|
İsra
|
 |
« : Mayıs 07, 2008, 01:39:00 am » |
|
Hayat; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir... Kendin için neler hissettiğindir... Güven, mutluluk, şefkattir... Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır... ... Hayat; Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir... Ne dediğin ve ne demek istediğindir... İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir. ... Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir... İşte hayat bu seçimden ibarettir... İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir...
(Charles Eguone)
|
|
|
|
|
Lika
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 07, 2008, 02:31:59 am » |
|
Hayat; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir... Kendin için neler hissettiğindir... Güven, mutluluk, şefkattir... Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır... Çok güzel..Teşekkürler İsra  Belki de hayat, yaşandıkça okunan tek kitaptır...
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #2 : Mayıs 11, 2008, 03:13:18 pm » |
|
Kendine, bugün yapmakta olduğun şeyin seni yarın varmak istediğin yere yaklaştırıp yaklaştırmadığını sor... ... Başarılı bir evlilik yapmanın çiftçilik gibi olduğunu unutma: her sabah yeniden başlamalısın... ... Her türlü mecburi yol değişikliğini yeni şeyler öğrenmek için fırsat diye düşün... ... Ailende çocuk doğduğunda o günkü gazeteyi sakla ve on sekizinci doğum gününde ona ver... ... Başkalarının ecza dolaplarını, gardıroplarını ya da buzdolaplarını karıştırma... ... Senin için önemli olan bir insana kızdığında, ona neden kızdığını anlatan bir mektup yaz, ama postalama... ... Birkaç kilo verip içine sığabileceğini düşünerek asla bir giysi alma... ... Takımının kazanması için tezahüratta bulun, öteki takımın yenilmesi için değil... ... Her ay en az bir kere ter ve toz toprak içinde kalacağın bir iş yap... ... Değişiklik olsun diye, yatarken çocuğundan sana masal okumasını iste... ... İnsanları banka hesaplarının büyüklüğüyle değil, kalplerinin büyüklüğüyle ölç... ... Ailevi problemlerde, para problemlerinde, ya da saç kesimi konusunda akıl verme... ... Hak eden çalışanlarına, şirket için ne kadar önemli olduklarını her fırsatta söyle... ... İlk kez tanıştığın insanlara ne iş yaptıklarını sorma onlarla ahbaplığını etiketlerinden bağımsız başlat... ... Anne babanı, eşini ve çocuklarını eleştirmek için dayanılmaz bir arzu duyduğunda dilini ısır... ... Fırsat ara, güven arama. limandaki bir tekne güvendedir ama bir süre sonra altı çürümeye başlar... ... Başucunda kağıt kalem bulundur... Milyarlık fikirler bazen sabaha karşı üçte gelir... ... Atak ve cesur ol...
Bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok, yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın...
(H.Jackson Brown)
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 26, 2008, 04:48:46 pm » |
|
Her şeyi kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmaktan vazgeçin...
Sürekli “alarmda” olmanız gerektiğini söyleyen iç sesinize kulak vermeyin...
Yeni yollar denemesi için ruhunuza izin verin.
Bir şey için elinizden geleni yaptıktan sonrasını dert edinmeyin...
Fırsatların karşınıza kendiliğinden çıkmasına izin verin...
Kendinize günlük hedefler çizin...
Kendinizi huzursuz hissettiğinizde içinizdeki barışın merkezine gidin...
Sinirlenmenin boşa giden enerjiden başka bir şey olmadığını unutmayın...
Tek bir doğru yoktur...
Olayları algılama şeklinizi değiştirin...
Kendinizi başkalarının yerine koyun...
Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz...
(Dr. Deepak Chopra)
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 05, 2008, 05:17:18 am » |
|
Şimdi, şu anda... Bir dakika daha bekleme...
Bugün hayat, senin yaşaman için...
Yapmak istedigin şeylere başlama zamanın geldi...
Kendin için koyduğun hedefler ne olursa olsun, onlara ulaşmak için adım atmakta çok geç kalmadın...
Şu an, harekete geçmenin tam zamanı... Öyleyse ileri doğru ilk adımı at...
En kıymetli isteklerine doğru yol alırken kendine güçlü bir ivme kazandırmaya başla...
Yarına bıraktığın işler, hiçbir değeri olmayan bahaneleri de beraberinde getirir...
Kendin için büyük sonuçlar üret... Şimdi, o sonuçlara ulaşmak için işe başla...
Peki ya işini yarına bırakırsan... İşte o zaman oturup kendi kendine şöyle söylemeye devam edersin:
“-Dünya nasıl da beni ıskalayarak geçip gidiyor?...”
Gerçekten hangisini istersin?...
Bugünü; hayatla, aksiyonla, sorumlulukla, eğlenceyle, sevgiyle ve tecrübeyle doldur...
Bugün senin için çok önemli, dolu dolu bir gün... Öyleyse her anını değerlendir...
Ralph Marston
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 09, 2008, 01:05:30 am » |
|
İnsanlar yalnız ağlıyor, yalnız ölüyor...
Çocuklara kötü muamele ediliyor, yaşlılar son günlerini sevecenlik ve sevgiden uzak geçiriyor...
Sevgi gösterisine bu kadar çok ihtiyaç olan bir dünyada, hayatımızdaki insanlara sadece sıcak bir kucaklama ya da uzatılan bir elden daha karmaşık olmayan bir hareketle yardım edecek büyük bir gücümüz olduğunu anlamak çok önemli...
Dünyayı daha iyi, daha sevgi dolu bir yer yapmak için neler yaptığımızı düşünmek için en uygun zaman günün sonudur...
Geceler boyunca aklımıza hiçbir şey gelmiyorsa, dünyayı daha iyiye doğru nasıl değiştirebileceğimizi düşünmek için de uygun bir zamandır bu...
Öyle çok büyük şeyler yapmamıza da gerek yoktur; var olan basit şeyler üzerinde bir şeyler yapmak da yeterlidir...
Etmediğimiz bir telefon, yazmayı ertelediğimiz o not, takdir etmediğimiz o iyilik...
İş sevgiyi vermeye gelince fırsatlar sonsuzdur ve bunu hepimiz yapabiliriz...
Leo Buscaglia
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 28, 2008, 03:29:44 am » |
|
Bana yöneltilmiş bir eleştiriyi bilinçli olarak ilk kabul edişim, yıllar önce eşimin bana, “Bazen çok fazla konuşuyorsun” demesiyle olmuştu...
Bunu kabul etmeden önce bir an ciddi olarak kırıldığımı hatırlıyorum...
Ama ona şöyle karşılık verdim:
“-Haklısın; bazen gerçekten çok konuşuyorum...”
...Ve o anda hayatımı değiştirecek bir şey keşfettim... Onun eleştirisini kabul ederken, haklı olduğunu görebilmiştim...
Gerçekten de çoğu zaman fazla konuşuyordum... Daha da güzeli, benim hiç savunmaya geçmeyişim, eşimin de daha rahatlamasını sağlamıştı...
Birkaç dakika sonra bana, “Biliyor musun, seninle konuşmak çok rahat oluyor” dedi.
Eğer ben onun gözlemine kızıp ters çıksaydım, bana bunu söyleyeceğini hiç sanmıyorum...
O gün öğrendiğim şey şuydu:
Eleştiriye tepki göstermek eleştirinin kendisini hiç mi hiç, yok etmiyor...
Tersine, olumsuz tepkiler gösterince sizi eleştiren kişi yaptığı değerlendirmede haklı olduğuna inanıyor...
Bu stratejiyi bir deneyin... Size arada bir yöneltilen eleştirileri kabul etmenin kazancı bedelinden yüksektir...
Dr.Charles Lever
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 15, 2008, 05:38:05 am » |
|
Saygı görmeyen bir çocuktan saygı, sevgi görmeyen bir çocuktan da sevgi beklemeyin...
Hemen hiçbir şey göründüğü kadar önemli değildir... Kızmadan önce bir kere daha düşünün...
Çocuklarınızın üzerinde bıraktığınız ilk izlenimleri değiştiremezsiniz...
İçten bir sarılma, sevgiyi tüm kelimelerden daha iyi anlatır...
Çocuklarınızın yapmasını istediğiniz şeyler, sizin de yapmak istediğiniz şeylerdir...
Çocuğa bir şeyler öğretmek için olduğu kadar, ondan bir şey öğrenmek için zaman harcayın...
Kurallarınız varsa, nedenleriniz de olmalı... Bu nedenleri bilmek çocuğunuzun hakkıdır...
Çocuğunuz, hayallerinden ya da sırlarından birisini sizinle paylaşmak istiyorsa, size ne kadar değer verdiğini anlayın ve onu dinleyin...
Hatanızı çocuğunuza itiraf edemiyorsanız, zamanla güvenirliğinizi kaybedersiniz...
Bir çocuğun hayatındaki tüm riskleri kaldırırsanız, o çocuğun hayatındaki tüm canlılığı da kaldırmış olursunuz...
Konuşan bir çocuğun sözlerini tamamlamaya çalışmayın...
Kimi zaman çocuğunuz için çok şey yapmaya çalışmak, az şey yapmaktan yıkıcıdır...
Çocuğunuzla içten bir konuşma yapmak istiyorsanız, gözlerinizi gözlerinden ayırmayın...
Yersiz övgüler, gerçek övgülerin değerini azaltır...
Çocuklarınıza nasıl öğrenebileceklerini öğrettiyseniz, onlara hemen her şeyi öğretmişsiniz demektir...
B.Tilton - M.Gray
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 18, 2008, 02:57:38 am » |
|
Temizlik yaptım bugün... Hem de tüm benliğimde...
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce... Görmenizi isterdim... İçimde ne kadar da büyük bir yer kaplıyorlarmış...
Kırgınlıklarımı atarken, bakmadım neydi onlar diye... Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanmaya değer...
Onların yerine bağışlamayı yerleştirdim özenle...
Kıskançlığımı çıkardım... Meğer ben ne az kıskançmışım... Çok kolay oldu. Sevindim...
Sanki kaybettiğim bir eşyamı bulmuş gibi oldum...
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde... Nasıl temizlerdim bilmiyorum...
Sıra korkularıma gelmişti... Çıkarmaya bile korktum önce... Ne çok alışmışım onlarla yaşamaya...
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır anlayamadım...
Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde...
Mutluluklarımı, umutlarımı ne de çok ertelemişim... O an bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, herşeyden önce içimdeki sevginin ve gücün daha fazla farkında olsaydım böyle temizliklere ihtiyacım kalmazdı...
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim... Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylaşmayı ektim... Çılgınlık ektim, doğallık, bağışlama ektim içime...
Aşk ektim her hücreme... Çoşku, heyecan, sessizlik ektim...
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana...
Kabullenme ektim... Baş eğme değil... Olduğu gibi kabullenme...
Edward Morrison
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 22, 2008, 03:06:03 am » |
|
Yaşadığım her yılla hayatın ziyan edilen kısmının, vermediğimiz sevgilerde, kullanmadığımız güçlerde, hiçbir riski göze almayan bencilliklerde olduğunu daha çok fark ediyorum; bunlarla acıdan kaçınırken, mutluluğu da yitiriyoruz...
Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz.
Hayatın gerçek trajedisi, bir yetişkinin aydınlıktan korkmasıdır.
Görünen her şeyin gerisinde daha engin bir şey vardır;
Her şey, kendinden başka bir şeye açılan bir yol, bir kapı, bir pencereden başka bir şey değildir...
Ölüm hayatta büyük bir kayıp değildir.
Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölen şeylerdir...
Allahım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenecek metanet, değiştirebileceğim şeyleri değiştirecek cesaret, ikisinin farkını bilecek kadar hikmet ver...
Robin Sharma
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #10 : Temmuz 26, 2008, 03:02:58 am » |
|
Kendinizi melankoliye kaptırmayın... Melankoli geçici bir ruh halidir, sakın bilgelikle karıştırmayın... ... Rekabet yarışmalarına da kapılmayın... Tek gerçek başarı, mutlu hissetmektir... ... Can sıkıntısı ve heyecan konusunda ayarlı olun... Heyecanı küçük dozlarda ve yerinde kullanmak en iyisi... ... Endişelerinizi somutlaştırın, bastırmayın... “Olabilecek en kötü şey ne” diye sorun kendinize... ... Haset değil, hayranlık duyun... Sahip olduğunuzun tadını çıkarın, kendinizi başkalarıyla karıştırmayın... ... Abartılmış bir adaletsizliğe uğramışlık duygusundan kaçının... Kendinizi de, başkalarının size ilgisini de fazla büyütmeyin... ... Başkalarının hakkınızda ne düşündüğüne fazla kulak asmayın... Kamuoyuna aç kalmayacak, ya da hapse düşmeyecek kadar dikkat etmek yeter...
Hayattan tat alma duygunuzu besleyin... Her konuda yeni ilgiler oluşturup geliştirin... ... Sevecen olun ve bunu başka insanlara sunmaya çaba gösterin... Ama karşılığını talep etmeyin... ... İlginç, çok yönlü ve yapıcı bir iş yapın... Becerilerinizin gelişebileceğiniz bir iş... ... Çok sayıda küçük ilgi alanları bulup geliştirin... Günlük hayatınıza çeşitlilik katın... ... Mücadele ile teslimiyet arasında denge kurun... Elinizden geleni yapın gerisini gelişmelere bırakın...
Bertrand Russell
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #11 : Ağustos 01, 2008, 02:09:28 am » |
|
Başarının garantisi yoktur ama bir girişimde bulunmazsanız başarısızlığın garantisi çoktur... Başarının garantisi olmamasına rağmen, ilk adımı atar atmaz kendi başarı ihtimalinizi önemli ölçüde artırabilirsiniz... ... İlk adımı cesurca atın... Sonra bir adım daha, bir adım daha... Bir bakacaksınız ki hedef, daha yakında görünüyor... Bir bakacaksınız ki hedefiniz artık ulaşılabilecek bir noktada... ... Ne gerekiyorsa yapın... İstekli olun... Gerekli olan şeyleri yapmak yeterlidir... Çaba gösterecekseniz, tam çaba gösterin... Aksi takdirde değerli vaktinizi ve enerjinizi boşa harcamış olursunuz... ... Yolunuza çok zor engeller çıkar... Onlardan biri de siz olmayın... Engellere karşı meydan okuyabilirsiniz, bu engellerin de üstesinden gelebilirsiniz, cesurca öne doğru adım atarak başarıya ulaşabilirsiniz... Bunu yaptığınız zaman, “Daha önce niye tereddüt etmişim ki” diyeceksiniz...
R.Marston
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #12 : Ağustos 18, 2008, 02:27:45 am » |
|
Mümkün olduğunca, teslimiyet göstermeden, herkesle iyi geçin...
Hakikatlerini sakince ve açıkça dile getir ve başkalarını da dinle...
Hatta alık ve cahilleri bile;
onların da kendilerince bir öyküleri vardır.
Kendini başkalarıyla mukayese edersen;
Kendini boşlukta ya da acı içinde hissedebilirsin...
Çünkü, daima senden daha büyük veya daha küçük kişiler olacaktır...
Mesleğine ilgi göster; ne kadar mütevazi de olsa...
O zamanın değişen yazgısında sahip olabileceğin en iyi servettir...
Sevgi hakkında alaycı olma...
Çünkü o bütün kuraklığına ve hayal kırıklıklarına rağmen her zaman yeşil kalmayı başaran otlar gibidir...
Gençlikte edindiğin bazı eğilimlerinden zarafetle vazgeçerek yılların verdiği tecrübeleri olduğu gibi kabullen...
Korkuların çoğu yalnızlık ve aşırı yorgunluktan doğar...
Sağlam bir disiplinden öte, kendine karşı müşfik ol...
Ve mutlu olmak için çaba göster...
Max Ehrmann
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #13 : Ağustos 21, 2008, 04:01:54 am » |
|
Ne denli kötü olursa olsun,
Asla pes etmeyin...
Bu benim başıma nasıl geldi diye düşünmeyin...
Benden daha kötü durumda olan insanlar var diye düşünün...
Önemli olan ruh ve akıldır...
Her şeyin iyisini yapmaya çalışın ve hastalığınızın arkasına saklanmayın...
Her günün tadına varın...
Akşam nereye gideceğinizi planlayın,
Geleceğinizi planlamayın...
Yalnızca başkalarının yardımına açık olmayın...
Kendinize de yardım edin...
Hâlâ bir şeylerin üstesinden gelebileceğinizi gösterin herkese...
Yapamayacağınız şeyler için boş yere üzülmeyin...
Yapabileceğinizi yapmaktan zevk almak için uğraşın...
Stephan Hawking
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #14 : Ağustos 23, 2008, 01:40:19 am » |
|
Karanlık dalgalar üzerinde güneşi yakala...
Hayat fırtınalı bir denizdir ki;
Dalgalarına her tarafta rastlarız...
Dalgaları yarıp geç, duraksama...
Öte tarafta güzel bir güneş ışığı var...
Saadetten bahset...
Dünya o kadar kederlidir ki;
Kendi kederinizi eklemenize ihtiyacı yoktur...
Hiçbir yol büsbütün sarp değildir...
Düz ve aydınlık taraflara bak...
Devamlı çalışmadan, hoşnutsuzluk ve kederden ruhunuz yorulmuştur...
Onu dinlendirmek için düzlük ve aydınlıktan bahsedin...
Wilcox
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #15 : Eylül 08, 2008, 03:41:52 am » |
|
Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır...
Nasıl bir meyvenin çekirdeği;
kalbi Güneş’i görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa,
siz de acıyı bilmelisiniz...
Ve eğer kalbinizi, hayatınızın günlük akışını
hayranlıkla izlemek üzere açarsanız, acınızın, neşenizden hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz...
Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi, aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylayacaksınız...
Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz...
Acılarınızın çoğu sizin tarafınızdan seçilmiştir...
Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı iyileştirmek için sunduğu “acı” ilaçtır...
H.Gibran
|
|
|
|
|
Lika
|
 |
« Yanıtla #16 : Eylül 08, 2008, 05:17:10 am » |
|
Halil Cibran'dan yine hayata dair çok ince noktalara vurgular.Çok güzeldi.Sanırım yaşadıkça daha da güzelleşecek bu satırlar.Teşekkürler isra 
|
|
|
|
|
ihvan
|
 |
« Yanıtla #17 : Eylül 08, 2008, 09:19:14 am » |
|
İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir... ..........bu asırda ne hakiki dost var.nede dostu kazanma veye kaybetme korkusu var,bence herşey menfaata dayalı bir dünya düzeni var şu asırda.
|
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #18 : Eylül 11, 2008, 01:39:01 am » |
|
Herkesin gözü dışarıdadır...
Ben gözümü içime çevirir ve içime dikerim...
Herkes önüne bakar, ben içime bakarım...
Bütün derdim kendimledir...
Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendime bakarım...
Herkes kendinden başka şeylerin peşindedir...
Hep kendisinin ötesine gitme hayallerindedir...
Kimse kendi içine inmeye çalışmaz...
Pesius
|
|
|
|
|
selcuklu
|
 |
« Yanıtla #19 : Eylül 11, 2008, 01:56:44 am » |
|
Kilici keskin eden kendi yüzü suyudur. Insani harap eden kendisinin huyudur. Yara kabuk baglar ama izi kalir .
Hasret atesi denen göz yasi ile sönmüyor. Candan seven bir gönül ayrilinca gülmüyor.
Kötülüge kötülük her kisinin kari. Kötülügü iyilik ,er kisinin kari
Medeni olmak acmaksa bedeni . O zaman hayvanlar bizden daha medeni.
Sen bana sen demesen de ben sana sen diyecegim. Sen beni senmesen de.ben seni kardesim olarak sevecegim:
|
Bilki gül koklanir solana kadar Dost ise sevilir ölene kadar
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #20 : Eylül 24, 2008, 12:51:02 am » |
|
Eğer güzel gözlerinin olmasını istiyorsan, İnsanlara iyilikle bak.
Eğer saçların güzel olsun istiyorsan, Bırak çocuklar ellerini geçirsin saçlarından.
İnce bir bedense istediğin, Ekmeğini açlarla bölüş.
Ve güzel dudaklara sahip olmak için, SADECE güzel sözler söyle..."
Audrey Hepburn
|
|
|
|
|
dört mevsim
|
 |
« Yanıtla #21 : Eylül 24, 2008, 05:24:47 am » |
|
Görünen her şeyin gerisinde daha engin bir şey vardır; Her şey, kendinden başka bir şeye açılan bir yol, bir kapı, bir pencereden başka bir şey değildir...
|
|
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #22 : Ekim 16, 2008, 07:58:16 pm » |
|
Hepimizin hikâyesi aynı!
İçimizdeki tenhalıktan, dışımızdaki kalabalığa gider geliriz. Yalnızlıkları yüklenip kendimize döndüğümüzde ise, artık kalabalık içimizde yürümektedir.
Aynada görünen suretimizden çıkıp, pergelin sabit ayağını kalbimize sabitleyip, muhite doğru bir seyahate hepimizin ihtiyacı var.
Bakışlarımızı ve dikkatimizi aldatıcı, oyalayıcı sahte tezahürlerden çekmeden; idrak edici bir ‘fark edişe' sahip olmadan; ne Yunus'un vârisi olabiliriz ne de yeni bir hamlenin, dirilişin öncüsü...
Bunu artık anlamak, idrak etmek ve bir yerden başlamak gerekiyorsa; önce ağlamamız lazım! Gözyaşı bizi yüreğimize götürür. Yoklayalım, yüreğimiz yerinde mi? …
İsa YAR
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #23 : Ekim 18, 2008, 06:12:53 am » |
|
Yaşamının sevgiyle dolu olmasını istemeyen bir tek insan çıkacağını sanmam. O halde, bunu gerçekleştir sevmek için ilk çabayı bizim göstermemiz gerekir. Arzu ettiğimiz sevgiyi bize başkalarının sağlamasını beklemektense, kendimiz bir sevgi kaynağı olmalıyız. Başkalarına örnek olmak istiyorsak, önce biz kendi içimizdeki sevgi ve şefkati harekete geçirmek zorundayız.
Derler ki: "İki nokta arasındaki en kısa mesafeye getirir" Sevgi dolu bir yaşama kavuşmak için bu deyiş son derece doğrudur. Sevgi dolu bir yaşamın başlangıç noktası, ya da, temeli önce bir sevgi kaynağı olma arzusu ve kararlılığıdır. Takındığımız tavır, yaptığımız ;seçimler ve iyiliklerle, önce sevgi elini uzatma istekliliği bizi bu hedefe taşıyacaktır.
Eğer bir daha kendi yaşamınızdaki veya dünyadaki sevgi eksikliği sizi üzecek olursa, şöyle bir deney yapın. Birkaç dakikalığına dünyayı ve başka insanları aklınızdan çıkarın ve sadece kendi yüreğinize bakın. Daha büyük bir sevgi kaynağı haline gelebilir misiniz? Kendinize ve başkalarına yönelik sevgi dolu düşünceler üretebilir misiniz? Sonra bu sevgi dolu düşünceleri dış dünyanıza açabilir, hatta sizce bu sevgiyi hak etmeyenlere bile iletebilir misiniz?
Yüreğinizi daha büyük bir sevgi barındıracak kadar açarsanız ve önceliğiniz sevgi toplamak değil de, kendinizi sevgi kaynağı yapmak olursa, arzu ettiğiniz sevgiyi alma yolunda büyük bir adım atmış olursunuz. Ayrıca, gerçekten çok önemli bir şey fark edeceksiniz: Ne kadar çok sevgi gösterirseniz, o kadar çok sevgi görürsünüz. Sevecen bir insan olmak sizin elinizdeyken, sevilen bir insan olmak sizin kontrolünüzde değildir. O halde, sevgi göstermeye ağırlık verirseniz, yaşamınızın fazlasıyla sevgi dolduğunu göreceksiniz. Çok geçmeden de dünyanın en büyük sırlarından birini keşfedersiniz: Sevginin ödülü kendisidir.
Dr.Richard Carlson
|
|
|
|
|
Ber-ceste
|
 |
« Yanıtla #24 : Ekim 18, 2008, 11:24:20 am » |
|
Sormuşlar bir bilgine: HAYAT ne? Diye Demiş bilgin; iki yönlü bir yol devam eder bilinmeze. Sen görmemezlikten gelsen de vardır bir yoldaş her köşesinde Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan bazen de aşarsın dertleri sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.
Peki, SEVGİ nedir? Demiş biri Kalbine sığmayacak kadar geniş Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz, kokusunu alamayacağın kadar uzak hayal edemeyeceğin kadar yakın...
Ya KORKU? nedir? Diye atılmış diğeri Bir yağmur damlasındaki barut kokusu. Belki de saklanılan bir hayal yontusu ya bir miniğin haykırırışı, ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı....
Peki ya UMUT nerededir? Diye atılmış bir umut avcısı. Bilinmezde değildir bilirim, demiş yerini kaygılı ve tasalı. Aradın boşuna heryeri ama unuttun en kolay yeri besbelli bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini...
Peki DOST kimdir? Diye sormuş biri. Demiş; paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini, verdin mi desteğini, sordun mu halini, yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi.
Hissettin mi DOSTLUĞU? Demiş diğeri. Bilgin demiş: Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi? Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi
|
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #25 : Ekim 21, 2008, 01:54:42 am » |
|
Kendisini hep iyiliğe ayarlamış olan, herkesi de kendisi gibi bilir. Bu sebeple de kötülük beklentisi sınırlıdır. Hatta her geceyi Kadir, her rastladığı kişiyi de Hızır sanır. Gördüğü düşü hayra yorar. İyilik ve güzellik yorumu mümkün oldukça, kötülüğü hayaline bile getirmez. Kötülere karşı bile kötüleşmeyi asla düşünmez. Kötülere acır. Onlara da yardıma hazırdır. Dünyada kötü ve kötülük kalmasın diye hep duadadır. Gözü, bardağın dolu yanındadır. Olumluyu görür, anlatır. . . Olumlu bakmak, uyumlu olmaktır. Olumluyu gören, söyleyen, öven; olumlu hâlleri çoğaltandır. İç dünyasındaki olumluluk hâli, bakış açısını oluşturur. Zira, “Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Hayata olumluluk penceresinden bakan, hep iyi dileklerde bulunur. İyilik temennisi iyidir. Önce sahibini iyileştirir. Evvela dilek sahibinin içini iyileştirir. Bu sebepledir ki, iyilik dileyen iyilik bulur. Çünkü, dilekler dualaşır, dualar gerçekleşir. Yüce Yaratıcı bu alemde öyle bir gönül sistemi kurmuştur ki, iyi olmak için, iyiliği herkes için istemek gerekiyor. Sadece kendi iyiliğini isteyen benciller, bunu asla başaramıyorlar.
Vehbi Vakkasoğlu
|
|
|
|
|
Tuğra
|
 |
« Yanıtla #26 : Ekim 22, 2008, 10:44:53 am » |
|
Dört tane mum usul usul yaniyordu...
Ortalik o kadar sessizdiki,
mumlarin konusmalarini duyabiliyordunuz. ..
Birinci mum dediki:
'Ben BARIS'im.!
Ama kimse benim yanmama yardimci olmuyor.
Sanirim yakinda sonecegim.'
Alevi hizla azaldi ve sonunda tamamen sondu.
Ikinci mum:
'Ben VEFA'yim.!
Ne yazikki artik vazgecilmez degilim.
Onun icin,bundan sonra yanip durmamin bir anlami kalmadi.'
Sozlerini tamamladiginda
esen hafif bir ruzgar onu tamamen sondurdu...
Sirasi geldiginde ucuncu mum, huzunlu bir sesle dediki:
'Ben SEVGI'yim!
Yanacak gucum kalmadi.
Insanlar beni unuttu,degerimi anlamiyorlar.
En yakinlarini sevmeyi bile unuttular.'
Vefa'da daha fazla beklemeden sonup gitti...
Ansizin..!
Odaya bir cocuk girdi ve uc mumunda yanmadigini gordu.
'Neden yanmiyorsunuz?
Sizin sonsuza kadar yanmaniz gerekmiyor muydu? ' dedi.
Ve ardindan aglamaya basladi...
O zaman dorduncu mum konusmaya basladi:
'Korkma, ben yandigim surece
oteki mumlarida yeniden yakabiliriz,
ben UMUT'um! '
Cocuk parlayan gozleriyle UMUT mumunu aldi
ve oteki mumlari birer birer yakti...
UMUT isigi yasamimizdan hic eksik olmamali...
...Ki hepimiz onunla birlikte
VEFA'yi, BARIS'i ve SEVGI'yi yasatabilelim. .....
kadınpenceresi.com
|
|
|
|
|
ihvan
|
 |
« Yanıtla #27 : Kasım 13, 2008, 12:22:01 pm » |
|
Hayatın sırları
** Bol bol gülümse! hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez.
** Cesur ol! değilsen bile öyle davran.
** İnsanlara adları ile hitap et.
** Ayrıntı profesörü olma.
** İlk intibalarına güvenme.
** Arkadaşına borç verirken ihtiyatlı davran, ikisini de kaybedebilirsin.
** Kaybedecek hiçbirşeyi kalmamışlardan uzak dur.
** Kimse ile köprüleri atma.
** Hayatın her zaman adil olmasını bekleme.
** Birine seni seviyorum deme fırsatını kaçırma.
** Sana yardımcı olanlara minnet duy.
** Önceliklerini iyi tayin et.
** Zamanı ve sözleri dikkatli kullan, bir daha geri alınamaz.
** Başladığın her işi bitir.
** Keşke yerine bir daha ki sefere demeyi dene.
** Devamlı ben dürüstüm diyenlerden şüphelen.
** İş bitmeden asla ödemenin tamamını yapma.
** karnın açken yiyecek-içecek alışverişine çıkma.
** Ölüm kalım dışında hiç bir şey görüldüğü kadar önemli değildir.
** Bir insanın en derin duygusal ihtiyacı, takdir edildiğini hissetmektir.
** Kredi kartlarını, kredisi için değil, kolaylığı için kullan.
** Her zaman şükretmesini bil.
|
|
|
|
|
|
ay-yüzlüm
|
 |
« Yanıtla #28 : Kasım 13, 2008, 12:31:44 pm » |
|
herkezin zorlanmadan yapabileceği faydalı tavsiyeler..
elinize sağlık...
|
Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider. Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider. Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye, Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #29 : Kasım 15, 2008, 03:46:11 am » |
|
İnsan bazen vermeli, almak için... Bir yürek vermeli önce, bir gönül O yüreğe sevgi vermeli, dostluk vermeli Umut ekmeli o sevgi, dostluğu büyütmek için Bir hayat olmalı; iki kişinin paylaşacağı bir ömür için Zaman vermeli, anlayış vermeli İsteklerine gem vermeli... Bir ömrü paylaşmak için, iki kişilik sevgi vermeli Dürüstlük vermeli saygılarını vermeli Bazen taviz vermeli prensiplerinden... Bazen sıkılmalı başkası için, İstemediği şeyleri yapmalı paylaşmak adına hayatı Biraz da cesur olmalı adım atmak için Verdikten sonra beklemeli, almak için Sabırla, umutları soldurmadan beklemeli Bekleyişin hazzını tatmalı Vuslatı arzulayarak, özlemlere umut ekmeli İnsan vermeli önce kendisinden Sonradan almak için... ... “-Düşüncelerin neyse hayatın da odur... Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan, düşüncelerini değiştir...”
William Shakespeare
|
|
|
|
|
selcuklu
|
 |
« Yanıtla #30 : Kasım 25, 2008, 11:50:57 am » |
|
teşekkürler
|
Bilki gül koklanir solana kadar Dost ise sevilir ölene kadar
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #31 : Kasım 27, 2008, 03:49:11 am » |
|
Sevmek için o kadar fırsatımız olmasına rağmen dünyada o kadar az sevgi var ki...
İnsanlar yalnız ağlamakta, yalnız ölmekteler...
Çocuklara kötü muamele edilmekte, yaşlılar son günlerini sevecenlik ve sevgiden uzak geçirmekteler...
Sevgi gösterisine bu kadar çok ihtiyaç olan bir dünyada, hayatımızdaki insanlara sadece sıcak bir kucaklama ya da uzatılan bir elden daha karmaşık olmayan bir hareketle yardım edecek büyük bir gücümüz olduğunu anlamak ne kadar önemli!...
Dünyayı daha iyi, daha sevgi dolu bir yer yapmak için neler yaptığımızı düşünmek için en uygun zaman günün sonudur...
Geceler boyunca aklımıza hiçbir şey gelmiyorsa, dünyayı daha iyiye doğru nasıl değiştirebileceğimizi düşünmek için de uygun bir zamandır bu...
Öyle çok büyük boyutlu şeyler yapmamıza da gerek yoktur; var olan basit şeyler üzerinde bir şeyler yapmak da yeterlidir...
Etmediğimiz bir telefon, yazmayı ertelediğimiz o not, takdir etmediğimiz o iyilik...
İş sevgiyi vermeye gelince fırsatlar sonsuzdur ve bunu hepimiz yapabiliriz...
Leo Buscaglia
|
|
|
|
Şikaf
Çalışma grubu
Yeni üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« Yanıtla #32 : Aralık 01, 2008, 10:52:15 am » |
|
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var;
Daha geniş otoyollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz;
Daha fazla satınalıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz;
Daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz var;
Daha fazla bilgimiz ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha çok uzmanımız, ama yinede daha çok sorunumuz;
Daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor, çok fazla tv izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.
Mal varlığımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyor ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Dış uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
Koşuimayı üğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık , hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyükadamlar ve küçük karakterlerin, yüksek karlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.
Günümüz artık , iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir.
Bugünler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlaki değerler, obez bedenler ve neşelendirmeden sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiç bir şeyin olmadığı bir zamandayız.
Öyle bir zamanki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
GEORGE CARLİN (ZAMAN PARADOKSU)
|
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #33 : Aralık 13, 2008, 05:21:22 am » |
|
Bir zamanlar bir papağan aldım ve papağana konuşmayı öğretme işine hemen başladım, büyük bir azimle...
İki ay boyunca her gün tam elli defa, “Danny, Danny” diyordum karşısında...
O büyük gün gelene kadar tam iki ay geçti... Papağanın bulunduğu odadan çıkıyordum ki, arkamdan bana seslendi; “Danny, Danny...”
İlki başarmıştım, artık kimse beni durduramazdı. Ona bu defa da soyadımı öğretmeye karar verdim; “Clark, Clark...”
Bu defa yalnızca iki yüz kere “Clark” dedikten sonra öğrendi...
Sonra çok ilginç bir şey oldu... Hastalanmıştım ve iki gün evde kaldım... Sürekli öksürüyordum... İyileşir iyileşmez, yakın arkadaşlarıma bir yemek vermek istedim...
Onlara konuşan kuşumu gösterirken, eğitim sürecine ilişkin çok önemli bir ilkeyi öğrendim... Kuşu parmağıma aldım ve ona “Danny Clark” dedim... Fakat sonra kuş ne yaptı biliyor musunuz?... Öksürdü...
Kuşa öksürmeyi öğretmeye çalışmamıştım elbette... Hasta olduğum o hafta kapmıştı onu da... Fakat bu deneyim, bir kuşun bile çevresinin bir ürünü olduğunu öğretti bana... İnsanlar da öyledir... İnsanoğlunun beynine ne girerse, o çıkar...
Kötü birtakım alışkanlıklarla büyüdüyseniz, sizi büyütenlere sakın kızmayın... Şu dersi alın: Değişebilirsiniz... İstediğiniz insan olabilirsiniz... Olumsuz çevrenizi değiştirin ve istediğiniz sonucu alıncaya kadar sabredin... Unutmayın, dış görünüşün hiçbir önemi yoktur...
(...Danny Clark)
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #34 : Ocak 03, 2009, 03:29:11 am » |
|
Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi; arka sırada oturan iki kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek çok öfkelenmiş ve “Oğlumu küçümsüyorlar” diyerek üzülmüş...
Yemek molasında oğluna, “Şunların kafasına çantamı indiresim geliyor” demiş...
Oğlu, “Anne o adam Finlandiyalı... Burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş...
Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor...
Davranışların sebebini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz...
Covey bu örnekleri; “Aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor...
Buradan yola çıkarak çözemediğimiz problemler için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor...
Ve Einstein’ın bir sözünü hatırlatıyor; “-Karşılaştığınız problemleri; o problem düzleminde kalarak çözemezsiniz...”
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #35 : Ocak 26, 2009, 03:51:46 am » |
|
Başarının asıl sırrı coşkudur...
Evet... Burada, heyecanı da aşan coşkudan söz ediyorum ben...
Çünkü coşkulu olduklarından başarı destanları yazabilirler...
Coşkuluysanız her engeli aşabilirsiniz...
Coşku, gözünüzdeki ışıltı, yürüyüşünüzdeki salınım, elinizin kavrayışı,
arzunuzun karşı konulmaz yükselişi ve yeni düşünceler üretme enerjinizdir...
Coşkulu kişiler büyük savaşçılardır...
Azimlidir ve sarsılmaz değerleri vardır...
Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar...
Coşku olduğunda başarı muhakkak gelir..
Coşkunun yokluğunda ise ancak mazeret vardır...
(Walter Chrysler)
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #36 : Şubat 02, 2009, 06:57:55 pm » |
|
Zenginlik bize ne iyilik eder, ne de kötülük:
Her ikisi için de malzeme verir bize...
Ondan daha güçlü olan ruhumuz malzemeyi dilediği gibi evirir, çevirir ve kullanır; mutlu ya da mutsuz oluşunun tek sebebi ve sorumlusu kendisidir...
... Dış varlığımız tadını ve rengini iç varlığımızdan alır; nasıl ki giysilerimiz bizi kendi sıcaklıklarıyla değil bizim sıcaklığımızla ısıtırlar:
Onu koruyup beslemektir yalnız görevleri...
Onları soğuk bir bedene giydirirseniz, soğukluğu korur ve beslerler:
Kar ve buz öyle saklanır...
... Hiçbir şey kendiliğinden ne o kadar üzücüdür, ne de zor...
Bizim gevşekliğimiz, güçsüzlüğümüzdür ona bu niteliği veren...
Büyük ve yüksek şeyleri görebilmek için onlara göre bir ruhumuz olması gerekir; yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda...
Doğru bir kürek suda eğri görünür.
Önemli olan bir şeyin görülmesi değildir yalnız, nasıl görüldüğü de önemlidir...
(Montaigne)
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #37 : Şubat 06, 2009, 03:34:07 am » |
|
Dünyayı hayal gücü döndürür...
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar...
Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir...
Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden” diye soruyor...
Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın” diye soruyorum...
Albert Einstein
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #38 : Şubat 08, 2009, 04:30:09 am » |
|
Her türlü seçiminiz ya sevgi, ya korku düşüncesinden kaynaklanıyor...
Korku; daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, yığan, zarar veren enerjidir...
Sevgi; genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan paylaşan, iyileştiren enerjidir...
Korku sahip olduklarına sımsıkı yapışır,
Sevgi sahip olduklarını paylaşır...
Korku zorba yakınlık ister,
Sevgi sevecen yakınlık...
Korku sımsıkı sarar, bırakmak istemez,
Sevgi özgür bırakır...
Korku kurutur,
Sevgi yumuşatır...
Korku saldırır,
Sevgi bağrına basar...
Her insan düşüncesi, sözü, davranışı bu duyguların birinden kaynaklanır...
Bu konuda başka bir seçiminiz yok,
Çünkü seçeceğiniz başka bir şey yok...
Ama bu iki duygudan hangisini seçeceğiniz konusunda özgürsünüz...
Neale Donald Walsch
|
|
|
|
|
İsra
|
 |
« Yanıtla #39 : Şubat 12, 2009, 06:40:35 am » |
|
Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "ben elimden geleni yaptım" diyebilesin.
W. Shakespeare
|
|
|
|
|