aile içerisinde iyi geçinmelidir.
Engel çıkarmamak: Kadın, eşinin ilmi ve fikri çalışmalarına engel olmaktan sakınmalı. İlim ve fikir mesleğinde hizmet görenler, bunları evlilik hayatına feda edemezler.



a ) Kadın, kocasını aile ve ev reisi olarak tanıması lazımdır. Zira üteala erkeğe
şu mealdaki ayeti celile ile bu hakkı vermiştir, ( Erkekler, kadınlar üzerinde hakimdir Ailenin reisidir. ( Nisa Suresi, 34. ) Dînimize göre erkek, âilenin reîsi ve mes’ûlüdür.
O, hayatın meşakkatlerine göğüs germiş, maîşet yükünü yüklenmiş, kadının nafakasını da üzerine almıştır. Erkek bu ağır vazîfeye karşı, kadından meşrû işlerde kendisine itâat hakkına mâliktir.

           Müslüman hanım, Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in şu hadîs-i şerîfini her zaman kendisine rehber edinmelidir: Kadın beş vakit namazını kılar, ramazan ayında orucunu tutar, namusunu muhafaza eder ve kocasını razı ederse rabbisinin cennetine girer.                                                  ( İbni hibban, Aynul ilim c,1,414 - Müsned I/191 )

           Cennet hanımlarının efendisi olduğu peygamber efendimiz tarafından bildirilen             Hz. Fâtıma validemiz, hz. Ali ile evlendiklerinde peygamber s.a.v. Efendimiz, geçim işlerini aralarında taksim ederek, evin dış işlerini hz. Ali ’ye, iç işlerini de
Hz. Fâtıma ’ya vermiş ve kızı hz. Fâtıma r.anha’ya hitaben şöyle buyurmuştu:
"Kızım Fâtıma, sen Ali’ye câriye ol ki, yani kocana hizmet etki, o da sana köle olsun"                                                     
                                                                                     ( Hacı Cemal Öğüt, Fâtımatü’z-Zehrâ, S, 62. )

           Hz. Fâtıma validemiz, babasının bu tavsiyelerine uyarak, kocası hz. Ali k.v. ye gücünün üstünde hiç bir masraf yüklemeyip daima eldeki ile yetinirdi. Bütün âile fertlerinin elbiselerini bizzat kendi elleriyle biçip dikerdi. İbâdet dışında hep ev işleriyle uğraşırdı. Evin ihtiyacı olan suyu, kuyudan çekip çıkarır, omuzuna koyup getirirdi.
Bu yüzden ip boynunu kesmişti. Un elde etmek için devamlı olarak el değirmenini bizzat kendisi çeviriyordu. Nihayet elleri nasırlaşmıştı.         ( Buhârî, Dâvât c. VIII, s. 87 )

           Kaab r.a. şöyle rivayet etti. kıyamet gününde kadın evvela namazından sonrada kocasının hakkından hesaba çekilecektir.
           Müslüman kadının Evinin itiyacı dışında keyfi olarak bir şeyler isteyerek kocasını rahatsız etmemesi lazımdır. Selef kadınları, sabah kocaları evden çıkarken onlara şöyle derlerdi. Sakın eve haram mal getirmeyesin, biz açlığa ve zorluğa dayanırız ama ahirette ateşe dayanamayız.                             ( Abdüllatih tercümesi  S, 252. )

           İslâm hanımının evi ve âilesi, kendisi için huzûr ve mutluluk yeridir. Âile sorumluluğunu tam mânâsıyla idrâk ederek, onlara hizmet etmeyi üzerine borç bilmeli ve vazîfelerini hakkıyla başarmalıdır.

           Namuslu ve efendisine bağlı, güzel ahlaklı kadın kocasını reis ve amir olarak tanır, hak ve doğru olan sözünde itiraz etmez ve kocasının sözünü ağzında bırakmaz, çok konuşarak başını ağırtmaz. Bu hal ve hareketiyle aile efradının içinde gerçek hüzuru sağlamış olur. Eğer kadın kocasını büyük olarak saymaz ve saygı göstermezse, işte bu kadın evin ve aile efradının belası, cemiyetin zararlı bir unsuru ve insanların manevi hayatlarının yıkılmasına sebep olan en şerli ve zararlı bir insan olmuş olur.

           Böyle kadınların kötülükleri pek çok dini hukumlerle beyan edilmiştir. Kocaya saygıyı umursamayan, islamın hükümlerini tanımayan kadınlar, şerli ve kötü kadınlardır. Rasülüllah s.a.v. Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuşlardır:              Benden sonra erkekler üzerinde, kötü kadınlardan daha fitneci ve bela bir şey bırakmadım.                                                       ( Buhari, Müslim, Tirmizi, Ahmed B. Hanbel )

           Küçücük problemleri büyüterek basit sebeplerden dolayı kocasına, şimdiye kadar ne yaptın, bana bakmıyorsun, benimle ilgilenmiyorsun, beni kendine yakıştıramıyorsun’ gibi sözlerle, kocasının gönlünü kıran kadınlar, ımızın kur’anı kerimde, peygamberimizin hadisi şeriflerde açıkladığı hayırsız ve şerli kadınlardır.

b ) Kadın, kocasına hanımlığını yapması lazımdır. Aksi takdirde kocasının haram yollara sapmasına sebep olabilir. İslam dini bu hususta çok hükümler açıklamıştır.
Peygamber efendimiz s.a.v. Bir Hadis’i Şerifde  şöyle buyurmuştur: ‘Kadın, kocasını döşeğinden ( veya davetinden ) kaçarak yatarsa, sabaha kadar melekler o kadına lanet eder.                                                                                             ( Buhari Müslim )

c ) Dinimizin emrine göre kadın kocasının izni olmadan hiçbir yere gidemez. Kocasının istemediği yerlere ve kimselerede gidemez. Kocasının izni dahilinde dışarıya çıkmalı ve kocasının izni ile gitmelidir, evine kocasının izin verdiği kimseleri (kadınları ve yakın akrabaları) almalı, kocasının hoşlanmadığı kimseleri almamalıdır. Rasülüllah s.a.v. efendimiz bir Hadis’i şeriflerinde şöyle buyuruyor: ( Bir kadının kocası yanında hazır iken kocasının  izni olmadıkça nafile oruç tutması helal olmaz ve kocasının izni olmadıkça, kocasının evine yabancı bir kimseyi koyması helal olmaz. ( Buhari ) Bu Hadis’i şerifte birinci cümlede beyan edilen hüküm gereğince, kadın, kocasının izni olmadıkça oruç tutamaz, Fakat farz olan Ramazanı şerif orucunu ve kazaya kalan orucunu tutar. İzni olmasa dahi tutması lazımdır. Zira c.c. ile kulun emri karşılaştığı zaman cc. ın emri kulun  emrinden önde gelir.
d ) Kadın, kocasının, evinin, çocuklarının, malının muhafızıdır ve kocası için kendi namusunu ve iffetini korulması lazımdır. Bu hususu yüce Allahmız kur’an’ı  kerimde şöyle buyurmuştur: ( Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler ( aile reisidirler ) O sebeple ki onlardan kimini ( Erkekleri ) kiminden ( kadınlardan ) üstün kılmıştır. Birde ( Erkekler onlara ) mallarından infak etmektedirler, iyi kadınlar itaatli olanlardır. c.c kendi (hak) larını (Kur’an’ı Kerimde) nasıl korudu ise, onlarda ( kadınlarda ) öylece göze görünmeyeni ( erkeğin gıyabında malını, onun ve kendisinin şeref ve namusunu ve birde ev sırlarını ) koruyan ( kadın ) lar, iyi ve itaatli kadınlardır.                       
                                                                                                                 ( Nisa suresi, 34.)

           Bu ayeti kerime gereğince, kadın, kocasının, evinin, malının ve çocuklarının koruyucusudur. Aynı zamanda kocası ile aralarında geçen maceraları ve sırlarını iyi olmasa bile muhafaza etmesi, başkalarına anlatmaması lazımdır.
           Bu haller kendisinde bulunan kadınlar güzel huylu ve yüce ın methine layık saliha kadınlardır

e ) Kadın; kocasının doğru ve helal olan emrine itaat etmesi ve son derece hürmet etmesi lazımdır. Abdullah İbnu Ebi Evfa r.a. peygamberimizin bir hadisi şerifini şöyle anlatıyor: Hz. Muaz Şam’dan dönünce Resuulullah aleyhissalatu vesselam’a secde etmişti. Peygamberimiz s.a.v hayretle “ Ey Muaz! Bu da ne?” dedi. O açıkladı:
Ya! Rasülellah, ‘Şam’a gitmiştim, onların reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladım. İçimden, aynı şeyi size yapmak arzusu geçti. Peygamberimiz s.a.v bunun üzerine: “ Bunu yapmayın! Zira, şayet ben, bir kimseye, ’tan başkasına secde etmeyi emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederim. Nefsimi kudretinde tutan ’a yemin  ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını’da eda edemez. Kadın ( deve sırtındaki ) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın, kocasının bu isteğini karşılaması lazım.”

           Bütün bu hal ile beraber erkek şunu iyi bilmesi ve anlaması lazımdır. İslâm hukûkuna göre evli kadın, kocasının evinde bir işçi, kocasıda bir iş veren değildir. Ancak müslüman bir hanımın, iyi geçimin bir gereği olarak, kocasının ve çocuklarının hizmetini severek yapması ve ev işlerini görmesi, büyük bir fedâkârlık sembolüdür.
Erkek hanımının bu ve benzeri iyi niyetlerini istismar etmemesi lazımdır. Hanımda yaptıklarını başa kakmadan rızası ve ailenin huzuru için yapması lazımdır.

           Peygamber efendimiz s.a.v. bu şekilde yaşayıp itaatli haliyle vefat eden kadınların fazilet ve derecesini şu hadis’i şeriflerle beyan etmiştir:

- Yararlı ve itaatkar bir kadın, içi bozuk bir erkekten katında daha hayırlıdır.
Bir kadın, kocasına yedi gün itaat eder, kocasıda kendisinden memnun olursa,
cc. o kadına cehennem’in yedi kapısını kapatır. Sekiz cennet kapısınıda açar.
O kadın hesab vermeden ( Yani, hesabını kolayca verip, zorluklarla karşılaşmadan ) bir azaba uğramadan cennetin hangi kapısından isterse içeriye girer.  ( Dekaikul-Ahbar )   

- Bir kadın kocasının elbisesini yıkadığı zaman, şu sevapları alır. – o kadın için bin iyilik sevabı yazar, iki bin kötülüğünü afv eder. – Üzerine güneşin doğduğu her şey o kadının bağışlanmasını ’tan ister. – O kadının cennetteki derecesi bin kat yükseltilir.                                                                           ( Ebu Mansur. Müsnedül-Firdevs )

- Her hangi bir Mü’mine kadın, ölür ve kocası da o kadından razı olursa, o imanlı ve itaatkar kadın Cennete girer.                                                                          ( Tirmizi )

- Ya Aişe! Hangi kadın kocası için süslenirse, gündüzleri oruç tutmuş geceleri namaz kılmış ve yolunda cihad eden kimse gibi sevap alır.              ( Ravzatul-ulema )

- Dünya’nın hepsi meta, eşyadır. Ve Dünya’nın hayırlı varlığı ise, saliha kadındır.
Bu hadis İslam’ın kadına verdiği büyük kıymetin bir ifadesidir.

           Kocasının gönlünü kıran ve itaat etmeyen kadın hakkında da çok Hadis’i Şerifler mevcuttur. Rasülüllah s.a.v Efendimiz bir Hadis’i Şerif de şöyle buyuruyor. (Dünyada bir kadın, kocasına eziyet ettiği vakit: O kocasının cennetteki Hurisi, c.c senin belanı versin Benim cennete efendim olacak adama eziyet etme, zira o eziyet ettiğin kocan senin yanında misafirdir. Pek yakında senden ayrılacaktır. diye lanet okur.                                                                                                   ( Tirmizi )





           Yukarıdan beri naklettiğmiz hakikatler gereğince, Müslüman olan her kadın, cc. ya olan vazifelerini yerine getirmekle beraber, kocasına itaat etmekle mükelleftir. Kocasının meşru olan her türlü ihtiyaclarını karşılamaya çalışması, kocasının, evinin ve çocuklerının hizmetini yapması, yiyecek ve içeceklerini pişirmesi ve evin her türlü kadına ait işlerini yapması lazımdır. Bu hükümlere göre yaşayan kadınlara ne mutlu, onlara müjdeler olsun, cc. Öyle hanımların adedini artırsın. Cennette kendilerine yüksek dereceler hazırlanan saliha hanımlar böyle yaşayan hanımlardır. Bu halleri yaşamayanlar da ne kadar yazık ve zavallıdır. Zira şeytana aldanarak fani dünyanın geçici zevkine dalıp hakkı unutmuştur. Vay onların haline.

           Müslüman Kadınlar böyle yaşarken, Erkekde hanımına her zaman saygılı davranmalıdır. Âile işlerinde hanımıyla iştişare ederek karar vermeli  ve erkeklik şânına yaraşır bir tarzda hanımını ve çocuklarını himâyesine almalıdır. Evde erkek boş vakitlerinde hanımına yardımcı olmalıdır. Nitekim Peygamber s.a.v. Efendimiz, evde uygun zamanlarında elbiselerini yamar, ayakkabılarını ta’mir eder, hayvanları sağardı.                                                                                          ( Müsned, c. VI, s: 106 )

           Ashâb-ı kirâmdan Esved b. Yezîd, Hz. Aişe r.anha’ya Rasûlullâh s.a.v.’in evde bulunduğu zamanlarda ne işle meşgul olduğunu sorduğunda şu cevabı almıştı: "Ev halkına, ev işlerinde yardım eder, ezânı işitince namaza gitmet için çıkar idi." 
                                                                                                     ( Buhârî, c. VI, s. 193.) 
           Yer yüzünün halifesi olarak yaratılan ve dünyanın her tarafına dağılan insanın ana çekirdeği ailedir. Aile fertleri çoğu zaman durup dururken problem üretirler ve ailenin huzurunu bozarlar. İnsanlar, fizik, kimya, astronomi bilebilir, ama aile huzuru nasıl temin edilir, bunu bilmeyebilirler veya beceremezler. Hanımlarıyla dertleşip istişare yapmayıda gururlarına yediremezler. Halbuki mutlu olmak, ilim ve beceri işidir. İnsanlık tarihi boyunca mesut olanların sayısı çoktur. Usulüne göre hareket etmeyi becerebilirsek bizlerde mutlu bir aileye sahip olabiliriz.
           Netice olarak şunu hatırlatayım ki, insanın ömrünün sonuna kadar en çok beraber olduğu, sırlarını verdiği, dert ortağı ve sıkıntılarına ilk yardımcı olacak olan kişi insanın eşidir. Eşinin yıpranması ve hastalanması bütün ailenin huzurunu bozar.
En çok da kendisi rahatsız olur. Yıpranan eşin rahatsız olması daha çok diğerini huzursuz ve tedirgin eder.

           İnsanlar yaratışları gereği kendilerine ait olan her şeyi çok dikkatli kullanır, eskiyip yıpranmamasına özen gösterirler. Ama ne gariptir ki, bir yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına her şeyden daha çok özen göstermesi gerektiği halde onu hiç önemsemez, üzer ve gereksiz yere yorarak moralinin bozulup hasta olmasına sebep olur. Sonrada birçok masraflar yaparak ve zahmetlere katlanarak hayat arkadaşının tedavisine koşar. Halbuki eşler daha dikkatli olsalar, hayatlarını ve aile düzenlerini iyi ayarlasalar bu zahmetleri çekmeden ömürlerinin sonuna kadar huzur içerisinde yaşayabilirler.

           İnsan: Ne zaman mutsuz olsa,  hemen başkalarını suçlar. Değişik bahaneler uydurarak hatayı hep başkalarında arar. Ama, işin aslı hiçte öyle değil. cc. insanoğlunun gözünün doymayacağını bildiği için, meleklerden mutluluğu saklamalarını istemiş. Meleklerde, İnsan mutluluğu zor bulursa kıymetini bilir diye düşünmüşler.  Meleklerden bazısı, yüksek bir tepeye saklayalım demiş. Bazısı okyanusun altına gızleyelim demiş. Bazısı, Mekke-i mükerremeye, yani mübarek bir yere, saklayalım demiş. Kimisi, bir doğum hastahanesine saklayalım demiş. Ama nereye saklayacaklarına birtürlü karar verememişler. Bir çok yer düşünmüşler ama hiçbirisi yeterince güvenli değilmiş. Meleklerden birisi, biz mutluluğu insanın içine saklayalım, kimsenin aklına gelmez kendi içine bakmak demiş ve insanın içine saklamışlar.

           İşte mutluluk İNSANIN KENDİ İÇİNDE SAKLIDIR. İnsan eğer mutlu olmak istiyorsa, ın verdiğine kanaat edip, eksiği kendisinde aramalıdır. Mutluluk denildiği gibi kolay olmuyor. İnsanın yüzünün gülmesi zor. Hedefe ulaşmak anlatıldığı gibi basit olmuyor. Mutluluk ve huzur, ne başkalarının emeğinde, ne başkalarının evinde, nede daha başka yerlerde. Mutluluk her İNSANIN KENDİ İÇİNDE dir.
İşte insan, beklentilerine kavuşamadığı zaman evvela kendisini kontrol edip eksiklerini tamamlamalıdır.
           Mesela. Aile fertleri birbirine üstünlük taslamamalı. Şeker çayda nasıl eriyor, çaya tat veriyorsa aile üyeleri de, aile bütünlüğü içinde öyle erimeli ve hayatlarını tatlandırmalıdırlar. Hayatlarını beraber devam ettirmelidirler. Çünkü hayat yardımlaşmayla daha kolay, daha huzurlu ve çok daha güzel olur.

             Hanımı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Aynı şekilde bey’i mutlu olmayan kadında mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen insan, önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünün: Somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan
ne kadar mutlu olabilirsin.

             Bu sebeple eşler birbirlerini yıpratmamak için en azından şu hususlara dikkat etmelidirler.

1. Eşler, birbirlerinin kıymetini iyi bilmeliler. Basit sebeplerden dolayı tartışmamalı ve birbirlerine hakaret etmemelidirler.

2. Eşler, birbirlerini üzmemelidir. Çünkü üzüntü insanı çok yıpratır. İnsan vücudu bir yılda aldığı vitamini bir saatlik üzüntüyle yok eder. Aileden birinin üzülmesi diğerlerinide etkiler, dolayısıyla ailenin tamamı huzursuz olur.

3. Eşler. birbirlerini yormamalı ve yıpratmamalıdır. Birbirlerini anlamaya çalışarak yardımcı olmalıdırlar. En önemliside, başkalarına gösterdikleri saygının yarısını Erkek hanımına, hanımda beyine göstermelidir. Bu şekilde hayat daha mutlu ve çok daha huzurlu olacaktır.

             Erkeğin hanımını ismiyle çağırmasında bir mahzur yoktur.
Kadının kocasını ismi ile çağırması, islami ve ailevi edebe uygun olmadığından mekruh görülmüştür.                                              ( İbni Abidin1/47 8. Hediyetül-alaiyye 265-266. )
Kadını kocasına karşı saygı ifade etmesi bakımından “Beyefendi” veya “Bey” gibi sıfatlarla çağırması eşlerin arasındaki sevginin devamı için çokdaha güzeldir.
Aynı şekilde ana-babayı da isimleri ile çağırmak mekruhtur.
Kadının kocasına çocuğuna hitab eder gibi “oğlum” demesi.
Erkeğin hanımına kızını çağırır gibi “kızım” demesi tahrimen mekruhtur.
                                                 

                                                                                            01 Haziran 2005

                                                                                           Recep KALYONCU
                                                                                                  SYDNEY     

Moderatöre Bildir   Logged
bin_sultan
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 311

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #28 : Kasım 02, 2008, 07:22:57 ÖS »

razı olsun kardeşin
Moderatöre Bildir   Logged

NANIYORSANIZ EN ÜSTÜN SİZSİNİZDİR
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Namazın ehemmiyeti hakkında 2 güzel video İSLAMİ MULTİMEDİA Esmaulhusna 2 581 Son Mesaj Ağustos 08, 2006, 12:23:17 ÖS
Gönderen: yaş14
Allah Yolunda Hizmetin Fazileti [5 Kasım 2007] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 19 2112 Son Mesaj Eylül 04, 2008, 11:13:04 ÖÖ
Gönderen: dovanci
Yalan Söylemek[19 Kasım 2007] HAFTANIN MEVZUU « 1 2 » SadakatNet 22 2090 Son Mesaj Ağustos 14, 2008, 03:41:25 ÖS
Gönderen: Mahi
Hz. Allah’a (C.C.) Hamd ve Şükretmek[26 Kasım 2007] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 19 1843 Son Mesaj Ağustos 11, 2008, 12:54:05 ÖÖ
Gönderen: Ferzin
Zikrin Ehemmiyeti [25 Şubat 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 12 1378 Son Mesaj Ağustos 13, 2008, 10:52:46 ÖS
Gönderen: dovanci
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM