|
tarihman
|
 |
« : Ekim 10, 2006, 01:00:15 ÖS » |
|
Değerli Forum Üyeleri,
İyi denilebilecek derecede Osmanlıca okuma bilgisine sahibim. Bu bilgimi grup üyeleri ile de paylaşmak isterim. Meraklı arkadaşlar varsa bir program yapıp Osmanlıca belgeler üzerinde çalışabiliriz. Şeriye Sicilleri, Temettuat Deftleri ve Diğer Rik'a Belgeler elimde çokca bulunmaktadır. Meraklı arkadaşların mesajlarını bekliyorum.
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #1 : Ekim 10, 2006, 01:23:18 ÖS » |
|
Osmanlıca
13-20. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü yerlerde yaygın olarak kullanılmış olan, özellikle 15. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçanın etkisinde kalan Türk yazın dili. Osmanlı Türkçesi ya da eski yazı olarak da bilinen Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımıdır ve Arap alfabesiyle yazılır.
Tarihçe
Osmanlıca terimi Tazminat Dönemi (1839-1876) aydınlarınca ortaya atılmıştır. Daha önceleri Türk lehçelerinin hepsine Türki (Türkçe) ya da lisan-ı Türki (Türk dili) deniyordu. 19. yüzyılda artan milliyetçilik hareketlerine karşılık, Osmanlı Devleti’nin siyasal bütünlüğünü korumak amacıyla yeni bir milliyetçilikle ortaya çıkan Tanzimat aydınları, millet-i Osmaniye (Osmanlı milleti) kavramını geliştirdiler. Osmanlı toprakları üzerinde konuşulup yazılan Türkçeye de Osmani (Osmanlıca) ya da lisan-ı Osmani (Osmanlı dili) adını verdiler.
Türkler tarih boyunca farklı din ve kültürlerle bir arada yaşadıkları için farklı alfabeler kullanmışlardır. 5. yüzyıldan 20. yüzyıla değin yakın ilişki içinde bulundukları kültürlerin etkisiyle Göktürk, Uygur, Sogd, Çin, Tibet, Nasturi-Süryani, Mani, Brahmi, Peçenek, Kuman, Yunan, İbrani, Slav, Arap ve Latin alfabeleri değişik dönemlerde kullanılmıştır. Bunlar arasında Türklerin büyük bölümü tarafından en uzun süre (11. yüzyıldan 20. yüzyıla değin) kullanılanı Arap alfabesidir.
Tarihsel gelişimi açısından Osmanlıca üç döneme ayrılır:
1. Eski Osmanlıca ya da Eski Anadolu Türkçesi: (13-15. yüzyıllar arası)
2. Orta Osmanlıca ya da Klasik Osmanlıca: (16-19. yüzyıllar arası)
3. Yeni Osmanlıca (19. yüzyıl-20. yüzyılın başları)
1. Eski Osmanlıca (Eski Anadolu Türkçesi):
Türklerin büyük bölümü 10. yüzyıla değin Uygur harflerini kullanıyordu. İslamiyetin kabul edilmesinin ardından, Arap kültürünün etkisiyle Arap harfleri kullanılmaya başladı. 15. yüzyıla değin dilde Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar azdı. Öte yandan 15. yüzyılda İstanbul’da başlayan saray yaşamı Arap, İranlı sanat ve bilim çevrelerini kendisine çekti; ürkçenin yanı sıra, Arapça ve Farsça yüksek sınıf ve aydınlarca kabul görmeye başladı. Bu yabancı öğeler 15. yüzyıldan sonra özellikle nazımda arttı.
2. Orta Osmanlıca (Klasik Osmanlıca):
16. yüzyıldan başlayarak Arapça ve Farsça yalnızca sözcük kullanımı olarak değil, dilbilgisi açısından da Türkçeyi etkilemeye başladı. 19. yüzyıla değin süren bu dönemde Arapça ve Farsça tamlamalar yalnızca isim soylu sözcüklere değil fiillere de girdi. Kökü yabancı bileşik sözcükler oluşturuldu, düzyazı dilinde kısa ve yalın tümcelerin yerini bağlaçlarla uzatılmış yabancı öğelerle dolu tümceler aldı. Dönemin sanatçıları Eski Osmanlıcada kullanılan görece yalın Türkçe yerine Arapça ve Farsçadaki ustalıklarını gösterme yolunu seçtiler.
3. Yeni Osmanlıca:
19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde matbaanın kurulması, çeşitli konularda gazete ve dergilerin yayımanması ve Batı kültürüne açılma çabaları düzyazıda etkisini gösterdi. Halkın anlayabileceği bir dille yazma girişimiyle dönemin yazar ve yayıncıları daha yalın bir dil kullanmaya başladılar. Yazıda ilk kez noktalama işaretleri kullanılırken, edebiyatta Batı etkisiyle roman, hikaye gibi yeni türlere ilgi arttı. Türkçe kavramı üzerinde durularak dilbilgisi kitapları ve sözlükler yayımlanmaya başladı. Öte yandan Batı’dan alınan yeni kavramları (Batılılaşma, milliyetçilik, Osmanlıcılık vs.) karşılayacak Türkçe sözcüklerin olmaması sebebiyle yeniden Arapça ve Farsça sözcüklerle tamlamalara başvuruldu. Arapça ve Farsça sözcük köklerinden yeni sözcükler türetildi. Bu dönemin sonunda özellikle şiirde ağdalı bir dil kullanılmasına (Edebiyat-ı Cedide, Fecr-i Âti) ve yabancı sözcüklere yer verilmesine karşın, dilde yabancı öğelerden arındırma çabaları devam etti. Bu süreç 1928’deki Harf Devrimi’nden sonra daha da hızlandı.
Arap alfabesi 28 harften oluşur. Osmanlıcada Arap harflerinin yanı sıra Farsçadaki p ( پ ), ç ( ﭺ ) ve ( ﮊ ) harflerini de kullanmışlardır. Bu 31 harfin dışında Türkçedeki ince g ünsüzünü belirtmek için kef harfine bir çizgi eklenerek gef, genizsi n ünsüzü için üç nokta eklenerek nef (sağır kef, kâf-ı nunî), lam ile eliften lamelif, hemze ile h harfinin ünlü şekli olan hâ-i resmiye harfleri oluşturulmuştur.
Osmanlıca sağdan sola doğru yazılır. Arap harflerinde temel ve küçük harf ayrımı yoktur. Noktalama işaretlerinde kesin kurallar bulunmamaktadır. Arap harfleri sözcüklerin başında, ortasında ve sonunda farklı biçimde yazılır. Bazı harfler (dal, zel, re, je, vav د , ذ , ر, ز, ژ, و ) bir sonraki harfle birleşmez.
Arap harflerinin Türkçedeki zengin ünlü sistemini karşılamada yetersiz olduğu düşünülür. Örneğin Arap alfabesindeki elif (ﺍ ) Türkçedeki a ve e ünlüsünün karşılığıdır ya da Türkçedeki u, ü, o, ö ünlülerinin yerine Arapçada yalnızca ( ﻭ ) harfi vardır, bu aynı zamanda v ünsüzünün de karşılığıdır.
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #2 : Ekim 10, 2006, 01:29:28 ÖS » |
|
Bir tane matbu örnek koyuyorum. 
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
Himmet
|
 |
« Yanıtla #3 : Ekim 10, 2006, 05:02:39 ÖS » |
|
Güzel bir hikaye idi. Kardeşim eminim bu sitedeki üyelerin çoğu osmalıca okumayı biliyordur. Çok güzel bir fikir beyan etmişsiniz.Hoş olur eminim.. :x
|
Şiirler yazdım sana okuyamadım Hep yanımdaydın oysa dokunamadım Sana ben hayaller düşler büyüttüm Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm Söyleyemedim..
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 10, 2006, 11:46:21 ÖS » |
|
Forumun kültür yapısını az veya çok bende tahmin ediyorum. Amacım bilgi ve belge paylaşmak.
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
racül
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 11, 2006, 12:31:43 ÖÖ » |
|
Biraz daha el yazisi örneklerinden koysan ve okunmasinda da yardimci olacak tüyolar versen...?
Fermanlar, eski belgeler falan gibi seyleri okuyamiyoruz mesela...
|
Es ist keine Schande hinzufallen, aber es ist eine Schande einfach liegen zu bleiben. Theodor Heuss ehemaliger Bundespräsident
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 11, 2006, 01:22:54 ÖÖ » |
|
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alınmış bir tane Temettuat Defteri Örneğini veriyorum. Temettuat Defterleri 1841 yılında Bütün Osmanlı vilayetlerinde köylere ve mezralara varıncaya kadar aile bazında kayıtların tutulduğu defterlerdir. Forum üyeleri de kendi köylerinin kayıtlarını Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alarak o zamankı dedeleri hakkında az da olsa bilgi elde edebilirler. 
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
Himmet
|
 |
« Yanıtla #7 : Ekim 11, 2006, 09:12:07 ÖÖ » |
|
Forumun kültür yapısını az veya çok bende tahmin ediyorum. Amacım bilgi ve belge paylaşmak. Yanlış anlaşılmak istemem.Ben herkes tarafından ilgi duyulabileceğini ima etmek istemiştim. Hakikaten bu belgeler zor.Bir cümleyi zar zor çıkartırsak diğerinde takılıyor insan.Fakat siz her gün azar azar yayınlasanız. Bizde okumaya çalışsak ve okuyamadığımız yerlerde sizden yardım rica etsek nasıl olur. Yada aşama aşama yayınlasanız.Mesela dünkü hikaye ilk aşama olsada bir üst seviyeye geçirseniz nasıl olur?
|
Şiirler yazdım sana okuyamadım Hep yanımdaydın oysa dokunamadım Sana ben hayaller düşler büyüttüm Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm Söyleyemedim..
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #8 : Ekim 11, 2006, 12:04:36 ÖS » |
|
Bence o zaman benim veya bir arkadaş tarafından verilmiş olan osmanlıca metni tercüme etmeye çalışalım. Eksik olan yerleri bir diğerarkadaşımız gidermeye çalışır. Böyle olabilir.
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
tarihman
|
 |
« Yanıtla #9 : Ekim 11, 2006, 12:10:25 ÖS » |
|
İlk Tercüme örneğini ben yapıyorum.
Hane 29 Numara 29
(Yan yazı) Merkûm erbâb-ı zirâatten olub bu def'a kaht-ı cihetle Konya Sancağı'nda kain Aksaray Kazası'na bütün bütün (?) nakl ederek emlak ve temettuatını ......
Sağır Osman Oğlu Kara Mehmed'in emlâk ve temettuâtı
|
Haydi... Gelin Nuh'un Gemisine.......
|
|
|
|
Müsenna
|
 |
« Yanıtla #10 : Ekim 15, 2006, 11:56:30 ÖS » |
|
üsteki verdiğiniz metin güzeldi sağolun yalnız Temettuat Defteri Örneği fazla küçük anlaşılmıyor gerçi tercümesini yapmışınız ya
|
Fekün za-iktisadin fi umurike külliha. Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
|
|
|
hhilmik
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 36
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 02, 2006, 11:53:52 ÖS » |
|
İkinci bölüme de ben başlayayım ama gerçekten çok küçük yazı: merkûmun birisine(?) ..................... guruş 300
hane 33 numro 32 merkum yedinden mukaddem ............. Emîr hüseyin oğlu ismailin emvâl ve temettuatı
|
SÖYLESEM ÖLDÜRÜRLER, SUSSAM BEN ÖLÜRÜM.
|
|
|
|
Müsenna
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 03, 2006, 11:25:08 ÖS » |
|
mahmut celalettin efendinin sülüs yazısı buyrun okuyalım 
|
Fekün za-iktisadin fi umurike külliha. Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
|
|
|
hhilmik
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 36
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 04, 2006, 12:59:56 ÖÖ » |
|
ilk beyit benden olsun:
Ey gönül itme gurûr dünyâ fenâdır 'âkibet Kâmiyâb olsan cihânda yine hicrân 'âkibet
|
SÖYLESEM ÖLDÜRÜRLER, SUSSAM BEN ÖLÜRÜM.
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 04, 2006, 01:02:32 ÖÖ » |
|
selamün aleyküm. cok güzel bir yazi secmissiniz ellerinize saglik.bir sohbete mevzu olacak kadar var.
|
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum Biri benden bundan başkasını naklederse Ondan da bizarım, o sözden de bizarım
|
|
|
|
Himmet
|
 |
« Yanıtla #15 : Kasım 04, 2006, 08:48:10 ÖÖ » |
|
2. ve 3. beyit: Çün fenadır gamü endiş itme vücbinedir Şazü hurrem hem gamü mihnet yekendir akıbet Gel tevekkül köşesinde ey gönül kıl vahdeti Görelim  niderse pür kenemdir akıbet
|
Şiirler yazdım sana okuyamadım Hep yanımdaydın oysa dokunamadım Sana ben hayaller düşler büyüttüm Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm Söyleyemedim..
|
|
|
|
Müsenna
|
 |
« Yanıtla #16 : Kasım 04, 2006, 06:53:00 ÖS » |
|
sizde sağolun 1.beyt güzel yazmışsınız sağolun himmet kardeşim bazı eksikler var diğer kardeşlerimizin yardımı ile tam yazarsak toparlarız inş :x
|
Fekün za-iktisadin fi umurike külliha. Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
|
|
|
|
müteallim
|
 |
« Yanıtla #17 : Kasım 04, 2006, 10:18:33 ÖS » |
|
<Birazda biz ugrasalim bakalim olacakmiEy gönül etme gurur dünya, fenadir akibet. Kamiyab olsan cihanda,yine hicran akibet.
Cün fenadir gamru,endise etmeye mucib nedir. Sazu-hurrem hem gamru-mihnet,yekandir akibet.
Gel tevekkül kösesinde ey günül,kil vahdeti. Görelim niderse pürkeremdir,akibet.
Sali kesti umuru bahri tevekkülden. Ac badibani himmeti yan gelde seyre bak.
oldumu bilmem gerisini diger müderrisler tamamlasin.
|
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum Biri benden bundan başkasını naklederse Ondan da bizarım, o sözden de bizarım
|
|
|
|
Himmet
|
 |
« Yanıtla #18 : Kasım 05, 2006, 12:16:17 ÖÖ » |
|
Kusurlu küsürlü okumaya çalıştık.İnşaAllah eksiklerimizi tamamlayabiliriz. Hz.  razi olsun müderris hocam..
|
Şiirler yazdım sana okuyamadım Hep yanımdaydın oysa dokunamadım Sana ben hayaller düşler büyüttüm Sana ben gözümde yaşlar büyüttüm Söyleyemedim..
|
|
|
|
Müsenna
|
 |
« Yanıtla #19 : Kasım 05, 2006, 01:26:27 ÖS » |
|
 razı olsun katıldığınız için bende yazayım eksikleri tamamlamış olalım Ey gönül etme gurur dünya fenadır akıbet, Kamiyab olsan cihanda yine hicran akıbet,
Çün fenadır gam ve endişe etmeğe mucib nedir, Şadu hurrem hem gamu mihnet yegamdır akıbet, Gel tevekkül guşesinde ey gönül kıl vahdeti, Görelim ne derse pür keremdir akıbet,
Sal keşti-i umuru bahr-i tevekküle ak Aç badban-i himmeti yan gel de seyre bakkamiyab: muradına nail olsanda, şad-u hurrem: sevinç sürur, yegam:birer birer , keşti-i umuru:işlerinin gemisini , badban-i himmeti:himmet yelkenini, mihnet:sıkıntı , mücib :sebeb, guşesi :köşesi,
|
Fekün za-iktisadin fi umurike külliha. Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
|
|
|
|