Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Ocak 09, 2009, 10:42:24 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İslamda Dost Ve Düşman  (Okunma Sayısı 443 defa)
sermin.cetin
okur
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 69

Avatar Yok


« : Mayıs 12, 2006, 12:26:50 ÖÖ »

İSLÂMDA DOST VE DÜŞMAN

Hamd, Alemlerin Rabbi ’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.

Müslümanlıktan söz eden birçok insan, İslâm’da “dost” ve “düşman” kavramını (önemine rağmen) akide ve ibâdetlerle ilgisi olmadığı vehmine kapılarak ihmâl etmektedir. Bu kimseler; müslümanların türlü türlü işkence ve ızdıraplara maruz kaldığı, özellikle yardıma ihtiyaç duyduğu bir zamanda; ellerinden geldiğince kâfirlere sevgi ve şefkatle yaklaşıp onları savunmada tüm gayretlerini sarf etmekte, böylece müslümanları biçâre bırakmaktadırlar.

Müslümanlara faydalı olabilmek, bu önemli konuda onları uyarmak gâyesiyle bu küçük broşürü yayınlamayı uygun bulduk. Umarız ki celle Celalühü bunu vesile kılarak dilediği kulunu hidâyete erdirir. Şüphesiz yardım istenilecek olan yalnız O’dur.

KELİME İTİBÂRİYLE DOSTLUK VE DÜŞMANLIK

Dostluk; sevgi, muhabbettir. Karşılık beklemeden, muhabbetinden dolayı tarafını tuttuğun kimseye “velî” (velâ) denir. Bir başka ifâdeyle dostluk, başkasını kendine yakın hissetmendir. Dostluk, düşmanlığın karşıtı, zıt anlamlısıdır. Açık bir tanımlamayla dostluk; “birini severek mutlak olarak ona uymak, tâbi olmak” demektir. Nitekim Allahu Teâlâ Kitab’ında: תeytanın nüfuzu, sadece onu dost edinenler ve onun vesvesesiyle ’a ortak koşanlaradırØ (Nahl, 100) buyurmuştur.

Dostluk (velâ) aynı zamanda “yardım” manasına da gelir. Mümtehine Sûresi 9. âyette Allahu Teâlâ:

×Allah, ancak sizinle din hususunda sava şanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onları dost edinirse, işte onlar, zâlimlerdirØ buyurmaktadır.

Düşmanlık; “bir kimseyi sevmemek, ona karşı tavır almak” demektir. İntikam almak, zarar vermek için kalpte yerleşmiş olan bir duygu, dostluğun karşıtıdır.

İSLÂM’DA DOST VE DÜŞMAN KAVRAMI

Dostluğun temeli sevgi, düşmanlığınki ise buğzetmektir. Dolayısıyla yardım, iyilik, cihat, hicret vb. gibi bedenî olsun, kalple ilgili olsun ; bütün ameller hakikatte dost-düşman kavramının içindedir. Evet, muvahhid kardeşim! Öyleyse celle Celalühû nün bizden; müslümanları sevmemizi, kâfirlerden de nefret etmemizi istediğini, ayrıca bunun ’ın bir emri olduğunu iyi bilmeliyiz.

“DOST-DÜŞMAN” KAVRAMININ ÖNEMİ

Aşağıda geleceği gibi İslâm’da dost ve düşman kavramının ayrı bir önemi vardır.

1- “La ilâhe illAllah” şehâdetinden bir parçadır. Yâni ’tan başka kendisine kulluk edilen her şeyden uzaklaşma, beri olmaktır.

2- İmanın sağlam bir kulbudur. Resûlü (S.A.V.) : “İmanın en sağlam kulpu için dostluk, için düşmanlıktır. için sevmek, için nefret etmektir” (Es’sil’siletü’s-Sahiha) buyurmuştur.

3- İmanın tadını almak için bir sebeptir. Zirâ Resûlü (S.A.V.) : “Şu üç haslet kimde bulunursa o imanın tadını almıştır: ve Resûlü’nü herkesten daha çok sevmek, başkasını ancak rızâsı için sevmek, kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi korkunç bulmak” (Buhari, Müslim) buyurmuştur.

4- Dost-düşman bilincinin kişide oluşmasıyla imân kâmil noktaya ulaşır. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) bunu bizlere: “Kim için sever, için nefret ederse ve için verir, için yasaklarsa, imanı kemâle ermiştir” (Buhari, Müslim) diyerek açıklamaktadır.

5- Her kim celle celalühü’den başkasını sever, O’ nun dini’nden başka bir yol edinirse, alemlerin Rabb’ini, ’ı celle Celalühü inkâr etmiş, kâfir olmuştur. Çünkü Allahu Teâlâ: ×Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz onlardan olur...Ø (Mâide, 51) buyurmuştur.

İNANÇTA DOST VE DÜŞMAN

Dostu, düşmanı bilme hadisesi Şer’an farzdır. Kelime-i Şehâdet’in sahih olma gereklerinden ve şartlarından bir tanesidir. Şu ayet-i celile buna delildir: ×İnsanlardan bazıları, ’tan başka varlıkları O’na eşler koşarlar. Onları, ’ı sevdikleri gibi severler. Mü’minler ise, en çok ’ı severlerØ (Bakara, 165)

Resûlullah (S.A.V.) : “Sizlerden biri; beni çocuğundan, anne-babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe, iman etmiş olmaz” (Buhari, Müslim) Ve “Mü’minden başka arkadaş edinme! Yemeğini de ancak muttaki olan yesin!” (Sahihu’l Câmî) buyurmuşlardır.

BU KAVRAMA GÖRE İNSAN SINIFLARI

1- Mutlak dost edinilmesi gerekenler: Bunlar, Ve Resûlü’ne (S.A.V.) İman edip dinin şiarlarını yalnız ’a hâlis kılarak yerine getiren mü’minlerdir.

2- Bir yönden dost edinilmesi, diğer yönden de buğzedilmesi gerekenler: Küfre götürmeyecek oranda dinin vâciplerini terkedip, günah işleyen âsi müslümanlar gibi. Abdullah b. Hımâr içkili bir şekilde getirilirken, Sahabelerden bazısı ona lânet etmişti. Ancak Resûlullah (S.A.V.) “Onu lânetlemeyln! Çünkü o ve Resûlü’nü seviyor” diyerek uyarmıştı (Buhari).

3- Mutlak düşman bilinecek kimseler: Yahudi, hıristiyan ya da Mecûsi v.b. olsun, bütün müşrik ve kâfirler bu kabildendir. Aynı şekilde bu müslümanlardan; ’tan başkasına yalvarıp, münâcâtta bulunanlar, yine O’ndan başkasına tevekkül eden ya da ’a, Resûlü’ne, O’nun temiz dini’ne, İslâm’ına dil uzatan insanlara ve benzerlerine de şâmildir.

(VELÂ) DOSTLUĞUN GEREKTİRDİKLERİ

1- Hicret: Müstaz’aflık, coğrafi durumun zorluğu, çağdaş siyasi sorunlar v.b. gibi sebepler müstesnâ edilmek kaydıyla, küfür toplumundan İslâm toplumuna yol almak.

2- Canı, malı, nefsi ve diliyle müslümanlara yardım etmek; onların ümit ve sevinçlerine, üzüntülerine ortak olmak.

3- Kendisi için istediği hayrı ya da musibetlerden uzaklaşmayı kardeşleri için de dilemek, onlarla alay etmemek, bilakis onları sevmede gayretli olmak, beraber sohbet ve müşâverede bulunmak.

4- Hasta ziyâreti, cenâzesini kaldırmak, onlara yumuşak davranmak, onlara dua etmek ve bağışlanmaları için ’a yalvarmak, onların bu ve benzeri haklarını edâ etmek.

5- Haklarında casusluk yapmamak, onların sırlarını ve haberlerini düşmanlarına sızdırmamak ve onlara eziyet etmemek.

6- Müslümanların cemaatine katılmak, ayrılığa yer vermemek, onlarla iyilik ve takva üzere yardımlaşmak, emri bi’l-maruf ve nehyi ani’lmünkerde onlarla beraber olmak. Teâlâ: ×Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra kim Peygamberle ayrılığa düşer ve mü’minlerin yolunun dışında bir yol takip ederse, onu, gittiği yolda bırakırız ve Cehenneme atarız. O Cehennem ne kötü bir yerdir!Ø (Nisâ,115) buyurmaktadır.

(BERÂ) DÜŞMANLIĞIN GEREKTİRDİKLERİ

1- Şirk ve küfür ehlinden nefret etmek, on lara dâimi bir düşmanlık üzere olmak. İbrahim aleyhisselâm’ın çağlar ötesinden tüm küffâra karşı evrensel haykırışı gibi ×”..Beni yaratan ha riç, sizin tapmakta olduğunuz ilâhlardan kesin likle uzağım. O yaratan, beni hidâyete ulaştıra caktır”..Ø (zuhruf, 26-27) demektir, hissetmektir!..

2- Kâfirleri sevmemek, onları dost edinmemek. û Teâlâ: ×Ey iman edenler! Benim düşmanımı da sizin düşmanınızı da dostlar edinmeyin...Ø (Mümtehine, 1) buyurmaktadır.

3- Küfür toplumunu herhangi bir zaruret olmadıkça, dinin emirlerini açıkça yapma imkânı bulunmadığı sürece yurt edinmeyip, terk etmek ve oraya gitmemek. Resûlullah (S.A.V.) : “Müşrikler arasında ikâmet eden müslümanlardan berîyim” (Sahihu’l-Cami, 146) buyurmuşlardır.

4- Kâfirlere yardım etmemek. Müslümanlara karşı onlara yardım etmemek, herhangi bir övgüde bulunmamak. Onlardan yardım almayıp sırdaş da edinmemek ve önemli işlerin başına onları geçirmemek.

5- Onların ölülerine rahmet dilememek ve istiğfarda bulunmamak. û Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’inde: ×Ne Peygamberin, ne de mü’minlerin, Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, yakın akrabaları da olsa, müşrikler için af dilemeleri asla -doğru- olmazØ (Tevbe,113) buyurmaktadır.

6- Onlara şirin görünüp, dalkavukluk yapmamak ve din adına onları idâre etmemek. azze ve celle, ×Onlar isterler ki, sen onlara yumuşak davranasın, onlar da sana yumuşak davransınlarØ (Kalem, 9) buyurmaktadır.

Onların sohbetlerini ve meclislerini de terk etmek gerekir.

×Zâlimlere asla meyletmeyin. Aksi taktirde Cehennem ateşi size dokunur. Sizin ’tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım görmezsinizØ (Hud, 113).

7- Onların kanunlarıyla yargıya gitmemek, ve Resûlü’nün hükmünü terk ederek o yasalara rıza göstermemek: ×... Kim ’ın indirdiği ile hükmetmezse; işte onlar, kâfirlerin ta kendileridirØ (Mâide, 44)..

Bir başka âyet-i celilede Allahu Teâlâ: ×Sana indirilen Kur’ân’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Onlar, bâtıl yolda olanların (tâğutların) önünde muhakeme olunmak (yargılanmak) istiyorlar. Halbuki o bâtılı inkâr etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyorØ (Nisâ, 60) buyurmaktadır.

8- Kâfirlerin emirlerine itaât etmemek: ×Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaât ederseniz sizi gerisin geri küfre çevirirler de hüsrana uğrayanlar olursunuzØ (Âli İmran, 149).

9- Selamda ilk başlayan olmamak. Resûlullah (S.A.V.) “Yahudi Ve hıristiyanlar’a ilk önce selâm veren siz olmayınız. İçlerinden biriyle yolda karşılaştığınız zaman onu, yolun dar olan tarafına doğru sıkıştırınız”(Müslim) buyurmaktadır.

10- Dini ve dünyevi konularda onların âdetlerine uymamak, onlara benzememek. Onların dinî sembollerini alma ya da yeme, içme, giysi ve benzeri âdetlerini uygulama gibi şeylerden kaçınmak gerekir.

Resûlü (S.A.V.) : “Bir kavme benzeyen kimse onlardandır” (Sahihtir. Ebu Dâvud) buyurmuştur.

11- Onların düğün ve bayramlarına katılmamak, onları tebrik etmemek. Bazı âlimler: ×..Ve yine Rahman olan ’ın kulları, yalan yere şehâdet etmezler (tanık olmazlar). Boş söz ve çirkin bir davranışla karşılaştıkları zaman vakarla oradan geçip giderlerØ (Furkan, 72) ayet-i celilesini tefsir ederlerken “yalan yere”den maksadın kâfirlerin bayramlarına katılmak şeklinde olduğunu vurgularlar.

KÂFİRLERE BENZEMENİN HÜKMÜ

İnsan bu konuda şu üç halden birindedir:

1- İcmâ ile onu İslâm milletinden çıkaran, zâhirde ve bâtında (açık ve gizli) onlara uymasıdır, yâni küfürdür.

2- Yine: Onu İslâm milletinden icmâ ile çıkaran, yalnız bâtında (gizli olarak, içinden) uyması vardır ki, bu da küfürdür. Çünkü bu itikâdi olması hasebiyle büyük münâfıklık, İslâm’dan Çıkartan bir haslettir. (Kişinin içindeki hali bizce belli olamıyacağından kişinin küfrüne hükmedemez; ancak zahirde görülene göre hüküm verebiliriz).

3- Yalnız zâhirde (görünüşte) onlara benzemek. Bu ise iki türlüdür:

a) Mücerred tehdit olmamak kaydıyla; dövülmek, işkence v.b. zorlamalardan dolayı onlara uymak. Bu uyma yalnız dil ile olduktan sonra, kişi imanından mutmain oldukça onu tekfir edemeyiz. Zirâ, Allahu Teâlâ: ×Kalbi imanla mamur olduğu halde, inkâra zorlanan hâriç, kim iman ettikten sonra, ’ı inkâr eder, kalbini inkâra açık tutarsa, ’ın gazabı onların üzerindedir. Bunlara büyük bir azap da vardırØ (Nahl, 106) buyurmaktadır.

b) Mal, mülk, makam sevgisi; idârecilik hırsı gibi dünyevi bir sebepten dolayı görünüşte onlara uymak. Bu konuda âlimler iki görüş üzeredirler.

Birincisi: ×Bunun sebebi, dünya hayatını Âhirete tercih etmeleri ve ’ın kâfirleri doğru yola sevk etmemesidirØ (Nahl, 107) âyetinin zâhirini delil olarak o kişinin, İslâm milletinden çıkan bir kâfir olduğu yolunda;

İkincisi; bunun milletten çıkaran büyük bir küfür olmadığı, sahibinin büyük günah yüklendiğidir.

Aşâğıdaki sebeplerden dolayı tercihimiz ikinci görüştür. En iyisini bilen şüphesiz Celle Celâlûhü’dür.

a) Bâtını (içi) İslâm’dır.

b) Mal-mülk, dünya sevgisi fasıkların özelliklerinden, onların zevklerindendir.

c) Âyet kafirleri muhatap almaktadır.

Bir not:

Kâfirlere olan düşmanlığımız, onlara kötü sözler sarf edeceğimiz ve kötü davranış içerisine gireceğimiz manasına gelmemektedir. Bilâkis:

×Ey insan! Eğer anne ve baban seni bilmediğin bir şeyi bana ortak koşmaya zorlarsa, onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara gayet iyi davran...Ø (Lokman, 15) âyeti doğrultusunda müslümanın kâfir veyâ müşrik de olsalar anne ve babasına iyilikle muâmelede bulunması gerekir.

Böylece her akrabayla güzel muamelede bulunmak ve onlara sılâ-i rahim yapmak gerekmektedir. Hatta herkesle bu güzel davranışta bulunmak savaş olmadığı sürece zorunludur. Bu Şer’î bir emirdir.

Müslüman kardeş;

Tağut ve ona kul, köle olanları reddetme, onlara uyanlara buğzederek hepsini düşman bilmede ’tan korkmalıdır. ’a iman edip, müslümanları dost edinmek ve onlara yardım etmek dinin temelindendir.

Rabbimizin İbrâhim Aleyhisselâm ile ilgili olarak nüzûl buyurduğu şu âyete gönülden kulak verelim:

×İbrâhim ve berâberindekilerde, sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar, kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve ’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Biz, sizi asla kabul etmiyoruz. Yalnız ’a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştırØ (Mümtehine, 4).

Özetle belirticek olursak: Müslüman olmanın şerefini taşıyan ve bunu tüm varlığıyla hisseden bir şahsiyet, zillet hayatını kendisine ilke edinen kâfirlere asla benzeyemez, müminleri bırakıp ta onları dost edinemez.

’ın, müslümanlara olan destek ve müdâfâasının bilincinde olan hiçbir mümin kul olmasın ki, güç ve yetkide kâfirlerin üstün olduğunu savunsun.

İşte bu, iman ve küfür arasında hassas bir çizgidir. ’ın askeri olduğunu “Lâ ilâhe illAllah” sözüyle imzalayan bir kul, onur ve itibarı gidip şeytanın askerleri yanında ararsa: karşılığında cennet alacağı bir sözleşmeyi parçalamış ve küçük bir dünya menfâati uğruna tüm ahiretini boşa çıkarmış olur...

Zaman içinde her ne adla anılırsa anılsın Nuh Aleyhisselâm zamanından beri süregelen putçuluk, bu hassas çizgiyi aşmaya; şûursuz yığınları iman ve küfürün ayırıcı bir özellik olmadığını beyinlere sokmaya çalışmıştır. ’a ve O’nun tartışılmaz gücüne, imanî bir zafiyet içinde olan azınlık dışında, kalbi iman nûruyla aydınlanmış müminler, bu farkı elbette çok iyi bilir...

O halde tüm kardeşlerimizi bu önemli konuda, Kur’an ve Sünnet ölçülerine bağlanmaya ve hep birden ’ın ipine sarılmaya davet ediyoruz. Kâfirlerle dâvet ve tebliğ maslahatı ötesinde kardeşlik dolu bağlar kurmak konusunda herkesi ’tan korkmaya çağırıyor, ’tan bizleri buna muvaffak kılmaya duâ ediyoruz. Şüphesiz, kurtuluş yalnız ’a kul olmadadır. Şeytan ve arkadaşlarının hileleri zayıftır. Aziz ve Hakîm olan ’dır..

 

“SallAllahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn”

VE’L-HAMDÜ LİLAHİ RABBİ’L ALEMİN
Moderatöre Bildir   Logged

Şimdi seni analar,Arıyor ağlar gibi...,
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi!
Düşkünlerin kanadıydın.
Yoksulların sahibi;
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey NEBİ?
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
İslamda Şehadet İSLAM-GENEL bin_sultan 2 491 Son Mesaj Ekim 24, 2007, 09:47:54 ÖÖ
Gönderen: emlakçı
Dost Olunur Dost'a EVLİLİK VE AİLE Gül_Sultan 0 283 Son Mesaj Aralık 14, 2007, 01:26:24 ÖÖ
Gönderen: Gül_Sultan
Şeytanın Düşman Olduğu 20 Kişi MANEVİYAT DÜNYAMIZ ebuzer 7 874 Son Mesaj Ağustos 29, 2008, 05:34:13 ÖS
Gönderen: numan7425079
İslamda evlenmenin hükmü EVLİLİK VE AİLE zaman_1453 0 221 Son Mesaj Temmuz 10, 2008, 12:27:27 ÖÖ
Gönderen: zaman_1453
Yağ her zaman düşman değil SAĞLIKLI YAŞAM Tuğra 5 442 Son Mesaj Ağustos 24, 2008, 11:47:18 ÖÖ
Gönderen: ay-yüzlüm
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM