Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 09, 2009, 10:55:13 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Duanın kabul olması için  (Okunma Sayısı 1329 defa)
Oruc_Reis
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 512



WWW
« : Nisan 15, 2007, 11:42:41 ÖÖ »

Duânın kabul olması için...
 
Duâ, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştahlı olduğu bir zamânda yiyecek istemesi gibidir. ü teâlâ, Mü’min sûresinin 60. âyetinde meâlen;
(Duâ ediniz, kabûl ederim) isteyiniz, veririm buyuruyor.
Duânın kabûl olması için şartlar vardır. Duâ edenin Müslümân olması, Ehl-i sünnet i’tikâdında olması, harâm işlemekten, bilhâssa harâm yemekten, içmekten sakınması, farzları yapması, beş vakit namâz kılması, Ramazân oruçlarını tutması, zekât vermesi, ü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lâzımdır. ü teâlâ, her şeyi bir sebeple yaratmaktadır. Bir şey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsân eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Kâdızâde merhum, Ferâid kitâbında buyuruyor ki:

Duâ mü’minin silâhıdır!..
“Duâ, ü teâlâya yalvararak murâdını istemektir. ü teâlâ, duâ eden Müslümânı çok sever, duâ etmeyene gadab eder. Duâ mü’minin silâhı ve dinin temel direklerinden biridir. Yerleri, gökleri aydınlatan nûrdur. Duâ, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur.
(Bana hâlis kalb ile duâ ediniz! Böyle duâları kabûl ederim) meâlindeki âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, duâ etmek, namâz, oruç gibi ibâdettir.
(Bana ibâdet yapmak istemeyenleri, zelîl ve hakîr yapar, Cehenneme atarım) meâlindeki âyet-i kerîme meşhûrdur.
ü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmakta, nimetlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyleri vermek için de, duâ etmeyi sebep yapmıştır. Peygamberler hep duâ ettiler ve ümmetlerine de, duâ etmelerini emrettiler. Duâdan önce, günâhlara pişmân olup tövbe etmeli, istiğfâr okumalı, sadaka vermeli, îmânı Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak düzeltmeli, duânın kabûl olacağına inanmalı, güvenmeli, iki dizi üzerine kıbleye karşı oturup, önce hamd ve salevât okumalıdır. Kabûl olmadı diyerek, ümîdini kesmemeli, kabûl oluncaya kadar, uzun zamân tekrâr etmelidir. Harâm yememeli, harâm içmemeli, harâm şeyleri söylememelidir.”
İbni Hacer-i Mekkî hazretleri, Fetâvâ-i fıkhiyye kitâbında buyuruyor ki:
“İslâm âlimlerinin çoğuna göre, duâyı inkâr eden kâfir olur. Kur’ân-ı kerîme inanmamış olur. Duâ ile istenilen şey, yâ kabûl olup dünyada veyâ âhirette verilir. Yâhut, günâhın affedilmesine sebep olur. ü teâlâ, kulunun duâ etmesini, yalvarmasını sever. Duânın kabûl olmasının şartlarından biri, helâl yemek, helâl giymektir. Biri de, kalb ile, yanî gönülden istemektir. Hadîs-i şerîfte;
(ü teâlâ, çok duâ edenleri sever. Duâ edip, ümîdini kesmeyen, va’d olunan üç şeyden birine elbette kavuşur) buyuruldu.”
Yakûb bin Seyyid Alî hazretleri, Şir’a-tül-islâm şerhinde buyuruyor ki:
“Duâ ihtiyâcı gideren, saâdete kavuşturan kapının anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri, helâl lokmadır. Duâ ederken, kalb uyanık olmalı, kabûl edileceğine inanmalıdır. Söylediğinden haberi olmayan gâfilin duâsı kabûl olmaz. Duânın kabûlü için acele etmemelidir. Duâya devâm etmeli, usanmamalıdır. ü teâlâ, duâ etmeyi ve duâ edeni sever. Kabûl ettiği hâlde, istenileni vermeyi geciktirerek, duânın ve sevâbının çok olmasını ister. Duâyı, hiç olmazsa, yedi kerre tekrâr etmelidir. Râhat ve huzûr zamânlarında çok duâ edenin, dert ve belâ zamânlarındaki duâları çabuk kabûl olur. Duâya başlarken, ü teâlâya hamd ve Resûlullaha salât ve selâm söylemelidir. Resûlullah efendimiz duâya başlarken;
(Sübhâne Rabbiyel aliyyil a’lel-Vehhâb) derdi.
Duâdan önce tövbe, istiğfâr etmeli, sonra bütün mü’minlerin sıhhat ve selâmetleri için duâ etmeli, her dileğini söyleyip, vermesini cân ve gönülden istemelidir. Kalbine gelen hayırlı şeyi istemeli, söylediğinin manâsını öğrenmelidir. Duâ, bir temennî olmamalı, istediği şeye kavuşturacak sebeplere yapışmalıdır. Sebeblere yapışmadan yapılan duâ, kabûl olmaz. Hadîs-i şerîfte;
(Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir) buyuruldu.

Sâlihleri vesîle etmelidir...
Abdest alıp, diz üstüne, kıbleye karşı oturup, elleri göğüs hizâsında ileri uzatıp, avuçları semâya karşı açıp, Peygamberleri ve evliyâyı vesile ederek, Onların hâtırı ve hürmetleri için istemeli, sonunda Âmîn demelidir.”
Hısn-ül-hasîn’de duâ âdâbını anlatırken;
“Duânın kabûl olması için, Peygamberleri ve sâlih kulları vesîle etmelidir. Buhârî’deki hadîs-i şerîfte böyle bildirildi” buyurulmaktadır.
Netice olarak, duânın kabul olabilmesi için, ağıza da, mideye de dikkat etmek lâzımdır. Ayrıca, ü teâlânın sevdiklerini vesile ederek duâ etmelidir. Alî Râmîtenî hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Günâh işlememiş bir dil ile duâ ediniz ki, kabûl olsun!”
Moderatöre Bildir   Logged

cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.
enfa
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1343



« Yanıtla #1 : Nisan 15, 2007, 10:35:36 ÖS »

Hz. temiz dille dua edebilmeyi nasib etsin.
Moderatöre Bildir   Logged


Kimseye bâkî değildir mülk-ü devlet, sîm-ü zer
Bir harap olmuş gönül tâmir etmektir hüner..
Tuğra
popüler yazar
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1914



« Yanıtla #2 : Haziran 10, 2008, 12:27:39 ÖS »

İslam büyükleri, dua talep edildiğinde, kendilerinin buna layık olmadığını söylerlerdi. Kendilerinin yapacakları duaları kabule şayan görmezlerdi. Kendilerini kabahatli, kusurlu görürlerdi. ü teâlânın edilen duâları kabul etmesi için, gerek dünyada, gerekse âhirette insanı utandıracak gizli- açık bir kabahatin bulunmaması gerektiğini düşü­nürlerdi.


Aliyyül-Havvâs hazretleri bu konu ile ilgili buyurdu ki:  “Her kim duâsının red olunmamasını isterse, günahsızlıkta melek­ler gibi olmalıdır!”


Ebû Necîh buyurdu ki : “Eğer mü'min, Rabbine hiç isyan etmemiş olsa, dağın yerinden giderilmesi için 'a yemin etse, onun bu dileğini kabul eder!”


İbrahim bin Ethem hazretleri, günün birinde Ka'be'nin gölgesinde oturuyormuş. Adamın biri gelip : “Ey Ebâ İs­hak! Kulun istikâmette oluşunun alâmeti nedir?” diye sormuş. O, demiş ki: “Meselâ şu karşıdaki Kubeys dağına: “Ey Kubeys dağı, haydi yerinden ayrıl!” dediğinde, o dağı yerinden ayırır! Böylece istikâmetin alâmeti görül­müş olur.”


Ona böyle bir soru soran adam diyor ki: İb­rahim Ethem böyle söyleyince, Kubeys dağı yerinden oynamaya başladı. O, “Ey Kubeys dağı! Dur, ben bunu kasdetmiş değilim!” dedi de dağ sükûna erdi.”


Cüneyd-i Bağdadi hazretleri kendisinin şahit olduğu bir hâdiseyi, şöyle anlatır: Bir şahıs, mah­kemede Velîd'in aleyhine yalan yere şahadette bulun­muştu. Velîd müteessir olarak şu duâyı etti: “'ım, bu adam, benim aleyhime yalancı şahit olarak şehâdette bulundu ise, onun canını al!” Adam yüzüstü yere düştü ve çırpına çırpına orada can verdi.”


Hazreti A'meş buyurdu ki:: “Rabbimiz, ne güzel Rab'dir! Eğer biz, O'nun bize olan her emrine itâat etmiş­sek, O da bizim her duamızı kabul buyuruyor!”


Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki: Ya ResulAllah, dua buyur da, ü teâlâ, benim her duamı kabul etsin! Cevabında buyurdu ki:“Duanızın kabul olması için helal lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?”

Mehmet Oruç
Moderatöre Bildir   Logged

                  TUĞRA                 
Tuğra
popüler yazar
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1914



« Yanıtla #3 : Haziran 10, 2008, 12:28:36 ÖS »

Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki: Günah işlememiş bir dil ile dua ediniz ki, kabul olsun! Yani, dostlarının huzurunda tevazu eyleyiniz, yalvarınız da, sizin için dua etsinler. İstigase, yani bir Veliye tevessül de, bu demektir.


İsa aleyhisselama gelip derler ki, dua ediyorsunuz, devasız hastalıklar iyi oluyor. Hangi duayı okuyorsunuz, bize de söyler misiniz? İsa aleyhisselam da onlara okuduğu duayı söyler. Adamlar bir süre sonra tekrar gelirler, efendim okuyoruz okuyoruz bir şey olmuyor, acaba bize yanlış dua mı öğrettiniz derler. İsa aleyhisselam, “Dua doğru ama ağız yanlış” buyurur, yani doğru dua öğrettim, dua aynı dua ama, ağız aynı ağız değil!


Ebu Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, “Sıkışınca benden yardım isteyin” buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için ü teâlâya dua ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe Ya Ebel Hasan, imdat! der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, “Biz ’tan yardım istediğimiz halde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?” derler. O da, “ü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını ü teâlâ bana duyurdu. Ben de, “Ya Rabbi bu talebemi kurtar!) dedim. ü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi” diye cevap verdi.


Dua umumi olursa, kabul olma ümidi daha fazladır. Bunun için ben yerine biz demek gerekir. Bizleri denince, bütün müslümanları içine alır. Ayrıca müslümanların içinde birinin duası kabul olunca, diğerlerininki de onun hürmetine kabul olur. Bu bakımdan dua ederken, "Bizi" denmeli ve duaya salevat-ı şerife ile başlayıp yine salevat-ı şerife ile bitirmek sünnettir. ü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duanın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez.


Peygamber efendimiz, “ü teâlâya günah işlenmeyen dil ile dua edin” buyurunca, Eshab-ı kiram, böyle bir dili nasıl bulacaklarını sual ettiler. Resul-i Ekrem efendimiz, “Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu

Mehmet Oruç
Moderatöre Bildir   Logged

                  TUĞRA                 
Tuğra
popüler yazar
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1914



« Yanıtla #4 : Haziran 10, 2008, 12:30:38 ÖS »

Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri, duâsı makbûl bir zât idi. İnsanlar, duâsını alabilmek için uzak yerlerden gelirlerdi. Birgün birisi gelip:


- Efendim, son nefeste selâmetle gidebilmemiz için duâ buyurun, dediğinde;


- Her kim farzları edâ ettikten sonra, duâ ederse duâsı kabûl olur. Sen farzdan sonra duâ ederken bizi de hatırlarsan biz de seni hatırlarız. Bu durum hem sizin, hem de bizim için duânın kabûl olmasına vesîle olur, buyurdu.


Eshab-ı kiramdan Osman bin Huneyf hazretleri anlatır: Gözleri görmeyen bir kimse, gözlerinin açılması için Resulullaha ricada bulundu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:


“Abdest alıp iki rekat namaz kıl, sonra şöyle dua et!: "ümme inni eselüke ve eteveccehü ileyke binebiyyi Muhammedin sallAllahü aleyhi ve sellem nebiyyirrahmeti." Daha sonra gözlerinin açılması için "Ya Rabbi, Resulünün hürmeti için gözlerimi aç!" diye dua et!” O kişinin, namaz kılıp dua ettikten sonra, gözlerinin açıldığını gördük.


Namaz kılmayanın, haram işleyenin ve kalbi gafil olanın duası kabul olmaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın okuması fayda vermez. Hadis-i şerifte, “Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz” buyuruldu.Böyle kimsenin duası kabul oluyorsa, bu o kimse için çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü bu istidraçtır. İstidraç kafirlerde ve fasıklarda, kötü kimselerde görülür.


Hak teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışmalıdır. Rabbimiz, insana sıhhat, şifa vermek için, dua etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır. Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte, “Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.” Buyuruldu.


Yine buyurdu ki: “Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helalden olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz “


Başka bir hadis-i şerite de buyuruldu ki:


“Namaz, ü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisidir. Rızkın bereketi, duanın kabulüdür. Kabirde ışıktır. Sıratı yıldırım gibi geçiricidir. Cennette başa taçtır. İmanın başı, gözün nuru ve Cehennemden kurtarıcıdır.”

Mehmet Oruç

Moderatöre Bildir   Logged

                  TUĞRA                 
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 674


Men câle nâle


« Yanıtla #5 : Haziran 10, 2008, 03:03:24 ÖS »

Teşekkür ederiz...
Moderatöre Bildir   Logged

وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
lale
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 67

Avatar Yok


« Yanıtla #6 : Haziran 10, 2008, 07:56:50 ÖS »

Dua edilen,dua eden,duası kabul olanlardan eyle Ya RABBİ!
Moderatöre Bildir   Logged
afrah
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 532



« Yanıtla #7 : Haziran 10, 2008, 10:06:16 ÖS »

Dua edilen,dua eden,duası kabul olanlardan eyle Ya RABBİ!
amin
Moderatöre Bildir   Logged

.....Eger bu yoldan dönmek kader ise,
o kader beni bulmadan Emanetini üzerimden al YARAAB....
istikamet şehadet
yeni
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 283

Avatar Yok


« Yanıtla #8 : Haziran 13, 2008, 11:58:08 ÖÖ »

rabbim edilen tüm duaları kabul etsin inşlh
Moderatöre Bildir   Logged

<..beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlamaz..>
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Duanın kabul olunması için DUA ZAMANI Miftahulkuluub 12 2119 Son Mesaj Eylül 15, 2008, 04:51:07 ÖS
Gönderen: ihvan
Eşinizin mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin .. EVLİLİK VE AİLE ay-yüzlüm 3 593 Son Mesaj Haziran 27, 2007, 03:19:45 ÖS
Gönderen: zaman_1453
Uykuda Kulakların Aktif olması SERBEST KÜRSÜ Eymen 0 187 Son Mesaj Mart 17, 2008, 02:59:53 ÖS
Gönderen: Eymen
Duanın kabul olmasınin sartlari. DUA ZAMANI müteallim 2 722 Son Mesaj Mart 23, 2008, 01:24:07 ÖÖ
Gönderen: duha
Kalbin rahat olması için HAYAT TECRÜBESİ İsra 0 332 Son Mesaj Temmuz 02, 2008, 03:57:08 ÖÖ
Gönderen: İsra
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM