Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 02, 2008, 12:47:17 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Metinler > Emali  (Okunma Sayısı 4397 defa)
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #20 : Şubat 01, 2008, 07:58:11 ÖS »

21.beyit

فَينْسَوْنَ النَعِيمِ اِذَا رَاَوْهُ     فَيَا خُسْرَانَ اَهْلِ الْاِعْتِزَالِ    

Cennette müminler, ı gördükleri zaman cennetin nimetlerini unuturlar.Vah o mu’tizilenin husranına mahrumiyetineEy! ehli sünnet bu meselede  husranı mu’tezileden hazer ediniz (sakınınız,


İzah: İkinci mısradaki harfi nidanın münadası mahsüf husran kelimesi ile mensubdur.
فَيَا قَوْمُنَا اَحهذ َرُوا خُصْرَان الْمُعتزِلَةِ فيِ تَحْقيقِ رُوحِ هَذِه الْمئالَةِ taktirindedir.yani Ey! ehli sünnet bu meselede  husranı mu’tezileden hazer ediniz (sakınınız)
Nazım hazretleri ikinci mısrada mu’tezilenin cennette ru’yetüllah ni’metinden mahrum olacaklarını işaret etmiştir,çünkü onlar rahmeti ilahi ile cennete dahil olsalarda ancak  ru’yetullah hususunu  inkar ettikleri için  ru’yetullah ni’metinden mahrumdurlar. Bu ise büyük husrandır .
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #21 : Şubat 03, 2008, 06:03:12 ÖS »

22.Beyt

وَماَ اِنْ فِعْلٌ اَصْلَحْ ذُو افْتِرَضِ   عَلَي الْهَدِي الْمُقَدَّسِ ذِي التَّعَالِِي

Kulun menfeatine olan hiçbir fiil,Azemet ve rifat sahibi ,Mukaddes ve hidayet edici olan Cenabı Hak  üzerine farz değildir.

İzah:üteala Hazretleri, kul için menfeat olacak (zenginlik ,güzellik , müslüman olması  )vb. hiçbir  fiili yapması farz değildir. Zira Ayeti Kerimede;
يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ
Fakat o dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini hidâyete erdirir (S.Nahl, Ayt.93)
وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى
dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı.(s.Enam, Ayt.35)
وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا
Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik.(S.Secde, Ayt.13)

Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #22 : Şubat 05, 2008, 07:45:21 ÖS »

23.Beyt

وَفَرْضٌ لاَزِمٌ تَصْدِيقٌ رُسْلٌ    وَاِمْلاَكٍ  كِرَامٍ باِالنَّوَالِي


Rasulu Izam Hazeratı ve envai neval “ Ata ve İhsan” ile ikram olunmuş melakeyi kiramı tastik farzı lazımdır.Yani  fazı ayındır.

İzah: Nazım Hazretleri  beytin başında farzı, lazım ile te’kit etmesi  Rasulleri ve Melekleri  tastikin farzı ayın olup, farzı kifaye olmadığını işaret içindir. Münkiride ehli imandan değildir.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #23 : Şubat 06, 2008, 12:12:59 ÖS »

24.beyt

وَ خَتَمُ الرَّسُلَ باِلصَّدْرِ الْمُعَلَّى * نَبِيّ هَاشِميّ ذِى جَمَالٍ

Rasüllerin sonuncusu Haşimî'dir. Cemil sıfatının sahibi olan Nebi, Sadr-ı Muallâ'dır.

Hz. Muhammed (S.A.V) son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir. O nebi  aynı zamanda rütbe, nur ve ruh itibariyle bütün peygamberlerden evveldir. Hadis-i şerifte اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي اَوْ رُوحِي وَ كُنْتَ نَبِيًّا وَ آدَمَ بَيْنَ الْمَاءِ وَالطِّينِ  “ buyrulmaktadır.

Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #24 : Şubat 06, 2008, 06:39:53 ÖS »

25.Beyt

اِمَامُ الْأنْبِيَاءِ بِلاَ اخْتِلَافٍ   وَ تَاجُ الأصِْفيَاءِ بِلَا اخْتِلَالِ        

Fahri Alem S.A.V. efendimiz bila ihtilaf “ihtilafsız” Enbiya Izamın İmamı,bila ihtilal "şübhesiz" esfıyanın tacıdır.

İzah:Nazım hazretleri,  evvelki mısrada Rasulullah efendimizin mirac saadetlerinde Enbiyai Izam hazeratına mescidi aksada vuku bulan lmametini işaret etmiştir.
İkinci mısradaki “ esfıya”kelimesini  ihtiyar etmesi ulema,şüheda,vesair etkıyaya şamil olduğu içindir.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #25 : Şubat 07, 2008, 07:24:58 ÖS »

26. Beyt

  وَ بَاقٍ شَرْعُهُ فِى كُلِّ وَقْتٍ   إلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَ ارْتِحَالِ 

Hatemül Enbiya olan nebiyyi zişan efendimizin şeriati ,kıyamete kadar (insanlar dünyadan ahirete irtihal ettiği güne kadar  herbir vakitte)bakıdir.


Beyitte geçen “فى كل وقت her vakitte” ile  kastedilen Cehmiyye fırkasının Nüzul-ü İsa (AS) ile iddiasına reddiyedir. Cehmiyye’ye göre İsa (AS) bazı kendi şeriatını uygulayacaktır. Ehl-i sünnet bunu reddeder. Hz. İsa Peygamber efendimizin şeriatı üzere gelecektir.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #26 : Şubat 08, 2008, 04:39:11 ÖS »

27.Beyt

 وَ حَقٍّ اَمْرُ مِعْرَاجٍ وَ صِدْقٌ     فَفِيهِ نَصُّ اَخْبَارٍ عَوَالٍ

Mirac emri “hadisesi” sadık  ve haktır. Bu babda “Mirac hadisesinde” Âli “yüksek” açık haberler vardır.

İzah: Peygamber  S.A.V. efendimizin Mirac hadisinin vuku haktır,sadıktır. Nassı kat-i ile sabittir.
 سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ  إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
ُ
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) s.a.v kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir. S.İsra ayt.1

-Haberi Mütevater ile yani ayeti Kerime ile sabittir. Münkiri ıyazübillah kafirdir.
-Mirac hadisesinin Mescidi Aksadan semavata kadar  olan bölümü  haberi müşehur ile sabit dir.  İnkar eden mudil “sapık” olur.
-Beyti maktese kadar olan vusulu ikrar edip fakat miracda olan ahvali yani Rasulullah efendimizin semai mirac hadisesini inkar edenler. Mübdi’ bidatci ve mu’tezili olur.

Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #27 : Şubat 08, 2008, 04:42:34 ÖS »

28.Beyt

وَ إنَّ الأَنْبِياءَ لَفِى أَمَانٍ * عنِ الْعِصْيَانِ عَمْداً وَ انْعِزاَلِ

Muhakkak Peygamberler  ısyandan “günah işlemekten”  Peygamberlik makamından azl edilmekten ma’sumlardır ,emniyet içindedirler.

İzah: Bütün Peygamberler amden  veya sehven  emre muhalefet etmekten masumdurlar.
Enbiyai Izam Hazeratın masumiyeti Evliyaullahın mahfuziyeti ile  tevzıf  olunur.
Çünkü Enbiya Izam zahiren ve batınen ma’sumdur.Bir velinin havatırı reddiyesi olabilir fakat aza ve cevahirine tesir etmez  çünkü mahfuzdurlar.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #28 : Şubat 09, 2008, 02:55:57 ÖS »

29.Beyt

وَ مَا كَانَتْ نَبِيّا قََطْ أُنْثَى * وَ لاَ عَبْدٌ وَ شَخْصٌ ذُو افْتِعَالِ

Nebi hiçbir zaman da nisa köle ve kötü fiil (sihir gibi ) sahibinden olmamıştır.

İzah: Malum olaki hanım taifesinden Nebi olmaz. Zira nübüvvet davet ve mucize izhar gibi ahvale muhtaçtır. Nisalık ise bunlara münafi olmakla Enbiya raculden olması lazımdır.
Köledende olmaz: Enbiya hürden olması lazımdır. Abid (köle) memlük olmaz. Zira hizmet ile iştigal edip emri davetten mahrum olur.



Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #29 : Şubat 10, 2008, 10:39:37 ÖS »

30.beyt

وَ ذُو الْقَرْنَْينِ لَمْ يُعْرَفْ نَبِيّاً   كَذَا لُقْماَنُ فَاحْذرْ عَنْ جِدَال

Zülkarneyn a.s ın  nübübüvveti maruf olmadı gibi Lokman a.s ın nübüvvetide maruf değildir.Bu hususda sen mücedeleden sakın.

İzah: Zülkarney ve Lokam a.s ın nübüvvetleri sabit değildir.Nübüvvet Hususunda mücadeleden keffi lisan edib ilmi ilahiyeye ihale  eylemek eslemdir.

Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #30 : Şubat 11, 2008, 12:00:21 ÖS »

31. beyt

وَ عِيسَى سَوْفَ يَأْتىِ ثُمَّ يُتْوِى * لِدَجَّالِ شَقيِّ ذِى خَبَالٍ

Yakında İsa (a.s.) gelecek kafir ve fasid deccali helak edecektir.

İzah: Ehli Sünnet itikadına göre kıyamete yakın olarak gerçekleşmesi hak olacak bazı alametler vardır. İsa (a.s)ın nüzûlü, Mehdi (a.s)’nin ve Deccal’in gelmeleri haktır. İsa (a.s) peygamber olarak değil son peygamber Hz. Muhammed (s.av)’in ümmeti olarak gelecektir. Mehdi (a.s) ve tebeasının deccal tarafından muhasara edildiği bir zamanda gelecek olan İsa(a.s) Deccal’i mağlup ederek onu öldürecek ve islamı yeniden canlandıracaktır.
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #31 : Şubat 11, 2008, 03:22:54 ÖS »

32.Beyt

كََرَامَاتُ الْوَلِيِّ  بِدَارِ دُنْيا    لَهَا كَوْنٌ فَهُمْ اَهْلُ النَّوَالِ

Darı dünyada velilerin kerametleri  hak ve sabittir. Zira o Evliyaullah Ata ve ihsan sahibidir.

İzah: Dünyada Evliyanın yedişeriflerinden zuhur eden harikulâde haller"keramet" haktır.
Kütübü şerıyyede bildirildiği üzere onlar NebiyyiKirama tabi  irşat  memurlarıdır.
Keramet:امرٌ خارقٌ الْعادةِ مقرونٌ بالمعرفةِ والطاعةِ خالٍ عنْ النبوَّةِ به
Nübüvet davasından  hali olarak  ma’rifet ve ta’atı ilahiyeye makrun harikulâde ümürdür.Evliyaullahdan zuhur eder.
Davayı Nübüvvete mukarın ise Mucizedir.Peygamberi Izamdan zuhur eder.
İman  ve ameli salihaya makrun olmaz ise istidraçtır.
İstidraç: Mü’min olmayan fasık kimselerden zuhur eden hârikulâde Haller.


Ekseri mu’tezile  Keramati  inkar etmiştir.Ehli Sünnet ındınde Vuku, aklen ve naklen sabittir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِين ٣٨
قَالَ عِفْريتٌ مِّنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِين ٣٩
قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرّاً عِندَهُ قَالَ هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ ٤٠

-(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?
 
-Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

 -Kitaptan ( tarafından verilmiş) bir ilmi  olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük  edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem   sahibidir. (S.Neml Ayt.38,39,40)

“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan bu zatın Hızır aleyhisselâm, Süleyman aleyhisselâmın kendisi ve alimlerin ekserisine göre veziri Asaf ibni Berhıya'dır ki Sıddik olup dua edilince icabet olunan ismi âzami bilirdi. Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olmak üzere veziri böyle bir keramet göstermiştir. Şüphesiz ashabından böyle bir kerametin zahir olması kendisinin daha çok yüksekliğine delâlet eder. Ve bu ilim ona verilen ilimden olduğunu anlatır. Bu taht, Hz. Süleyman'ın San'ada bulunduğu rivayetine göre üç günlük mesafeden getirilmiş oluyor. Zira San'a ile Sebe' arası bu kadar zamanda katediliyordu. O sırada San'adan dönüp Şam arzında bulunduğu rivayetine göre ise iki aylık mesafeden getirilmiş olmaktadır. Bu kadar mesafeden bir taht göz kırpıncaya kadar nasıl gelir? Şüphe yok ki bu alelade vak'alardan değil bir keramet ve mucize olmak üzere söz konusudur.”
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #32 : Şubat 12, 2008, 12:07:05 ÖS »

33. beyt

وَلَمْ يَفْضِلْ وَلِيٌّ قَطْ دَهْرًا * نَبِيًّا اَوْ رَسُولاً فيِ انْتِحَالٍ

Veli hiçbir zaman nebiden veya rasülden üstün olmadı, faziletli olmadı, onlara müsavi de olmadı.

Ehli Sünnet itikadına göre veliler ümmeti oldukları paygamberlere tabidirler. Tabi olan tabi olunandan  üstün veya ona eşit olamaz. Bir peygamber sadece “nübüvvet”i ile bütün evliyadan daha üstündür.Eğer veli nebiden efdal denilirse o insanı küfre kadar götürür.
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
Mahi
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 645


Men câle nâle


« Yanıtla #33 : Şubat 13, 2008, 09:32:01 ÖS »

34. Beyt

وَلِلصِِّدّيقِ رُجْحَانٌ جَلِيٌّ * عَلىَ اْلاَصْحَابِ مِنْ غَيْرِ احْتِمَالِ

Hazreti Ebu Bekir için sair eshab üzerine açık olan tercih olmasında şek ve şüphe olmadı...

İzah.  Asıl adı Abdullahtır. Künyesi Ebû Bekir’dir Cahiliye dönemindeki Abdu’l-Kâbe olan ismi, iman ettikten sonra Peygamberimiz tarafından “Abdullah” olarak değiştirilmiştir. Efendimizin ilk değiştirdiği Onun ismidir. Babası Ebû Kuhâfe Annesi Ümmü’l-Hayr Selma binti Sahr'dır.
Şia taifesi  Hz. Ali Peygamberimiz’den sonra en üstün sahabedir derler ehli sünnet cel cemaat akidesine göre Peygamber efendimizden sonra Hazreti ebu Bekr ba'dehu Ömer (r.a) Ba'dehü Osman (r.a) Ba'dehı Ali efendimiz daha sonra sırasıyla sahebe-i kiram gelir...
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmediğini öğretir sana günler! Zamanla gelir sana beklemediğin haberler.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4563



WWW
« Yanıtla #34 : Şubat 14, 2008, 12:00:38 ÖÖ »

35.beyt.

وللفارق رجحان وفضل  على عثمان ذى النورين عال

Omerul faruk icin  yüksek ve iki nur sahibi hazreti osman üzerine ruchan ve fadil vardir.

Farukdan maksat:hak ile batili birbirinden ayirdigi icin hazreti ömere lakap olarak berilmistir.
zinnureynden maksat:Rasülüllah efendimizin iki kizi ile nikahlandigi icin iki nur sahibi manasini tasiyan lakap ile lakaplanmistir.

Ikinci  Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)'in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke'de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayMüslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)'in yaninda bulunmus, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermistir. O, imân ettikten sonra müsriklere karsi çok sert davranmis ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmustur. Islâm tebliginin yeni bir veche kazanmasi için Medine'ye hicret emrolundugu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye basladiklarinda, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyaci duymamisti. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadasi oldugu halde Medine'ye dogru yola çikmisti. Hz. Ali (r.a) onun hicretini su sekilde anlatmaktadir: "Ömer'den baska gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazirlandiginda kilicini kusandi, yayini omuzuna takti, eline oklarini aldi ve Kâ'be'ye gitti. Kureys'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-i ibrahim'de iki rek'at namaz kildi. Halka halka oturan müsrikleri tek tek dolasti ve onlara; "Yüzler pIslesti. Kim anasini evladsiz, çocuklarini yetim, karisini dul birakmak istiyorsa su vadide beni takip etsin" dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi ete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir

Resulullah (s.a.s)'in vefatinin hemen pesinden ortaya çikan karisikligin Hz. Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamistir. Hz. Ebû Bekir'in kisa halifelik döneminde en büyük yardimcisi Ömer (r.a) olmustur.


Bir defasinda Eslem'le birlikte Harra taraflarinda (Medine'nin dis bölgesi) dolasirlarken isik yanan bir yer gördü ve Eslem'e; "surada, gecenin ve sogugun çaresizligine ugramis biri var. Haydi onlarin yanina gidelim" dedi. Oraya gittiklerinde bir kadini iki çocuguyla üzerinde tencere bulunan bir atesin etrafinda otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; "Isikli aileye selâm olsun" dedi. Kadin selâmi aldiktan sonra yanlarina yaklasmak için izin alan Hz. Ömer ona yanindaki çocuklarin neden agladiklarini sordu. Kadin, karinlarinin aç oldugunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pisirdigini sordu. Kadin, tencerede su bulundugunu, çocuklari yemek pisiyor diye avuttugunu söyledi ve; " bunu Ömer'den elbette soracaktir" diye ekledi. Hz. Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sordugunda kadin; "Madem bilemeyecekti ve unutacakti neden halife oldu" karsiligini verdi. Hz. Ömer bu cevap karsisinda irkilerek Eslem'le birlikte dogruca erzak deposuna gitti. Doldurduklari yiyecek çuvalini Eslem tasimak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); "Kiyamet gününde benim yüküme ortak olacak degilsin. Onun için birak da yükümü kendim tasiyayim" diyerek buna izin vermedi; çuvali omuzuna aldi ve kadinin bulundugu yere götürdü. Orada bizzat yemegi Hz. Ömer (r.a) hazirlayip pisirdi ve onlari doyurdu. Eslem; "O, atese üflerken sakaklari arasindan çikan dumanlari seyrediyordum" demektedir. Hz. Ömer oradan ayrilirken kadin; "Siz bu ise Ömer'den daha layiksiniz" dedi. Hz. Ömer; "Ömer'e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi.





Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4563



WWW
« Yanıtla #35 : Şubat 14, 2008, 12:23:19 ÖÖ »

36.Beyt.

وذوالنورين حقا كان خيرا  من الكرار في صف القتال

iki nur sahibi olan hazreti osman savaslarda cesaretli olan ve rasülüllahin damadi olan hazreti aliden hayirli olmasi ulema katinda sabit olmustur.

 Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke'de doğmuştur. Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems'tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)'ın halası Abdülmuttalib'in kızı Beyda'dır. Künyesi, "Ebû Abdullah'tır. Ona, "Ebu Amr" ve "Ebu Leyla" da denilirdi (İbnul-Hacer el-Askalânî,

Hz. Osman, iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı

Hz. Osman, hanımı Rukayye ağır hasta olduğu için, Resulullah (s.a.s)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (s.a.s) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı
Rukayye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" demistir.

Halifeliği

Hz. Ömer (r.a), yaralanınca, hilâfete geçecek kimsenin tayin edilmesi için altı kişiden oluşan bir şura oluşturmuştu. Bunlar Hz. Ali, Osman, Sa'd İbn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr İbn Avvam ve Talha İbn Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapılan görüşmeler neticesinde, şura üyelerinden dördü feragat edince görüşmeler Hz. Osman'la Hz. Ali üzerinde devam etti. Şura başkanı Abdurrahman İbn Avf, geniş bir kamu oyu yoklaması yaptıktan sonra müslümanların bu iki kişiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabık olduklarını gördü. Hz. Ali (r.a)'i çağırarak ona; 'ın Kitabı, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer'in uygulamalarına tabi olarak hareket edip etmeyeceğini sordu. O, 'ın Kitabı ve Resulünün Sünnetine tam olarak uyacağı, ancak bunun dışında kendi içtihadına göre davranacağı cevabını verdi. Aynı soruyu Osman (r.a)'a yönelttiğinde o, bunu kabul etmişti. Bunun üzerine Abdurrahman İbn Avf, Osman (r.a)'ı halife atadığını ilan ederek ona bey'at etti (Suyuti, a.g.e.,171, 172; İbn Hacer, a.g.e., 463; H.İ.Hasan, a.g.e., I, 258, 261). Hz. Osman'a ikinci olarak bey'at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmuştur. Peşinden de bütün müslümanlar ona bey'at ettiler (İbn Sa'd, a.g.e., III, 62). Osman (r.a)'ın hilâfete geçişi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayının sonlarında olmuştur.

Ya Osman! Belki sana bir gömlek giydirir, münafıklar senden onu çıkarmanı istediklerinde onu, bana kavuşuncaya kadar sakın çıkarma". Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)'in bu günler için kendisine bildirdiği şeylere uymaya çalışıyordu. O, şöyle diyordu: "Resulullah (s.a.s) benimle ahitleşmiş olduğu şey üzerinde sabretmekteyim" (Üsdül-Ğâbe, II, 589; Suyûtî, 170; İbnü'l-Esîr, III, 175).

Asilerin kendisini öldürmeye kararlı olduğunu anladığında, onların böyle bir iş işleyip katillerden olmalarını önlemek için kendilerine bir müslümanın kanının ancak; zina, kasten adam öldürme ve dinden dönmek şartları dahilinde helal olduğunu hatırlatıyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle itham edilemeyeceğini anlatıp duruyordu.




Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
müteallim
Moderatör
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4563



WWW
« Yanıtla #36 : Şubat 14, 2008, 12:35:46 ÖÖ »

37.beyt:

وللكرار فضل بعد هذا علي الاغيار طرا لاتبا


Savas meydanlarinda aslanlar gibi carpisan hazreti ali kerremellahü veche icin diger üc halifeden sonra akranlari üzerine seksiz sübhesiz üstünlügü vardir.

Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca ''ın Arslanı' ünvanıyla da anılır

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).


Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.


Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.

1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .

2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.

3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.

6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.

8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.

9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.

10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.

11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .

12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.

13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.

14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.

15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.

16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .

17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin

Moderatöre Bildir   Logged

kurbaninizi verdinizmi kur´an talebeleri kurbanlarinizi bekliyor.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #37 : Şubat 14, 2008, 04:44:40 ÖS »

38.Beyt
وَلِلصِّدِّيقةِ الُّرجْحَانُ فَاعْلَمْ   عَلَى الَّزَهْرَاء فِى بَعْضِ الْخِلَالِ

Sen bilki Hz. Aişe-i Sıddıka  RadiyAllahüanha için  Hz Fatımatüzzehra RadiyAllahüanhe üzerine bağzı hallerde ruchan (fazilet) vardır.

İzah:Hz Aişe-i sıddıka (r.a),  Sıddıkı Azam (r.a) ın kerimleri ve Efendimiz (s.a.v.) in zevce-i mütahherreleridir.
Fatımatüzzehra  (r.a) validemiz,  Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v )in kerimleri olup Ali KerramAllahü veche hazretlerinin zevce-i tahireleridir.
Bu ruchan bahsinide bir çok akval var isede nazım hazretleri  Ahirette Hz. Aişe (r.a)validemizin Rasulullah (s.a.v.) efendimiz ile derace-i ulyada ,Hazreti Fatma (r.a)validemiz de Hz. Ali (r.a) ile birlikte bulunacakları cihete işaret eder.
Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her iki validemizin eftaliyyeti hakkında bir çok Hadisi Şerif irad etmiştir.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #38 : Şubat 14, 2008, 10:34:01 ÖS »

39.Beyt

وَ لَمْ يَلْعَنْ يَزِيدًا بَعْدَ مَوْتٍ   سِوَى الْمِكْثَارِ فِى الْاِغْرَاءِ غَالِ

Seleften hiç bir kimse ölümünden sonra  yezide lanet eylemedi.ancak haddi tecavüz etmekte mübağa edenler müstesna.

İzah: Selefden bir kimse yezid bin muaviye hakkında la’net eylemedi ancak haddi aşan rafizi ve harici  gibi bazı eşhas la’net eylemiştir.
Hadisi Şerif:اُذْ كُرُوا مَوْتَاكُمْ بالخَيْرِ 
Ölülerinizi hayırla, iyi ve güzel halleri ile yâdediniz" buyurulmuştur.
La’netin ikimanası vardır.1. Ebediyyen rahmeti ilahiden tarttır.2.Menazli ebrardan tart yani sadıkların menzillerinden tarttır.Kafirlere olan lanet ebediyyen rahmeti ilahiden tarttır.Mü’minlere olan la’net menazi ebrardan tarttır.
Tevbe eden müsümana, la’net eylemek caiz değildir.Yezid bin muaviye hakkında hiç kimse la’net eylemedi,Hz Hüseyin (r.a) katliyle emrettikten sonra tahkık surette Hz Hüseyin (r.a) efendimizin Vefatından  önce pişman olur.Vahşi de  hz. Hamza r.a hı katlettikten sonra pişman olmuş tevbe etmiş ve islamiyyet ile müşerref olup ashabdan olmuştur.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Müsenna
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 598



« Yanıtla #39 : Şubat 16, 2008, 12:18:35 ÖÖ »

40.Beyt

و ايمان المقلد ذو اعتبار    بانواع الدلائل كالنّصال
Keskin  kılıçlar gibi kat-i deliller ile mukallidin imanı itibar sahibidir.geçerlidir.

Mukallit: قَوْلُ قوْلِ المُجْتَهدِ بِلاَ دليل   Başkasının sözünü delilsiz kabul etmektir.

İzah :Mukallit olan  mü’minlerin imanı muteberdir,
Mesela :Annem babam iman etti bende onlar gibi  bu dine inandım bu dinden başka hak din yok derse mu’teberdir.
Üç Türlü iman vardır.
1-İmanı taklit: Anne babadan görerek imandır.
2-İmanı İstidlali:Farz ,vacib,sünnetleri bilir  amel eder ve öğretir.
3-İmanı hakiki:Enbiyanın imanı gibidir. Asla kalbine şek ve şübhe gelmeyen imandır.
Moderatöre Bildir   Logged

Fekün za-iktisadin fi umurike külliha.
Feahsin ahval’l-feta husnü kasdihi.
Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır