|
zaman_1453
|
 |
« : Mayıs 18, 2008, 12:42:52 ÖÖ » |
|
TELHİS’UL-MİFTAH
MUSANNIFI:Abdurrahman b.ömer el kazvini (Hatib-i Dımışk)
NOT:Telhis kitabı; Yusuf es sekkaki’nin yazmış olduğu “Miftah’ul Ulum” isimli kitabın 3.kısmı esas alınarak yazılmış bir eserdir.Mezkur kitab beş bölümden oluşmaktadır.Ve 1.kısımda;ilmi sarf’dan, 2. kısımda;ilmi nahiv’den, 3.kısımda; ilmi meani, ilmi beyan ve ilmi bedii’den, 4.kısmında;ilmi aruz ve kavafii’den, 5.kısmında;ilmi mantık’dan bahsedilmektedir. Telhis kitabı bir mukaddime, üç fen ve bir de hatimeden meydana gelmektedir. Mukaddime’de;Fesahat veBelağat’dan, 1. Fen’de; İlmi Meani’den, 2.Fen’de;İlmi Beyan’dan, 3.Fen’de;İlmi Bedii’den, Hatime’de; şiir hırsızlıklarından bahsedilmektedir.
İlm-i beyân: ( وَهُوَ عِلْمٌ يُعْرَفُ بِهِ اِيرَادُ الْمَعْنَى الْوَاحِدِ بِطُرُقٍ مُخْتَاِفَةٍ فِى وُضُوحِ الدَّلاَلَةِ عَلَيْهِ ). Kendisi üzerine delâletin açıklığında muhtelif yollar ile bir mânâyı murâd etmek kendisi ile bilinen ilimdir.
MUKADDİME
FESAHAT:Açıkça ve anlaşılır biçimde düzgün olarak konuşmak demektir.Ve üç yerde bulunur; müfret’de, kelam’da ve mütekellim’de
1-) MÜFRET’DEKİ FESAHAT: Müfredin (kelimenin) tenafuru-l huruf, ğarabet ve muhalefetü-l kıyasdan hali olmasıdır.
a) Tenafuru-l huruf: Kelimenin lisan üzerine sıkletini ve telaffuzun zorluğunu icap eden bir keyfiyettir. Mesela:( تَضِلُّ الْعِقاَصُ فىِ مُثَنىً وَمُرْسَلٍ * غَداَئِرُهُ مُسْتَشْزِراَتٌ اِلىَ الْعُلىَ ). Bu şiirdeki (مُسْتَشْزِراَتٌ ) kelimesinde yan yana gelen “şîn” ve “ze” harfleri söylenişte tenâfur-u hurûf vardır.
b) Garabet: ( كَوْنُ الْكَلِمَةِ وَحْشِيَّةً غَيْرَ ظَاهِرِ الْمَعْنَى وَلاَ مَئْنُوثَةِ اْلاِسْتِعْمَالِ ). Kelimenin vahşi olması yani;insanlar arasındaki kullanımının çok az ve manasının zahir olmamasıdır. Mesela:( وَفاَحِماً وَمَرْ سِناً مُسَرَّجاً * وَمُقْلَةً وَحاَجِباً مُزَجَّجاً ). Bu şiirdeki (مُسَرَّجا ) lafzı kullanılmayan bir kelime olduğu için bununla murâd olunan mânânın “incelikle ve uzunlukta süreycî kabîlesinin kılıcı gibi” mânâsına mı yoksa “aydınlıkta ve parlaklıkta kandil gibi” manasına mı olduğu anlaşılamıyor.
c) Muhalefetü-l kıyas: Kelimenin sarf kaidelerine muhalif olmasıdır.Mesela:( اَلْحَمْدُللهِ الْعَلِىِّ اْلاَجْلَلِ ). Sarf kâidelerine göre şiirin sonundaki (اَجْلَلِ ) kelimesinin idğâmlı olarak, yani (اَجَلِّ ) şeklinde gelmesi gerekirdi.
NOT: Bazılarına göre kelimenin fesih olabilmesi için kerahet fis-semi’(kulağa hoş gelmeyen sada)den de hali olmalıdır. Mesela:( كَريِمُ الْجِرِشَّى شَريِفُ النَّسَبِ مُباَرَكُ اْلاِسْمِ اَغَرُّاللَّقَبِ* ). Burada ( جِرِشَّى ) kelimesinde kerahât fi’ssemi’ var demişlerdir. Ancak bu tenâfur-u hurûf başlığında sayılabilir.
2-) KELÂMDAKİ FESAHAT:Kelimelerin fesih olmasıyla beraber kelamın za’fı te’lif, tenafuru-l kelimat ve ta’kitden hali olmasıdır.
a) Za’fı te’lif: Kelamın nahiv kaidelerine muhalif olmasıdır. Mesela:( ضَرَبَ غُلاَمُهُ زَيْداً ) Burada hem lafzan hem de rütbeten izmâr kable’z-zikir olduğu için kelâmın fesâhatine mânîdir.
b) Tenafuru-l kelimat:Bazı kelimelerin bir araya gelmesinden lisana bir sıklet gelmesidir. Mesela: ( وَلَيْسَ قُرْبَ قَبْرِ حَرْبٍ قَبْرُ *وقَبْرُ حَرْبٍ بِمَكاَنٍ قَفْرُ ) ( مَعىِ وَاِذاَ ماَلُمْتُهُ لُمْتُهُ وَحْدىِ * كَريِم ٌمَتىَ اَمْدَحهُ اَمدَحْهُ وَالْوَرىَ ) c) Ta’kit: ( اَنْ لاَ يَكُونَ الْكَلاَمُ ظَاهِرَ الدَّلاَلَةِ عَلَى الْمُراَدِ لِخَلَلٍ ). Kelamın bir kusurdan dolayı kendisi ile murat olunan asıl mana üzerine delaletinin zahir olmamasıdır.2 kısımdır:
Ta’kid-i lafzi: ( اَبوُ اُمِّهِ حَىٌّ اَبوُهُ يُقاَرِبُهُ * وَماَمِثْلُهُ فىِ النَّاسِ اِلاَّ مُمَلَّكاً ) şiirinde olduğu gibi. Ta’kid-i manevi: ( وَتَسْكُبُ عَيْناَىَ الدُّموُعَ لِتَجْمُداَ * سَأَطْلُبُ بُعْدَالدَّارِ عَنْكُمْ لِتَقْرَبواُ ) şiirinde olduğu gibi.
NOT: Bazılarına göre kelamın fesih olabilmesi için kesret-i tekrar ve tetabu-u izafaat dan da hali olmalıdır. Kesret-i tekrar’a misal: ( سَبوُحٌ لَهاَ منها عَلَيْهاَ شَواَهِدُ * وَتُسْعِدُنىِ فىِ غَمْرَةٍ بَعْدَ غَمْرةٍ). Tetabu-u izafet’e misal: ( حَماَمَةَ جَرْعىَ حَوْمَةِ الْجَنْدَلِ اسْجَعىِ) 3) MÜTEKELLİMDEKİ FESAHAT: ( مَلَكَةٌ يَقْتَدِرُ بِهاَ عَلَى الْتَّعْبِيرِ بِلَفْظٍ فَصِيحٍ ) Hangi maksatla olursa olsun mütekellimin meramını fesih bir sözle açıklayabildiği bir kabiliyettir.
BELAĞAT: Mukteza-yı hale riayet ederek düzgün bir şekilde konuşmaktır. İki yerde bulunur; kelamda ve mütekellim’de
1) KELAMDAKİ BELAĞAT: Kelamın fesih olmakla beraber mukteza-yı hale mutabık olmasıdır.
NOT: Mukteza-yı hal muhteliftir.Çünkü kelamın kullanıldığı yerlerde farklıdır.
Kelamdaki belağatın iki tarafı vardır: 1. A’la ve a’laya yakın olandır.(Kur’an-ı kerim ve hadis-i kudsilerdir.) 2. Esfel olandır.(Öyle bir taraftır ki bir altı ile değiştirildiğinde büleğa ya göre hayvanat sesine karışır.)
2) MÜTEKELLİMDEKİ BELAĞAT: ( مَلَكَةٌ يَقْتَدِرُ بِهاَ عَلَى تَئْلِيفِ كَلاَمٍ بَلِيغٍ ) Hangi maksatla olursa olsun mütekellimin meramını mukteza-yı hale uygun olarak beliğ bir sözle açıklayabilme kabiliyetidir.
1.FEN: İLM-İ MEÂNÎ
TARİFİ: (وَهُوَ عِلْمٌ يُعْرَفُ بِهِ اَحْوَال اللَّفْظِ الْعَرَبِيِّ الَّتِى بِهَا يُطَابِقُ مُقْتَضَى الْحَالِ ). Mukteza-yı hale uygun olan Arabi lafızların hallerinin kendisi ile bilindiği ilimdir. MEVZUU: Arabi lafızlardır. GAYESİ: Murat olunan manayı eda etmekte hatadan kaçınmaktır.
İlmi meani’nin babları: 1. Ahval-i isnad-i haberi 2. Ahval-i müsned-i ileyh 3. Ahval-i müsned 4. Ahval-i müteallikat-ı fiil 5. Kasır 6. İnşa 7. Fasıl-Vasıl 8. İcaz-İtnab-Müsavat
NOT: Haberin Sıtkı ve kizbi hakkında üç görüş vardır:
1. Cumhur-u ulemaya göre: Haberin sıdkı; haberin vakia mutabık olmasıyla, kizbi ise vakia mutabık olmaması iledir. 2. Mutezileden Nazzam’a göre: Haberin sıdkı; muhbirin itikadına mutabık olmasıyla, kizbi ise itikadına mutabık olmaması iledir.Velev ki itikadı yanlış olsun. ( اِنًّ الْمُناَفِقِينَ لَكاَذِبُونَ ). Buna üç şekilde cevap verilir: a) Onlar şahidlikleinde yalancıdırlar. b) Yaptıkları şeyi şehâdet diye isimlendirmelerinde yalancıdırlar. c) Şehâdet ettikleri şeye itikadlarında yalancıdırlar.
3.Mutezileden Cahiz’e göre: Haberin sıdkı; haberin hem vakıa hem de muhbirin itikadına mutabık olmasıyla, kizbi ise hem vakıa hem de muhbirin itikadına mutabık olmamasıyladır. Bunun haricindeki şeylerin hakkında haberin sıdkı ve kizbi için birşey söylenemez. ( اَفْتَراَ عَلَى اللهِ كَذِباً اَمْ بِهِ جِنَّةٌ ). Buna şu şekilde cevap verilir: Ayetin sonundaki (اَمْ بِهِ جِنَّةٌ ) lafzı ile kasıt ( اَمْ لَمْ يَفْتَرِ ) dir de delilik değildir.
AHVÂL-İ İSNÂD-I HABERÎ
Muhbirin haberi ile kastı ikidir:
Faide-i haber: muhbirin haberi ile kastının; muhataba hükmü ifade etmek olmasıdır. Lazım faide-i haber: muhbirin haberi ile kastının; muhataba hükmü bildiğini ifade etmek olmasıdır.
NOT: Bazen faide-i haber ve lazım faide-i haberi bilen kişi, ilminin icap ettiği şeyi yerine getirmediği için cahil menzilesine indirilir.(Namazın farzıyyetini bilen kişiye “Namaz farzdır” demek gibi).
Mukteza-Yı Zahire Uygun Kelam Getirmek: (Muhâtabın kısımları )
1. İbtidâî Kelam: Muhatabın zihni hükümden ve tereddütden hali ise; hükmü tekit etmeye ihtiyaç yoktur. 2. Talebî Kelam: Muhatap hükümde tereddütlü olup hükmü talep ederse; bir tekitle tekit etmek güzeldir. 3. İnkârî Kelam: Muhatap hükmü inkar ederse;inkar hasebince tekit etmek vaciptir.İsa A.S.’ın havarilerinin ilk defa yalanlandığında ( اِناَّ اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ), ikinci defa yalanlandığında (اِناَّ اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ) demeleri gibi.
NOT: Çoğu kere kelam mukteza-yı zahirin hilafına getirilir.Bu da üç şekilde olur:
1.Gayrı sail, sail gibi kılınır; haberi işaret eden kelam gayrı sail’e söylendiği zaman olur. ( وَلاَ تُخاَطِبْنِى فِى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ) ayeti kerimesinde olduğu gibi. 2. Gayrı münkir, münkir gibi kılınır; gayrı münkir üzerinde inkar alametlerinden bir şey zahir olursa olur. (جاَءَ شَقيِقٌ عاَرِضاً رُمْحَه* اِنَّ بَنىِ عَمِّكَ فيِهِم ْرِماَحٌ ُ) şiirinde olduğu gibi. 3. Münkir, gayrı münkir gibi kılınır; münkirin, azıcık düşünse hemen inkarından döneceği deliller mevcut ise olur. ( لاَ رَيْبَ فِيهِ ) ayeti kerimesinde olduğu gibi.
İSNAT
HAKÎKAT-I AKLİYYE: ( وَهِىَ اِسْناَدُ الْفِعْلِ اَوْ مَعْناَهُ اِلَى مَا هُوَ لَهُ عِنْدَ الْمُتَكَلِّمِ فِى الظَّاهِرِ). Mütekellimin zahiri haline binaen fiil veya mana fiili ma hüve lehine (aslına) isnat etmektir.Mesela:Müminin (انبت الله البقل ) sözü gibi. MECÂZ-I AKLİ: ( وَهِىَ اِسْنَادُالْفِعْلِ اَوْ مَعْنَاهُ اِلَى مُلاَبَسٍ لَهُ غَيْرِ مَا هُوَ لَهُ بِتَأَوُّلٍ ). Fiil veya mana fiili karine ile ma hüve lehinin gayrı olan mülabesine isnat etmektir. Mesela: Müminin (اَنْبَتَ الرَّبِيعُ الْبَقْلَ ) sözü gibi.
NOT: ( كَرُّ الْغَداَةِ وَمَرُّالْعَشِىِّ اَشاَبَ الصَّغيِرَ وَاَفْنىَ الْكَبيِر*َ ) şiirinde şairin itikadı bilinmediği müddetçe mecaz-ı akli üzerine haml olunamaz. Ancak; ( اَفْناَهُ قيِلُ اللهِ لِلشَّمْسِ اطْلُعىِِ * جَذْبُ اللَّياَلىِ اَبْطِئِ اَوْ اَسْرِعىِ * مَيَّزَ عَنْهُ قُنْزُعاً عَنْ قُنْزُعٍ ) şiirinde şairin itikadı şiirn son kısmı olan (اَفْناَهُ قيِلُ اللهِ لِلشَّمْسِ اطْلُعىِِ ) lafzı ile bilindiği için mecaz-ı aklidir.
Mecaz-ı aklinin kısımları: 1.Her iki taraf (müsnet ve müsned-i ileyh) hakikat olur. ( اَنْبَتَ الرَّبِيعُ الْبَقْلَ ) 2.Her iki taraf mecaz olur. ( اَحْىَ الْعَرْضَ شَباَبُ الزَماَنِ ) 3.Müsned;hakikat, müsned-i ileyh;mecaz olur. (اَنْبَتَ الْبَقْل شَباَبُ الزَماَنِ ) 4.Müsned; mecaz, müsned-i ileyh;hakikat olur. (اَحْىَ الْعَرْضَ الرَّبِيعُ )
NOT:Mecaz-ı akli kur’an-ı kerimde de çoktur.Mesela: (وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اِيمَاناً) (يُزَبِّحُونَ اَبْناَئَهُمْ) (وَاَخْرَجَتِ اْلأَرْضُ اَثْقَالَهَا)
NOT: Mecaz-ı aklinin karinesi ya lafziye veya maneviye olur. Manevi de ya aklen ( مُحَبَّتُكَ جاَئَتْ بِي اِلَيْكَ ) ve adeten ( هَزَمَ الاَمِيرُ الْجُنْدَ ) müsnedin mezkur müsnedi ileyh ile kıyamının muhal olması gibi olur veya kelamın müslümandan sadır olması gibi olur. Normalde mecâz üzerine hamlolunamayan (كَرُّ الْغَداَةِ وَمَرُّالْعَشِىِّ اَشاَبَ الصَّغيِرَ وَاَفْنىَ الْكَبيِر*َ ) şiiri Müslüman bir kişiden sadır olursa mecaz-ı aklî üzere hamlolunur.
NOT: Mecaz-ı aklinin hakikatını bilmek iki kısımdır: Ya zahir olur ( فما ربحت تجارتهم ), ya da gizli olur. ( اِذاَ ماَزِدْتَهُ نَظَراً يَزيِدُكَ وَجْهُهُ حُسْناً )
AHVAL-İ MÜSNED-İ İLEYH
MÜSNED-İ İLEYHİN HAZFİ:
• Muhatabın zahiri haline binaen abesten kaçınmak için ( سَهَرٌ داَئِمٌ وَحُزْنٌ طَويِلٌ * قاَلَ لىِ كَيْفَ اَنْتَ قُلْتُ عَليِلٌ ) • Akıl ve lafızla olan iki delilden en kuvvetlisi olan akla tahyil-i udûl için (Mezkur şiirde olduğu gibi) • Muhatabın uyanıklığını veya ne kadar uyanık olduğunu imtihan için • Müsned-i ileyhi lisanından veya lisanını müsnedi ileyhden koruduğunu ihsas etmek için • İhtiyaç anında inkar edebilmek için • Müsned-i ileyh muayyen olduğu için • Mütekellim müsned-i ileyhin muayyen olduğunu iddia ettiği için • Ve benzeri sebeplerden dolayı
MÜSNED-İ İLEYHİN ZİKRİ:
• Müsned-i ileyhin zikri asıl olduğu için • Karineye itimat zayıf olduğundan dolayı ihtiyaten • Muhatabın ğabavetine tenbih için • Ziyadesiyle izah ve takrir için • Müsned-i ileyhe tazimi veya ihaneti izhar için • Müsned-i ileyhin zikri ile teberrük için • Müsned-i ileyhten lezzet bulduğunu izhar için • Dinletmenin matlup olduğu yerde kelamı uzatmak için ( هِىَ عَصَاىَ )
MÜSNED-İ İLEYHİN MARİFE OLMASI:
1) Zamirle marife olması:
Makam mütekellim, muhatab veya ğaiblik makamı olduğu için
NOT: Muhatab zamirinde asıl olan hitabın muayyen bir kimseye olmasıdır. Fakat bazı kere bütün muhatabları kapsaması için gayr-ı muayyen için de kullanılır. ( وَلَوْ تَرَى اِذِالْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ )
2) Alemiyyet ile marife olması:
• Müsned-i ileyhi kendisine mahsus olan ismiyle muhatabın zihninde hazırlamak için ( قًلْ هُوَاللهُ اَحَدْ ) • Tazim için • İhanet için • Alemin ifade etmiş olduğu manadan kinayeten • Alemden lezzet bulduğunu ihsas etmek için • Alem ile teberrük için
3) İsm-i mevsûl ile marife olması:
• Muhatab sıleden başka müsned-i ileyhe mahsus olan halleri bilmediği için ( الَّذِى كَانَ مَعَنَا اَمْسِ رَجُلٌ عَالِمٌ ) • Açıkça zikretmek müstehcen olduğu için ( ماَ يَخْرُجُ مِنْ اَحَدِ السَّبِيلَينِ ) • Ziyadesiyle takrir için ( وَرَاوَدَتْهُ الَّتِى هُوَ فِى بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ ) • Tefhim için ( فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ ) • Muhatabın hata üzerine olduğunu tenbih için (يَشْفىِ غليِلَ صُدوُرِهِمْ اَنْ تُصْرَعواُ * اِنَّ الَّذيِنَ تُرَوْنَهُمْ اِخْواَنَكُمْ ) • Gelecek haberin nevine işaret için ( اِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِباَدَتِى سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ داَخِرِينَ )
NOT: Bazı kere haberin nevine işaret, haberin şanına tazime vesile olur.( اِنَّ الَّذىِ سَمَكَ السَّماَءَ بَناَ لَناَبَيْتا* دَعاَئِمُهُ اَعَزُّ وَاَطْوَلًُ ) Bazı kere de haberin gayrısının şanına tazime vesile olur. ( اَلَّذِينَ كَذَّبوُا شُعَيْباً كاَنوُا هُمُ الْخَاسِرِينَ )
4) İsm-i işaret ile marife olması:
• Müsned-i ileyhi ekmel-i temyiz ile temyiz etmek için ( هَذاَ ابوُالصَّقْرِ فَرْداً فىِ مَحاَسِنِهِ) • Muhatabın ğabavetine tariz için ( اِذاَ جَمَعَتْناَ ياَ جَريِرُ الْمَجاَمِعُ * اوُلَئِكَ اَباَئِ فَجِئْنىِ بِمِثْلِهِمْ) • Müsned-i ileyhin yakın, uzak veya orta haldeki durumunu beyan için • Müsned-i ileyhe yakınlık ile tahkir için ( اَهَذاَ الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ ) • Müsned-i ileyhe uzaklık ile tazim için ( آلم * ذَالِكَ الْكِتَابُ لاَرَيْبَ فِيهِ ) • Müsned-i ileyhe uzaklık ile tahkir için • Müşarun ileyhi (işaret edileni) bir takım vasıflar takip ettiği zaman müsned-i ileyhin o vasıflardan dolayı kendisinden sonra gelen şeye layık olduğuna tenbih için. ( اُولَئِكَ عَلىَ هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاؤُلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ )
5) Lâm ile marife olması:
• Muayyene işaret için (ahd-i harici manasına), ( وَلَيْسَ الَّذَكَرُ كَاْلاُنْثَى ) • Hakikatine işaret için (cins manasına), ( اَلرَّجُلُ خَيْرٌ مِنَ الْمَرْأَةِ ) • Mütekellimin zihninde muayyen olmasına itibarla gayr-ı muayyen bir ferd için (ahd-i zihni manasına) ( اُدْخُلِ السُّوقَ ) • İstiğrak için ( اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ )
NOT: İstiğrak iki kısımdır: 1) Hakiki olur ( عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ ), 2) Örfi olur ( جَمَعَ اْلاَمِيرُ الصَّاغَةَ )
NOT: Müfredin istiğrakı her zaman ceminin istiğrakından daha kapsamlıdır. Mesela (لاَرَجُلَ فِى الدَّارِ ) demek (لاَرِجَالَ فِى الدَّارِ ) demekten daha kapsamlıdır. 6) İzafet ile marife olması:
• İzafet en kısa yol olduğu için ( هَواَىَ مَعَ الرَّكْبِ الْيَمانيِنَ مُصْعِدُ) • İzafet bazen muzafı ileyhin ( عَبْدِى حَضَرَ ) şanına tazimi, bazen muzaafın ( عَبْدُالْخَلِيفَةِ رَكِبَ ) şanına tazimi, bazen de bu ikisinin gayrısının ( عَبْدُالسُّاْطاَنِ عِنْدِى ) şanına tazimi ifade ettiği için • Veya bunların şanına tahkiri ifade ettiği için
MÜSNED-İ İLEYHİN NEKRE OLMASI:
• Müsned-i ileyhin münferid olduğunu ifade etmek için ( جَاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى) • Müsned-i ileyhin nevi olduğuna işaret için ( وَعَلَى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ) • Tazim veya tahkir için ( وَلَيْسَ لَهُ عَنْ طاَلِبِ الْعُرْفِ حاَجِب * لَهُ حاَجِبٌ فىِ كُلِّ اَمْرٍيَشيِنُهُ) • Teksir için • Taklil için ( وَرِضْوَانٌ مِنَ اللهِ اَكْبَرُ ) • Hem tazim hem teksir için ( وَاِنْ يُكِذِّبوُكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ )
NOT: Müsned-i ileyhin gayrısının nekre kılınması; ya (o ğayrın) münferid olduğunu veya nevi olduğunu ( وَاللهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ ) ifade etmek için yahutta tazim ( فَأْذَنوُا بِحَرْبٍ مِنَ اللهِ ) veya tahkir ( اِنْ نَظُنُّ اِلاَّ ظَناًّ ) için olur.
(devamı da gelecek inş...)
|