Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm ya, Ziyaretçi. Bi zahmet üyemiz isen giriş yap üyemiz değilsen üyemiz oluver. Kasım 21, 2008, 11:05:48 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Falcı ve Kâhinlere İnanmak, Büyü ve Sihir Yaptırmak [18 Agustos 2008]  (Okunma Sayısı 1083 defa)
SadakatNet
Administrator
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 98



WWW
« : Ağustos 17, 2008, 11:02:30 ÖÖ »



 
Hafta:    43


Mevzu: Falcı ve Kâhinlere İnanmak, Büyü ve Sihir Yaptırmak


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
Moderatöre Bildir   Logged

Sadakat Yönetim Kurulu
Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 742



« Yanıtla #1 : Ağustos 17, 2008, 11:11:22 ÖÖ »

Âişe radıyAllahu anhâ şöyle dedi:

Bazı insanlar Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e kâhinleri (n yaptıkları hakkında fikrini) sordular da Resûl–i Ekrem:

– "Aslı olan, (doğru) bir şey değildir" buyurdu.

– Ey 'ın Resûlü! Ama onların bize verdikleri geleceğe ait bazı haberler söyledikleri gibi çıkıyor,dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz S.A.V. ;

"Onların bu tür haberleri (görevli meleğin ilham ettiği) gerçeklerdendir. Onu bir cin meleklerden kaparak kâhin dostunun kulağına fısıldar. O kâhinler de bir doğruya yüz yalan karıştırır (halka sunar) lar" cevabını verdi.

Buhârî, Tıb 46, Bed'ül–halk 6, Tevhîd 57; Müslim, Selâm 122–124.



***

Safiyye Binti Ebû Ubeyd, Nebî sallAllahu aleyhi ve sellem'in bir eşinden naklen Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

"Kim, çalıntı veya yitik bir malın yerini haber veren kimseye (arrâfa) gidip ondan bir şey sorar, söylediğini de tasdik ederse, o kişinin kırk gün hiçbir namazı kabul olunmaz."

Müslim, Selâm 125. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 429, IV, 68, V, 380.



***

Kabîsa İbni'l–Muhârık radıyAllahu anh, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, demiştir:

"Kuşları ürkütüp isimlerinden, seslerinden ve hareketlerinden mânalar çıkarmak, uğursuzluğa inanmak, kum üzerine çizgiler çizerek geleceğe yönelik hükümler çıkarmak bir çeşit sihir ve kehânettir."

Ebû Dâvûd, Tıb 23. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 477, V, 60.

***

İbni Abbas radıyAllahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Yıldızlardan bir bilgi edinen, bir parça sihir elde etmiş olur. Bilgisi arttıkça günahı da artar."

Ebû Dâvûd Tıb 22, 51. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 28.
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 742



« Yanıtla #2 : Ağustos 17, 2008, 11:18:08 ÖÖ »

Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurur sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim birşey asarsa, o astığı şeye havale edilir."

Nesâî, Tahrim 19, (7,112).



***

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Hz. Peygamberimiz (aleyhissâlâtu vesselâm)'e (yahudîler tarafından) sihir yapıldı. Öyle ki, Resülullah (âleyhissalâtu vesselâm) yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün benim yanımda iken 'a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki:

"Ey Aişe, hissettin mi, sorduğum husustâ bânâ fetvâ verdi?"

"Hangi hususta Ey 'ın Resülü?" dedim.

"İki kişi bana gelip, biri başucumda, diğeri de ayak tarafımda oturdu. Biri diğerine:

"Bu zâtın rahâtsızlığı nedir?"
dedi. Öbürü:

"Büyüdür!" dedi. Önceki tekrar sordu:

"Kim büyüledi?" Diğeri:

"Lebîd İbnu'l-Asâm adındaki Benî Züreykli bir yahudî" diye cevap verdi. Öbürü:

"Büyüyü neye yaptı?" dedi. Arkadâşı:

"Bir târâkla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurmâ tomurcuğunun içine!" cevabını verdi. Diğeri:

"Pekalâ, şimdi nerede?" diye sordu. Arkâdaşı:

"Zervân kuyusunda!" cevâbını verdi."

Bunun üzerine Resülullah (âleyhissalâtu vesselâm) Ashâbından bir grupla birlikte (radıyallâhu anhüm) kuyuya gitti, ona baktı, kuyunun üzerinde bir hurma vardı. Sonra benim yanıma dönüp:

"Ey Aişe! AIIah'a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kına ıslatılmış gibi (bulanık) ve (o kuyu iIe sulanan) hurmâ ağaçlarının başları da sanki şeytanların başIarı gibiydi!" dedi. Ben:

"Ey 'ın Resülü! Onu (kuyudan) çıkardın mı?" diye sordum.

"Hayır" dedi ve ilave etti:

"Bana gelince, bana âfiyet Iütfetti ve şifa verdi. Ben ondan halka bir şer gelmesine sebep olmaktan korktum!"


Resülullah onun gömülmesini emretti ve yere gömüldü"


Buhârî, Tıbb 47, 49, 50, Cizye 14, Edeb 56; Müslim, Selâm 43, (2189).
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
Tuğra
aktif yazar
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 1406



« Yanıtla #3 : Ağustos 17, 2008, 11:24:54 ÖÖ »

Cin ile tanışan falcılar, (Yıldızname)ye bakıp, sorulan her şeye cevap verenlere kahin denir. Bunlara ve büyücülere gidip, söylediklerine, yaptıklarına inanmak, bazen doğru çıksa bile, 'tan başkasının her şeyi bildiğine ve her dilediğini yapacağına inanmak olup, küfürdür. (Hadika)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Bezzar]

(Birgivi Vasiyetnamesi)nde,

(Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum derse, yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız bilir) buyuruluyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki;

Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslüman büyü yapmaz. saklasın, imanı gittikten sonra büyü tesir eder.) [c.3, m.41]


Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Helake sürükleyen yedi şeyden biri büyüdür.) [Buhari]

(Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

(Büyücüye inanan kimse, Cennete giremez.) [İ. Hibban]

(Gaibden haber vermek maksadı ile yıldız ilmi ile uğraşan kimse, büyücü gibi günaha girer.) [İbni Mace]

(Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, kırk gün kıldığı namaz kabul olmaz.) [Müslim]

(Fal bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek, puta tapmak gibidir.) [Ebu Davud]
Moderatöre Bildir   Logged
Kahraman
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 94



« Yanıtla #4 : Ağustos 17, 2008, 11:27:55 ÖÖ »

... razı olsun...çok önemli bilgiler, çok kişinin gaflete düşüp öyle veya böyle takip ettiği veya merak ettiği konular... ım her zaman her konuda bizleri bu  şeytani yaklaşımlardan uzak tutsun. Amin. Teşekkür
Moderatöre Bildir   Logged

BACAKLARIM KOŞMUYOR AMA Y Ü R E Ğ İ M  RABBİMİN İZNİYLE....
...EY Y O L C U BU DÜNYADA MİSAFİRSİN...
ihvan
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 609



« Yanıtla #5 : Ağustos 17, 2008, 01:36:47 ÖS »

mevlam kimseyi gaflete sürükleyip onlara muhtaç etmesin....büyü yapanların ne şeki,lde yaptığını az çok bildiğimizden..şerlerrinden Allaha sığınırız.
Moderatöre Bildir   Logged
sırr-ı nihan
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12


hayat hala griyse iyiler fazla demektir...


« Yanıtla #6 : Ağustos 17, 2008, 02:10:14 ÖS »

Arapça’da, “uğur ve uğurlu şeyleri gösteren simge” anlamına gelen fal kelimesi, Batı dillerinde genellikle “Gelecekten haber verme” anlamında kullanılır. Dilimizdeki kullanımının da bu anlamda olduğu görülüyor. Aşağıda göreceğimiz çeşitli yöntem ve şekillerde yapılan “falcılık”, gelecekten haber verme iddiasıyla icra edilir. Arapça’da “kâhin” veya “arrâf” gibi kelimelerle anlatılan kimselerin yaptığı da bundan başka bir şey değildir.

Eski kavimlerin alışkanlığı

Ülkemizde çoğunlukla el falı, kâğıt (iskambil) falı, kahve falı, yıldız falı… gibi çeşitleri ile yürütülen falcılık, çok eski çağlardan beri çeşitli din ve kültürlerde izine rastlanan bir faaliyettir. Geçmişinin milattan önce 4000 yıllarına kadar uzandığını gösteren belgeler, Mısır, Çin, Babil ve Kalde’de falcılık yapıldığını ortaya koymaktadır. En eski falcılık örneklerinin Mezopotamya’da bulunduğu tahmin edilmektedir. (Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, 12/135)

Gelecekten veya bizim için “gayb” olan herhangi bir meseleden haber verme işini cinler vasıtasıyla yürütme tarzının ilk örneklerinin yahudilerde görüldüğünü biliyoruz. Müfessirlerin rivayet ettiğine göre şeytanlar gök kapılarına kadar çıkar, orada meleklerin, dünyadaki ölüm, kayıp vb. hususlardaki konuşmalarına kulak verir, ezberledikleri sözleri yeryüzündeki kâhinlere aktarırlardı. Kâhinler de (kehânet, falcılık gibi isimler altında) bunları insanlara haber verir, insanlar da gerçekten o haberlerin vaki olduğunu görürdü. Şeytanlar, kâhinler nezdinde belli bir itimat ve güven sağlayınca, bir süre sonra yalan söylemeye, doğru habere yalan karıştırmaya başladılar. Öyle ki, bir doğru sözün yanına yetmiş yalan söz koyup kâhinlere söylüyorlardı.

Bir peygamberin mücadelesi

Derken, bazı kimseler bunları yazıp kaydetmeye başladı. Zaman içinde bu yazılanlar vesilesiyle cinlerin gaybı bildikleri söylentisi İsrailoğulları arasında yayıldı. Hz. Süleyman a.s. bunun üzerine dört bir yana adamlar göndererek bu kitapları toplattı; bir sandığın içine koydu ve tahtının altına gömdü. Sonra da “Kim şeytanların gaybı bildiğini söylerse, boynunu vururum!” diye ilan etti.

Hz. Süleyman a.s. hayatta olduğu sürece o sandığın yanına yaklaşamayan şeytanlar, o ve onun emrini uygulayan alimler vefat edip bu dünyadan ayrılınca, şeytanlar insanları kandırarak tahtın altını kazdırdılar ve sandığı çıkarıp, içindeki kitapları göstererek; “Süleyman insanları, şeytanları, kuşları işte bunlarla kontrol altında tutuyordu!” dediler. Böylece insanlar arasında Hz. Süleyman a.s’ın büyücü olduğu söylentisi yayıldı.

İşte, “Ve onlar, şeytanların Süleyman’ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Oysa Süleyman asla küfre düşmedi. Sadece şeytanlar küfre düştüler.” (Bakara, 102) ayetinde anlatılan durum budur. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 1/134 vd.)

Moderatöre Bildir   Logged

/...Sesin Rabb'ine andolsun ki, artık en sessiz yanımdan ağlıyorum sana ÇOCUK, en çığlık yanımdan vurulmuşken! /
       -griyam-
sırr-ı nihan
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12


hayat hala griyse iyiler fazla demektir...


« Yanıtla #7 : Ağustos 17, 2008, 02:11:57 ÖS »

Kur’an’da cinlerin ağzından şöyle dedikleri haber verilir:

“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık; fakat onu, kuvvetli (ve şiddetli) bekçilerle ve alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. Oysa biz (daha önce) onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetle(yip izle)yen bir alev huzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murad edildi, yoksa Rabbleri onlara bir hayır mı diledi.” (Cin, 8-10)

Gaybı bilmezler

Bu ayet açık bir şekilde gösteriyor ki, cinler gaybı bilen varlıklar değildir. Onlar bir zaman göğün belli yerlerinde meleklerin yeryüzünde olup biten hadiselerle ilgili konuşmalarını dinleme imkanı bulmuşlardır. Ancak daha sonra bu imkan onların elinden alınmıştır.

Bu durum başka ayetlerde de şöyle ifade buyurulur:

“Doğrusu biz dünya göğünü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve onu inatçı her şeytandan koruduk. Onlar Mele-i Âlâ’yı dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar, uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azap vardır. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir sözü kapan olursa, onu da delip geçen alevli yıldızlar takip eder.” (Sâffat, 6-10)

“Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.” (Mülk, 5)

“Andolsun ki biz gökte burçlar yaptık ve onları bakanlar için donattık. Ve onları, kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, apaçık görülen bir ateş onu kovalar.” (Hicr, 16-18)

Bütün bu ayet-i kerimeler açıkça bildiriyor ki, cinler kendiliklerinden gaybı bilemezler. Onlardan bir kısmı göğün bazı yerlerinde gizlenerek meleklerin konuşmalarını dinler, sonra da gelip bu dinlediklerini, bire yüz katarak yeryüzündeki dostları olan kâhinlere, falcılara aktarırlardı.

Moderatöre Bildir   Logged

/...Sesin Rabb'ine andolsun ki, artık en sessiz yanımdan ağlıyorum sana ÇOCUK, en çığlık yanımdan vurulmuşken! /
       -griyam-
sırr-ı nihan
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12


hayat hala griyse iyiler fazla demektir...


« Yanıtla #8 : Ağustos 17, 2008, 02:16:21 ÖS »

KAHVE – YILDIZ – FAL – PAPATYA V.S. FALI

Dînimizin Kitap, sünnet, icma’-İ ümmet ve kıyâs-ı fukaha dediğimiz şer’î delillerle bize sunmuş olduğu temel ölçüler içerisinde, gelecekten haber vermek kat’iyyen câiz değidir.

Zira gaybı yâni geleceği ’tan başka kimse bilemez. “Gaybın anahtarları ’ın nezdindedir; onları O’ndan başkası bilemez...” (S. En’âm, 59) “De ki: Göklerde ve yerde, ’tan başka kimse gaybı bilemez...” (S. Neml, 65)

*Gerek bu âyetler ve gerekse bu mevzuda daha onlarca âyet bu hakikatı gözler önüne sermektedir. Burada Resûlüllah (s.a.v.)Efendimiz’in istikbâle müteveccih söylemiş olduğu bazı hususlar akla gelebilir.

Kur’ân-ı Kerim Cin sûresinin 26. ve 27. âyet-i kerîmelerinde bu meseleye şöyle açıklık getirmektedir:“O, bütün görünmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; ancak(bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır.”Buna göre Cenâb-ı Hakk dilemiş olduğu peygamber ve onun vârislerine gaybe ait bazı bilgileri bildirir. Onlar da insanlara bu hakikatleri ifade ve beyan ederler, nitekim etmişlerdir de.

*Kahve falı, papatya falı, yıldız v.s. fallları İslâmî açıdan kehânet olarak bile mütâlaa edilemez; olsa olsa bunlar şarlatanlıktır. Kaldı ki dinimizde kehânet yoktur. Zira, kehânetin haram olduğunda bütün ulemâ ittifak hâlindedir.

Peygamber (s.a.v.)Efendimiz, şöyle buyurmuşlardır:

***“Kâhin (gelecekten haber veren), mennan (yaptığı iyiliği başa kakan), sıla-i rahmi terkeden cennete giremez. (Müsned, 3/13) “Kim kâhine gider ve onun dediğini tasdik ederse, Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkâr etmiş demektir?” (İbn-İ Mâce, Tahâret 122)

*Bu bakımdan kâhinlere, falcılara gitmek, onların dediklerine inanmak, tasdik etmek, mü’mini itikâdî açıdan çok tehlikeli bir vaziyete itmektedir. İslâmî esasların bilinmemesi, ya da bilindiği halde hayata geçirilmemesinden kaynaklanan ruhî tatminsizliğe, böylesi tehlikeli yollara müracaat ederek çareler aramak çok yanlış bir davranıştır.

*Dînimiz, itikâdî, amelî, ahlâkî değerler mecmuasıdır. Mü’min, bütün bunlara inanan ve onları hayatına tatbik etmekle mükellef olan insanın vasfıdır. Günümüzde ne kadar revaçta ve gündemde olursa olsun, hakiki mü’min bu türlü şeylere tenezzül ve iltifat etmemelidir
Moderatöre Bildir   Logged

/...Sesin Rabb'ine andolsun ki, artık en sessiz yanımdan ağlıyorum sana ÇOCUK, en çığlık yanımdan vurulmuşken! /
       -griyam-
zaman_1453
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 351



« Yanıtla #9 : Ağustos 18, 2008, 01:07:55 ÖÖ »

Sihir, Büyü Ve Süfliyat ile Alakalı Kısa Bir Araştırma

Tarihin çok eski zamanlarına dayanan sihir ve sihirbazlık; günümüzde fen, teknik ve sanatın da ilerlemesiyle maalesef hat safhaya ulaşmıştır.
Dünyanın en büyük ve en meşhur (!) sihirbazının, tırlar dolusu sihir aletleri ile memleketimize gelmiş olması, yüzde doksan dokuzu müslüman ifade edilen ülkemizde "sihrin ve sihirbazın" büyük Pazar ve vasat bulması, bu iddianın delilidir.
Zulümatın tesiri, dünyevi sıkıntılar ve stresin ortaya koyduğu bunalım, iman, itikat ve maneviyat zafiyetinin de tesiri ile asrımızın insanları ve bilhassa hanımlar, birbirlerine haber vererek maruz kaldıkları sıkıntılardan kurtulmanın yollarını falcılara, medyumlara ve sahirlere koşmakta aramaktadırlar.
Başı ağrıyan, çocuğunun imtihan kazanmasını, kızının evlenmesini isteyen ve buna benzer bir çok meselelerde büyücü ve falcılara müracaat edilmektedir. Aradaki cadıların gayreti ile karı,koca arası açılmakta ve aile yuvaları yıkılmakta, nesiller öksüz ve perişan olmaktadır.
Aileleri birbirinden ayırabilecek derecede fesatlar çevirenlerin başvurdukları bu sihirlerle, içtimai hayatta ne büyük fitneler çıkarabileceklerini düşünmek lazımdır. Aile bağlarını koparanlar, tarumar edenler toplumdaki içtimai rabıtayı kıranlar,komşular, hemşehriler arasında neler yapmazlar; efrad-ı milleti birbirlerine mi düşürmezler ?
Sihrin en büyük tesir ve tahribatı ruhlar üzerindedir. Sihir fikirleri bozar, kalpleri çeler ahlakı berbat, cemiyetleri perişan eder. Binaenaleyh "sihrin aslı yoktur" diye aldanmamalı ve sihirbazlardan uzak durmalı, şerlerinden 'a sığınılmalıdır.
Müslüman kardeşlerimizi, hususiyle küfür, bidat, hurafe ve batıllarla mücadele ile mükellef ve muvazzaf, dinin ihyasıyla memur, müceddit yolunun bazı mensuplarının da (sayıları az da olsa) bu gibi şeylere meylettikleri (edebilecekleri) düşüncesiyle sihir ve sihirbazlıkla alakalı onları malumat vermek niyetiyle bu kısa araştırma hazırlanmış oldu.
Sihir ; Lügaten, zebun etmek, aldatmak, cadılık etmek, göz bağcılık ve hud'a yapmak, bir şeyi aslından değiştirmek manalarına gelir.
Şer'i örfte ise; gizli bir sebeple hakikatin hilafını tahayyül ettirip aldatan yaldızcılık, şarlatanlık, hud'akarlık, el çabukluğu ve göz bağcılığı şeklinde cereyan eden ve mahiyet olarak da, hayali hakikat zan ettirecek bir şekilde beşer üzerinde aldatıcı bir tesir bırakan şeydir.
Zira bunda esrarengiz bir surette hakkı batıl, batılı hak; hakikatı hayal, hayali hakikat göstermek vardır. Öyle ise insanları aldatmada, ruhlarına tesir ederek kalplerini istanan menfi yönlere çevirmede başvurulan şeylerin hepsine sihir nazarıyla bakılır.
Sâhir (sihirbaz) :
Bâtılı hak suretinde gösteren, bir şeyi hakikatinden başka bir şekilde hayalde canlandıran kimsedir.
Kâhin :
Sihir yapan, çok bilmiş, zan ve tahminle (güya) gâipten haber veren, cinlerden edindiği bir dostu tarafından bütün haberlerin kendisine getirildiğini iddia eden kimsedir.
Büyü ve Büyücü :
Tabiat üstü gizli güçlerle (cinlere-süfliyatla) münasebet kurularak, yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğu zannedilen insanların başkalarını zarara uğratma ve menfaat elde etme gayesiyle büyü tekniği, usullerini; tılsımlı sözleri, muskaları ve diğer ilgili maddeleri bilen ve kullanan süfli insandır. Sihir kelimesi büyü manasına taşımakla beraber sihir büyüden daha geniş kapsamlıdır.
Sihrin Hükmü :
İslam alimleri tarafından, sihir yapmanın, bununla meşgul olmanın ve sihre inanmanın hükmü hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. İmamı Nebevi Hz. derki : Sihir yapmak haramdır, büyük günahlardan olduğu hususunda icma vardır. Rasülüllah s.a.v. sihir yapmayı yedi günahtan biri saymıştır. Bazı sihir vardır ki onu yapmak küfürdür. Bazısını yapmak büyük günahtır. Ölçü şudur: içerisinde küfrü icap ettiren söz ve fiil bulunan sihir küfürdür. Böyle değilse küfür hükmü verilmez, haramdır.
Görülüyor ki sihir, ulema arasında ihtilafsız haramdır ve küfre en yakın olan büyük günahlardandır. Mübah olduğuna inanmak küfürdür. Hanefi alimleri ve ayrıca imam-ı Malik ve Ahmet İbn-i Hambel Hazretleri de "sihrin haram olduğuna inansın veya inanmasın sihri öğrenip yapan kimse kafir olur ve öldürülür"demişlerdir. Zira Rasülüllah Efendimiz : "sihir yapanın haddi (cezası) kılıçla öldürülmesidir."buyurur. İmam-ı Şafii hazretlerine göre ise bir kimse sihrin mübah olduğuna itikat ederse kafir olur ve öldürülür.
Hadis-i Şerifte Peygamberimiz: "Kim bir kahine arrafa veya sâhire giderse Muhammed'e (s.a.v.) indirileni inkâr etmiştir."buyurur.
Kahinin verdiği habere inanan kâfir olur. Kendisi de gâibi biliyorumiddiasın- da olduğu için kafir olur. Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleride : (k.s.) "Kahinlerin ve müneccimlerin sözlerine itibar etmek yakışmaz. Bunlara gaibe dair işler sorulmamalı, onların gaibe dair ümuru bildiklerine itikat edilmemelidir.
Bu hususta mübalağa ile men'varit olmuştur.İster kendisi isterse başkasına emirle olsun sihir isti'malinden kaçınmak lazımdır.
Zira böyle bir şey kat'i olarak haramdır ve küfre götüren kuvvetli bir adımdır. Hiçbir günah yoktur ki sihirden daha ziyade küfre yaklaştırsın. Bundan çok kaçınmak lazımdır ki onun inceliklerinden onun inceliklerinden kimse sudur etmeye. Bir rivayette varid oldu ki; "Müslüman, müslüman olduğu halde kendisinden sihir sadır olmaz." ( bizleri korusun.)
 
Ondan iman zâil olduğu takdirde kendisinden sihir sâdır olur. Sihir ve imandan her biri yek değerinin zıttı gibidir. Yani sihir vâki olunca iman kalmaz. Anlatılan inceliğe dikkat etmelidir ki imana bir halel gelmeye. Bu amelin şeâmeti ile İslam elden gitmeye.
İslam dini, insanların akıl emniyetini muhafaza etmek için sihir yapanı, kâhini, arrafı, rammalı (kum üzerine çizgi çizenler, şimdi kağıt üzerine yapıyorlar.) cezalandırmayı esas almıştır. Ayrıca bunları tasdik edenlerin küfre düşeceklerine hükmetmiştir. Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.):"Beyanda (güzel ifadede) sihir vardır." buyurur. Güzel bir ifade-i meram ruhlar ve kalpler üzerinde müspet tesir bırakmaktadır. Bu hadis-i şerif, dinleyenlere ikna ve tesir eden cezbeli bir hitabet üzerine taktir makamında ifade buyrulmuştur. Bu da mezmum (kötü) olmayan bir nevi sihirdir.
Sihrin Çeşitleri :
Sihrin nevileri (bilhassa günümüzde) o kadar çoktur ki, tayin ve tesbit kolay değildir. Bununla beraber Fahrettin-i Razi Tefsir-i Kebirinde sekiz kısmı kadar saymıştır ve özet olarak saymıştır:
1-Keldâniler'in sihri : (İsm-i Kavm)
Keldâniler, yıldızlara tapan eski bir kavimdir. Kâinatın yıldızlar tarafından idare edildiğine, hayır ve şerrin , saadet ve şekâvetin yıldızlardan sudür ettiğine inanırlar ve tılsım namı verilen sihirle iştigal ederlerdi. Hazreti İbrahim (a.s.) bunların batıl inançlarını kaldırmak üzere gönderimiştir.
2-Eshâb-ı Evhâm'ın ve Nüfûs-u Kaviyye'nin sihirleri :
Bir takım kimseler, riyâzat, tecerrüd vesâire gibi yollar ile ilm-i ruhun bazı hâdisât-ı garibesiyle uğraşırlar. Günümüzdeki manyatizme, hipnotizme ve fikirizm bu cümledendir.Ve sihrin en iğfal edici ve en tehlikeli kısmıda budur.
3-Ervâh -ı Arazıyye'den süfliyat tan yardım isteme yoluyla yapılan sihir :
Buna cincilik ve büyücülük de denir. Bu, süfli ve kafir cinlerin yardımıyla olur. Günümüzde ruh ve cin çağırma adı altında tastaki suya ve tırnağa v.b. baktırarak icra edilen bir kısım süfli faaliyetler, sihrin bu çeşidine girer ve maalesef bu günümüzde yaygın olanlardandır.
4-Tahayyülât, el çabukluğu ve göz bağlama denilen sihir :
Bunlara sihirden ziyade hokkabazlık, şâ'beze ve göz bağlama adı verilir ki;esası, hisleri karıştırmaktır. Gözün yanılması pek çoktur. Gemiye binen kimse kıyıya baktığında geminin durduğunu, kıyının ise hareket ettiğini zanneder ve böylece göz yanılır. Bu gibi sihirler gözü yanıltmaktan ve insanı şaşırtmaktan ibarettir.
5-Muhtelif sanat oyunlarına dayanarak teknik aletlerin yardımıyla yapılan sihir:
Bazen geometrik (hendese) nisbetlere göre ve bazen de çeşitli sanat hilelerine göre yapılmış aletlerin birleştirilmesiyle ortaya çıkarılan ve insanı şaşırtan şeylerdir.
Firavunun sihirbazlarının yaptıkları sihir gibi ki; onlar, ip ve deyneklerin içini cıva ile doldurmuşlar, güneşin tesiri ile ısınan bu cıva, ip ve deynekleri hareket ettirmiştir. Maalesef günümüzde de bu kabil şaşırtıcı gösteriler sergileyecek alet ve imkanlar çoğalmıştır.
6-Bazı ilaçların kimyevi hususiyetlerinden istifade edilerek yapılan sihir :İnsanın yemeğine aklı uyuşturan bazı ilaçların konulması, sarhoş edici uyuşturucuların katılması ve böylece uyuşturucu maddeleriyle sarhoş edilerek yapılan hareketler gibi. Mesela, insana merkep beyni yedirildiğinde salaklaşır,beyni ve aklı azalır.
7- Kalbi bağlamak suretiyle yapılan sihir:
Sihirbazın, çeşitli şarlatanlık ve dalavereler ile bir kimseyi kendine bağlaması, " İsm-i Azam bilirim, cin toplarım, cinler bana itaat ederler, kimya ilmi bilirim" gibi sözler ile zayıf akıllı ve temyiz kabiliyeti olmayan insanlara korku ilka ederek ve kalbini çelerek onu aldatıp dolandırılrmasıdır.
8-Nemmamlık, gammazlık gibi gizli tezvirat akla, hayale gelmez tahrikat, iğfalat, şantaj gibi gayr-i meşru vasıtalarla yapılan aldatmalar da sihrin bir başka çeşididir. Bu da maalesef insanlar arasında yaygındır.
Fahreddin-i Raziden başka eserlerden, bazı kısaltma ilavelerle naklettiğimiz bu hususlar sihrin şumûlü, çeşitleri ve hatta sihrin temelde aldırtmaya dayanan gerçek mahiyeti hakkında bir fikir verir.
Sihrin tarihçesi:
Sihir ve sihirbazlık tarihi, beşeriyet tarihinin en eski medeniyetini tesis eden Keldâniler zamanına kadar gider. Keldaniler'in medeniyet merkezi bâbil şehri idi. Babil halkı, ecram-ı semaviyenin ulûhiyetine (haşa) itikat ederlerdi. Yukarda da ifade edildiği gibi Hazret-i İbrahim Aleyhisselam bunlara tevhid akidesini tebliğ için ba's edilmiştir.
Mısırda Firavunun sihirbazları ve Musa Aleyhisselam :
Sihir ve sâhirlerin bir başka faslını da Mısır da Firavunun sihirbazları ile Musa Aleyhisselam arasında geçen hadiseler teşkil eder. Bunlarla alakalı, Sûre-i Â'râf'ta " herkesin gözü önünde büyülediler" ve tâhâ Sûre-i Celilesinde "bir de ne görsün, onların ipleri ve deynekleri sihir yaptıklarından ona cidden koşuyorlarmış hayaletini verdi" kavli şeriflerinde beyan olunduğu üzere; Mısır sihirbazları halka karşı esrarengiz bir sûrette göz bağcılık ederler ve hayali şeyleri hakikat şeklinde gösterirlerdi.
Bunların bu şarlatanlıklarını ortaya koymak ve halkı bunları iğfâlinden kurtarıp doğru yola irşad etmek için, Cenabı Hak Musa (a.s.)'mı asâ ve yed-i beyzâ gibi mûcizat ile gönderdi. Ve Hazreti , Musa (a.s.) vâsıtası ile bütün bunların hile ve desiselerini ortaya çıkardı.
Cenab-ı Hak bu Ayet-i Celilelerle Firavunun sihirbazlarının içleri cıva dolu iplerini ve sopalarını ortaya attıklarında, Musa (a.s.) tarafından âsâsı yere atılmış ve büyük bir ejder (yılan) haline gelen Musa (a.s.)' ın âsâsı, güneşin hareketiyle ortada hareket eden içi cıva dolu ipleri, sopaları yutmuştu.

Bu hakikati müşahede eden sihirbazlar hemen secdeye kapanıp iman etmişlerdi ve bu mûcize ile tevhidin şirke galebesi tahakkuk etmiş, Mısır sihirbazları da ortadan kalkmıştı .
Süleyman Aleyhisselam devrinde Sihir :
Süleyman Aleyhisselam zamanında da sihirbazlık çok ileri gitmişti. Sâd Sure-i celilesinde "dalgıç ve yapı ustası şeytanları da ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak onların emrine verdik" kavli şerifinde işaret buyrulduğu üzere Hazret-i Süleyman devrindeki sihirbazlar arasında şeytan gibi dessas bir takım insanlar vardı.
Memba-ı vahiyden uzak olan bu şeytanlar cari hadiseler ve gelecek hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malûmat edinirler ve bunlara yüzlerce yalan ve ecârif (cürufat) karıştırarak gizli gizli neşriyatta bulunurlar, ve buna kâhinleri de vasıta olarak kullanırlardı... derken bu kâhinler cin celbi ve gönül teshiri hakkında türlü türlü kitaplar yazdılar. Bu meyan da geçmiş ve gelecek şeyler hakkında haberlere benzer efsaneler, masallar,romanlar ile yalanlar ve dolanlar neşrettiler...
Ve bunlar arasına bazı ilmi ve hikemî şeylerde karıştırarak kötü şeylerde kullanırlardı. Bu sûretle "cinler gaybı bilyor" diye şayi olmuştu. Bu sihirbaz ve şeytanların tezviratı yüzünden fitneler çıkmış mülkü Süleyman kısa bir müddet elden gitmişti. Nihayet Hazret-i 'ın yardımıyla Süleyman Aleyhisselam bunlara galebe etti ve hepsine hakim olarak hizmeti altına aldı....
Bunun için Beni İsrail, bilhassa hükümetlerini zayi ettikten sonra -günümüzde dahil milletler arasında gizli yollar ile bu kabil neşriyatı yapmaktan ve çeşitli hünerler şeklinde sihirbazlıktan hali kalmamıştır...
Süleyman (a.s.)'ın sihir ile alakalı neşriyatı toplatması :
Süleyman (a.s.), halk arasına bazı kimseler gönderip sihirbazların ellerindeki halkın ahlakını ve efkârını perişan eden sihir kitaplarını toplattı. Hepsini bir sandığa koyup kendi tahtının altına gömdü ve :"bundan böyle hiç kimsenin 'şeytanlar ve cinler gaybı biliyor' deiğini duymayayım, aksi taktirde söyleyenin boynunu vururum"dedi.
...vaktâki, Süleyman (a.s.) vefat edip hakikatleri bilen alimler de kalmayınca halk arasında Süleyman (a.s.)'ın 'sihirbaz' olduğu yayıldı. Yahudiler: "Süleyman (a.s.), nübüvvet ve saltanatını sihir sayesinde elde etmiş, o sayede yürüyordu" dediler ve Süleyman (a.s.)'ın daha önce gömdürdüğü sihir kitaplarını çıkararak neşretmeye başladılar. İşte en çok sihir ya da büyünün , Ben-i İsrâil (Yahudiler ) arasında bulunmasının sebebi budur.
Rasülüllah Efendimiz ba's edildikten sonra kur'an-ı Kerim'in "Onlar Süleyman (a.s.)'ın mülkü hakkında şeytanların uydurdukları sözlere uydular..." İlâhi beyanı ile yahudileri tek tekzip ile Süleyman (a.s.)'temize çıkarıldı.
Hârut ve Mârut mes'elesi :
Sure-i Bakarada geçen Hârut ve Mârut ismindeki melek hakkında Fahrettin-i Râzi Şöyle der; "Bu iki meleğin indirilmesindeki hikmet şudur: Sihirbazlar şeytanlara kulak verip onlardan bir şeyler alıyor, sonra da onlardan hırsızlama aldıkları bu şeyleri halk arasında yayıyorlardı. Bu sebeple bunlar peygamberlere indirilen vahye benzediklerinden, Hz. o iki meleğin halka sihrin keyfiyetini öğretmeleri için yer yüzüne indirdi. Böylece, Hz. ' ın kelamı ile sihirbazların sözü arasındaki farkı görebilme imkanı doğacaktır.
İnsan ve cin şeytanları sırf kendi uydurmaları olan sihri, eski bir medeniyetin beşiği olan Bâbil şehrinde de yaymışlardı. Burada Hârut ve Mârut ismindeki iki meleğe indirilen hakikatleri tahrif ederek, insanlara, sihir öğretiyorlar ve tabi ki böylece kâfir oluyorlardı.Hârun ve Mârut'un, Babil halkına ilham yoluyla Hz. tarafından bir imtihan ve tecrübe olarak öğrettikleri yaratılış sırlarından bazı garip hakikatlerin,sihir ile doğrudan alakası yoktu. Fakat bu,şer ve fesat ehli elinde,sihir için kullanılıyordu.
Halbuki Hârut ve Mârut sihri, kerâmeti, mucizeyi ve hakikati öğrenmek için uğraşıyorlar böylece insanların sihre kerâmet diye inanarak kafir olmalarını önlemeye çalışıyorlardı. "bizim öğreteceğimiz şeyler, fitneye müsaittir ve sihir yapılarak kötüye kullanılması küfürdür,sakın bunları öyle öğrenip ve yapıp da küfre düşmeyin." derler, herkese öğretmezler ve böylece insanları sihir ve küfürden kat'iyetle men ederlerdi.
Böylece bazı sırları öğrenen Bâbil ahalisi, bunun tehlikeli tarafı hakkında tam ikaz edilmişlerdi. Bu itibarla bu iki melek vasıtasıyla bildirilen hakikatlerin sihirde kullanılması kötü niyetli insanların suistimali idi.
Sihir Öğrenmek Caiz midir ?
Aslında her ilim hayra da şerre de kullanılabilir. İlim ne kadar ince ve yüksek olursa, fitne ihtimali de o ölçüde büyük olur. Bundan dolayıdır ki hakkın alameti olan hakiki dini kuvvetlendirmek için -ü Teâla tarafından ihsan olunan ilimler bahane kabul edilerek, âlemde de nice kötülükler ve melânetler yayılmıştır.Bu Kâbil suistimallerin hepsi, haram ve küfür olan sihir cümlesine dahildir. Bu ise ilmin asliyyeti ile değil bazıları elinde kullanışı ile alâkalıdır. İlim güzel kullanılırsa zehirden ilaç yapılır. Kötüye kullanıldığı takdirde ise ilaçlardan zehirler meydana gelir. Bunun için alimler : "Zatında haram olan hiçbir ilim yoktur. Hatta şerrinden korunmak için sihri bilmek bile haram değildir. Ancak yapılması haram ve küfürdür. Öğrenilmesininde bu şartla kayıtlı olması lazımdır. Mübahlığına itikat ve öğrendiğini tatbik etmeden, mücerred bilmek için de sihir öğrenilebilir. "demişlerdir.
Hârikulade Şeyler Beştir.
Mucize, Keramet,Sihir, Şa'beze, İstidraç.
Mucize :Hârikulâde bir emirdir ki kendisi ile Rasülüllah olduğunu iddia eden kimsenin sıdkını izhar kastedilir.
Keramet : Peygamberlik iddiasıyla alakası olmaksızın irfan ve taata makrun olarak bir kişide harikulade bir halin zuhur etmesidir. Keramet veli kullarına Hz. 'ın bir ikramıdır.
Sihir : Tarifi yukarda geçti.
Şa'beze : El çabukluğu ile yapılan marifet ve hokkabazlık.
İstidraç : Hz. 'ın makbul bir kulu olduğunu iddia eden bir kafirden harikulade hallerin zuhur etmesi veya bu iddia da bulunan kafire Hz. 'ın azar azar mehil vererek azabına yaklaşmasıdır. Ulema bunların birbiriyle karıştırılmaması için aralarındaki farkları bu tariflerle ortaya koymuşlardır.
Kurtûbi, sihir mucize ve kerametten tefrik sededinde "sihir, bir sanat hilesidir. Bu sanat iktisâb edilebilir. Yani irade gayretle kazanılabilir. Mucize ve kerâmet böyle değildir." Der.
 
Resülüllah efendimize yapılan sihrin mahiyeti: Muavvizeteyn (Felak-Nas) sure-i celilereninin sebeb-i nüzülü hakkında farklı rivayetler var ise de, bunlardan en calib-i dikkat olanları şöyledir: "... Bir rivayette de denilmiştir ki: Sihri yapan Lebid İbni Â'sam ve kızları idi. Cibril muavvizeteyn ile nâzil oldu, Rasülüllah Efendimiz sihrin yerini, yapanları ve ne ile yaptıklarını haber verdi ve Hz. Ali'yi, Hz. Zübeyr' i ve Hz. Ammar'ı gönderdi, bunlar kuyunun suyunu çektiler, kına suyu gibi olmuştu.
Sonra kuyunun kapak taşını kaldırdılar tarak dişlerini çıkardılar, beraber bir de veter (kiriş, ip) vardı, ona on bir düğüm düğümlenmiş ve iğneler saplanmıştı, onu alıp Peygamberimize getirdiler.
O, düğümlare muavvizeteyni okumağa başladı, her ayeti okudukça bir düğüm çözülüyor ve Aleyhissalatü Vesselam bir hıffet (hafiflik) buluyordu iki surenin tamamında son ukle de çözüldü. Rasül-ü Zişân Efendimiz de bir ikal (bağ) dan sıyrılmış gibi kalktı...
Böylece Rasülüllah Efendimizin beden ve âsâbında (sinirlerinde) bir rahatsızlığa sebep olmuş olan en gizli ve şiddetli bir sihri meydana çıkararak iptal eyleyen ve delail-i Nübüvvetten olan ilâhi bir mucize zahir olup, risalet, kuvvet ve ısmetinin tecelli etmiş bulunduğunu ve böyle gizili bir surette hucüm eden sihre karşı galebe eden mucizenin Hz. Musa'ya karşı açıktan meydan okuyan sehare-i Fir'avne karşı Asây-ı Musa'nın galebesi mucizesinden daha beliğ ve müessir bulunduğu kanaatiyle müfessirler bu surelerin (felak-nas) Medeni olması rivayetini tercih ve ihtiyar eylemişlerdir.
Ancak şundan gaflat edilmemek lazım gelir ki bu rivayetlerin hepsinin sıhhati kabul edildiği takdirde bile Rasülüllah'a velev bir an için olsun bir sihir yapılmış olduğuna mutlaka itikadın vücübunu ifade edecek kuvvete haiz değildirler. Zira esas itibarı ile haberi âhâd hududunu geçmiş değildirler. Haberi âhâdın sıhhati ise itikadın cevazını ifade etse bile, vücubunu ifade eylemez.
Kâdı Iyaz Hz. Şifa-i Şerif isimli eserinde, Rasülüllah'a yapılan sihirle alâkalı "Hz. Aişe'nin rivâyet ettiği hadis-i Şerifi izah ederken:
 
Sihir, Hz.Peygamberimizin aklına, kalbine, itikadına değil, ancak cesed-i şerifine ve cevârihinin (âzalarının) zahirine dokunmuş olduğunu ifade eder.
Filvâki Hz. Peygamberimizin beşeri haysiyetten olan herhangi bir elem ve arızasını nübüvvet ve risaleti haysiyetinden olan ısmet ve kuvvetine sirayet edermiş gibi tevehhüm etmek hiç de doğru değildir...
Binaenaleyh, "Rasülüllah Efendimize, "sahir" veya nübüvveti cihetinden "meshur" diyenin küfründe de şüphe yoktur... Hz. Peygamber'e bir sihir yapıldığına ve onun, hasbelbeşeriyye, ondan biraz mütessir ve müteellim olduğuna itikat etmek caiz olabilirse de , (bu husustaki haberler haberi âhâd kabilinden olduğu için ) vacip değildir."
"Sözün özü şudur: Hz. (c.c.) Peygamber Efendimize aklı ve Peygamberliğiyle alakalı olarak , ne cin , ne insan ne de bir şeytan asla musallat etmemiştir. Fakat bedeni ve insani cihetiyle onun, zarar görmesi yadırganacak bir şey değildir. Beşer olması yönünden sadece bedenini alakadar eder.
Resül-i ekrem, insan olduğu için diğer insanların maruz kaldığı sıhhat, hastalık, ölüm, yeme ,içme ve abdest bozma gibi şeylere maruz kalmıştır. Beşer olması yönüyle sihrin ona tesiri , Peygamberliğine zarar vermez... onun herhangi bir kimsenin Peygamberliğine yönelik bir mevzuda zarar vermesinden koromuştur.
Artık şüphe yok ki: Hz. , Rasül-i Ekrem'ini Sâhirlerinden de himaye buyurmuştur.
Onların beyhude yere yapmış olduklerı sihirlerinden o Peygamber-i Zişân'ın haberdar olması ise, bir mucize mahiyetindedir ki:O gizlice yapılmış şeyleri bilip iptal ettirmiştir.
Velhâsıl:Resül-i Ekrem'in sihirden dolayı ruhen müteezz olduğuna dair rivayetleri, güzelce tetkikat da bulunan müfessirler bunu asla kabul etmemektedirler. Bu hususa dair Tefsir-i Kebirde, Essirâç'ül-münir'de Tefsirü-merağı, Tefsir-i Vâzıh'ta güzelce izahat vardır.

Şunu üzülerek ifade edelim ki; asrımızda bir çok müslümanın cehaletleri ve bazı hataları sebebi ile sihir, büyü ve benzeri belalara mübtela oldukları bilinen bir gerçeltir.

Maalesef günümüzde sihir yapma ve çeşitleri fen, teknik ve sanat ilerledikçe günden güne çoğalmaktadır. Hatta sportif faaliyetlerde bile rakip takımın kazanmması için "büyü ve sihre " başvurulduğu bir vâkaadır.
Ancak; Din-i Mübin-i Azizin tecdid ve ihyası şer'i ilimlerin, ehl-i sünnet itikadının neşri ve tervici için min tarafillah meb'us olan bir zat-ı şerifin evladı olan kardeşlerimizde sayıları azda olsa bir kısmının avâm-ı naas, İslami şuurdan mahrum olan insanlar gibi, sihir ve büyüye batıllara, süfli şeylere itibar ve meyletmeleri çok düşündürücü ve elem verici bir husustur.
 
Çünkü, bu yolun yolcularının vazifesi küfürle, bid'atlarla, batıllarla ve hurafelerle mücadele etmek olduğu halde sayıları azda olsa bazı kardeşlerimizin kitabı, sünneti ve şer'i ölçüleri bir kenara bırakırcasına, mahza dalalet olan büyücülere, cincilere meyletmeleri ve onların süfli fiil ve hareketlerine alaka duymaları, onlara inanmaları çok ızdırap verici bir husustur.
Tarih boyu İslam'a sırt çevirerek şeytanların sihir yolunu adeta meslek edinen Yahudi milleti, bilerek veya bilmeyerek onların yolundan giden gafiller ve süfli insanlar, günümüzde "beyin yıkama" olarak ifade edilen çeşitli "propaganda, reklam, efkarı bulandırma ve telkin" metodu ve vasıtalarını kullanarak fikirleri, akılları ve gönülleri bulandırmaları da bir nevi sihir olarak değerlendirilebilir.
Görülüyor ki bu gün sihrin en büyük tesirlerinden biri de fikirler üzerindedir. Maalesef günümüzde fikirler karıştırılıyor, kalpler çeliniyor, ajlak bozuluyor ve böylece cemiyetler ve milletler perişan oluyor.
O halde Müslüman olarak 'ın kitabına sarılmalı, süfliyatın ve süfli insanların şerlerinden Cenab-ı 'a istiaze etmelidir, her şeyden önce -ü Teâla'dan korkmalı, dostlarının himayesine sığınarak ve onlara tevessül ederek, Hz. 'ın vikâyesine girmelidir.
Moderatöre Bildir   Logged

TUTUK

Gel beri, kurtuluş ordusunun tuğu ol !
Hürriyet mi dileğin, ' ın tutuğu ol !
>>NFK<<
resr
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8



« Yanıtla #10 : Ağustos 18, 2008, 04:22:43 ÖS »

tamammen yanlıs bir tutum bence
Moderatöre Bildir   Logged
Ferzin
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 265



« Yanıtla #11 : Ağustos 19, 2008, 06:33:08 ÖS »

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:

(Büyü; ilme, fenne uymayan, gizli sebepler kullanarak, garip işler yapmayı sağlayan ilimdir. Büyü öğrenmek de, öğretmek de haramdır. Müslümanları zarardan korumak için öğrenmek de haramdır.) [Redd-ül-muhtar]

Hayırlı iş yapmak için de haram işlemek [büyü çözmek için büyü yapmak] caiz değildir. (Hadika)
Moderatöre Bildir   Logged
zülkarneyn
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3



WWW
« Yanıtla #12 : Ağustos 21, 2008, 10:18:02 ÖS »

selamın aleyküm
sadakat form üyeleri
bu tür işlerle uğraşanlara selamet versin tevbe etmeyi nasip eylesin aynı musa a.s. zamanındakiler gibi...
konu hakkında verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.
ayriyetten siteme giren herkeze teşekkürler...
Mevlamın aşkı rızası muhabbeti üzerinize olsun...   
Moderatöre Bildir   Logged
nazar
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3

Avatar Yok


« Yanıtla #13 : Ağustos 26, 2008, 06:11:28 ÖS »

Rabbim bizleri bu şeytani şeylerden uzak tutsun çünkü bunların ne amaçla büyü yaptırdıgını hepimiz az çok biliyoruz eger iyi yönde bi istegimiz varsa ibadet ederek orucumuzu tutarak güzel dinimizin gereklerini yerine getirerek tek medet duyacagımız güzelliklerle dolu rabbimiz olmalı. ım bizi bu ve bunun gibi şeylerle uğraşan kişilerin şerrinden sen emin eyle amin şeytanların ve cinlerin baglanacagı bu mübarek ramazan ayında hepimizi ıslah eyle yarabbi hayırlı ramazanlar.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
SIHIR VE SER´I HÜKMÜ İSLAM-GENEL müteallim 6 640 Son Mesaj Ağustos 06, 2007, 05:48:39 ÖS
Gönderen: fatihan
Haya, Edep [21 Nisan 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 15 1137 Son Mesaj Nisan 26, 2008, 11:16:12 ÖS
Gönderen: ruy-ı zemin
Mirac Kandili [28 temmuz 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 10 978 Son Mesaj Temmuz 30, 2008, 11:28:47 ÖÖ
Gönderen: Ferzin
Şaban-ı Şerif ve Beraat Kandili [11 Agustos 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 10 1369 Son Mesaj Ağustos 13, 2008, 12:22:29 ÖÖ
Gönderen: zaman_1453
İmplant yaptırmak caiz mi? (Acil) İSLAMİ SORULARINIZ VE CEVAPLARI rayiha 3 298 Son Mesaj Ekim 07, 2008, 11:38:01 ÖS
Gönderen: Tuğra

Forumumuzda "özel mesajlar" yöneticilerimiz tarafından amacı dışında (şeri şerife muhalif) kullananları tesbit amacı ile incelenmektedir!
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM


Google ve orumceklerin son ziyareti Dün 11:52:48 ÖS