Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 09, 2009, 11:13:02 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Zekat, Fitre, Sadaka Vermenin Ehemmiyeti [8 Eylül 2008]  (Okunma Sayısı 1640 defa)
SadakatNet
Administrator
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 148



WWW
« : Eylül 08, 2008, 12:35:23 ÖÖ »



 
Hafta:    46


Mevzu: Zekat, Fitre, Sadaka Vermenin Ehemmiyeti


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
Moderatöre Bildir   Logged

Sadakat Yönetim Kurulu
osmanli
Moderatör
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3202



WWW
« Yanıtla #1 : Eylül 08, 2008, 02:07:48 ÖÖ »


İslâmın beş şartından dördüncüsü zekât vermektir. Mal ile yapılan ibadettir.
Zekât, dini ölçülere göre zengin olan müslümanların seneden seneye malının ve parasının kırkta birini fakir olan müslümanlara vermesidir. Zekât, Kur'an-ı Kerim'de namaz ile birlikte otuzyedi yerde geçmektedir. Zekâtın üzerinde bu kadar çok durulması onun dinimizde büyük önem taşıdığını göstermektedir.

Zekât, kalbi cimrilik hastalığından, malı fakirin hakkından temizleyen, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ibadettir. Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki haset ve kıskançlık ortadan kalkar. Kendilerine yardım eden zenginlere karşı sevgi ve saygı meydana gelerek toplumda birlik ve kardeşlik kuvvetlenmiş olur.

İslâm Dini, toplumun dertlerini tedavi eden, ihtiyaçlarını karşılayan birçok esaslar getirmiştir. 'ın emri olan zekât, bir sosyal yardımlaşma sistemidir. Zekât malın büyümesini ve bereketlenmesini sağlar. Zekâtı verilen serveti, yok olmaktan, kötü insanların zararından korur. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Mallarınızı zekât ile koruyunuz." (Et-Terğib ve't-Terhib; c. 1, s. 520)

Zekât, müslümanlıkta samimi olup olmadığımızın bir ölçüsüdür. Zekâtını veren; 'a kullukta samimi olduğunu göstermiş, kendisine bu zenginliği veren Rabbine karşı teşekkür vazifesini yerine getirmiş olur. Zekâtını veren zengin, fakirlere yardım eden, yoksulların yüzünü güldüren sevimli ve faydalı insandır.
Moderatöre Bildir   Logged

osmanli
Moderatör
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 3202



WWW
« Yanıtla #2 : Eylül 08, 2008, 04:56:33 ÖÖ »

Fitre Sadakası

          Fitre sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisab miktarı bir mala sahib bulunan her müslüman için verilmesi vacib olan bir sadakadır. Buna yalnız "Fitre"de denir. Fıtrat sadakası, sevab için verilen yaratılış ikramı demektir.

          Fitre sadakasının vacib olması, zekâtın farz kılınmasından öncedir. Orucun farz kılındığı yıla rastlar. Bu bir yardımlaşmadır, orucun kabulüne ve can çekişme ile kabir azabından kurtuluşa bir yoldur. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram gününün sevincine katılmalarına bir yardımdır. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık için bir hayır ve bir görevdir.

          Fitre sadakası, Ramazan Bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacib olursa da, bundan önce ve bundan daha sonra da verilebilir. Önceden verilmesiyle fakirler bayramlık ihtiyaçlarını gidermiş olurlar.

          (Üç İmama göre, fitre sadakası Ramazanın son akşamında güneşin batmasından itibaren vacib olur. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir.)

          Fitre sadakası, nisab miktarı bir mala sahib olan her hür müslüman için vacibdir, ister çocuk olsun, ister mecnun olsun...

          Bunların velileri, bunların mallarından bu sadakayı vermezlerse, kendileri baliğ olduktan veya iyileştikten sonra bu sadakayı ödemekle yükümlü bulunurlar. Bu mesele, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre, bunlara fitre sadakası vacib olmaz. Bu gibilerin babaları veya vasileri bu sadakayı onların mallarından verirlerse, onu ödemek zorunda olurlar. Bu sadakayı onlar adına vermek, babalar üzerine vacib olur. Fitrelerini babalar kendi mallarından verirler.

          Bu nisabdan maksad, iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın veya bunların kıymetine denk bir maldır. Bu mal, temel ihtiyaçlardan (borçtan, oturulan evden, ev eşyasından, bineceği at ve kuşanacağı silâhdan, ailesinin bir aylık veya bir yıllık geçiminden) fazla bulunmalıdır. Bu fazla malların para veya ticaret malı olması şart değildir. Bu fazla olan mal üzerinden bir yıl geçmesi de aranmaz.

         İşte bu miktar bir mala sahib olan her müslüman için zekât almak veya vacib olan sadakaları kabul etmek haramdır. Üzerlerine kurban kesmek de vacibdir.

          (Üç İmam'a göre, Bayram günü ile bayram gecesine mahsus olmak üzere, kendisi ile aile halkının yiyeceklerinden ve temel ihtiyaçlarından fazla fitre miktarı bir mala sahib olan bir müslüman için fitre sadakası vacib olur.)

          Ramazan Bayramının ilk günü fecrin doğuşundan önce vefat eden veya fakir düşen veya fecrin doğuşundan sonra dünyaya gelen veya (İslâma giren) bir müslümana fitre sadakası vacib olmaz. Fakat fecirden sonra ölen bir müslümana vacib olur. Eğer vasiyet etmişse, terekesinin üçte birinden ödenir. Varislerin kendi mallarından vermeleri de caizdir.

          Nisab miktarı mal, fitre sadakasının vücubundan sonra telef olsa fitre düşmez, çünkü verilmesi için önceden bir imkân hasıl olmuştu. Zekât ise böyle değildir, onda kolaylığı gerektiren bir imkân gereklidir.

          Ramazanda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vacibdir. Hasta, yolcu ve takatsız kalmış ihtiyar gibi...

         Nisabâ malik olan bir mümin hem kendisi, hem bunak ve mecnun olan evladı, hem küçük yaşta olan çocukları ve hem de hizmetinde bulunan köle ve cariyeleri için fitre sadakasını vermekle yükümlüdür. Köle ve cariyeleri müslüman olmasalar da, bunlar için fitre vermesi yine vacibdir. Fakat ticaret için olan köle ve cariyelerden ötürü fitre vermek gerekmez. Çünkü bunlar zekâta bağlıdırlar. Bir maldan hem zekât, hem de fitre vermek olmaz. Bunlar birleşmez.

          Yukarıda açıklandığı gibi, İmam Muhammed'e göre, zengin olan çocuklar için de fıtre sadakası vermek babalarının malına düşen bir borçtur.

          Fakir bir çocuğun babası ölmüş olursa veya fakir düşerse, dedesi (babasının babası) nisaba malik ise, çocuğun babası yerine geçer ve fitre sadakasını verir. Bununla beraber sahih görülen bir görüşe göre, bu çocuk için fitre vermek dedesi üzerine vacib olmaz.

          Bir kimse, kendi zevcesinin ve akıl sağlığı yerinde büyük evlâdının fitre sadakasını vermekle yükümlü olmaz. Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sahib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisaba malik ise, zekâtını kendi malından vereceği gibi, fitre sadakasını da kendi malından vermekle yükümlüdür. Aynı zamanda sadakalarda bir ibadet manası vardır. Koca, zevcesine ait bir ibadet görevini yüklenmek için evlenmemiştir.

          Bir kimse, zevcesinin veya büyük yaştaki evlâdının fıtrelerini onların izinleri ile kendi malından verecek olsa yeterli olur. Bunlar kendi idaresinde ve geçimi altında bulundukları takdirde izinleri olmaksızın vermesi de yeterlidir. Çünkü bu durumda âdet bakımından izin var sayılır. Aile arasında bulunan diğer şahıslar hakkında da hüküm böyledir. Gerçek yönden veya âdet bakımından izin gereklidir. Çünkü fitre sadakasında niyet bulunmalıdır, niyetsiz verilemez. Böyle bir izin ise, niyet yerine geçer.

          (İmam Şafiî'ye göre, zevcenin fitre sadakası, kendisi zengin olsa bile, kocasına aittir. Kendilerine ücret tayin edilmeyen hizmetçiler hakkında da hüküm böyledir.)

          Bir kimse, kendi geçimi altında bulunsalar bile, babasının ve annesinin fitre sadakasını vermekle yükümlü değildir. Baba fakir olduğu halde mecnun ise, fitresini vermek zorundadır.

          Fitre sadakası dört cins maldan belli bir miktarda verilir. Şöyle ki: Buğdaydan yarım sa' (Irakî) ki, beş yüz yirmi dirhem verilir. Buğday unu ile kavutu da, buğday hükmündedir. Arpadan, kuru üzümden ve kuru hurmadan da bir sa' (bin kırk dirhem), verilir. Bunların yerlerine kıymetlerinin verilmesi de caiz hatta daha faziletlidir. Fakat fakirlerin ihtiyacı bunların kendilerine daha çok ise, o zaman kendilerini vermek daha iyi olur._____

          Burada dirhemden maksad, zekât nisabında olduğu gibi, Şer'i dirhemdir. Bununla beraber her beldenin örfde kullandığı dirhem ölçüsünü esas kabul etmek gerektiğini söyleyenler de vardır. Örfi dirhem daha fazla olduğu için, fitre sadakasını bundan vermek ihtiyata uygundur ve ziyade sevabı vardır.

          (Üç İmama göre, fitre sadakası buğdaydan da bir sa'dır. Fakat bu sa'dan maksad, Irak sa'yi değil, Hicaz sa'yi olan 6931/3 dirhem miktarıdır.)

          Fitre sadakası için buğday, arpa, üzüm ve hurma birer değişmez ölçüdür. Çünkü bunlardan maksad, fakirin bir günlük ihtiyacını gidermektir. O da bunlarla karşılanır. Eğer belli bir para ölçü olarak gösterilmiş olsaydı, bu gaye elde edilemezdi. Çünkü yiyeceklerin fiyatı zaman zaman değişmekte olduğundan, o belli para bazı yıllar bu maksadı karşılar ve bazan da karşılayamazdı.

          Fitre sadakası, zekât gibi niyet edilerek fakirlere temlik şekli ile verilir. Yemek ikramı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakire verirken de yapılabilir. Ancak fakire bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez.

          Fitre sadakasını, aralarında zevciyet veya doğum bakımından ilgi bulunanların birbirlerine vermesi sahih değildir. Bir kimse fitresini, fakir olan karısına, babasına ve oğluna veremez.

          Fitre sadakası, İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafıî'ye göre, fakir olan zîmmîlere de verilemez. Fetva da bu şekildedir. Çünkü bunun verilmesindeki maksad, bayram gününde fakir müslümanların ihtiyaçlarını gidererek onların da bayrama sevinçle katılmalarını sağlamaktır. Bu maksad, fitrenin zimmîlere verilmesi ile elde edilmez. Bununla beraber, fitrenin zimmîlere verilebileceğini söyleyen alimler diyorlar ki: Bu sadakadan asıl maksad, mutlak olarak fakirlerin ihtiyacını bir ibadet niyeti ile karşılamaktır. Bu maksad, fakir zimmîlere verilmekle de kazanılır. Çünkü onlara verilecek sadaka da bir ibadettir.

          Bir kimse fitresini bir fakire verebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. Birçok kimseler de, fitrelerini birkaç fakire verebilecekleri gibi, bir fakire de verebilirler.

          Fakat bir görüşe göre, bir fitre birkaç kimseye verilemez.

          Birkaç fitre, gerek aynen ve gerek kıymet olarak sahiblerinin izni ile karıştırılmış bir halde fakirlere verilebilir. Her fitreyi diğerinden ayırmaya gerek yoktur. Bununla beraber fitrelerin ayrı ayrı verilmesi ihtiyata daha uygundur.

          Fitre sadakası, yükümlünün bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi mekruhtur.

          "Eksiklikten ve fazlalıktan münezzeh ve yüce olan , doğruyu daha iyi bilir ve O'nun kereminin kemâlinden başarıya ulaştırması ve mükâfatlandırması umulur.


alinti sadakat kütüphanesi.
Moderatöre Bildir   Logged

Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 755



« Yanıtla #3 : Eylül 10, 2008, 12:34:51 ÖS »

Zekat ile ilgili bilgiler için tıklayın..
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
ihvan
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 692



« Yanıtla #4 : Eylül 10, 2008, 02:21:20 ÖS »

hocalarıma teşekkür ederken...bol zekat verenlerden oluruz inşaAllah...
Moderatöre Bildir   Logged
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 615



« Yanıtla #5 : Eylül 10, 2008, 04:29:27 ÖS »

Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz.(S.Bakara A.173)

*****

(Habibim) Onların mallarından sadaka (zekât) al ki, bununla kendilerini (günahlardan) temizlemiş, hasenâtlarını bereketlendirmiş olasın... (S. Teğabün 103)

*****

Ubeydullah b. Abbas Anlatıyor:
Ebu Zer bana dedi ki:
Yeğenim! Ben Rasûlullah’ın yanındaydım ve onun elinden tutmuştum.Bana:Ya Ebâ Zer!Uhut dağı kadar altın ve gümüşüm olsa onların hepsini yolunda harcardım.Ölürken bir gram dahi bırakmak istemezdim. Buyurdu.Bende: Yâ Rasûllah bir kantar dahi olsada mı dağıtırdın?dedim.
Dedi ki;Yâ Ebâ Zer ben aşağısını söylüyorum ,sende en yükseğini söylüyorsun.Ben Ahireti istiyorum,sen ise dünyayı.Evet bir gram da olsa,dağıtırdım.Dedi ve bunu üç defa tekrarladı.(Mecme’uz-Zevâid)

****
Siz yolunda (az veya çok ) ne infak ederseniz Cenab-ı Hakk onun karşılığını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. (Sure-i Sebe  Ayet 39)

 Eshabı kiramdan Süheyb-i Rumi Hz.Efendimizin peşinden medineye hicret etmek istediğinde mekkede bir kısım mülkünü bırakıp yanında taşıyabileceği nakitlerini alarak yola çıkar. Kendisi çok yaşlı ve kimsesizdir. Mekke çıkışında müşrikler önünü kesip mani olmak isterler. Onları akli yönden ikna etmeye çalışır. “Benim gibi bir ihtiyarın ne size zararı ne onlara faydası olur.” der. Müşrikler ikna olmayınca Mekke de kalan malım mülküm sizin olsun der. Onu da alırız yine de seni göndermeyiz derler. Bu sefer üzerindeki para ve altınlarını çıkararak bunları alın ama beni Efendimizin yolundan alı koymayın diye rica eder.  Müşrikler onları da alırız ama senide göndermeyiz diye cevap verince Hz. Süheyb  “o halde bir ihtiyar canım var onu da alırsınız ama beni yolumdan döndüremezsiniz” der. Bunun üzerine müşriklerin niyetini Cenab-ı Hakk değiştirir, bu ihtiyarın  paralarını alıp gidelim, nasıl olsa bu haliyle Medineye zor ulaşır derler ve çekip giderler. Hz. Süheyb in merhale merhale yaptığı   bu fedakarlıktan Cenab-ı Hakk razı olur ve o anda:   şu Ayeti Kerime nazil olur:
İnsanlardan öyleleri de var ki, 'ın rızası uğruna (icabında) canını ve malını feda eder. da kullarına ziyadesiyle şefkatlidir.(Bakara S. 207)
 Efendimiz Medinede Eshabına bu Ayeti okuyunca Eshabı Kiram bunun kim için nazil olduğunu merak ederler. Efendimiz (S.A.V): O yoldadır filanca gün güneş doğarken filanca yerden medineye vasıl olacaktır.  der. Hz. Ebu Bekir Efendimiz birkaç sahabi ile işaret edilen zamanda ve mekanda bu şahsı beklemeye başlarlar. Tam güneş doğarken karşıdan düşe kalka birinin geldiğini fark ederler bu Hz. Süheyb dir. Koşarak yanına gider ve hakkında ki müjdeyi iletirler bunu üzerine Hz. Süheyb gözyaşları içerisinde şükür secdesine kapanır ve Yarabbi şu Süheyb kulun senin için bir şey yapamadı diyerek acziyetini ifade eder.

*****

Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki zengindir, övgüye lâyıktır. “S.Bakara A.267”

Enes (r.a) anlatıyor,
Ebû Talha Ensar içinde,Medinede en çok bahcesi olan zat idi.Malları içindede en çok sevdiği de,Beyraha hurmalığıydı.Bu bahçe mescidin karşısındaydı veRasûlullah (s.a.v.) oraya girer suyundan içerdi.”Sevdiklerinizden infak etmedikce hayra,sevaba eremezsiniz” Ayeti Kerimesi nâzil olunca Ebû Talha hemen Rasûlullaha giderek:
Ya RasûlAllah Teâla .”Sevdiklerinizden infak etmedikce hayra,sevaba eremezsiniz”buyuruyor.Mallarımın içinde en çok Beyraha hurmalığını seviyorum.Onu yolunda infak ediyorum. ındinde makbule  geçmesini umuyorum.Yâ RasûlAllah onu ’ın emir ettiği yerlere ver.Dedi.Rasûlullah S.A.V
Ne uğurlu bir mal!Ne uğurlu bir mal!... Buyurdu..(sahıh-i Buhari ;Müslim ”Hayat-üs-Sahabe”)

-Muhammed b.Münkir Anatıyor: ”Sevdiklerinizden infak etmedikce hayra,sevaba eremezsiniz” Ayeti Kerimesi nâzil olunca,Zeyd b.Hârise Malları içinde en çok sevdiği “Şible” ismindeki kısrağını Rasûlullaha (s.a.v.)’e getirerek:
Bu yolunda sadakadır.Dedi.Rasûlullah s.a.v de unu kabul etti ve Zeydin oğlu Üsâme’yi ona bindirdi.(Hayat-üs-Sahabe)

*****

H.Ş.: Malının zekâtını veren, şerrini defeder (heder olmasına mânî olur); bereketi celb eder, (her iyiliğe ulaşır). (Râmuz 2674-5)

Zekat  vererek mallarınızı koruyunuz  Sadaka vererek hatalarınızı tedavi ediniz,dua ve niyaz ederek bela dalgalarına karşı korununuz(.Tergıb Terhib)

*****

Sadakalarınızı, kendilerini yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden birşey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, onu bilir. (S.Bakara/273-)

Ebû Hureyreden :
Rasûlullah s.av birgün bana gelerek:
-Yâ Ebâ Hureyre! Buyurdu
-Buyur dedim.
Ehli Suffe’ye git ve onları çağır buyurdu.Ehli suffe,( için ılım öğrenmeye gelenler)Müslümanların misafirleriydi,Ne malları ne çoluk çocukları vardı.Rasûlullah s.a.v ‘e bir sadaka geldiğinde,kendisi  hiç bir şey almaz,hepsini  onlara gönderirdi.kendisine bir şey hediye edildiğinde,yine onlara gönderir onlarla paylaşırdı.
Muhammed b. Sîrîn’den:
Akşam olunca Rasûlullah s.a.v Ashab’ı suffe’yi Ashabı Arasında paylaştırırdı.Bazen iki ve üç kişi götüren olurdu.On kişide götüren vardı.Sa’d b. Ubâde her gece evine akşam yemeği için onlardan seksen kişiyi götürürdü.(Beyhakî-Kenz’ul ummal)

*****

-H.Ş.: “Can boğaza gelip «Bu malım falan, şu filan içindir» diyene veya üçte birinden fazlası vereselerin olana kadar sadakanı tehir etme!” (Buhârî. C. 5, S.160)

H.Ş.: “Üç şeye yemin ederim:
1-Sadaka vermekle mal eksilmez.
2-Zulmedeni affeden affolunur.
3-Kimseden bir şey istemeyen muhtaç olmaz.” (İhyâ)


-H.Ş.: “İki şey gıpta edilmeye değer: Biri, ’ın kendisine vermiş olduğu Kur'an-ı Kerîm’i gece gündüz okumak, diğeri de, ’ın kendisine verdiği malı gece gündüz sadaka olarak dağıtmaktır.” (Ramuz)
Dinin garip zamanında yapılan bir kuruşluk yardım,sair zamanlarda binlerce Altun tasadduk etmekten daha kıymetlidir.”(İmamı Rabbani (k.s)

Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
müslim
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Eylül 11, 2008, 12:22:36 ÖS »

928 Önce kelime üzerinde duralım. "Sadaka" doğruluk manasına gelen "Sıdk" kökünden gelir. Samimiyyet ve ihlâs manalarına da kullanılır. "Fıtr" kelimesi ise "Fıtrat"tan alınmadır. Ancak fûkaha bu terkip üzerinde ihtilâf etmiştir. İbn-i Abidin, bu husustaki ihtilâfları zikrettikten sonra: "Nevevi'nin tahrir adındaki eserinde, "Fıtra, sonradan uydurulan bir isimdir. Gâliba yaratılmış manasına gelen "Fıtrat"tan alınmış olacaktır. Ebû Muhammed Ebheri'nin beyanına göre, manası "Hilkâtin zekâtı" demektir. Sanki "Sadaka-i fıtr bedenin zekâtıdır." denilmiştir. Kuhistani dâhi bu yolda yürümüştür. Onun için bazıları, sadaka-i fıtr'a; "baş sadakası ve bedenin zekâtı" denildiğini nakletmişlerdir. Hasılı fitre kelimesinin lügat manası ifade ettiğinde şüphe yoktur. Manası "Hilkat", yaradılış demektir"(163)

 

 929 Hz. Sa'labe İbn-i Suayr (ra)'den rivayet edildiğine göre; Resûl-i Ekrem (sav) Ramazan bayramından bir veya iki gün önce irâd buyurduğu hutbesinde: "Eğer hür ve köleden, her küçük ve büyükten sadaka alarak buğdaydan yarım sa' veya hurmadan bir sa' veya arpadan bir sa' nisbetinde edâ ediniz"(164) hükmünü beyan etmiştir. Bu Hadis-i Şerifi esas alan Hanefi fûkahası; "Sadaka-i Fıtr" vacibtir. Zira haber-i vahid'le sabit olmuştur"(165) hükmünde ittifak etmiştir.

 

 930 İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te: "Resûlullah Sallâllahü Aleyhi ve Sellem sadak-i fıtr'ı, müslümanlardan köleye, hür're, erkeğe, kadına, küçüğe, büyüğe hurmadan bir sa' yahud arpadan bir sa' olarak vacib kıldı. Ve bu sadakanın, halk bayram namazından çıkmazdan evvel verilmesini emreyledi"(166) buyurulmuştur.

 

 931 VÜCÛBUNUN ŞARTLARI: Bilindiği gibi her ibadette aranan ilk şart; İslâmdır. Dolayısıyla bir kimseye "Sadaka-i Fıtr"ın vacip olması için, birinci şart; o kimsenin müslüman olmasıdır.(167) Resûl-i Ekrem (sav)'in "Sadaka vermek, ancak zengin kimseye mahsustur"(168) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası, ikinci şart olarak: "Havaic-i asliyesinden fazla, nisab miktarı mala sahip olmayı" esas almıştır. Üçüncü şart temlik'in (Mülk edindirmenin) gerçekleşebilmesi için, ferdin hür olması gerekir.(169) Fetava-ı Hindiyye'de: "Sadaka-i Fıtr; havaic-i asliyesinden fazla, nisab miktarı mala sahip olan hür ve müslüman olan her ferde vacibtir"(170) hükmü kayıtlıdır. Bu hükümde üç şart birarada zikredilmiştir. Nisab miktarı malın nami (üreyici) olması şart değildir.

 

 932 Sadaka-i Fıtr; hür müslümanın kendisi için vacibtir. İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edilen Hadis-i Şerif'te: "Resûl-i Ekrem (sav) sadaka-i fıtr'ı erkek ve kadın üzerine farz kıldı" hükmü beyan buyurulmuştur.(171) Mükellef; nafakaları üzerine vacip olan, küçük çocukları ve hizmetinde kullandığı köleleri için de, "Sadaka-i Fıtr" vermek mecburiyetindedir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Her bir hürr için, yahudi, nasrani veya mecûsi olun her bir köle için, sadaka-i fıtr'ı ödeyiniz"(172) buyurmuştur. Akil-baliğ olmuş, zengin ve büyük çocukları için sadaka-i fıtr vacib değildir. Zira o çocukların, "Fıtra"larını, kendilerinin edâ etmeleri vacib olur.(173) Erkeğin, karısı için Sadaka-i Fıtr ödemesi vacib değildir. Ancak kadın kendi malından, sadaka-i fıtr'ını vermek mecburiyetindedir.

 

 933 SADAKA-İ FITR'IN EDÂSININ VAKTİ: Resûl-i Ekrem (sav)'in: Böyle günde (Bayram'da) siz miskinleri dilenmekten müstağni kılın" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; "Sadaka-i Fıtr'ın bayram namazından önce verilmesi müstehabtır" hükmünde ittifak etmiştir.(174) Bilindiği gibi; Sadaka-i Fıtr; Ramazan Bayramı'nın ilk günü ikinci fecrin (Sabah Namazı vakti'nin) girmesiyle vacib olur. Bu vakitten önce ölmüş kimselere vacib olmaz. Bir kimse bayram günü ikinci fecir'le Bayram Namazı arasında sadaka-i fıtr'ı ödememişse, bu mükellefiyet üzerinden kalkmaz. Daha sonra da ödemek mecburiyetindedir. Sadaka-i fıtr'da velâyet önemlidir. Her mükellef kimin velisi durumunda ise; velev ki o mecnun dahi olsa, sadaka-i fıtr'ını verir. Zengin olan bir çocuk; anne ve babasının (fakir olsalar dahi), Sadaka-i Fıtr'ını veremez. Zira çocuk için, velev ki anne ve babası aciz dahi olsa, veli'lik hakkı (Velâyet) sözkonusu değildir. Yani çocuk hiçbir zaman, anne ve babasının velîsi olamaz.(175)

 

 934 Molla Hüsrev: "Her fıtra'nı bir fakire verilmesi vacibtir. Bir fıtra bölünerek iki fakire verilse caiz olmaz. Çünkü nass ile beyan edilen fakiri veya miskini müstağni kılmaktır. Nitekim zikrettiğimiz Hadis-i Şerif'te; "Onları dilenmekten müstağni kılın" buyurulmuştur. Halbuki bir fıtra'dan azı ile (Yani onun ikiye bölünmesi ile) kılınmaz"(176) hükmünü beyan eder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Bir ferdin sadaka-ı fıtr'ı ancak bir fakire verilir. Şayed bir fıtra iki veya daha fazla fakire taksim edilmiş olursa, bu caiz olmaz. Bir ailenin veya cemaatin fıtralarının tamamı, bir fakire verilebilir. Tebyin'de de böyledir.(177) hükmü kayıtlıdır. Bir fıtra'nın iki fakire verilebileceği yolundaki hükümler, zayıf bulunmuştur. Dolayısıyla zahir olan rivayet; bir fakire, en az bir "Fıtra'nın verileceğidir. Kendilerine zekât verilecek olan sınıfların hepsine, sadaka-i fıtr da verilebilir. Daha önce "Zekât kimlere verilir?" başlığı altında, bu sınıfları izah etmiştik.(178)

 

 935 Ulû'lemr; Sadka-i Fıtr'ı toplamak için memûr göndermez. İbn-i Abidin bu konuyu izah ederken: "Hükümet reisi Sadaka-i Fıtr toplamak için memûr göndermez. Gerçi sahih bir hadis'te Peygamber (sav)'in Ebû Hureyre (ra)'yi Sadaka-i Fıtr memuru tayin ettiği beyan olunmuştur. Ebû Hureyre (ra) getirenin sadakasını kabul eder, kimsenin ayağına gitmezmiş. Rahmeti. Ben derim ki; o halde murad; "zekât memuru (Amil) gibi bizzat kabileler arasında dolaşan memur göndermez" demek olur. Binaenaleyh hadisteki beyana aykırı düşmez"(179) hükmünü beyan ediyor.

 

 936 SADAKA-İ FITR'IN MİKTARI: Fıtra şu dört yiyecek maddesinden vacib olur:

 

  1. Buğday, 2. Arpa, 3. Hurma, 4. Kuru üzüm.

 

  Hizânetü'l Müftin'de ve Tahavi şerhinde de böyledir. Miktarlarına gelince: Buğdaydan yarım sa'dır. Arpadan ve hurmadan bir sa'dır. Buğday'ın unu ve kavrulmuşu verilir. Arpa'nın unu ve kavrulmuşu da arpa gibidir. Ekmekten fıtra vermek caiz olmaz ancak itibârî kıymetiyle verilirse bu caiz olur. Sahih olan kavil de budur.(180) Kuru üzüm hususunda ihtilâf olunmuştur. Ancak zahir rivayete göre; kuru üzümden bir sa'dır.(181) Bir sa'nın ağırlığı; 1040 dirhemdir. Dirhem-i örfi esas alındığında; 3,334 kg'dır!.. Dolayısıyla Arpa, Hurma ve Kuru Üzüm'den itibâriye kıymeti hesaplanırken, bunun esas alınması, fakirler için daha münasibtir. (Dirhem-i şer'i ise; 2,920 kğ'dır). Buğday için ise yarım sa' 1,667 kg'dır. Bunların bizzat kendileri verilebileceği gibi; kıymetleri de "Fıtra" olarak verilebilir.

 
Moderatöre Bildir   Logged
Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 755



« Yanıtla #7 : Eylül 12, 2008, 09:15:37 ÖS »

Talha İbni Ubeydullah radıyAllahu anh şöyle dedi:

Uzaktan sesini duyup ne dediğini anlayamadığımız saçı başı dağınık Necidli bir adam Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi. Resulullah'a yaklaştı. Bir de baktık ki, İslâm'ın ne olduğunu soruyor. Bunun üzerine Resûl–i Ekrem sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır" buyurdu. Adam:
– Kılmam gereken başka namaz var mı? dedi.

"Hayır yok! Nâfile olarak kılarsan o başka" buyurdu. Resûlullah sAllahu aleyhi ve sellem sözüne devam ederek:
"Bir de ramazan ayı orucunu tutmaktır" buyurdu. Adam yine:

– Tutmam gereken başka oruç var mı? dedi. Resûl–i Ekrem Efendimiz:
"Hayır yok. Nâfile olarak tutarsan o başka!" buyurdu.

Râvî Talha radıyAllahu anh diyor ki, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem adama zekât vermeyi söyledi. Adam:
– Vermem gereken başka sadaka var mı? dedi.
"Hayır yok. Nâfile olarak verirsen o başka" buyurdu.

Bu defa Adam:
– Bu söylediklerinden ne fazla ne eksik yaparım" diyerek Resûlullah'ın huzurundan ayrıldı.
Bunun üzerine Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Eğer sözüne sahip çıkarsa, kurtuldu gitti" buyurdu.


Buhârî, Îmân 34, Savm 1, Şehâdât 26, Hiyel 3; Müslim, Îmân 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 1; Tirmizî, Mevâkît 4; Sıyâm 1; Nesâî, Sıyâm 1, Îmân 23.

*****

İbni Abbas radıyAllahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallAllahu aleyhi ve sellem Muaz'ı Yemen'e (vali ve zekât âmili olarak) göndermiş ve ona şu tâlimâtı vermiştir:

"Onları önce 'tan başka tanrı olmadığına ve benim, 'ın elçisi olduğuma şehâdet getirmeye davet et. Eğer bunu itiraf ile sana itaat ederlerse, 'ın, onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını açıkla. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan zekâtı 'ın farz kıldığını onlara bildir."


Buhârî, Zekât 1, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 29. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 5; Nesâî, Zekât 46; İbni Mâce, Zekât 1.

*****

Ebû Hüreyre radıyAllahu anh dedi ki, Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in vefatı üzerine, yerine Ebû Bekir halife seçilip de Araplar’dan kimileri dinden dönünce, Ebû Bekir bunlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Ömer radıyAllahu anh :

Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem "Ben insanlarla 'tan başka ilâh yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim kelime–i tevhîdi söylerse, –İslâm'ın hakkı olan hadler hariç– mal ve canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını görmek ise 'a kalmıştır" buyurmuşken şimdi sen onlarla nasıl savaş edersin? diye karşı çıktı.

Ebû Bekir:

'a yemin ederim ki, namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım. Çünkü zekât, malın (ödenmesi gerekli) hakkıdır. 'a yemin ederim ki, Resûlullah'a verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım" cevabını verdi.

Bunun üzerine Ömer radıyAllahu anh şöyle dedi:

"Yemin ederim ki, zekât vermek istemeyenlerle savaş konusunda Teâlâ'nın, Ebû Bekir'in kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım."


Buhârî, İ'tisâm 2, Zekât 1, 40, İstitâbe 3; Müslim, Îmân 32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 1; Tirmizî, Îmân 1; Nesâî, Zekât 3, Cihâd 1

*****

Ebû Eyyûb radıyAllahu anh demiştir ki bir adam Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem'e:

– Beni cennete götürecek bir amel söyle! dedi. Resûl–i Ekrem de:

– "'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!" buyurdu.


Buhârî, Zekât 1, Edeb 10; Müslim, Îmân 12, 14. Ayrıca bk. Nesâî, Salât 10.
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
Ber-ceste
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 755



« Yanıtla #8 : Eylül 12, 2008, 09:20:38 ÖS »

Ebû Hüreyre radıyAllahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya da cehenneme çıktığını görür."

– Ey 'ın elçisi! Peki zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir? dediler. Nebî sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Hakkı ödenmeyen her deve sahibi, –ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp sütünün muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır– kıyamet günü düz ve geniş bir sahaya yatırılır. O develer de en semiz hallerinde ve bir tek yavru bile dışarıda kalmamak şartıyla o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam eder. Neticede kişi, yolunun ya cennete veya cehenneme çıktığını görür."

– Ey ’ın elçisi! Peki zekâtı verilmeyen sığırlar ile koyunların durumu ne olacak? dediler. Resûl–i Ekrem sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Hakkı (zekâtı) verilmemiş her sığır ve koyun sahibi, kıyamet günü düz ve geniş bir yere yatırılır. İçlerinde eğri boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzu kırık bir tane bile hayvan bulunmaksızın o hayvanlar o kişiyi boynuzları ile süser, tırnakları ile çiğnerler. Öndeki geçince arkadaki onu takip eder ve bu durum süresi elli bin yıl olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar devam eder. Neticede kişi, yolunun ya cennete veya cehenneme çıktığını görür."

– Ey 'ın elçisi! Ya atların durumu nedir? dediler. Resûlullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

– "Atlar üç sınıftır. Kişi için yük olan at vardır; örtü olan at vardır, ecir ve sevap olan at vardır. Yük ve vebal olan at sahibinin sırf çalım satmak ve İslâm'a düşmanlık yapmak için beslediği attır. Bu, o adam için vebaldir, Örtü olan at sahibinin rızâsı için beslediği ve binit ve koşum olarak üzerindeki 'ın hakkını ödediği, iyice bakıp gözettiği attır; bu sahibi için bir perde ve örtüdür. Ecir ve sevap olan ata gelince, o da sahibinin müslümanlara yardımcı olmak maksadıyla yolunda besleyip çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır veya bahçeden yediği ve çıkardığı şeyler sayısınca sahibine iyilik yazılır. Hatta at ipini koparıp da bir–iki tur atarsa, onun izleri ve pislikleri adedince sahibine iyilik yazılır. Ya da sahibi sulamak niyeti olmadığı halde onu bir nehir kenarından geçirirken at su içecek olsa, onun içtiği su yudumları adedince sahibine iyilik yazdırır."

– Ey 'ın elçisi! Peki ya eşeklerin durumu nedir? dediler. Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

– "Kim zerre kadar bir hayır işlerse onun karşılığını görür. Kim zerre kadar kötülük yaparsa onun karşılığını görür" meâlindeki umûmi mânalı âyetten başka bana eşekler hakkında özel bir bilgi verilmedi."



Müslim, Zekât 24; Buhâri, Cihâd 48 (kısmen)
Moderatöre Bildir   Logged

Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
Nakkaş
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 248



« Yanıtla #9 : Eylül 13, 2008, 09:07:19 ÖS »

SADAKA-İ FITIR

Sadaka, lügatte doğruluk mânâsına olup ıstılahta ise, rızâ-i ilâhi için fakirlere verilen para, mal vesâir şeylerdir. Sadaka-i fıtr ise, ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip bulunan her Müslimanın vermesi vâcib olan sadakadır.

Buna yalnızca fıtra da denir. Hatta halk arasında biraz daha galatlaşmış şekli ile fitre diye de söylenir. Bu sadaka-i fıtr, fıtrat yani yaratılış sadakası demektir. Binâenaleyh sadaka-i fıtr, Allâh (c.c.)’nun bizleri en güzel varlık olarak yaratmasına mukabil teşekkürün bir ifâdesi; ramazan ayını idrak, rahmet-mağfiret ve feyzinden istifâde etme nimetine karşılık,onun rızâsı için verilen bir yaratılış hediyesidir.

Sadaka-i fıtr, kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslar sebebiyle vâcib olur ve vâcib olduktan sonra da ancak edâ etmekle sakıt olur. Bakmakla yükümlü olduğu kimseler ister çocuk olsun isterse mecnun olsun, velîleri bunlar adına sadaka-i fıtr verirler. Sadaka-i fıtr’ın vâcib olma vakti ise, Ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren başlayıp bayram namazından çıkma anına kadardır. Bununla berâber vaktinden evvel de sonra da verilebilir. Tabî ki efdal olan, fakir ve yoksulların ihtiyaçlarını bayramdan evvel tedârik edebilmeleri için, önceden veya vaktinde vermek sonraya bırakmamaktır.

Sadaka-i fıtr, yukarda da ifâde ettiğimiz gibi, nisap miktarı mala mâlik bulunan ve hür olan her Müslüman’a vaciptir. Nisap miktarı ise zekâtla aynı olup, 20 miskal yani 80.18 [1] gram altın veya bunun kıymetine muadil maldır. Ancak sadaka-i fıtr’da, zekâtta olduğu gibi malın üreyici olması ve üzerinden bir sene geçmesi şartı aranmaz. Zekâtın verildiği yerlere sadaka-i fıtr da verilebilir.
   
Umûmî olarak sadaka bir müslüman için büyük ehemmiyet arz etmektedir. Çünkü yüce dînimiz sadakaya çok büyük kıymet vermiş ve fazîletini mensuplarına beyan etmiştir. Hal böyle olunca, veriliş sebebine ve hikmetine baktığımızda Sadaka-i fıtrın mühim bir ibadet olduğu anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz bayram namazını kılmazdan evvel ashâbına sadaka-i fıtr vermelerini emreder ve “Muhakkak sadaka-i fıtrını veren kurtuldu” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okurlardı.

Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz hadîs-i şeriflerinde de: “Sadaka belâları defeder, ömrü uzatır”, “Mallarınızı zekât ile muhafaza altına alın, hastalıklarınıza da sadaka ile deva bulun” [2] “Bir hurma ile dahi olsa sadaka verin” buyurmaktadırlar.
   

Sadaka-i Fıtr’la alâkalı olarak rivâyet edildiğine göre, sadaka-i fıtr’ını edâ eden kimse için on şey vardır:

1.Cesedi günahlardan temizlenir.
2.Cehennem ateşinden azâd olunur.
3.Orucu makbûl oruç olur.
4.Cennet kendisine vâcib olur.
5.Kabrinden emîn olarak kalkar.
6.O sene içerisinde yapmış olduğu bütün hayırlar makbûl olur.
7.Şefaat kendisine vâcib olur.
8.Sırattan şimşek gibi geçer.
9.Mîzanda hasenâtı tercih olunur.
10.Cenâb-ı Hakk küfür ve şekâvet ehlinin listesinden ismini siler, buyurulmuştur.


Yukarıda keyfiyetini ve fazîletini îzah etmeye çalıştığımız Sadaka-i fıtr’la alâkalı olarak, şuurlu her Müslüman üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir. Vermemenin değil vermenin yollarını aramalıdır. Sadaka-i fıtr’ı verirken hep asgarî ölçülere göre değil, kendi günlük hayatında bir günlük yeme içme ihtiyacını nasıl gideriyorsa, onu hesap edip ona göre vermelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Ramazan orucu, semâ ile arz arasında bağlıdır. Oradan yukarı ancak sadaka-i fıtr ile yükselir.” [3]

Mahkûlut-Tabiî R.A buyuruyorlar ki:

Mümin bir sadaka verdiği zaman Cehennem, Ümmet-i Muhammedden bir kişinin ateşten halas bulması sebebiyle şükür secdesi yapmak için, Cenab-ı Hakk’tan izin ister.

Bu hususta Peygamber Efendimiz (S.A.V): Cehennem ateşinden korunun. Velev ki bir hurma parçasıyla dahi olsun.” Hz. Aişe R.Anha validemiz bir cariye satın almıştı. Cebrail A.S Peygamber Efendimize gelerek: Ya Muhammed o cariyeyi evinden çıkar. Zira o Cehennem ehlindendir. Bunun üzerine Aişe validemiz cariyeye yemesi için bir hurma vererek derhal evden çıkardı. O cariye hurmanın yarısını yedi. Yarısını da yolda gördüğü bir fakire verdi. Cebrail A.S tekrar geldi ve: Ya Muhammed o cariyeyi tekrar eve al. Cenab-ı Hak onu yarım hurmayı tasadduk ettiği için cehenneminden azat etti.  Nüzhe c.1 s.226


[1] Günümüz meselelerine fetvalar s:64 (Diyanet vakfı yayınları)
[2]Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliya
[3] Muhtaru’l-Ehadis

Ü.H.
Moderatöre Bildir   Logged
numan7425079
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3



« Yanıtla #10 : Eylül 20, 2008, 01:57:04 ÖS »

razı olsun biz okuyucaları bilgilendiriyorsunuz
Moderatöre Bildir   Logged
fazıl14
aktif okur
**
Online Online

Mesaj Sayısı: 244



« Yanıtla #11 : Eylül 27, 2008, 12:30:23 ÖÖ »

“İçerisinde Allahi Teala`nın zikredildiği ev ile içerisinde ü Teala`nın zikredilmediği evin durumu, diri ile ölünün durumu gibidir.”(Hadis-i Şerif, Müttefekun aleyh)”
                                  SADAKA-İ FITIR(FİTRE)
Sadaka-i fıtır,Ramazan-ı Şerif`in sonuna yetişen ve asli ihtiyaçlarından başka en az  nisap miktarı (80.18 gr altın veya ona denk miktarda) bir mala malik bulunan her Müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır.

Sadaka-i fıtır, zekatın farz olmasından önce, orucun farz kılındığı sene vacip oldu.Orucun kabülüne, ölüm anının sıkıntılarından ve kabrin azabından kurtulaşa vesiledir.Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşesinden onların da istifade etmelerine bir yardımdır.Bu cihetle sadaka-i fıtır, insani bir vazifedir.

Sadaka-i fıtır, her müslümanın kendisi için ve fakir olan küçük çocuğu için de vaciptir.Büyük çocuğun ve zengin olan çocugun fitresi babasına vacip değildir.

Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı`nın birinci günü fecr-i sadıkın doğuşundan (sabah namazı vaktinin girmesinden) itaibaren vazip olur.Fakat bundan daha önce de verilebilir.Ta ki fakirler, bununla bayram namazına çıkmadan evvel, noksanlarını tedarik edebilsinler.

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşuyla vacip olduğundan fecirden önce çocuk dünyaya gelse onun için sadaka-i fıtır vacip olur.Şayet fecirden sonra doğarsa bir şey lazım gelmez.

Bir kimse, kendi idaresinde olmayan hanımının veya büyük evladının fitrelerini onların izinleriyle verebilir.Kendi ailesi, idaresinde bulunduğu taktirde adeten izin bulunduğundan izinleri olmaksızın vermesi de kafidir.

Bir kimse kendi fitresini, fakir olan eşine, babasına veya oğluna veremez.
Fıtrayı bayram namazından sonraya bırakmak mekruhtur.Müstehap olan, namazdan evvel verilmesidir.Çünkü Resulullah efendimiz (s.a.v) “Bayram namazından sonra verilen fıtra, diğer sadakalardan (nafile) bir sadakadır.Lakin bayram namazından evvel verilen fıtra, Allahi Tealanın indinde makbül olan bir sadakadır.”buyurmuşlardır.

Moderatöre Bildir   Logged
Nakkaş
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 248



« Yanıtla #12 : Eylül 29, 2008, 06:05:01 ÖS »

Âişe radıyAllahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’e bir adam;

– Annem ansızın öldü. Öyle sanıyorum ki, şayet konuşabilseydi, sadaka verilmesini vasiyyet ederdi. Şimdi ben onun adına sadaka versem, sevabı ona ulaşır mı? diye sordu.

Nebî sallAllahu aleyhi ve sellem de:

– “Evet” buyurdu.



Buhârî, Cenâiz 95, Vasâyâ 19; Müslim, Zekât 51. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâyâ 15; Nesâî, Vasâyâ 7; İbni Mâce, Vasâyâ 8.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Karaman: THK'ya fitre ve zekât verilmez SERBEST KÜRSÜ osmanli 3 575 Son Mesaj Şubat 22, 2008, 01:50:29 ÖÖ
Gönderen: Uludag
Eve girince selam vermenin ehemmiyeti FIKIH VE İTİKAD sıla34 7 994 Son Mesaj Kasım 26, 2008, 11:24:43 ÖS
Gönderen: hürriyet
Nafile İbadetlerin Ehemmiyeti [21 Ocak 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 17 2017 Son Mesaj Eylül 28, 2008, 02:48:53 ÖS
Gönderen: Aslıhal
İtikaf [15 Eylül 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 6 758 Son Mesaj Eylül 18, 2008, 09:45:32 ÖS
Gönderen: Aslıhal
Kadir Gecesinin Fazileti [22 Eylül 2008] HAFTANIN MEVZUU SadakatNet 7 830 Son Mesaj Eylül 25, 2008, 11:59:24 ÖS
Gönderen: fazıl14
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM