ENDERUN
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 16
|
 |
« : Haziran 24, 2004, 10:09:10 ÖÖ » |
|
Selamünaleyküm. Din Faktörüİnsanların sınıflandırılmasında her zaman din faktörü başta gelen amil bir özellik olmuştur.İlk insan Hz.Adem (sa)den beri insanlar din ve inançlarına göre birbirlerinin yanında yada karşısında yer almışlardır.Günümüzdede durum aynıdır ve insanlık varoldukça bu kuraş şaşmadan hep bçyle işleyecektir.İnsanlar dinlerine göre sınıflanacak,onlar için mümeyyiz vasıf,hep din faktörü olacaktır.Her ne kadar hümanizma din faktörünü ört-bas etmek istemişsede bu kuaralın değiştiğini göremiyoruz ve bunda başarılıda olamamıştır olmasıda mümkün değildir.Aslında hümanizma belli milletlerin dünyayı kontrol etme ve yönetme adına kullanmış oldukları bir maskeden başka bir şeyde değildir.Çünkü hiçbir hümanist,kendi inancını başka inançlarla eşit görmüş yada dünya kardeşliğini gerçekleştirebilmiş değildir. O halde fıtri yapı iyi değerlendirilerek,din faktörü gerçek ve hakkaniyet ölçüsünde kullanılmalıdır.BU vadide İslam dininden başka hiçbir dinin ölçü sahibi olduğunu göremiyoruz.
Din ilahi bir müessese olduğuna göre,onunaslını koruması,sahibi olan ’ın rızasına uygun olması gerekir.İnsanlara düşen vazife ise,Rablerinin istekleri doğrultusunda hareket etmekten başka bir şey değildir.İşte ilahi ölçü ile bu konu Fatiha suresinde şöyle anlatılıyor “Ya Rabb bizi doğru yola,kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet;Kendilerine gazap ettiğin ve sapık olanların yoluna değil.” O halde ölçü bellidir;Din ’ındır,insanın vazifesi dini çeşitli amaçları için kullanmak değil,bilakis bir kul olarak ’ın dinine,Allah’ın iradesine uymaktır. böyle insanlardan razı olur.Ancak razı olunmuşlar kurtulurlar.Kur’anı Kerimi tetkik edince,İnsanların ın dini olan İslama tabii olanlar ve inkarcılar olarak iki ayrı yol üzere görürüz.Biri mutlak kurtuluşa ,cennete,diğeri ise mutlak hüsrana,cehenneme varır.Bu kural ne mekan ve nede zamanla sınırlanmıştır;bilakis ebediyen var olacak bir ilahi düzenlemedir.Necip Fazıl Merhum’un “Oluklar çift;birinden nur akar,birinden kir” ifadesinde şeklini bulmuş olan bu iki kanadın bağlıları iyi bir muhasebe yapmalıdır.Görülen odurki,İslam dışı inanç ve düşüncelerin hiç biri fıtri gerçeği keşfedememiştir.Ancak benlik adına,Dünya çıkarları uğruna hayata bakar.İslamın dışındaki bütün yollar,güzel halaka kapalıdır.Adaletten mahrumdur.Onların hakimiyeti halinde inanç hürriyeti,düşünce hürriyeti,kişi hak ve hürriyetlerinin tamamı baskı altındadır.İki yüzlü bir uygulama söz konusudur.Halbuki İslam gerçek kişi hak ve hürriyetlerini sağlayarak,insana en güzel bir hayat tarzı bahşediyor.Paris şartı dahi,bu anlayışın sadece görünen çehresine ve sınırlı olarak ulaşabilmiştir.Batıda pek çok anlaşma yapıldığı halde,insanlar arasında bölücülük yapıldığı,etnik yapı,renk,meslek ve benzeri konular sebebiyle eşit davranılmadığını görüyoruz.
Özellikle sosyalizmin zaafa uğramasından sonra çeşitli batı ittifaklarının,İslam dini aleyhinde yoğunlaştığını görüyoruz.Hem İslam dini ve hemde bağlılarına karşı zulmedici,onların hak ve hürriyetlerini engelleyici heryerde açığa çıkmaya başlamıştır.Bu anlayış dünün haçlı zihniyetinden farklı bir şey değildir ve aslında bunu zaman zaman açıkça olmasada ağızlarından kaçırarak dünya kamuoyuna deklare ettikleri zamnlarda olmaktadır.Batılıların bu tutumları tabiatıyla ellerindeki ölçülerinin yanlış olmasından kaynaklanmaktadır.Zira bir düşüncenin temel ilkeleri yanlış olursa,tabii olarak varacağı sonuçta yanlış olacaktır.Bir çok tecrübe bize göstermiştirki;İslamdan nasibini almamış olan bu milletler,hiçbir zaman eşit,adil vede kalıcı bir tutum izleyememişlerdir.Özellikle bu gün ortadoğuyu İsrail’in güvenliği ve petrol çıkarlarına göre yönetmek istemektedirler.Bu amaçlarına varmak içinde İslam ülkeleri diye bilinen ( oldukları tartışılabilecek yönetimsel anlamda) ülkeler arasında sürtüşmeler ihdas ederek,siyasi birliği önlüyorlar.Bu ülkelerin içinden elde ettikleri kuklaları kullanıp halka rağmen politika sağlıyorlar.Ayrıca bu bu milletlerin inanç ve kültürlerini tahrip ederek,onları her alanda köleleştiriyorlar.Bu çelişkiler içinde kalan toplumlar,her şeyden önce bir iç çatışmaya girerek kendi kendilerini zaafa uğratıyorlar.Bilhassa kitle iletişim araçları kullanılarak temeli fitne ve fesad olan yayın ve propagandalarla maksatlarına ulaşmaktadırlar.Gönlü imandan yeterli nasibi alamamış olan müslümanda oyuna gelip,onların senaryosunda figüran oluyor.Bu anlayışın sonucunda ın teminatını unutup bu zorbaların kucağına düşüyor.Her gün şahit olduğumuz bu müessif ve acı olaylar artık sona ermelidir.Koyun için kurdun güçlü olması nasıl tehlikeden başka bir şey değilse,gayr-i Müslim güçlerin emniyet,vaad ve iddialarıda ondan farklı bir şey değildir. Yeniden bir muhasebe gerekmektedir,durumun iyice ele alınması şarttır.Zira onlar ancak fesat ehlidirler; “ kendilerine yeryüzünde bozgun çıkarmayın denildiğinde,biz ancak ıslah edicileriz derler;bilasinki onlar fesatçıların ta kendileridirde onun farkında değillerdir.” Rabbimiz onların içyüzünü açığa vuruyor.Yeryüzünde adalet,hürriyet,kardeşlik gibi güzel amaçlar ancak Müslümanların söz sahibi olmalarıyla gerçekleşebilecektir.Çünkü inananlarla beraberdir.Münafikun suresi 8.ayetinde şöyle buyrulur “Halbuki şeref,kuvvet ve galibiyet ındır,peygamberinindir,mü’minlerindir.Fakat münafıklar bunu bilmezler.” Bu idrak ve şuurla çağın imkanlarını kullanarak inananların bir ve beraber olmaları mutlak manada şarttır.Siyasi,iktisadi ve kültürel birlik Müslümanları gayeye ulaştıracak en büyük sermaye olacaktır.Korkmak ve çekinmek için hiçbir sebeb ve gerekçe yoktur.Yeterki inananlar birleşip yek vücut olabilsinler.İşte ilahi müjde “Ey mü’minler gevşemeyin,üzülmeyin,siz eğer gerçek mü’minler iseniz( gerçekten inanıyorsanız) onlardan çok üstünsünüz.” (Al-i İmran/139)
Rabbimizden bizlere inanmışlar olarak,birleşip yek vücut halinde hareket tarzı belirleyebilen,tevhid bayrağının altında ın yeryüzündeki halifeleri olma noktasında gayretler ortaya koyan bu manada Müslümanlar olarak yaşayıp,Müslümanlar olarak ölen kullarından olmayı nasip eylesin.20/06/2004 / ENDERUNSelam ve dua ile, Fi emanillah.
|