Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Aralık 02, 2008, 02:14:58 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Telhis- ilmi bedi  (Okunma Sayısı 1132 defa)
zaman_1453
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 351



« : Mayıs 18, 2008, 12:14:28 ÖÖ »


İlm-i Bedî’nin tarifi: (وهو علم يعرف به وجوه تحسين الكلام بعد رعاية المطابقة و وضوح الدلالة)

Manası: Murad olunan manaya açıkça delâlete ve muktezayı hâle mutabakata riayetten sonra kelamı güzelleştirme yolları kendisi ile bilinen ilimdir.

Mevzuu: Kelâmı, fesahat ve belağata mutabık olarak zikretttikten sonra kelamı güzelleştirmek ve ziynetlendirmektir.

Gayesi: Kelamı zikrederken güzellik vecihlerinden hali olmasından kaçınmaktır.

Maksadı: Kelamı güzel irad edecek bir melekeyi tahsil etmektir.

Kelamı güzelleştirme vecihleri (Vücuhu tahsin) iki kısımdır. Muhassinatı maneviyye ve muhassinatı lafziyyedir.

Muhassinatı maneviyye

 
1) Mutabakat
2) Mürâatün-nazîr
3) İrsad
4) Müşakele
5) Müzavece
6) Akis
7) Rücu
8) Tevriye
9) İstihdam
10) Leff-ü Neşir
11) Cem
12) Tefrik
13) Taksim
14) Cem Mea`ttefrik
15) Cem Mea`ttaksim
16) Cem Mea`ttefrik-vettaksim
17) Tecrid
18) Makbûl Mübalağa
19) Mezheb-i Kelâmî
20) Hüsn-ü Ta`lil
21) Tefri`
22) Zemme benzeyen medhi te’kid
23) Medhe benzeyen zemmi te’kid
24) İstidba`
25) İddimac
26) Tevcih
27) Hezil
28) Tecâhül-ü Ârif
29) Kavil bil-mûceb
30) İddirad
 


1) Mutabakat: Birbirine zıt iki veya daha fazla manayı cem etmektir. Buna tıbak ve tezat da denir.

Bu zıtlık ya iki isimde olur (وتحسبهم ايقاظا وهم رقود). Bu misalde (ايقاظا) ve (رقود) kelimeleri isimdir ve birbirine zıttır.

Ya da iki fiilde zıtlık olur. (يحيي و يميت) Bu misalde   (يحيي) ve (يميت) fiildir.

Ya da iki harfle olur (لها ما كسبت و عليها ما اكتسبت) . Bu misalde   (لها)  da menfaat  (عليها) da da zarar manası vardır.

Ya da bir isim bir fiilde olur (اوا من كان ميتا فاحييناه) Burada  (ميتا) isim   (فاحييناه) fiildir ve birbirine zıttır.


Tıbâk-ı Îcab: Zikrolunan iki kelimenin müsbet olmasıdır. (Mezkûr misaller gibi)
Tıbâkı Selb: Zikrolunan iki zıttan birinin müsbet diğeriniin menfî veya birinin emir diğerinin nehiy olmasıdır.

İki zıttan birinin müsbet diğerinin menfî olduğuna misal.  (ولكن اكثر الناس لا يعلمون يعلمون). Bu misalde (لا يعلمون) menfi  (يعلمون) müsbettir.

İki zıttan birinin emir diğerinin nehiy olduğuna misal (ولاتحشوا الناس واحشون). Bu misalde   (واحشون) emir  (ولاتحشو)  nehiydir

.....

(تردى ثيا ب الموت خمر فما اتى لها الليل الا وهى من سندس حضر)

Bu misal de tıbakdandır. Bu şiirde memdûh savaşta ölen bir şehittir. Şair memduha öldüğü zaman ölüm elbisesi olarak kırmızıyı layık gördü. Hemen cennete gireceği için de yeşil elbiseyi layık gördü. Burada yeşil ve kırmızı birbirine zıt değil ama biri bir hali diğeri başka hali anlattığı için şibih tezat vardır.
.....

(اشداء على الكفار رحماء بينهم)

Bu ayette tıbaka mülhaktır.(Yani, bir mananın zıttının müsebbebi veya lazımı zikrolunursa o da tıbaka mülhak olur). Bu ayette rahmet şiddete zıt değildir. Ancak şiddetin zıddı olan yumuşaklığın müsebbebidir. Yani yumuşaklık sebeb, merhamet müsebbebdir.
.....

Mukabele de tıbaka dahil olur

Mukabele: Birbirine muvafık iki veya daha çok mananın zikrolunup, daha sonra tertip üzerine bu manaların mukabillerinin getirilmesidir. Misal (فليضحكو قليلا واليبكو كثيرا). Burada birbirine muvafık olan kelimeler (يضحكو) ve (قليلا) dır. (ليبكو) kelimesi  (فليضحكو) ya (كثيرا) kelimesi de (قليلا) ne mukabil olarak zikrolunmuştur.

2) Mürâatün-nazîr: Aralarında tezat olmaksızın bir manayı kendine münasip bir şeyle cem etmektir. Buna tenasüb veya tevfik denir. Misal: (الشمس والقمر بحسبان) burada (الشمس) ve (القمر) birbirine münasibdir.
.....

Teşabehel Etrâf da Mürâatı Nazîrdendir.

Teşabehel Etrâf: Kelamı başlangıcına münasib olarak bitirmektir.
Misal:( لايدركه الابصار وهو يدرك الابصار وهو اللطيف الحبير). Bu misalde kelâmın sonu olan (وهو اللطيف الحبير) de ( اللطيف) kelimesi (لايدركه الابصار) a,  (الحبير)  kelimesi de
(وهو يدرك الابصار   ) ya münasiptir.

3) İrsad: Kelamın evvelinde bir söz olup harfi revi malum olduğu halde o sözün beytin veya fıkranın sonuna delalet etmesidir. Misal (وما كان الله ليظلمهم و لكن كانوا انفسهم يظلمون). Bu misalde irsad (sona delalet eden şey)  (ليظلمهم) kelimesidir. Okuyan kişi  (و لكن كانوا انفسهم) deyip dursa dinleyen sonunu  (يظلمون) diye biteceğini anlar.

4) Müşakele: Bir şeyi gayrın sohbetinde vaki olduğu için o gayrın lafzıyla zikretmektir. Mesela bir fakire sana ne pişireyim diyenlere o fakirin bana cübbe ve gömlek pişirin demesi gibi.

5) Müzavece: Şart ve cezadaki iki manayı bir şeyde cem etmektir.

6) Akis: Kelamın bir cüzünün önce takdim sonra tehir olunmasıdır.
Misal: (عادات الساداة ساداة العادات)

7) Rücu: Sözü söyledikten sonra bir nükteye binaen o sözü bozmaktır. Misal: Adam, şehrinin hala mâmûr ve âbâd zannederek “geçen zamanın eksitemediği diyarda dur” diyor sonra bakıyor ki şehir yıkılmış, perişan. Hayretini izhâr için evvelki kelâmını bozuyor ve “onu rüzgar ve devamlı yağan yağmur değiştirdi” diyor.

8) Tevriye: Yakın ve uzak bir manası olan bir lafzı zikredip uzak manayı murad etmektir.

Bu da iki kısımdır:
Birincisi, Tevriye-i Mücerrede: Manayı garibe delalet edecek şeye yakın olmayan demektir. Misal: (الرحمان على العرش استوى). Bunun yakın manası istikrar, oturmakdır. Uzak manası istila etmek, kaplamak, tahakküm altına almaktır.

Tevriye-i Müraşşaha: Manayı garibe delalet eden şeye yakın olmaktır.
Misal: (والسماء بنيناها بايد). Buradaki yakın mana el, uzak mana ise kudretttir. Ancak bina da el ile yapıldığı için yakın manaya delalet vardır. Buna müraşşaha denir.

9) İstihdam: İki manada kullanılan bir lafzın önce bir manasının kullanılıp. Sonra o lafza ait zamirle diğer mananın murad edilmesidir.

10) Leff-ü Neşir: Müteaddid şeyler zikrolunduktan sonra o şeylere ait hükümlerin tayin olunmadan zikrine denir.
Leff-ü Neşir iki kısımdır. Müretteb, gayri müretteb

Leff-ü Neşri Müretteb: Neşir, leffin tertibi üzere olursa (Yani müteaddid şeyler ve onlara ait hükümler sıra ile gelirse)

Leff-ü neşri gayri müretteb: Neşir, leffin tertibi üzere olmazsa (Yani neşirde tertib olmaz ise)

11) Cem: Müteaddid şeyleri bir hükümde toplamaktır. Misal (المال والبنىن زينة الحية الدنيا). Burada mal ve oğullar dünya ziyneti olmakta cem olmuştur.

12) Tefrik: Aynı neviden olup birbirini takip eden iki şeyin arasını medih veya zem ile ayırmaktır.
Misal: “Emirin ihsanı ile bulutun ihsanı aynı şeyler değildir. Bulutun ihsanı su damlası, emirin ihsanı altın çıkınıdır.”  Burada şair aynı neviden olan emîrin ihsanını medhetmiş, bulutunkini ise hicvetmiştir.

13) Taksim: Müteaddid şeyleri zikredip sonra bunlar için olan her bir hükmü tayin ederek zikretmeye denir.

14) Cem Mea`ttefrik (Toplayıp Dağıtmak): İki şey bir mana içine dahil edip idhal cihetlerinin arasını ayırmak. Misal: Senin yüzün parlaklıkta, benim kalbim hararette ateş gibidir.

15) Cem Mea`ttaksim: 

a)   Müteaddid şeyleri bir hüküm altında cem edip sonra da taksim etmektir.
b)   Önce müteaddid şeyleri taksim edip sonra bir hüküm altında toplamaktır.

16) Cem Mea`ttefrik-vettaksim: Önce cem etmek sonra tefrik edip sonra da taksim etmektir. Misal: Hûd sûresinde Hz. , “Mahşer günü hiç kimse konuşamaz. İnsanların bir kısmı şakî, bir kısmı saîddir. Saîd olanlar cennette, şakî olanlar cehennemdedir” buyuruyor. Burada önce cem sonra tefrik sonra da taksim vardır.

17) Tecrid: Sıfat sahibi olan bir şeyden, bu sıfatta kemale ulaştığını ifade etsin diye, o sıfatta kendi gibi olan bir misil çıkartmaktır. Tecrid 7 kısımdır;

a)   Mîn-i Tecrîdiyye: (من) harfi ile yapılan tecriddir.
b)   Bâ-i Tecrîdiyye: (ب) harfi ile yapılan tecriddir.
c)   Bâ-i Mâiyye: Beraberlik banasına gelen  (ب) ile yapılan tecriddir.
d)   Münteza`un-anh’ın başına (فى) gelmesiyle yapılan tecriddir.
e)   Hiçbir harf olmadan yapılan tecriddir.
f)   Kinaye yoluyla yapılan tecriddir.
g)   İnsanın kendi nefsiyle konuşarak yaptığı tecriddir.

18) Makbûl Mübalağa: Bir vasfın şiddet ve zafiyette aklın alamayacağı zannı versin diye son hadde ulaşmasıdır. Mübalağa 3 kısımdır:

a) Tebliğ: İddia olunan şey aklen ve adeten mümkün olursa. Misal: “Ben atımı vahşi hayvanlar ile koşturduğumda bir damla terlemedi”. Bu olabilir. Aklende adetende mümkün.

b) İğrak: İddia olunan şey aklen mümkün olup adeten mümkün olmazsa. Misal: “Biz, komşumuz başka biryere taşınsa bile onu ikrama devam ederiz”. Bu aklen mümkün ancak adeten mümkün değil.

c) Gulüvv: İddia olunan şey aklen ve adeten mümteni olursa.Misal. “Sen ehli şirki öyle korkuttunki daha doğmamış nûtfeler bile senden korktu”. Bu ne adeten ne de aklen mümkün değildir.

Bazı sebeplerden dolayı gulüv olan bir şey kabul edilebilir. Buna guluvvü makbûl denir.

1) Mübalağayı sıhhate yaklaştıracak bir şeyin dahil olmasıyla gulüv makbul olur.
Misal: (يكاد زيتها يضيء ولو لم تمسسه نار) Meali: “Neredeyse o zeytinyağı kendisine ateş dokunmasa ışık verecek.” Yani Hz. Rasül’ün hayatı o kadar berrak bir hayat, ahlâkı o kadar güzel bir ahlâktı ki, Rasül olduğunu söylemese bile O’nun hal ve şanı Rasül olduğunu ifade eder. Aynen zeytinyağı da ateş dokunmadan ateş dokunmuş gibi parıldar. Burada zeytinyağının ateş dokunmadan ışık vermesi aklen ve adeten mümkün değildir. Fakat (يكاد) kelimesi onu sıhhate yaklaştırdı. Çünkü (يكاد) oldu değil olayazdı demektir. Yani az daha yanacaktı demektir.

2) Yapılan mübalağa dinleyenin hayalinde güzel bir manzara meydana getirmesiyle olur. Misal: “O güzel atların tırnak uçları, üstlerine öyle bir toz bağladı ki, o toz üzerinde yürümek isteseler bu mümkün olurdu. Burada şairin söylediği mümkün değil. Ama bu hayal edildiği zaman çok hoş bir manzaradır. Bu da makbûl gulüvdendir.

3) Mübalağayı sıhhate yaklaştıran bir şey olup aynı zamanda dinleyenin hayalinde güzel bir manzara oluşturmasıyla olur.
Misal: O gecede göğe mıhlanmış yıldızların kirpiklerim vasıtasıyla göz kapaklarıma bağlandığı hayal olunur. Bu şiiri sıhhate yaklaştıran (hayal olunur) lafzıdır. Güzellik ise göğe mıhlanmış yıldızlar ve kirpikler vasıtasıyla göz kapaklarının yıldızlara bağlanmasıdır.

4) Hezl: Şaka, eğlence ve hoşluk olsun diye yapılan mübalağadır.
Misal: “Yarın içmeye niyet etsem dünden sarhoş olurum”. Bu mümkün değildir ama espri olsun diye söylenmiştir.

19) Mezheb-i Kelâmî: Mantık kurallarını kullanarak delil getirmektir. Misal: “Ey falan, sen beni insanları överek onlardan birtakım yardımlar almamı yadırgıyor ve kötülüyorsun. Halbûki, senin memleketeinde bazı insanlar seni övüyorlar. Sen de onlara yardım ediyorsun. O insanları kınamıyorsun da beni neden kınıyorsun.” Burada şair mantık ilminden olan kıyası kullanmıştır.

20) Hüsn-ü Ta`lil (Güzel sebeb bulmak): Bir şey için ona münasip güzel, latif bir vasfı gayri hakîki olarak ona sebeb kılmaktır.

21) Tefri`:  Bir emrin bağlı olduğu hükme başka bir emri bağlayarak o hükmü her ikisi için sabit kılmaktır. Misal: “Zeyd’in kölesi binicidir. Babası da binicidir.” Bu misalde binme işi önce köleye sonra da Zeyd’in babasına sabit kılındı.

22) Zemme benzeyen medhi te’kid: Kötüleyecekmiş gibi yapıp medhi te’kidlemektir. Misal: “Onlarda hiçbir kusur ve ayıp yoktur, kılıçlarındaki çok savaşmaktan kaynaklanan kertikler müstesna”.

23) Medhe benzeyen zemmi te’kid: Medhedecekmiş gibi yapıp zemmi tekidlemektir. Misal: “Onda hiç hayır yoktur, ancak o kendine iyilik yapana bile kötülük yapar.”

24) İstidba`: Bir medhi diğer bir medhe idhal etmektir.

25) İddimac: Gerek medih gerek zem olan bir manayı diğer bir manaya idhal etmektir.

26) Tevcih: Kelâmı muhtelif iki yöne ihtimâli olacak şekilde kullanmaktır. Misal: Bir gözü kör olana, “Keşke iki gözün müsâvî olsaydı.” demek gibi.

27) Hezil: Kendisiyle doğruluk kasdolunan şakadır. Misal: Zorda kalıp kertenkele yiyen biri böbürlenerek gelirse ona, “Gururu bırak, kertenkele nasıl yenir onu anlat” demek gibi.

28) Tecâhül-ü Ârif: Bir nükteden dolayı bildiği şeyi bilmiyormuş gibi konuşmaktır. Misal: Adamın elindekini bildiği halde “Elindeki nedir?” diye sormak gibi.

29) Kavil bil-mûceb (İcaba göre kelâm): Kendinde bulunduğunu iddia ettiği hükmün aslında onda bulunmadığını kinaye yoluyla isbattır. Misal: Münafıklar, mü’minleri kasdederek; “Medine’ye dönünce izzetli olanlar, elbette zelîl olanları çıkarır.” dediler. Hz. onların sözüne uygun olarak “İzzet Rasülü ve mü’minlerindir. Sizin için değildir.” buyurdu.

30) İddirad (Peşpeşe Saymak):  Bir kişinin kendi ismini, babasının ismini, dedesinin ismini sırayı bozmadan zikretmektir.



Muhassinat-ı Lafziyye

 
1) Cinas
2) Reddül-acûz Ales-sadr
3) Secî
4) Muvazene
5) Kalb
6) Teşri`
7) Lüzûm mâ lâ yelzim
 


1) Cinas: İki lafzın telaffuzda benzemesidir.

Cinas-ı Tâm: İki lafız; harflerinde, nevilerinde ve dizilişlerinde ittifak ederlerse cinas-ı tâm olur.

Cinas-ı Tâm’a Mümâsil:  İttifak eden hjer iki lafzın da isim olmasıyla olur. Misal:
 ( و يوم تقوم السا عت يقسم المجرمون ما لبثوغيرساعة) misalde (الساعت) kelimesi cinas-ı tâm’ın mümâsil kısmındandır.

Cinas-ı Tâm-ı Müstevfa: İttifak eden iki lafızdan birinin isim, birinin fiil olmasıyla olur. Misal: (ما مات من كرم الزمان فانه يحى لدا  يحى ابن عبدالله). Bu misalde birinci (يحي) fiil, ikinci (يحي) isimdir.

Cinas-ı Terkip: İttifak eden iki lafızdan birinin mürekkep olmasıyla olur. Cinas-ı terkip iki kısımdır.

Cinas-ı Terkîb-i Müteşabih: Biri müfred diğeri mürekkep olan iki lafız yazılışta ittifak etmeleriyle olur. Misal: (اذا ملك لم يكن ذاهبة فدعه فدولته ذاهبة). Bu misâlde (ذاهبة) kavli ((ذا ve (هبه) lafızlarından mürekkeptir. (ذاهبة) lafzı ise müfreddir. Ancak her ikisi yazılışta aynı gibidirler.

Cinas-ı Mefrûk:  Eğer iki lafız yazılışta ittifak etmezse cinas-ı mefrûk olur.

Cinas-ı Nâkıs: İki lafız harflerinin adedlerinde ihtilaf ederlerse cinas-ı nakıs olur. Misal:
(والتفة الساق بالساق الى ربك  يومئذ المسا ق). Bu misalde (مساق) ile (ساق) arasında cinas-ı nâkıs vardır. Misal: (جدى جهدى). Burada da (جهدى) bir harf fazladır.

Cinas-ı Muzâri: Aralarında ihtilaf vaki olan iki harf mahreçte birbirine yakın olurlarsa cinas-ı muzâri denir. Misal: (بينى وبين كنى ليل دامس وطريق طامس). Bu misalde(طامس)   ile(دامس)  da (دال)  ile(ط)  mahreçte birbirine yakındır. Misal: (وهم ينهون عنه وينئون عنه). Bu misalde (ه) ile  (ء) nin mahreçleri birbirine yakındır.

Cinas-ı Muzâri’ye Lahik: Aralarında ihtilaf olan iki harfin mahreçlerinde yakınlık yoksa, cinas-ı muzâriye lahık ismini alır. Misal: (ويل لكل همرة لمزة). Bu misalde (همرة) deki (ه)  ile (لمزة) deki (ل) birbirine yakın değil ama biri boğazın dibinden diğeri dilden çıkıyor. Bu yüzden muzâriye mülhak olur.

Cinas-ı Kalb: İki lafzın harflerin dizilişlerinde ihtilaf etmesiyle olur.

Kalb-i Küllî: Misal: Lafızlarda harflerin yerinin tamamen değişmesiyle olan kalbdir.
(حسامه فتح لاولياءه و حتف لاعداءه). Burada (حتف) ve (فتح) kelimelerinde harflerin yerleri değişmiştir.

Kalb-i Bağız: Harflerin bazılarının yerleri değişerek olan kalbdir.
Misal: (اللهم استر عوراتنا و امن روعاتنا). Bu misâlde, (روعاتنا) ile (عوراتنا) harflerinin bazısının yerleri değişmiştir.

2) Reddül-acûz Ales-sadr: Kelâmın sonunu başa geçirmektir. Ya nazımda olur ya nesirde olur. Nesirde (düzyazı) olan üç kısımdır.

a) Lafız ve manada ittifak edendir. Lafızların biri başta diğeri sonda getirilerek yapılır.
Misal: ( وتخشى الناس والله احق ان تخشاه ). Bu misalde (تخشى) fiilleri hem mana hem de lafızda aynıdır. Biri başta biri sonda gelmiştir.

b) Mütecanis olandır. (Yani, lafzan benzeyen, ama manaları farklı olan) iki lafızdan birinin sonda diğerinin başta olmasıdır. Misal: (ساءل اللئيم يرجع ودمعه ساءل). Burada birinci (ساءل) lafzı isteyen manasına, ikinci (ساءل) lafzı akma manasınadır. Lafızlar aynı manalar farklı.

c) Kelamın başında ve sonunda olan iki lafzın iştikakda (Yani, mastardan çıkartılmada) aynı olmalarıdır. Misal: (استغفرو ربكم انه كان غفارا). Bu misalde (استغفار) ve (غفار) lafızları (غفران) masdarından çıakrtılmıştır.

Reddül-acüz fin-nazmın kısımları çoktur. Musannıf kitabında onüç tanesini zikretmiştir.

3) Secî: İki kelimenin fasılasının bir harf üzerine muvafık olmasıdır. Sekkaki, nazımda kâfiye ne ise nesirde de secâ odur buyurmuştur. Misal: (ما لكم لا ترجون لله وقارا و قد خلقكم اطوارا). Bu misalde cümle sonları (ر) harfi ile bitmiştir. Secânin en güzeli lafızların müsâvî olmasıyladır. Misal: (في سدر مخضود و طلح منضود وظل ممدود). Bu misalde cümle sonları (دال) harfi ile olmuş ve lafızlar müsâvîdir.

4) Muvazene: İki fasılanın takfiyede (kafiye) değil vezinde müsâvî olmasıdır.
Misal: (ونمارق مصفوفة و زرابي مبثوثة). Burada fasılalar arasında vezinde uyum var. Ancak takfiyede uyum yok. Çünkü birinin sonu (ف) diğerininki (ث) harfidir.

5) Kalb: Kelamı aksine çevirmek, son harften başlayıp evvelkine gelmektir.
Misal: (كل في فلك). Bu misal tersten okununca da aynıdır. Misal: (وربك فكبر). Bu da tersten okununca aynıdır.

6) Teşri`: Beyti iki kafiye üzerine bina etmektir ki hangisi üzerine durulsa mana sahih olur. Misal : (يا خاطب الدنيا الدنية انها شرك الردى وقرارة الاكدار). Bu misalde birinci kafiye
(يا خاطب الدنيا الدنية), ikinci kafiye ise (انها شرك الردى وقرارة الاكدار) dir. Burada alçak dünya denince zaten dünyanın pisliklerin karargahı olduğu anlaşılıyor.

7) Lüzûm mâ lâ yelzim: Secîde lazım olmamakla beraber harfi revîden veya harfi revî mânâsından önce gelen harftir. Misal: (فاما اليتم فلا تقهر و اما الساءل فلا تنهر). Bu misalde  (ر) lar harfi revîdir. Ondan önceki (ه) ler lüzûm mâ lâ yelzimdir. Çünkü secî onlar olmadan hasıl olur. 
Moderatöre Bildir   Logged

TUTUK

Gel beri, kurtuluş ordusunun tuğu ol !
Hürriyet mi dileğin, ' ın tutuğu ol !
>>NFK<<
MAVERA02
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110



WWW
« Yanıtla #1 : Mayıs 28, 2008, 03:55:17 ÖS »

zaman_1453 Çok teşekkür ediyorum, bu emekler için. Ancak bir hatırlatmada bulunmak istiyorum, şu an arapça ders okutan bir çok muallimin de hâlen yaptığı bir şey var, arapça kelimeyi yine arapça kelime ile izah etmek. Talebe kardeşlerimiz de takrir verirken ve ezberlerken aynı şeyleri tekrar ederek ezberliyorlar.

Belki hocasına dersini vermiş oluyor ama, hakikatte dersi veya orada geçen kelimelerin ne mânâya geldiğini anlamıyorlar. Ezbercilik ortaya çıkıyor. Bunu buraya eklenen derslerde de görüyoruz. (Arapçayı arapça kelime ile izah etmek)

Emeğinize sağlık çok güzel çalışmalar bunlar (Talebeleri tembelliğe itmez inşAllah) ancak bu gibi anlaşılmayan kelimelerin karşısına (   ) Parantez içinde kelimenin mânasını izah edersek veya mîsallendirirsek daha güzel ve anlaşılır olur. diye düşünüyorum. Yoksa mânasını anlamadan papağan gibi ezbercilik devam eder.

Bu konudaki haklılığımı ders okutan muallimler talebelerine sorsunlar. "Bu kelimeden ne anladın" diye belki çocuğun izahı da aynı şekilde arapçayı arapça ile anlatmak olacaktır. Vesselâm..
Âcizâne ve hâlisâne olarak hatırlatmak istedim.
Moderatöre Bildir   Logged

Doğru olsam ok gibi, yabana atarlar beni
Eğri olsam yay gibi, elde tutarlar beni
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Neden? SERBEST KÜRSÜ antisiyonist 5 1100 Son Mesaj Aralık 17, 2007, 01:27:31 ÖS
Gönderen: Pırıltı
Hurma YİYECEK VE İÇECEKLER MeHLikA 11 1663 Son Mesaj Mart 08, 2008, 09:22:15 ÖS
Gönderen: osmanli
ilmi sarf İLMİ SARF MÜZAKERELERİ talebe bilal 10 4 435 Son Mesaj Şubat 05, 2006, 11:34:04 ÖS
Gönderen: müteallim
Telhis-Beyitler METİNLER MÜZAKERELERİ zaman_1453 0 391 Son Mesaj Mayıs 18, 2008, 12:09:50 ÖÖ
Gönderen: zaman_1453
Telhis’ul -Miftah telhis- özet METİNLER MÜZAKERELERİ zaman_1453 3 1023 Son Mesaj Mayıs 18, 2008, 11:40:10 ÖS
Gönderen: zaman_1453
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


Sadakat İslami Forumları 2004-2008
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM