|
Tuğra
|
 |
« Yanıtla #6 : Kasım 17, 2008, 05:44:41 pm » |
|
Ayakları sağlam ve imanları kuvvetli olan arifler bile imansız gitmek korkusu ile yaşamışlardır. İmansız gitmemek için ellerinden gelen ne geldi ise yapmışlardır. Başkalarını da bu tehlikeden korumak için neler yapmalarının gerekli olduğunu bildirmişlerdir. Alimler imansız gitmeğe sebeb olan birçok alâmetler sayarlar. Bunlardan bazıları şunlardır:
Bid'atlere dalmaktır. Bid’at, Peygamberimiz s.a.v. ve onun Eshâbı zamanında olmayan ve ibadetlere sonradan ilâve edilen şeylerdir. Resûl-i ekrem “Bid'at sahipleri, cehennemde cehenemliklerin köpekleridir.” buyurmuştur. Bunun için, itikatta, amelde peygamber efendimizin varisleri olan Ehli sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi imanmalı, yine onların bildirdiği gibi ibadet etmeliyiz. Bid’at sahibi, reformcu kimselerden uzak durmalıyız.
Amelde nifak ve riyaya düşmek. Resûl-i ekrem:
“Münafıkın belirtisi üçtür: Söylediği vakit yalan söyler, söz verdiği vakit sözünde durmaz, kendisine güvenildiği vakit emânete hıyanet eder. Bu adam namaz kılıp, oruç tutsa ve kendini Müslüman sansa da yine münafıktır.” buyurmakla buna işaret etmişlerdir.
Bunun için geçmiş büyükler son nefesde imansız gitmekten son derce korkmuş, hatta bazıları, “Nifaktan, ayrılıktan, kalb bozukluğundan uzak olduğumu bilmem, benim için bütün varlığı ile kâinattan daha sevimlidir.” demişlerdir.
Ebû'-Derdâ hazretleri, Nifakı, kalbi bozuk olduğu halde saygılı ve dürüst ibadet yapıyor gibi görünen, olarak bildirmiştir.
Hazreti Enes, “Ey insanlar! Sizler yaparken önem vermediğiniz ve hiçe saydığınız öyle hatalar var ki, biz bunları Resûl-i ekrem'in zamanında tehlikeli günahlardan sayardık”, demiştir.
Ebû Zer Gıfari hazretleri buyurdu ki: “Resûl-i ekrem bana dört öğüt vermiştir ki, benim yanımda bunlar dünyalardan kıymetlidir. Resûl-i ekrem buyurdu ki: “Ey Ebû Zer, gemini yenile, zira derya derindir. Yükünü azalt, çünkü yol engebeli ve arızalıdır. Azığını tam al, zira yol uzaktır. Paranı hâlis al kalp para alma, zira gittiğin yerde sarraf vardır kalp parayı kabul etmez.”
Saîd bin Cübeyr hazretlerine Allah korkusunu sorduklarında, “Allahtan öyle korkmandır ki, o korku, seninle günah arasında perde olup sana günahı yaptırmamasıdır.” demiştir, işte gerçek Allah korkusu böyle olur.
Mehmet Oruç
--------------------------------------
Süfyan-ı Sevrî hazretleri bir gün şiddetle ağlıyordu. O kadar ki, kendinden geçmişti. Yanındakiler onu kasdederek : «Koskoca bir âlim ağlıyor!» dediler.
O da onlara şu karşılığı verdi: «Biz, bir zamanlar günahlarımız için ağlamıştık. Şimdi ise İslâm için ağlıyoruz. O yüce ve eşsiz nimetin elimizden çıkmasından korkuyoruz! Öyle kul vardır ki, hâlen puta tapmaktadır. Fakat Allahü teâlânın ilminde ve takdirinde, o kulun akibetinin bahtiyarlık olduğu vardır. Yine öyle kul vardır ki, hâlen ibadet ve tâatle meşguldür.
Fakat Allahü teâlânın ilminde onun akibetinin bedbahtlık olduğu sabit olmuştur. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadîslerinde şöyle buyurmuştur :
«Sizden biriniz cennet ehlinin ameli ile amel eder, nihayet cennetle kendisi arasında bir arşınlık bir mesafe kalmışken, cehennemliklerin ameliyle amel eder de cehenneme gider!..» İşte insanı ağlatan ve aklı baştan alan bu korkunç akibettir. Yine bir hadîs-i şerifte : «Mü'minlerin iman bakımından en sadık olanları, dünyada en çok tefekkür edenleridir. Cennette ferah ve sürurları en çok olanlar da, dünyada en çok ağlayanlar olacaktır.» buyurulmuştur. Siz bunları bilmez ve düşünmez misiniz?»
|