Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 03, 2008, 06:25:41 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Nafile İbadetlerin Ehemmiyeti [21 Ocak 2008]  (Okunma Sayısı 1746 defa)
SadakatNet
Administrator
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132



WWW
« : Ocak 21, 2008, 12:11:19 ÖS »




 
Hafta:    13


Mevzu: Nafile ibadetlerin ehemmiyyeti..


İyi araştırmalar..
Moderatöre Bildir   Logged

Sadakat Yönetim Kurulu
Miftahulkuluub
Administrator
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1644



WWW
« Yanıtla #1 : Ocak 21, 2008, 12:29:36 ÖS »

Farz namazlarla beraber kılınan ilk ve son sünnetler, duha, evvabin ve teheccüd namazları, tesbih namazı; nafile namazların başlıcalarıdır.
Ayrıca mübarek gün ve gecelerde yapılması tavsiye olunan ibadetler, hacet namazları da mü’minlere az zamanda çok şeyler kazandıran mühim nafilelerdir.
Bunlar Peygamber Efendimizin de farzlardan sonra devamlı ifa buyurdukları, üzerinde hassasiyetle durdukları ibadetlerdendir. Fahr-i Kainat Efendimiz bu ibadetlere hem kendileri devam eder hem de aile efradını ve ashabını teşvik ederlerdi. Zaman zaman Hz. Ali Efendimiz ve Fatıma Validemizin evine gelerek:
“(Teheccüd) namazlarınızı ne zaman kılacaksınız?” 
 diye seslenirlerdi. Yine Rasülüllah Efendimiz kuşluk vakti duha namazını kılar ve ümmetine de şöyle tavsiye buyururlardı: “Sabah ve duha namazını kıl(maya devam et). Çünkü bu iki namaz evvabların namazıdır”
ve
 “Kim kuşluk namazına devam ederse, günahı denizin köpüğü kadar olsa bile o bağışlanır”

 Bir diğer hadis-i şerifte de: “Sabah (namazın) ın iki rekat (sünnet) i dünyadan da onda olan şeylerden de hayırlıdır”  buyuruluyor.
Keza Ebul Faruk  (k.s.) Hazretleri de:

 “Evlatlarım! Hacet namazı deyip geçmeyin. Biz bir çok hacetimizi hacet namazları sayesinde hallettik”
buyurmuşlardır.
Moderatöre Bildir   Logged
faanii
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 114


Dinin kökü rabıta'dır!


« Yanıtla #2 : Ocak 21, 2008, 01:21:11 ÖS »

Peygamberimizin hanımlarından Ümmi Habibe (r.a.) ve Ebu Eyyüb el-Ensar'i Peygamberimizden şu hadisi rivayet etmişlerdir "Kim farzlardan başka oniki rek'at sünnet kılarsa cennte onun için bir bina (köşk)inşa eder.Yani iki rek'at sabah namazının farzından evvel,dört rek'at öğlenin farzından evvel,iki rek'at te farzdan sonra, iki rek'at akşam namazının farzından sonra ve yatsı  namazının farzından sonra kılınan iki rekat, ki toplam oniki rekattir.")

(Yukarıdaki beyan ettiğimiz on iki rekat sünnetlerePeygamberimiz devam etmişlerdir.Yatsıdan evvelki dört rekat sünnetle ikindiden evvelki dört rekat sünnet gayri müekededirler.
Bu hususta Peygamberimiz (S.A.V.) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:"ikindiden önce dört rekat namaz kılana rahmet etsin.")



Yine bir hadisi kudside buyuruluyor ki : "Kulun kendisiyle bana yaklaştığı şeyin en sevgilisi ona farz kıldığım namazdır.Kul nafilelerle (sünnetlerle) bana yaklaşa yaklaşa nihayet ben onu severim.Ben onu sevdimmi de ; işiten kulağı, gören gözü,tutan eli ve yürüyen ayağı olurum."Yani kul 'ın rıza için işitir görür tutar ve yürür demektir.

Mü'mine gereken şey nafile ibadetlere devam etmektir.Çünkü o , 'ın sevgi kapısını açmaya vesiledir.Aynı zamanda farzların noksanlarının tamamlanmasınada sebebtir.

H.ş:"Kış mü'minlerin ilkbaharıdır.Gündüzü kısa iken oruç tutar;Gecesi uzun iken namaz kılar."
   (Tuhfe-i Merdiyye)




(Abdullatif Harbuti den alınmıştır.)
Moderatöre Bildir   Logged

Biz evlatlarımızdan iki şey bekleriz.SADAKAT ve AZİM. 
zeyl
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 210



« Yanıtla #3 : Ocak 21, 2008, 02:18:17 ÖS »

بــــم الله الرحمن الرحيـــــم

وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةًًً لَكَ عَسَى انْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقاَماً مَحْمُوداً*


-ü Teala’nın farz kıldığı ibadetler, kulluk vazifelerimizin başında gelir. Hiçbir ibadet, farzlardan üstün olamaz. Bunları eda etmekle Rabbımızın emrini yerine getirmiş oluruz. Farz ve vacib olmayan kulluk vazifelerine, nafile ibadetler adı verilir. Bir mü’min nafile ibadetlere devam ederse hem Peygamber Efendimizin sünnetlerini yerine getirmiş hem de -ü Teala’nın rızasını kazanmış olur.

                Nafile ibadetler, mü’mini Cenab-ı Hakk’ın rızasına yaklaştırır. Bir mü’minin, Mevlasına ubudiyyet ve gurbiyyet kasdıyla yaptığı nafile ibadetler, o kimseyi (cc)’ın rızasına ulaştırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz nafile ibadetlere çok ehemmiyet verirlerdi. Hele gece ibadetlerine devam ederlerken bazen mübarek ayaklarının şiştiği olurdu. Rasülüllah Efendimiz’in bu durumunu gören Hz. Aişe validemiz: “Ey ’ın Resülü, geçmişte ve gelecekte günah (a giden yol) zatınıza kapatılmış iken ne için böyle hareket ediyorsunuz?” dediğinde, Rasül-ü Ekrem Efendimiz: “Ya Aişe, (cc)’a çok şükredici bir kul olmayayım mı?” (1) buyurmuşlardır.

                Başta okuduğumuz ayet-i kerime de Cenab-ı Hakk: “Gecenin bir kısmında da uyanıp, sırf sana mahsus fazladan bir ibadet olmak üzere, onunla (yani Kur’an okuyarak) gece namazı kıl” (2) buyurmuştur. Mevlamız bu ayeti kerimeden evvel beş vakit namazı emredip, peşinden gece namazına teşvik eden beyanını getirmiştir.
Rasülüllah Efendimiz(sav) de hadis-i şeriflerinde: “Ey insanlar! Selamlaşmayı yayınız, yemek yediriniz, gece halk uyurken (kalkıp) namaz kılınız ki, selametle cennete giresiniz” (3) buyuruyorlar.

                 Farz namazlarla beraber kılınan ilk ve son sünnetler, duha, evvabin ve teheccüd namazları, tesbih namazı; nafile namazların başlıcalarıdır. Ayrıca mübarek gün ve gecelerde yapılması tavsiye olunan ibadetler, hacet namazları da mü’minlere az zamanda çok şeyler kazandıran mühim nafilelerdir. Bunlar Peygamber Efendimizin de farzlardan sonra devamlı ifa buyurdukları, üzerinde hassasiyetle durdukları ibadetlerdendir. Fahr-i Kainat Efendimiz bu ibadetlere hem kendileri devam eder hem de aile efradını ve ashabını teşvik ederlerdi. Zaman zaman Hz. Ali (kv) Efendimiz ve Fatıma Validemiz’in evine gelerek: “(Teheccüd) namazlarınızı ne zaman kılacaksınız?”  (4) diye seslenirlerdi. Yine Rasülüllah Efendimiz kuşluk vakti duha namazını kılar ve ümmetine de şöyle tavsiye buyururlardı: “Sabah ve duha namazını kıl(maya devam et). Çünkü bu iki namaz evvabların (’a yönelenlerin) namazıdır”  (5) ve “Kim kuşluk namazına devam ederse, günahı denizin köpüğü kadar olsa bile o bağışlanır”  (6) Bir diğer hadis-i şerifte de: “Sabah (namazın) ın iki rekat (sünnet) i dünyadan da onda olan şeylerden de hayırlıdır” (7)  buyuruluyor. 

                    Keza; Süleyman Hilmi Tunahan Hz. de bu ibadetleri ifa etmekte çok hassas olmuşlar, kendileri azami derecede yaşadıkları gibi etrafındakilere ve talebelerine de yaşamaları için tavsiyede
bulunmuşlardır. Hatta bir defasında talebelerine: “Evlatlarım! Hacet namazı deyip geçmeyin. Biz bir çok hacetimizi hacet namazları sayesinde hallettik” buyurmuşlardır.
 
   Yukarıda da bazılarını arz etmeye çalıştığımız ayet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, nafile ibadetlerin fazilet ve ehemmiyeti ile alakalı başka söze hacet olmasa gerek.   
       
                    Ancak burada üzerinde durulması ve uyanık olunması icab eden  mühim iki husus vardır:
--Birincisi, bazı sapık fikirli kimselerin -“Kişi sadece farzları yapmakla mükelleftir. Farzdan başkasını yapmaya lüzum ve ihtiyaç yoktur. Nafileler yapılmasa da olur” şeklindeki görüşleridir. Ki burada asıl maksat, sünnet müessesesini tahrif etmek, onu –haşa- lüzumsuz gibi göstererek, bu suretle imanın farz ve vacibden sonra üçüncü  koruyucu kal’ası olan sünnet ve nafile kal’asını yok etmeye çalışmaktır. Direk olarak farzlara hücum edemedikleri için kurnazca bu yolu seçmişlerdir.
--İkinci husus ise, nafile ibadetlere gösterilen bu ihtimamın, farzların kıymetine asla gölge düşürmediğidir. Farzlar terk edilirse, elbette nafilelerin hiçbir kıymeti kalmaz. Farzları ihmal etmemekle beraber, nafileleri de eda edebilmek en doğru yoldur.

                    Kaza namazı olan bir kimsenin, nafile namaz kılamayacağına hükmetmek yanlıştır. Bu davranış, sünnet müessesesini ihmale sebep olan sakat bir görüştür. İnsanlara borcu bulunan bir kimsenin, açlıktan kıvranan bir fakire yardım etmesine dini hiçbir mani olmadığı gibi, kaza namazı bulunan bir kimsenin de nafile namaz kılmasına hiçbir engel bulunmamaktadır. Elbette kaza namazlarını kılmak, nafile namazla meşgul olmaktan evladır. Fakat beş vakit namazların sünnetleri ve hatta teheccüd, duha ve tesbih namazları da bu hükümden müstesna tutulmuştur. (8,9) Bu sünnetleri kaza namazı niyyetiyle kılmak, dolayısıyla sünneti terk etmek, makbul bir görüş olamaz. Bir hatayı tamir için, ikinci bir hata yoluna teşvik etmek  akl-ı selime ve islam fıkhına aykırı bir iştir. Sünnetleri terk etmemek ve kazaları ayrıca kılmak en doğru bir harekettir. Kaza namazlarının muayyen bir vakti olmadığı için, her zaman kılınması mümkündür. Sünnetler veya vakitle mukayyet olan nafileler vakti içinde kılınmazsa telafisi mümkün olamayabilir. Elbette farz namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahtan kurtulmanın yolu, kaza namazı kılmaya fazla gayret göstermektir. Yoksa sünneti terk ve ihmal değildir. Rasülüllah (sav) Efendimiz’in şefaatinin tecellisine vesile olacak sünnetleri ve nafileleri bırakmak, akla ve fıkha muvafık olmayan bir davranıştır.

   Yukarıda izah etmeye çalıştığımız hususlar müvacehesinde şuurlu bir mü’mine düşen vazife, her zaman için gücünün yettiği nisbette farz ve vaciblerle beraber nafile ibadetlerine de ehemmiyet vermek, bu yolla Mevlamızın rıza-i ilahisine, Rasülüllah Efendimizin Şefaat-i uzmasına nail olmaya gayret etmektir. Cenab-ı Hakk hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Farzlarla kulum benim gadabımdan kurtulur. Nafilelerle bana (benim rızama) yaklaşır.”



 1 Buhari ve Müslim
 2 İsra suresi, 79
 3 Tirmizi
 4 Buhari ve Müslim
 5 Feyzül Kadir c.4  s.198
 6 Tirmizi ve İbni Mace
 7 Müslim ve Tirmizi
 8 İbni Abidin, c.1  s.688
 9 Feteva-i Hindiye, c.1  s.132

Moderatöre Bildir   Logged

İnsan bu, işte bir yaprak misali..
O yana bu yana savrulur durur..
Toprağın altında olur visâli..
Son perde mührünü topraklar vurur !


TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #4 : Ocak 21, 2008, 04:48:34 ÖS »

عَنْ عَائِشَةَ؛ قَالَتْ: قَالَ رَسُولَ للّهِ: مَنْ صَلَّى، بَيْنَ الْمَغْرَبِ وَالْعِشَاءِ عِشْرَينَ رَكْعَةً، بَنَى اللّهُ لَهُ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ. فِي الزوائد:
Hz. Aişe radıyAllahu anhâ anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim akşamla yatsı arasında yirmi rek'at namaz kılarsa ona cennette bir köşk yapar."
kütübü sitte 17-77
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #5 : Ocak 21, 2008, 04:50:09 ÖS »

Asım İbnu Amr anlatıyor: "Irak ahalisinden bir grup, Hz. Ömer'e gitmek üzere yola çıktı. Yanına geldikleri vakit Hz. Ömer onlara:"Siz kimlerdensiniz!? diye sordu. Onlar: "Biz Irak ahalisindeniz!" dediler. "İzinli olarak mı geldiniz?" dedi. Onlar: "Evet!" dediler. Onlar Hz. Ömer radıyAllahu anh'tan kişinin evde kıldığı namazın hükmünü sordular. Hz. Ömer: "Ben Resûlullah'a bu hususta sormuştum da: "Kişinin evinde kıldığı namazı nurdur, öyleyse evlerinizi nurlandırın" buyurdu" dedi."
( arkadaşlar sayfa 77 değil 87bu hadis te burada bulamk mümkün
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
ay-yüzlüm
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 543



« Yanıtla #6 : Ocak 21, 2008, 10:04:36 ÖS »

Tesbih Namazı

Günahların afvına vesîle olan tesbih namazı 4 rek'atlı bir namazdır. Bu namazı kılabilmek için şu tesbihi ezber bilmek icap eder:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

„Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“
Tesbih namazının kılınışı:

Kalben tesbih namazı kılmaya niyet edilir. „Allâhü Ekber“ diyerek namaza başlanır.

Yukarıdaki tesbih:

„Sübhâneke...“'den sonra 15 kere,
 
Zamm-ı sureden sonra 10 kere,

Rükûda 10 kere,

Rükûdan doğrulunca 10 kere,

Secdede 10 kere,

Secdeden doğrulunca 10 kere,

İkinci secde de 10 kere,

okunur.

Böylece birinci rek'at kılınmış olur. İkinci rek'ate kalkılınca Fâtiha-i şerîfeden önce yine 15 kere, diğer yerlerde de, tarif edildiği gibi 10'ar kere okunarak 4 rek'at tamamlanır.

Tesbih namazının diğer tarafları aynen diğer namazlarda olduğu gibidir. Fark sadece okunan tesbihlerdir. İkinci rek'atte oturulduğunda, „Et-tehiyyâtü...“'den sonra, „Allâhümme salli...“ ve „Allâhümme bârik...“, üçüncü rek'at için ayağa kalkıldığında da „Sübhâneke...“ okunacaktır.

Tesbih namazında beher rek'atte okunan tesbih adedi 75'dir. Dört rek'atte 300 tesbih okunmuş olur.
Moderatöre Bildir   Logged

Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
ay-yüzlüm
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 543



« Yanıtla #7 : Ocak 21, 2008, 10:06:37 ÖS »

Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü ve bütün vücudla yapılanıdır.

Hazret-i İkrime'den ve o da Hazret-i İbn-i Abbas'dan rivâyet etmişlerdir ki, Hazret-i Resûlü Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) muhterem amcaları Hazret-i Abbas'a hitaben tesbih namazı ile alakalı şöyle buyurmuşlar:

"Ey amca, sana on haslet haber vermekle ikram etmiş olayım ki, onu işlediğin vakit günahının evveli ve âhiri, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olsun..... Muktedir olursan bu tesbih namazını her gün kıl. Her gün kılamazsan ayda bir kere kıl. Onu da yapamazsan senede bir, onu da yapamazsan ömründe bir kere kıl."

Moderatöre Bildir   Logged

Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
TARIK
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 305



« Yanıtla #8 : Ocak 22, 2008, 05:55:15 ÖS »

-ü Teala’nın farz kıldığı ibadetler, kulluk vazifelerimizin başında gelir. Hiçbir ibadet, farzlardan üstün olamaz. Bunları eda etmekle Rabbımızın emrini yerine getirmiş oluruz. Farz ve vacib olmayan kulluk vazifelerine, nafile ibadetler adı verilir. Bir mü’min nafile ibadetlere devam ederse hem Peygamber Efendimizin sünnetlerini yerine getirmiş hem de -ü Teala’nın rızasını kazanmış olur.
   Nafile ibadetler, mü’mini Cenab-ı Hakk’ın rızasına yaklaştırır. Bir mü’minin, Mevlasına ubudiyyet ve gurbiyyet kasdıyla yaptığı nafile ibadetler, o kimseyi (cc)’ın rızasına ulaştırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz nafile ibadetlere çok ehemmiyet verirlerdi. Hele gece ibadetlerine devam ederlerken bazen mübarek ayaklarının şiştiği olurdu. Rasülüllah Efendimiz’in bu durumunu gören Hz. Aişe validemiz: “Ey ’ın Resülü, geçmişte ve gelecekte günah (a giden yol) zatınıza kapatılmış iken ne için böyle hareket ediyorsunuz?” dediğinde, Rasül-ü Ekrem Efendimiz: “Ya Aişe, (cc)’a çok şükredici bir kul olmayayım mı?”  buyurmuşlardır.Ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hakk: “Gecenin bir kısmında da uyanıp, sırf sana mahsus fazladan bir ibadet olmak üzere, onunla (yani Kur’an okuyarak) gece namazı kıl”  buyurmuştur. Mevlamız bu ayeti kerimeden evvel beş vakit namazı emredip, peşinden gece namazına teşvik eden beyanını getirmiştir. Rasülüllah Efendimiz(sav) de hadis-i şeriflerinde: “Ey insanlar! Selamlaşmayı yayınız, yemek yediriniz, gece halk uyurken (kalkıp) namaz kılınız ki, selametle cennete giresiniz”  buyuruyorlar.
   Farz namazlarla beraber kılınan ilk ve son sünnetler, duha, evvabin ve teheccüd namazları, tesbih namazı; nafile namazların başlıcalarıdır. Ayrıca mübarek gün ve gecelerde yapılması tavsiye olunan ibadetler, hacet namazları da mü’minlere az zamanda çok şeyler kazandıran mühim nafilelerdir. Bunlar Peygamber Efendimizin de farzlardan sonra devamlı ifa buyurdukları, üzerinde hassasiyetle durdukları ibadetlerdendir. Fahr-i Kainat Efendimiz bu ibadetlere hem kendileri devam eder hem de aile efradını ve ashabını teşvik ederlerdi. Zaman zaman Hz. Ali Efendimiz ve Fatıma Validemizin evine gelerek: “(Teheccüd) namazlarınızı ne zaman kılacaksınız?”  diye seslenirlerdi. Yine Rasülüllah Efendimiz kuşluk vakti duha namazını kılar ve ümmetine de şöyle tavsiye buyururlardı: “Sabah ve duha namazını kıl(maya devam et). Çünkü bu iki namaz evvabların namazıdır”  ve “Kim kuşluk namazına devam ederse, günahı denizin köpüğü kadar olsa bile o bağışlanır”  Bir diğer hadis-i şerifte de: “Sabah (namazın) ın iki rekat (sünnet) i dünyadan da onda olan şeylerden de hayırlıdır”  buyuruluyor. Keza; Varis-i Resul olan Hz. Üstazımızda bu ibadetleri ifa etmekte çok hassas olmuşlar, kendileri azami derecede yaşamaya gayret ettikleri gibi etrafındakilere ve talebelerine de yaşamaları için tavsiyede bulunmuşlardır. Hatta bir defasında talebelerine: “Evlatlarım! Hacet namazı deyip geçmeyin. Biz bir çok hacetimizi hacet namazları sayesinde hallettik” buyurmuşlardır.
   
   Ayet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, nafile ibadetlerin fazilet ve ehemmiyeti ile alakalı başka söze hacet olmasa gerek. Ancak burada üzerinde durulması ve uyanık olunması icab eden  mühim iki husus vardır:
Birincisi, bazı sapık fikirli kimselerin -“Kişi sadece farzları yapmakla mükelleftir. Farzdan başkasını yapmaya lüzum ve ihtiyaç yoktur. Nafileler yapılmasa da olur” şeklindeki görüşleridir. Ki burada asıl maksat, sünnet müessesesini tahrif etmek, onu haşa lüzumsuz göstermek ve bu suretle de imanın farz ve vacibden sonra üçüncü  koruyucu kal’ası olan sünnet ve nafile kal’asını yok etmektir. Direk olarak farzı yok edemedikleri için kurnazca bu yolu seçmişlerdir.
İkinci husus ise, nafile ibadetlere gösterilen bu ihtimamın, farzların kıymetine asla gölge düşürmediğidir. Farzlar terk edilirse nafilelerin hiçbir kıymeti kalmaz. Farzları ihmal etmemekle beraber, nafileleri eda etmek en doğru yoldur.
   Kaza namazı olan bir kimsenin, nafile namaz kılamayacağına hükmetmek yanlıştır. Bu davranış, sünnet müessesesini ihmale sebep olan sakat bir görüştür. İnsanlara borcu bulunan bir kimsenin, açlıktan kıvranan bir fakire yardım etmesine dini hiçbir mani olmadığı gibi, kaza namazı bulunan bir kimsenin de nafile namaz kılmasına hiçbir engel bulunmamaktadır. Elbette kaza namazlarını kılmak, nafile namazla meşgul olmaktan evladır. Fakat beş vakit namazların sünnetleri ve hatta teheccüd, duha ve tesbih namazları da bu hükümden müstesna tutulmuştur. ’  bu sünnetleri kaza namazı niyyetiyle kılmak, dolayısıyla sünneti terk etmek, makbul bir görüş olamaz. Bir hatayı tamir için, ikinci bir hata yoluna teşvik etmek  akl-ı selime ve islam fıkhına aykırı bir iştir. Sünnetleri terk etmemek ve kazaları ayrıca kılmak en doğru bir harekettir. Kaza namazlarının muayyen bir vakti olmadığı için, her zaman kılınması mümkündür. Sünnetler veya vakitle mukayyet olan nafileler vakti içinde kılınmazsa telafisi mümkün değildir. Elbette farz namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahtan kurtulmanın yolu, kaza namazı kılmaya fazla gayret göstermektir. Yoksa sünneti terk ve ihmal değildir. Şefaat-ı Muhammediye’nin tecellisine vesile olacak sünnetleri ve nafileleri bırakmak, akla ve fıkha muvafık olmayan bir davranıştır.
   Cenab-ı Hakk hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Farzlarla kulum benim gadabımdan kurtulur. Nafilelerle bana (benim rızama) yaklaşır.”

  1.Buhari ve Müslim
  2.İsra suresi, 79
  3.Tirmizi
  4.Buhari ve Müslim
  5.Feyzül Kadir c.4  s.198
  6.Tirmizi ve İbni Mace
  7.Müslim ve Tirmizi
  8.İbni Abidin, c.1  s.688
  9.Feteva-i Hindiye, c.1  s.132
Moderatöre Bildir   Logged

Nefsim için en güvendiğim amelim, Peygamber efendimiz ( S.A.V )’in ashabına sevgi ve hürmettir.

BİŞR-İ HAFİ HZ.
ilahi aşk
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 38


ilahi ente maksudi verizake matlibi


« Yanıtla #9 : Ocak 23, 2008, 03:45:08 ÖS »

Nafile ibadetlere,istirahati düşünmeden devam etmelidir. çünkü bunlar Allahu tealaya olan muhabbetin ve yakınlığın anahtarıdır.Nafileler farzlardaki eksiklikleri tamamlar.Ebu hureyreden nakledilen hadistekul kıyamet günü öne namazdan hesap olunacaktır.eğer hesabı düzgün giderse felaha kavuşup kurtulacaktır. Eğer bozuk giderse hüsrana uğrayacaktır.Farzlarında bir noksanlık olanlariçin alla teala :kulumun nafile ibadetleri ile noksanlarını tamamlayın buyuracaktır.sonra diğer ameller içinde böyle yapılacaktır. buyurulmuştur.
  nafilelerde bilhassa gece yani teheccüt namazına önem verilmelidir.Zira salihlerin adet ve alametlerindendir.Günahları örter,bedendeki hastalıkları giderir,haramlardan korur.
  Başka bir hadisi şerifte:bir kimse gece namazını özenerek kılarsa teala ona 4'İ dünyada 4'ü ahirette olmak üzere sekiz şey ikram eder[
1.dünya afetlerinden korur
2.gece namazının tesiri yüzünde zail olur(yüzü nurlanır)
3.onu bütün insanlara ve salih kullarına sevdirir
4. teala onu fakih yapar


1.kıyamet günü kabrinden beyaz yüzlü olarak kalkar
2.hesabı kolay olur
3.sırattan şimşek gibi geçer
4.amel defteri sağ elinden verilir./b]


İŞRAK NAMAZI:Sabah güneş doğduktan 45dk. sonra kılınır.P.E.(S.A.V.)hadisi  şeriftesabah namazını kılıp güneş doğuncaya kadar oturduğu yerden kalkmayarak ibadetle meşkul olup işrak vaktini bekleyip işrak namazı kılan kimseye kabul olunmuş hacc vu umre sevabı verilir



DUHA KUŞLIK NAMAZI:ebu hureyreden nakledilen hadisi şerifte:günahları deniz köpüğü kadar olsa da iki rekat duha namazına devam eden kimsenin günahları mağfiret olunur. buyurmuşlardır.



EVVABİN NAMAZI:Akşam ile yatsı arasında iki rekattan  altı rekata kadar kılına bilir.P.E.(S.A.V.)hadisi  şerifteevvabin namazı 12senelik nafile ibadete denktirbuyurdu



KABİR NUR NAMAZI:Bu namaz yatsı namazından sonra iki rekat olarak kılınır.Birinci rekatta zilzal ikinci rekattatekasür suresini okumak daha evladır.


İSTİHARE NAMAZI:Bir kişinin bir işe girişegeği zaman yapmasının mı yoksa terk etmesininmi sonunda hayırlı olacağını belirlediği zaman resulullah efendimiz iki rekat namaz kılınmasını emeretmiştir.Birinci rekatta katiha ile kafirun ikinci rekatta fatiha ve ihlas surelerini okumak daha evledır. nemazın sonunda istihare duası okunur.
Moderatöre Bildir   Logged

Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya RasûlAllah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya RasûlAllah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya RasûlAllah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya RasûlAllah
BALYALI
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 185



« Yanıtla #10 : Ocak 23, 2008, 06:49:34 ÖS »

razi olsun!!!
Moderatöre Bildir   Logged

اترك الترك ماتركوكم
çelebi
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 48



« Yanıtla #11 : Ocak 23, 2008, 07:37:13 ÖS »

Alıntı
                    Ancak burada üzerinde durulması ve uyanık olunması icab eden  mühim iki husus vardır:
--Birincisi, bazı sapık fikirli kimselerin -“Kişi sadece farzları yapmakla mükelleftir. Farzdan başkasını yapmaya lüzum ve ihtiyaç yoktur. Nafileler yapılmasa da olur” şeklindeki görüşleridir. Ki burada asıl maksat, sünnet müessesesini tahrif etmek, onu –haşa- lüzumsuz gibi göstererek, bu suretle imanın farz ve vacibden sonra üçüncü  koruyucu kal’ası olan sünnet ve nafile kal’asını yok etmeye çalışmaktır. Direk olarak farzlara hücum edemedikleri için kurnazca bu yolu seçmişlerdir.
--İkinci husus ise, nafile ibadetlere gösterilen bu ihtimamın, farzların kıymetine asla gölge düşürmediğidir. Farzlar terk edilirse, elbette nafilelerin hiçbir kıymeti kalmaz. Farzları ihmal etmemekle beraber, nafileleri de eda edebilmek en doğru yoldur.
Bu hususa VarisiRasül (k.a) hazretlerinin  göz ardı edilemeyecek sözünü eklemekta faide görüyorum.

Kaza borcu olanın nafile namaz kılamaz diyenlere şöyle buyurmuşlardır.
"Kasaba borcu olan hiç et yemiyecekmi?"

 

«—"Ey mü'minler, sabirla ve namazla Allâh'dan yardim dileyin, hiç süphesiz sabredenler ile beraberdir."

(Bakara - 153)

 
«— Vücûdlari yataklardan uzaklasarak Rabb'lerine korku ve ümidle yalvarir ve kendilerine ayirdigimiz riziktan verirler.»

(Secde - 16)

 «—"Muhakkak ki gece (ibadete) kalkan kisi nese bakimindan daha kuvvetli (Kur'ân'i Kerim) okuyus bakimindan daha saglamdir."

(Müzemmil - 6)
«—Bize Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan; o da el-A'rec'den; o da Ebû Hureyre'den haber verdi ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur: "Sizin herhangi biriniz (gece) uyuyunca Şeytân onun boyun köküne üç düğüm bağlar. Her düğüme: 'Senin üzerinde uzun bir gece vardır (rahat uyu' telkinini) vurur. O kimse, uyanıp 'ı anarsa bir dü¬ğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz da kı-larsa bir düğüm daha çözülür. Artık o (teheccüd sahibi) kimse, düğümü çözük, gönlü hoş ve neş'eli olarak sabaha girer. Fakat Al¬lah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, gönlü kirli ve uyuşuk hâl¬de sabaha girer"
(Sahihi Buhari)


«— Ebû Zer radıyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illAllah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar.”

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

«— Geceleyin kilinan iki rekâttik namaz. insanoglu için dünyadan ve dünyada bulunan her seyden daha yararlidir. Ümmetime zor gelmese iki rek'at gece namazini üzerlerine farz kilardim.» "Gecenin öyle bir âni vardir ki, onu yakalayip da Allâh'dan hayirli bir sey dileyen müslüman'a, Allâh ne dilerse verir."
Mugire Ibni Sube buyurur ki; «Peygamber'imiz bir gece ayaklari sisinceye kadar namaz kildi. Kendisine «Allâh senin geçmis - gelecek bütün «zelle» lerini afvetmedi mi» diye sorulunca «Ben sükreden bir kul olmayayim mi» diye cevab buyurdu.

 «—Peygamber'imiz Ebû Zerr'e

«Bir yolculuga çikmak istersen onun için hazirlik yapar misin» diye sorar. Ebû Zerr «Tabii. Yâ RasûlAllah » diye cevap verir. Peygamber'imiz «Peki Kiyamet Günü yolculugu nasil olacak? Beni dinle, o gün sana yarayacak olani sana söyleyeyim mi» diye buyurur.

Ebu Zerr «Tabii, yâ RasûlAllah Anam ve babam yoluna feda olsun» der. Bunun üzerine Peygamber'imiz söyle buyurur. «Yeniden dirilme günü için çok sicak bir gün oruç tut. Kabir yalnizligi için gece karanliginda iki rek'at namaz kil. Kiyametin büyük olaylari için bir kere Hacc et ve muhtaca bir sadaka ver, ya hakli yere bir söz söyle, yâhud kötü bir söz söylemekten dilini alakoy.»

 «—Peygamber'imize «Falan adam geceleyin namaz kiliyor, gündüz olunca da hirsizlik yapiyor» dediler. Peygamber'imiz de

«Isledigi amel onu yaptigi kötülükten yakinda alakoyacaktir» diye cevap verdi.
«—Peygamber'imiz (s.a.v.) buyuruyor:

«— 'in rahmeti o erkegin üzerine olsun ki, geceleyin namaz kilmaya kalkar ve sonra karisini kaldirir, o da namaz kilar, kadin kalkmak istemezse yüzüne su serper.»

«—Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor:

«— 'in rahmeti o kadinin üzerine olsun ki. geceleyin namaz ki¬lmaya kalkar ve sonra kocasini uyandirir da o da namaz kilar, kocasi kalkmak istemezse yüzüne su serper.»

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor:

«— Eger kisi geceleyin uyanip karisini da uyandirarak birlikte iki rek'at namaz kilarlarsa, her ikisini de 'i çok çok zikredenlerden yazar.»






Moderatöre Bildir   Logged
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #12 : Ocak 24, 2008, 01:09:45 ÖS »


ibadetler arasinda namaz.

Kelime-i şahadetten sonra İslamın en mühim ikinci şartı olan Namaz; Hz. ile kul arasında bir buluşma, kulun huzurullah’a çıkıp kulluğunu arzetmesidir. 
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde: “Benim zikrim için namaz kıl” buyurmaktadır.
 “Rasülüllah efendimiz (s.a.v) ise: “Kulun ’a en yakın olduğu an namazdır.”
İmam-ı Rabbanî hazretleri de: “Bilesin ki Namaz mertebesi, Ahiretteki ru’yetüllah mertebesi gibidir...” buyurmuşlardır.
Peygamber Efendimizin; “Benim ile beraber olduğum bir vakit vardır...” sözüyle işaret ettiği namazdır.
Hazreti Enes R.A rivayet ediyor: Rasülüllah Efendimiz (s.a.v) vefat ederken yaptığı vasiyeti şu idi: “Aman namaza sarılın! Köle ve cariyelerinizin hukukuna riayet edin!”
Rivayete göre Süleyman A.S’ın harp için beslediği bin tane atı vardı. “Akşam üstü safinat, (üç ayağını basıp birisini diker vaziyette duran) halis atlar, kendisine arz olununca” ayet-i kerimesinde beyan edildiği üzere, bir gün akşam üstü muayene etmek üzere atların kendisine getirilmesini at bakıcılarına emretmişti. Dokuz yüz tanesini muayene ettiklerinde güneş batmak üzere bulunuyordu. İkindi namazını hatırladı ve çok üzüldü. Bu atlar beni namazdan alıkoydu” diye bütün atları kurban edip, fakirlere dağıttı. Onun şeriatinde bu caiz idi. Süleyman A.S’ın bu hareketinden Cenab-ı hak çok razı oldu ve emrine atlardan daha süratli olan rüzgarı verdi. İşte Peygamberler ve onların namaza verdikleri değer... Bir de Ashab-ı Kirama bakalım:
Misver bin Mahreme hazretleri rivayet ediyor: Hz. Ömer R.A hançerlendiğinde, zaman zaman bayılıyordu. Bir defasında yanına geldim, üstüne bir örtü örtmüşlerdi. Yanındakilere: “Durumu nasıl” diye sordum. Gördüğün gibi baygın, dediler. Namaza çağırdınız mı? Yaşıyorsa onu namazdan başka bir şey korkutup uyandıramaz” dedim. Bu ikazım üzerine “Ya Emirel Müminin! Namaz kılındı! Dediler. Bunun üzerine uyanarak “Öyle mi? VAllahi namazı terkedenin İslamda hakkı yoktur” dedi ve yarasından kan aka aka, namazını kıldı.

Hz. Ali efendimiz namaz vakti yaklaştığı zaman titrer, renkten renge girerdi. Size ne oluyor ya Emirel müminin! Diye sorduklarında: “Hz.’ın, gökler, yerler ve dağlara arz edip onların yüklenmekten kaçınıp korktukları emanetin eda vakti geldi. Buyururlardı.

Namaz ibadetinin ehemmiyetini ifade etmekten aciz olduğumuzu biliyoruz. Bu sebeple, kendi ifadelerimizle değil, ve Rasülü ile onun güzide ashabının ifadeleriyle, dört hafta boyunca namaz ibadetinin ehemmiyetini anlamaya çalıştık. Son bir hadise daha...
Uhud harbinin en şiddetli olduğu anlardı. Rasülüllah s.a.v efendimizin mübarek yüzüne zırhı batmıştı. O kadar batmıştı ki, Ebu Ubeyde hazretleri, onu dişleriyle çıkarırken ön dişleri çıkmıştı. Zırhın battığı yerden kanlar akarken, tam bu esnada düşman tarafından gelen bir darbe sonucu müberek dişleri de kırılmıştı. Bunlara şahid olan Eshab-ı Kiram: “Bunlara beddua etmeyecek misiniz, ya rasülellah! dediklerinde, Rasülüllah s.a.v: “’ım! Yüzümü kanatıp dişimi kıran kavmim ne yaptıklarını bilmiyor, sen onlara hidayet eyle” buyurdular.
Başka bir harp... Hicretin 5. senesi... Müşrikler Medine-i münevvereye kadar yaklaşıp müslümanları muhasaraya almışlardı. Müslümanlar da kazdıkları hendeklerle kendilerini muhafaza ve müdafaaya çalışıyorlardı. Durum çok çetin ve vahim idi. Müşrikler, yer yer hendeklerden geçerek, Medine-i münevvereye giriyorlardı. Tarihe Hendek harbi olarak geçen bu harpte Rasülüllah ve Eshabı cepheden ayrılıp, öğle, ikindi ve akşam namazlarını kılamadılar. Rasülüllah Efendimiz buna o kadar üzüldüler ki, işte tam bu sırada “’ım, bunların karınlarını ateşle doldur” diye namazlarının kazaya kalmasına sebep olan müşriklere beddua ettiler.
Bu iki harpte cereyan eden iki farklı durumu imam-ı kasdalanî hz.leri şöyle izah eder. Rasülüllah s.a.v Uhudda mübarek yüzüne indirilen darbeye tahammül etti. Amma, hendek harbinde islamın en büyük ruknü olan namaza vurulan darbeye tahammül edemedi ve bu sebepten dolayı namazlarının kazaya kalmasına sebep olan müşriklere beddua ettiler.
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
tunike
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 261


bir tebessüm bile sadakadır


« Yanıtla #13 : Ocak 24, 2008, 03:32:15 ÖS »

razı olsun
Moderatöre Bildir   Logged

öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!
osmankemal
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 17

Avatar Yok


« Yanıtla #14 : Ocak 26, 2008, 12:12:11 ÖS »

         -ü Teala’nın farz kıldığı ibadetler, kulluk vazifelerimizin başında gelir. Hiçbir ibadet, farzlardan üstün olamaz. Bunları eda etmekle Rabbımızın emrini yerine getirmiş oluruz. Farz ve vacib olmayan kulluk vazifelerine, nafile ibadetler adı verilir. Bir mü’min nafile ibadetlere devam ederse hem Peygamber Efendimizin sünnetlerini yerine getirmiş hem de -ü Teala’nın rızasını kazanmış olur.
   Nafile ibadetler, mü’mini Cenab-ı Hakk’ın rızasına yaklaştırır. Bir mü’minin, Mevlasına ubudiyyet ve gurbiyyet kasdıyla yaptığı nafile ibadetler, o kimseyi (cc)’ın rızasına ulaştırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz nafile ibadetlere çok ehemmiyet verirlerdi. Hele gece ibadetlerine devam ederlerken bazen mübarek ayaklarının şiştiği olurdu. Rasülüllah Efendimiz’in bu durumunu gören Hz. Aişe validemiz: “Ey ’ın Resülü, geçmişte ve gelecekte günah (a giden yol) zatınıza kapatılmış iken ne için böyle hareket ediyorsunuz?” dediğinde, Rasül-ü Ekrem Efendimiz: “Ya Aişe, (cc)’a çok şükredici bir kul olmayayım mı?”  buyurmuşlardır. Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hakk: “Gecenin bir kısmında da uyanıp, sırf sana mahsus fazladan bir ibadet olmak üzere, onunla (yani Kur’an okuyarak) gece namazı kıl”  buyurmuştur. Mevlamız bu ayeti kerimeden evvel beş vakit namazı emredip, peşinden gece namazına teşvik eden beyanını getirmiştir. Rasülüllah Efendimiz(sav) de hadis-i şeriflerinde: “Ey insanlar! Selamlaşmayı yayınız, yemek yediriniz, gece halk uyurken (kalkıp) namaz kılınız ki, selametle cennete giresiniz”  buyuruyorlar.
   Farz namazlarla beraber kılınan ilk ve son sünnetler, duha, evvabin ve teheccüd namazları, tesbih namazı; nafile namazların başlıcalarıdır. Ayrıca mübarek gün ve gecelerde yapılması tavsiye olunan ibadetler, hacet namazları da mü’minlere az zamanda çok şeyler kazandıran mühim nafilelerdir. Bunlar Peygamber Efendimizin de farzlardan sonra devamlı ifa buyurdukları, üzerinde hassasiyetle durdukları ibadetlerdendir. Fahr-i Kainat Efendimiz bu ibadetlere hem kendileri devam eder hem de aile efradını ve ashabını teşvik ederlerdi. Zaman zaman Hz. Ali Efendimiz ve Fatıma Validemizin evine gelerek: “(Teheccüd) namazlarınızı ne zaman kılacaksınız?”  diye seslenirlerdi. Yine Rasülüllah Efendimiz kuşluk vakti duha namazını kılar ve ümmetine de şöyle tavsiye buyururlardı: “Sabah ve duha namazını kıl(maya devam et). Çünkü bu iki namaz evvabların namazıdır”  ve “Kim kuşluk namazına devam ederse, günahı denizin köpüğü kadar olsa bile o bağışlanır”  Bir diğer hadis-i şerifte de: “Sabah (namazın) ın iki rekat (sünnet) i dünyadan da onda olan şeylerden de hayırlıdır”  buyuruluyor. 
      Yukarıda da bazılarını arz etmeye çalıştığımız ayet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında, nafile ibadetlerin fazilet ve ehemmiyeti ile alakalı başka söze hacet olmasa gerek. Ancak burada üzerinde durulması ve uyanık olunması icab eden  mühim iki husus vardır:
Birincisi, bazı sapık fikirli kimselerin -“Kişi sadece farzları yapmakla mükelleftir. Farzdan başkasını yapmaya lüzum ve ihtiyaç yoktur. Nafileler yapılmasa da olur” şeklindeki görüşleridir. Ki burada asıl maksat, sünnet müessesesini tahrif etmek, onu haşa lüzumsuz göstermek ve bu suretle de imanın farz ve vacibden sonra üçüncü  koruyucu kal’ası olan sünnet ve nafile kal’asını yok etmektir. Direk olarak farzı yok edemedikleri için kurnazca bu yolu seçmişlerdir.
İkinci husus ise, nafile ibadetlere gösterilen bu ihtimamın, farzların kıymetine asla gölge düşürmediğidir. Farzlar terk edilirse nafilelerin hiçbir kıymeti kalmaz. Farzları ihmal etmemekle beraber, nafileleri eda etmek en doğru yoldur.
   Kaza namazı olan bir kimsenin, nafile namaz kılamayacağına hükmetmek yanlıştır. Bu davranış, sünnet müessesesini ihmale sebep olan sakat bir görüştür. İnsanlara borcu bulunan bir kimsenin, açlıktan kıvranan bir fakire yardım etmesine dini hiçbir mani olmadığı gibi, kaza namazı bulunan bir kimsenin de nafile namaz kılmasına hiçbir engel bulunmamaktadır. Elbette kaza namazlarını kılmak, nafile namazla meşgul olmaktan evladır. Fakat beş vakit namazların sünnetleri ve hatta teheccüd, duha ve tesbih namazları da bu hükümden müstesna tutulmuştur. ’  bu sünnetleri kaza namazı niyyetiyle kılmak, dolayısıyla sünneti terk etmek, makbul bir görüş olamaz. Bir hatayı tamir için, ikinci bir hata yoluna teşvik etmek  akl-ı selime ve islam fıkhına aykırı bir iştir. Sünnetleri terk etmemek ve kazaları ayrıca kılmak en doğru bir harekettir. Kaza namazlarının muayyen bir vakti olmadığı için, her zaman kılınması mümkündür. Sünnetler veya vakitle mukayyet olan nafileler vakti içinde kılınmazsa telafisi mümkün değildir. Elbette farz namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahtan kurtulmanın yolu, kaza namazı kılmaya fazla gayret göstermektir. Yoksa sünneti terk ve ihmal değildir. Şefaat-ı Muhammediye’nin tecellisine vesile olacak sünnetleri ve nafileleri bırakmak, akla ve fıkha muvafık olmayan bir davranıştır.
      Yukarıda izah etmeye çalıştığımız hususlar müvacehesinde şuurlu bir mü’mine düşen vazife, her zaman için bilhassa birkaç gün sonra idrak edeceğimiz mübarek üç aylarda gücünün yettiği nisbette farz ve vaciblerle beraber nafile ibadetlerine de ehemmiyet vermek, bu yolla Mevlamızın rıza-i ilahisine, Rasülüllah Efendimizin Şefaat-i uzmasına nail olmaya gayret etmektir. Cenab-ı Hakk hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Farzlarla kulum benim gadabımdan kurtulur. Nafilelerle bana (benim rızama) yaklaşır.”
 
 Buhari ve Müslim
  İsra suresi, 79
  Tirmizi
  Buhari ve Müslim
  Feyzül Kadir c.4  s.198
  Tirmizi ve İbni Mace
  Müslim ve Tirmizi

                                 
Moderatöre Bildir   Logged
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4503



WWW
« Yanıtla #15 : Ocak 28, 2008, 12:31:49 ÖÖ »

Nafile ibadetler, mü’mini Cenab-ı Hakk’ın rızasına yaklaştırır. Bir mü’minin, Mevlasına ubudiyyet ve gurbiyyet kasdıyla yaptığı nafile ibadetler, o kimseyi (cc)’ın rızasına ulaştırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz nafile ibadetlere çok ehemmiyet verirlerdi. Hele gece ibadetlerine devam ederlerken bazen mübarek ayaklarının şiştiği olurdu. Rasülüllah Efendimiz’in bu durumunu gören Hz. Aişe validemiz: “Ey ’ın Resülü, geçmişte ve gelecekte günah (a giden yol) zatınıza kapatılmış iken ne için böyle hareket ediyorsunuz?” dediğinde, Rasül-ü Ekrem Efendimiz: “Ya Aişe, (cc)’a çok şükredici bir kul olmayayım mı?”  buyurmuşlardır.

Zaman zaman Hz. Ali Efendimiz ve Fatıma Validemizin evine gelerek: “(Teheccüd) namazlarınızı ne zaman kılacaksınız?”  diye seslenirlerdi. Yine Rasülüllah Efendimiz kuşluk vakti duha namazını kılar ve ümmetine de şöyle tavsiye buyururlardı: “Sabah ve duha namazını kıl(maya devam et). Çünkü bu iki namaz evvabların namazıdır”  ve “Kim kuşluk namazına devam ederse, günahı denizin köpüğü kadar olsa bile o bağışlanır”  Bir diğer hadis-i şerifte de: “Sabah (namazın) ın iki rekat (sünnet) i dünyadan da onda olan şeylerden de hayırlıdır

Varis-i Resul olan Hz. Üstazımızda bu ibadetleri ifa etmekte çok hassas olmuşlar, kendileri azami derecede yaşamaya gayret ettikleri gibi etrafındakilere ve talebelerine de yaşamaları için tavsiyede bulunmuşlardır. Hatta bir defasında talebelerine: “Evlatlarım! Hacet namazı deyip geçmeyin. Biz bir çok hacetimizi hacet namazları sayesinde hallettik” buyurmuşlardır.

Cenab-ı Hakk hadis-i kudsi de buyuruyor ki: “Farzlarla kulum benim gadabımdan kurtulur. Nafilelerle bana (benim rızama) yaklaşır.”
Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 745



« Yanıtla #16 : Ağustos 10, 2008, 11:55:25 ÖÖ »

Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretleri demiştir ki:

“Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.”

Âlimlerden bir zât ise şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü kulun kalbi ve tefekkürü, yediği şeye göre değişir ve ilk hâline bir daha dönemez.”
 
Bir diğeri de şunları söylemiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibinin gece kıyâmına mâni olur. Nice bakışlar vardır ki, Kur’an okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibâdeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir tedkik ve iyi bir araştırma ile neyin artırıcı, neyin noksanlaştırıcı olduğunu bilebilir, [günahları azaltabilirsin]. Ve ancak günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onlara vâkıf olabilirsin.”

Kezâ denilmiştir ki; “Gece namazının uzun olması, kıyâmette rahatlık sebebidir ve bu namaz, büyük günahlara keffârettir... Gece namazları, farz namazlardaki eksiklikleri telâfi eder.”



(Ebû Tâlibi’l-Mekkî k. s., Kûtu’l-Kulûb, Gecenin ve teheccüd ehlinin evsâfı bahsi)
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
Nigah
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 138



« Yanıtla #17 : Eylül 28, 2008, 02:48:53 ÖS »

Hadisi Şerif:

"Gece namazı kılmanızı size tavsiye ederim. Gece namazı sizden evvel gelip geçen salihlerin âdetidir. Gece namazı 'a (c.c) yakınlık, günahlardan uzak olmak, bedenden hastalığı gidermektir."
Tirmizî, Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ

Bir kişi anlatır:

İmam Ebû Hanife, bir gün mescidinde sabahtan akşama kadar ders verdi. Kendi kendime: 'Bu şahıs devamlı dersle meşguldür. İbadetini ne zaman yapıyor ki?' dedim. Kendisini gözetmeye başladım. Gece olunca mescidde sabaha kadar namaz kıldı. 'Acaba her gün böyle mi yapıyor? Yoksa bir iki gece mi namaz kıldı?' diye düşündüm. Bu kez birkaç gün gözettim.

Gördüm ki; sabah namazını kıldıktan sonra akşama kadar dersle meşgul oluyor, akşam evine geliyor. Herkesin evine çekildiği bir vakitte de mescide gidiyor ve sabaha kadar namazla meşgul oluyor. Bunları devamlı yaptığını görünce; 'Ben de ölünceye kadar ömrümü onunla geçireyim' dedim.

Moderatöre Bildir   Logged

Kul hayatta neye düşkünse, rûhunu o hal üzere teslim eder.”
(Rabî bin Haysem Rh.A.)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer: