Sadakat İslamî Forum
 
*
Selamün Aleyküm; Ziyaretçi kardeşim. Ailemiz ferdiysen giriş yap. Değilsen Sadakat Ailesine 10 sn de katılabilirsin. Mart 11, 2010, 04:58:10 am


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Çağdaş Selefiliğin Kutlu Doğum İtirazlarını Çürüten Bir Eser  (Okunma Sayısı 3968 defa)
tarihman
Moderatör
yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 601



« : Ağustos 19, 2007, 10:18:29 am »


ÇAĞDAŞ SELEFİLİĞİN KUTLU DOĞUM İTİRAZLARINI ÇÜRÜTEN BİR ESER: HAVLE'L İHTİFÂL Bİ ZİKRA'L MEVLİDİ'N-N
   
Osman AKYILDIZ

Her sene Rebiulevvel ayının 12. günü, Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in doğum günü olması münasebetiyle İslam aleminin her yerinde müslümanlar bugünü ihya ederler. Oruç tutularak, namaz kılınırak, salât u selâm getirilirek, Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'i öven şiirler okunarak ve O'nun sireti anlatılarak ihya edilir bu mukaddes gün. Fakat kendisini selefe yahut selefiliğe nisbet eden bazı kimseler, mevlidi kutlamanın bid'at olduğunu ve mevlid toplantılarına gitmenin caiz olmadığını iddia eden kitaplar yazarak Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'i hatırlamaya ve bu sebeple Allah'a yakınlaşmaya vesile olan böyle bir gün hakkında müslümanların kafasında istifham oluşturma gayreti içerisindedirler.

Müslümanlara toplu katliamlar yapılırken, anne babalar ölür, çocuklar öksüz ve yetim kalırken bazı kişilerin hala mevlid, tevessül, teberrük, tasavvuf gibi konuları temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp servise sunmaları ne ile açıklanabilir?

Bilindiği gibi mevlidle ilgili tartışmaların en yoğun yaşandığı İslam ülkesi Suudi Arabistan'dır. Zaman zaman kraliyet ailesine nüfuz eden bazı çağdaş selefîler sûfilerin kafir olduğu, tevessül, teberrük, tasavvuf gibi konuların şirk olduğu iddialarını ders kitaplarına kadar sokmuşladır.(1) Bütün bu yanlışlara "dur" diyebilen bir zatı görürüz Peygamber toprağında. Hiçbir dünyevi korkunun, zindan ve sürgünün kendisini Hakkı haykırmaktan alıkoyamadığı peygamber torunu, rabbâni ve muttaki âlim Seyyid Muhammed bin Alevi el- Mâliki el-Hasenî Rahimehullah Hazretleri...

Müellif merhum 100’e yakın eser kaleme almış, özellikle hadis ilimlerine derin vukufiyetiyle temayüz etmiş bir alimdir. Yazdığı kitaplardan dolayı Suud yönetimi tarafından sürgüne gönderilmiş, hatta hapse bile atılmıştır.

Türkçeye "Mevlid-i Şerif'i Kutlamak" şeklinde çevrilebilecek olan merhum müellifin Havle'l-İhtifal bi-Zikra'l-Mevlidi'n-Nebeviyyi'ş-Şerif (2) isimli kitabı, muhaliflerin bütün iddialarını çürütecek nitelikte bir çalışmadır.

Eserin Yazılış Amacı
Kitabın yazılış amacı Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in doğumunu kutlamanın caiz olmadığını söyleyen aldatılan Müslümanların iddialarının temelsiz olduğunu göstermek ve çağdaş selefilerin beyanlarının hezeyandan ibaret olduğunu isbat etmektir. Zira bu ikinci grup mevlid kutlamalarına katılanlara olmadık iftiralar atmış ve yersiz isnatlarda bulunmuştur. Diğer bir amaç ise mevlidi kutladığı halde kafasında şüphe olanların şüphelerini izale etmektir. Nitekim müellif eserinin "Önsöz"ünde şöyle der: "Mevlidi Nebevi'yi kutlamanın hükmüyle ilgili çok şey söylendi. Ben de bu konuda bir şey yazmak istedim. Çünkü günümüzde hakkında çok konuşulması sebebiyle en büyük problemlerden birisine dönüşen bu konu idrak sahibi müslümanların ve benim de zihnimi meşgul ediyordu. Öyle ki her sene belli zamanlarda insanları bıktırıncaya kadar bu konu hakkında yayınlar yapılıyor/konuşuluyor. Kendilerini çok sevdiğim kardeşlerden pek çok kişi özellikle bu konudaki görüşümü öğrenmek istiyorlardı."(3)

Müellif bu konuda, muhaliflerini müzakereye davet ettiğini, ancak hiçbir netice elde edemediğini, fakat söz konusu zevatın aynı iddialarını sürdürdüklerini ifade ediyor. Müslümanların tekrar izzetli dönemlerine dönmesi için doğru yol ve rabbani metod olan Ehl-i Sünnet anlayışına dönmeleri gerektiğini hatırlatan (4) müellif, mevlidle ilgili iddiaları tek tek cevaplıyor.

Mevlidi İlk Kim Kutladı?
Muhaliflerin bu konudaki en temel iddialarından birincisi mevlid kutlamalarının ilk defa Şiî Fâtımiler tarafından yapıldığıdır. Müellif, bu iddianın sahiplerini, "cahil ya da haktan uzak kişiler" (5) olarak nitelendirmekte ve bunların mevlidi ilk kutlayan kişinin bizzat Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem olduğu gerçeğini saklamak istediklerini ifade etmektedir. Nitekim Müslim'in rivayet ettiği hadiste bildirildiğine göre; pazartesi günü orucuyla ilgili sorulduğunda Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Çünkü o gün, benim doğduğum gündür". Müellif, burada bütün iddiaları temelinden çürütecek sözünü söylüyor: "Bu hadis Mevlidi Nebi'yi kutlamanın meşru olduğuna dair açık bir delildir." Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in o gün sadece oruç tuttuğunu ileri sürerek başka ameller yapılamayacağını iddia etmenin yersiz olduğunu belirten (6) müellif, Mevlid-i Nebî'yi değişik şekillerde kutlamanın meşru olduğuna dair muhaddis ulemadan nakiller yapar.(7)

İbn Kesir'e İftira
Mevlid kutlamalarının Şiî Fâtımiler tarafından ortaya çıkarıldığını iddia eden kişiler, bu iddialarına Hafız İbn Kesir Rahimehullah'ı da alet etmek istiyorlar. İbn Kesir'in el-Bidâye ve'n -Nihâye adlı eserinde yer alan mevlidle igili ifadeleri tahrif ederek İbn Kesir'in söz konusu iddiayı benimsediğini öne süren çağdaş selefilere müellif şöyle sesleniyor: "Eğer sadıklardan iseniz kaynağını getirin".(8) Müellif, bu tahrifi yapanların, ümmetin alimlerine ihanet ettiklerini, iftiracı ve yalancı olduklarını ispat eder.(9)

Hafız İbn Kesir'in el-Bidaye ve'n-Nihaye (XIII/136)'sinin Mektebetü'l Mearif nüshasından konuyla ilgili iddiaları nakleden(10) müellif, çağdaş selefilerin Mevlid kutlamalarının ilk defa Şii-Fâtımiler tarafından ortaya çıkarıldığı iddiasını çürütür. Çünkü İbn Kesir ilk defa akdedilen mevlid kutlamalarını Şiilere değil Sünnî bir devlet adamı olan Melik Ebû Said'e nispet eder. İbn Kesir "alim", "adil" sıfatlarıyla anlattığı Melik Ebû Said’in Peygamber sevgisinden dolayı Mevlid-i Nebi’de çokça hayır hasenat yaptığını da belirtir.

Mevlidin Şer'i Bayram Olarak Algılandığı İddiası

Muhaliflerin mevlidi ihya edenlere yönelttiği belki en ciddi eleştiri mevlidin şer’î bir bayram olarak algılandığı konusudur. Halkın bir kısmı tarafından mevlid gününün bayram olarak isimlendirilmesi, onların mevlid gününü şer'i bir bayram olarak algıladıklarını göstermediğini, çünkü bayram kelimesinin sevinçli ve mutlu günlerde kullanmanın halkın adeti olduğunu hatırlatan(11) müellif, hiçbir müslümanın mevlid gününü bayram olarak algılamadığını belirtir. Çünkü mevlid niteliği itibarıyla Ramazan ve Kurban bayramlarından daha üstün ve şerefli bir konuma sahiptir. Müellif bayramların senenin belirli günlerinde gelmesine karşın, mevlidi kutlamanın, Peygamber Efendimiz'i anmanın ve siretini hatırlamanın zaman ve mekan kaydı olmaksızın üzerimize vacib olduğunu söyleyerek konuyu şöyle açıklar:

"Kurban ve Ramazan bayramları dışında İslam'da başka bir bayram olmadığı malumdur. Ancak mevlid günü bayramdan daha büyük ve önemlidir. Biz mevlidi bayram olarak isimlendirmiyoruz. Çünkü bütün bayramlar, saadetler ve İslam'la gelen bütün büyük günlerin güzellikleri mevlidle var oldu. Eğer Efendimiz Sallalahu Aleyhi ve Sellem'in mevlidi olmasaydı Bi'set olmazdı, Kur'an inmezdi, İsra ve Mi'rac olmazdı, Bedir zaferi olmazdı, büyük fetih (Mekke'nin fethi) gerçekleşmezdi. Bunların hepsi bütün hayırların kaynağı olan SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e ve O'nun doğumuna bağlıdır."(12)

Eserde Yer Alan Diğer Hususlar
Kitabının ilerleyen bölümlerinde mevlid meclislerinde Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in doğumu zikredilirken ayağa kalkılması ile ilgili tartışmalara değinen müellif, konuyla ilgili yanlış anlayışları def edecek deliller getirir.(13) Müellif, mevlid kutlamalarında icra edilen bazı bid'atlere de değinir ve bunlardan uzak durulması gerektiğini vurgular.(14)

"Hidayet İmamlarının Mevlid Kutlamaları Hakkındaki Sözleri" başlığı altında Suyuti, İbn Teymiyye, İbn Hacer el-Askalani'den nakiller yapan(15) müellif, reddiyesini ulemânın beyanatıyla tevsik eder.(16)

Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe'nin Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in doğumunu müjdelemesinden dolayı Ebu Leheb tarafından azad edilmesi ve bu fiilinden dolayı Ebu Leheb'in azabının pazartesi günleri hafiflemesiyle ilgili hadisin sıhhati ile alakalı doyurucu malumat verir.(17) Eserin son bölümünü Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in mevlidiyle ilgili kitapların tanıtımına ayıran müellif, 17 adet kitabı öz bir şekilde tanıtır.(18)

Sonuç
Müellife göre bir müslümanın Kutlu Doğumu (mevlid) ihya edenlere "Neden siz mevlidi kutluyorsunuz?" şeklinde bir soru sorması kadar anlamsız bir başka sual olmaz. Çünkü bu soru "Niçin siz Peygamber'le ferahlıyorsunuz?" manasına gelir. Böyle bir soruya cevap vermenin bile gereksiz olduğunu vurgulayan müellif, ancak bu soruya şu şekilde yanıt verilebileceğini söyler: "Ben O'nun SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile ferahladığım ve sevindiğim için mevlidini kutluyorum. Mü'min olduğum için de O'nu SallAllahu Aleyhi ve Sellemi çok seviyorum".(19)

-------------------------------------------------

1) Suudi Arabistan'da yayınlanan lise ders kitaplarında yer alan bu tür örnekler için bkz. Seyyid Muhammed bin Alevî el-Mâliki el-Hasenî, el-Gulüvv ve Eseruhu fi'l-İrhâb ve İfsâdu'l Müctema', Basım yeri ve tarihi yok, s. 2830.
2) Kahire 1418 hicri, Matbaatu Daru Cevamiı'l Kelim, 10. Baskı, 104 sayfa.
3) Havle'l-İhtifal Bi-Zikra'l-Mevlidi'n-Nebeviyyi'ş-Şerif, s. 3.
4) a.g.e., s. 6.
5) a.g.e., s. 15.
6) a.g.e., s. 2021.
7) a.g.e., s. 1519.
8) a.g.e., s. 58.
9) a.g.e., s. 5758.
10) a.g.e., s. 59.
11) a.g.e., s. 9.
12) a.g.e., s. 10.
13) Havle'l-İhtifal Bi-Zikra'l-Mevlidi'n-Nebeviyyi'ş-Şerif, s. 4143.
14) a.g.e., s. 4854.
15) a.g.e., s. 6063.
16) a.g.e., s. 6376.
17) a.g.e., s. 7781.
18) a.g.e., s. 93103.
19) a.g.e., s. 12.

Seyyid Muhammed b. Alevi el-Mâliki el-Hasenî, Havle'l-İhtifal bi-Zikra'l-Mevlidi'n-Nebeviyyi'ş-Şerif, Matbaat-u Dâr-i Cevâmiı'l-Kelim, Kahire, 1418.  
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Moderatöre Bildir   Logged

Bu hizmet peygamber hizmetir. Cenab-ı hakk sevdiği kullarını dinine hizmet ettirmek için sevkeder. Bu hizmetler sevkullahtır, sevkullahtır. (Hacı Süleyman Dede)
Mahi
Moderatör
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 998


Men câle nâle


« Yanıtla #1 : Nisan 20, 2008, 08:58:26 pm »


Mehmet Şevket Eygi
19.04.2008 
ZAMAN gazetesinde (internet, 18 Nisan 2008) okudum. Başlık şu: “Vâizelerden Kutlu Doğum Konseri”. Tafsilatı:

- İstanbul Müftülüğü Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş. Koro elli kişilikmiş.

- Peygamber sevgisini ilahî ve kasidelerle anlatan kadın korosu izleyenler tarafından büyük ilgi görmüş.

- Konserde duygulu anlar yaşayan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, başörtülü bayanların konser vermesinin medya tarafından eleştirilmesinin çok yanlış olduğunu söylemiş.

- Çağrıcı, “Dininin buyruğu olarak giyinmiş başörtülü kadınların konser verdikleri için eleştirilmeleri çok büyük haksızlık...” diye konuşmuş.

- Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş.

- Müftü Mustafa Çağrıcı, din ile sanatın ikiz kardeş gibi kabul edilmesi gerektiğini beyan etmiş.

- İstanbul’un ilk ve tek bayan müftü yardımcısı Kadriye Erdemli, müziğin İslâm’ın her alanında var olduğunu belirtmiş,

- Kadriye Erdemli, “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” demiş.

- Kadriye hanımdan başka bir inci: “Yıllar boyu İslâm, müzikle gönüllere kazınmıştır.”

Yukarıda anlattığım hadiseyi Kitabullaha, Resulün sünnetine, fıkha, şeriata bağlı bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak protesto ediyorum.

1. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin erkeklere konser vermeleri dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

2. İstanbul Müftülüğü 1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş böyle bir bid’ate imza attığı için büyük bir günahı irtikab etmiş, korkunç bir “dinde yenilik ve dinde reform” kapısını açmıştır.

3. Bu yapılan Kur’an’a, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye, tasavvufa aykırıdır.

4. Yakın tarihlerde, rakı içip demlenen bir Dede, kadın ve erkek semazenleri birlikte döndürmüştü.

5. Zaman gazetesini, bu haberi övücü bir üslupla verdiği için kınıyorum. Böyle bir şey dine uymaz.

6. Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı bu bid’ati derhal önlemeli, erkeklere konser veren vaizeler ve Kur’an öğretmeni kadınlar korosunu dağıtmalıdır.

7. Böyle bir koro sadece ve sadece kadınlara konser verebilir mi? Bu husus ehliyetli, liyakatli, icazetli, takvalı bir müftüler heyeti tarafından karara bağlanmalıdır.

8. Bu hususu resimleriyle birlikte, İslâm dünyasının 25 ifta makamına (fetva veren ulemasına ve ulema heyetlerine) bildirerek fetva isteyeceğim.

9. “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” sözü çok tartışılacak bir fikirdir. Ezan elbette güzel sesle ve nağmeli olarak okunacaktır ama o asla bildiğimiz müzik değildir.

10. Din ile sanatın ikiz kardeş gibi oldukları iddiası bir müftüye yakışmaz. Din asıldır, sanat ona yardımcıdır. Bu ikiz kardeşliği kim çıkarttı? 1400 yıllık İslâm tarihinde böyle bir söz edilmiş midir?

11. İstanbul Müftülüğü hayırlı bir dinî hizmet yapmak istiyorsa, şehirdeki üç bin camiden günde beş kez güzel ezanlar okunması için çalışsın, ezan kursları açsın, müezzinlere ders verdirsin. Yine namazlarda kıraatin düzgün olması için çalışsın.

Din iman, şeriat elden gidiyor... Ülkede korkunç bir irtidat cereyanı var. Yüce dinimize her taraftan saldırılıyor. Fısk, fücur, bid’at, nifak, fitne, fesat, küfür, şirk almış yürümüş... Bunlarla gereği gibi mücadele edilmiyor. Onun yerine vaize ve Kur’an kursu kadın hocalarına müzik eşliğinde ilahî okutuluyor. Hem de erkeklere...

Sanırım bu hareket de dinlerarası diyalog ideolojisinin zehirli meyvelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin (salat ve selam olsun O’na) ruhaniyeti böyle şeylerden hoşnud olmaz.

Dindar Sünnî Müslümanlar böyle dehşetli bid’at ve günahları protesto etmezler, üzerlerine vacip olan emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getirmezlerse tokatlara hazır olsunlar.

Moderatöre Bildir   Logged

Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı,
                                                                             Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!
!
İsra
Moderatör
popüler yazar
*****
Online Online

Mesaj Sayısı: 5939



« Yanıtla #2 : Nisan 21, 2008, 02:17:04 am »


Haberin başlığını okuduğumda ve resimleri gördüğümde çok şaşırmıştım haberin devamını okumadan heralde bayanlar açık saygıdan dolayı  örtünmüşler  ama yine de doğru değil diye düşündüm ama haberin devamını okuyunca şaşkınlığım daha da arttı meğer bayanlar "Müftülük kadınlar korosu, sınavla alınmış ve özel olarak yetiştirilmiş 50 vaize ve Kur’an öğreticisi kadından oluşuyormuş." İnanılır gibi değil

Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Forum Kurallarını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız
Lika
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3202



WWW
« Yanıtla #3 : Nisan 21, 2008, 02:35:55 am »


Acı hem de çok..Ne hale geldik..
Moderatöre Bildir   Logged

Uzak diyarda bir derviş sararmış benziyle. Gülümser muhayyel lakin buruk
Bir hatırada sohbet demleyen ses. Nefes…Dervişim nerdesin? Boğacak bu kent beni/seni. Taşıyamıyor şehirler gitmek için geleni. Masivaya bulanmış maverasız kör akış. Bir köşe, bir mescid, yakarış…(İsa Yar)
Uludag
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 999

Avatar Yok


WWW
« Yanıtla #4 : Nisan 21, 2008, 02:44:57 am »


50 tane zehirli örümcek
kalbinize tırmanmasın
dikkaaat !
Moderatöre Bildir   Logged
turab
yazar
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 603


Kefâ bil-mevt vaizan


« Yanıtla #5 : Nisan 21, 2008, 08:50:10 am »




1. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin erkeklere konser vermeleri dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

2. İstanbul Müftülüğü 1400 yıllık İslâm tarihinde görülmemiş böyle bir bid’ate imza attığı için büyük bir günahı irtikab etmiş, korkunç bir “dinde yenilik ve dinde reform” kapısını açmıştır.

3. Bu yapılan Kur’an’a, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı islâmiyeye, tasavvufa aykırıdır.

4. Yakın tarihlerde, rakı içip demlenen bir Dede, kadın ve erkek semazenleri birlikte döndürmüştü.

5. Zaman gazetesini, bu haberi övücü bir üslupla verdiği için kınıyorum. Böyle bir şey dine uymaz.

6. Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı bu bid’ati derhal önlemeli, erkeklere konser veren vaizeler ve Kur’an öğretmeni kadınlar korosunu dağıtmalıdır.

7. Böyle bir koro sadece ve sadece kadınlara konser verebilir mi? Bu husus ehliyetli, liyakatli, icazetli, takvalı bir müftüler heyeti tarafından karara bağlanmalıdır.

8. Bu hususu resimleriyle birlikte, İslâm dünyasının 25 ifta makamına (fetva veren ulemasına ve ulema heyetlerine) bildirerek fetva isteyeceğim.

9. “Ezan zaten kendi başına müzikli bir tebliğdir” sözü çok tartışılacak bir fikirdir. Ezan elbette güzel sesle ve nağmeli olarak okunacaktır ama o asla bildiğimiz müzik değildir.

10. Din ile sanatın ikiz kardeş gibi oldukları iddiası bir müftüye yakışmaz. Din asıldır, sanat ona yardımcıdır. Bu ikiz kardeşliği kim çıkarttı? 1400 yıllık İslâm tarihinde böyle bir söz edilmiş midir?

11. İstanbul Müftülüğü hayırlı bir dinî hizmet yapmak istiyorsa, şehirdeki üç bin camiden günde beş kez güzel ezanlar okunması için çalışsın, ezan kursları açsın, müezzinlere ders verdirsin. Yine namazlarda kıraatin düzgün olması için çalışsın.

Din iman, şeriat elden gidiyor... Ülkede korkunç bir irtidat cereyanı var. Yüce dinimize her taraftan saldırılıyor. Fısk, fücur, bid’at, nifak, fitne, fesat, küfür, şirk almış yürümüş... Bunlarla gereği gibi mücadele edilmiyor. Onun yerine vaize ve Kur’an kursu kadın hocalarına müzik eşliğinde ilahî okutuluyor. Hem de erkeklere...

Sanırım bu hareket de dinlerarası diyalog ideolojisinin zehirli meyvelerindendir.

Sevgili Peygamberimizin (salat ve selam olsun O’na) ruhaniyeti böyle şeylerden hoşnud olmaz.

Dindar Sünnî Müslümanlar böyle dehşetli bid’at ve günahları protesto etmezler, üzerlerine vacip olan emr-i maruf ve nehy-i münker farizasını yerine getirmezlerse tokatlara hazır olsunlar.



 
Rabbim hakkı hak olarak göstersin,ona tabi olanlardan eylesin
Batılı batıl olarak göstersin,ondan uzaklaştırsın.
Rabbim hidayet nasip eylesin
Allahım,Senin rahmetini umuyoruz..
Göz açıp kapayıncaya kadar bizi nefsimizle başbaşa bırakma ve bütün işlerimizi düzelt
Aminn!
Moderatöre Bildir   Logged

Fukara kalbine her kim dokuna;Dokuna sînesi Allah okuna...
zeyl
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 195



« Yanıtla #6 : Nisan 21, 2008, 11:41:58 am »


Amin...
Gerçekten çok acı...
Moderatöre Bildir   Logged

Çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim.. Kalbim; çok koştuğum için çarpsa sadece...
tarihman
Moderatör
yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 601



« Yanıtla #7 : Mayıs 01, 2008, 09:08:51 pm »


Mail'ime gelen bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.


Hiç müslüman ve hristiyan üyelerin tartıştığı forumlarına giriyor musunuz bilmiyorum.  Hristiyan üyelerin öyle soruları vardır ki, cevap vermek için ciddi anlamda araştırma yapmak gerekir. Verdiğim linke bu forumlardan birisinde rastladım, cevap veren çıkmamış. Demek müslüman üyelerin bir cevabı yok, kabullenmişler. Hiç kimse çıkıp 571 yılının hicri değil miladi olduğunu söylememiş. Burada da, bilerek yaptığım yanlışı düzeltecek sadece bir yazı değil, onlarca yazı yayınlanmalıydı.
 
20 Nisan 571 tarihini belirleyen, El Ezher ulemasından Reşit Rıza'dır. Reşit Rıza peygamberimizin doğum tarihini belirlerken, cahiliye döneminde tehir edilen, sırası değiştirilen aylar olduğunu, bu işlemin hicretin 8. yılına kadar devam ettiğini elbette biliyordu. Veda hutbesinde de cahiliye devrindeki tüm adetler gibi "nes'i"nin de kaldırıldığı, artık o ana kadarki tarihlerin hiçbirisinin sahih sayılmayacağını da biliyordu. Sonuçta, nes'î ile ilgili Tevbe 37.ayete bakıldığında, Allah'ın haram kıldığı bir şeyi helal kılmak amacıyla ibadet zamanları üzerinde oynamanın, zaman belirlemenin ve ertelemenin caiz olmadığı görülüyor. Kısacası Reşit Rıza'nın peygamberimizin doğum tarihinin tam olarak belirlenemeyeceğini bilmemesi mümkün değil. Üstelik peygamberimizin doğduğu yıl olarak 569 ve 570 diyen de vardır.
 
Peki Reşit Rıza kimdir, El Ezher'e masonluğu sokan hocaları Afgani ve Muhammed Abduh gibi o da masondur. Reşit Rıza ile Abduh'un Menar Tefsiri, Kuran'ın "dinlerarası diyalog" safsatasına uyarlanmış halidir, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafında yayınlanmıştır.
 
Müslümanlığı bile tartışılan Afgani ve Abduh, Hicaz bölgesini Osmanlı'dan koparmak adına İngilizler ile işbirliği yapmış şahıslar. Afgani'nin talebesi olan Muhammed Abduh'un neye hizmet ettiği İngiltere'nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer'in söylediği şu sözlerden anlaşılır: "Kuşkusuz İslâmî reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh'un çizdiği yolda ümit vaadediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa'nın her türlü yardım ve teşviklerine lâyıktırlar". 20 yüzyıldaki İslam coğrafyasında İngilizlere hizmet veren isimler, Hicaz bölgesinde Vahabiliğin kurucusu Muhammed Abdülvehhap, Mısır ve Suriye'de Afgani, Abduh ve Reşit Rıza, Anadolu'da ise Said–i Nursi'dir. Saidi Nursi Afgani ve Abduh'u selefleri olarak nitelendirir.
 
Kutlu doğum haftası nurcuların islamı ılımlaştırma amacına hizmet eden bir uygulanmadır. 25 Aralık'da İsa'nın doğum gününün kutlanmasını eleştiren, doğum günü kutlamasının gavur icadı olduğunu savunan zihniyet, aniden kutlu doğum haftasını kutlamaya başladı. Oysa, peygamberimizin doğumu mevlid kandiliyle kutlanıyordu, tamamen dini hüviyeti olan bu geceyi toplum özümsemişti.
 
Bu bilgileri gereksiz olarak nitelendirenler olabilir. Ama ılımlı islamın nerelere kadar uzandığını görmek açısından önemlidir. Çok değil,  10-15 yıl sonra peygamberimizin doğum günü olarak bildiğimiz mevlid kandili, yerini bu kutlamalara bırakacaktır. Bugün dahi davullu zurnalı, güreşli, mehterli kutlamalar giderek çığırından çıkacak mesela tesettür defileli, en güzel tesettürlü çocuk yarışmalı vb. etkinliklerle kutlanmaya başlanacaktır. O nedenle "peygamberimizi anıyoruz, ne var bunda" denilmeden önce önce biraz düşünmelidir.

Moderatöre Bildir   Logged

Bu hizmet peygamber hizmetir. Cenab-ı hakk sevdiği kullarını dinine hizmet ettirmek için sevkeder. Bu hizmetler sevkullahtır, sevkullahtır. (Hacı Süleyman Dede)
enfa
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1559



« Yanıtla #8 : Mayıs 01, 2008, 11:33:42 pm »


Hz.Allah sonumuzu hayr etsin.
Moderatöre Bildir   Logged


Kendimi arıyorum, meşgul çalıyor..!
n.i.h.a.l
Yeni üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #9 : Mayıs 01, 2008, 11:38:02 pm »


ewt peygamberin doğumu kardeşim
Moderatöre Bildir   Logged

nihall
Himmet
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 855



« Yanıtla #10 : Mayıs 02, 2008, 05:10:55 pm »


Bakalım bu amacı belli tuzakların sonu nereye varacak.Hz. Mevla halen uykuda olanların gözlerini açsın ve şuur ihsan eylesin.

Paylaştığınız için teşekkür ederiz.
Moderatöre Bildir   Logged

Terbiyenin sırrı, çocuğa saygı ile başlar.
aşk hamalı
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 128

Avatar Yok


« Yanıtla #11 : Mart 19, 2009, 09:07:41 pm »


Yıllarca efendimizi anlatıyor onunla hemdem olmaya çalışıyoruz Bununla beraber şimdide gelin hep beraber ona olan duygularımızı yazalım  Birtane benden olsun
Moderatöre Bildir   Logged
aşk hamalı
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 128

Avatar Yok


« Yanıtla #12 : Mart 19, 2009, 09:07:58 pm »


GÜLLERİN EFENDİSİNE…
  Bizleri müslüman olarak yaratan, Gül peygambere gönül vermiş, gönül ehli Müslümanlarla tanıştırıp kaynaştıran, Allah(c.c)’a hamd olsun.
   Yoluna kurban olduğumuz, hayatına hayran kaldığımız, Her şeyini örnek alma çabasına girdiğimiz, Peygamber Efendimiz(s.a.v)’e onurlu ve nurlu yollarını yol edinme gayretinde olanlara selat’ü selam olsun.
  Ya RasulAllah! Sana haddim olmayarak, hoşgörü ve şefaatlerine sığınarak bir mektup yazma cüretkârlığını gösteriyorum. Sonsuz muhabbetimin deryasıyla Siz değil de, Sen diye hitap edeceğim. Sana olan muhabbetim deryada bir damla misali…
   Ya RasulAllah! Asırlardır insanlık seni konuşup, Seni anlatıyor, Seni okuyor, Seni öğretiyor. Bunların yanında Bende sana bir mektupla ulaşmak istedim Seni okuyup tanıdıkça, İnanç ve hayranlığım arttıkça, Hayatındaki pırlantaları gergef gergef işlemeye çalıştıkça sana yazmak istedim yakınca…
  Mektubum kırık dökük, bölük pörçük olsa da Senin o engin höşgörü ve anlayışına sığınarak yazıyorum Ya RasulAllah!
   Herkes sevdiğine yazarmış Benimde sevdiğim sensin Ey gül yüzlü Rasul! Bunun için sarıldım kâğıda kaleme. Sana binlerce salât ve selam olsun.
   Ya RasulAllah! Sana bir çocuğun saf kalbiyle yazmak istiyorum. Bir bulut olsaydım Sana gelmeyi Bir kuş olsaydım sana uçmayı Senin ravzana uçmayı çok isterdim
   Ya HabibAllah! Yaşadığın çile dolu yıllarda bizlere ulaştırdığın huzura hayranım. Ama bizler senin çektiğin çile ve ızdırapları çekmeye yanaşmıyoruz. Ben Ya RasulAllah! Ashabın gibi çilelere göğüs geremesem de Davada gücüm yettiğince hizmet etmeye sana layık olanlar kervanına katılmak istiyorum
     Ya RasulAllah! Buyuruyorsun ki; İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır. Bende ümmetinin en hayırlısı olmak istiyorum.
     Canım Peygamberim! Sen hayatın boyunca ümmetim ümmetim diye yaşadın. Senin ümmetin olan bizlerde nefsi nefsi diye yaşıyoruz.Ben senin nurlu ve mukaddes davana hizmet ederek gençliği islamla diriltmek istiyorum
     Ya RasulAllah! Günümüzde bazı olumsuzluklardan bahsederek seni üzmek istemiyorum Sana gel demeye yüzümüz yok! Seni hangi mekâna, Hangi eve en önemlisi hangi kalbe davet edelim?
    Şu fitne asrında Hayatımıza gel… Aşkımıza gel… Kararmış dünyamıza gel…
Gel ey Gül! Dikenlerimize gel
     Evler senin benimsediğin yaşam tarzından çok uzakta! Ümmetim deyip ağladığın şu garip ümmetin hali vahim Gençler modayı takip edip uyduğu kadar Senin sünnetini takip etmiyor.
    Ey Can! Seni tanıyan başkasını arar mı hiç? Sana gönül veren başka gönle konar mı hiç! Senin getirdiklerinle hayat bulan başka şeylerde hayat bulur mu hiç?
   Mahşerde bana da şefaat eder misin? Beni anmıştı, Beni konuşmuştu, Beni herkese tanıtma aşkına düşmüş der misin?
    Can Efendim! Hani bir gün Hz. Ömer umreye giderken Kardeşçik demiştin Bana da duan da yer verir misin? Efendim! Bende sana her ezandan sonra dua ediyorum Rabbim seni Makam-ı mahmuda ulaştırsın kıyamete kadar salât ve selamların en güzeli sana olsun.
     .Bir Ebu Bekir sadakati gösteremesemde Bir Hint pişmanlığımı kabul eyle Ya RasulAllah!
    Ya Rabbi! Bizleri habibinden habibinide garip ümmetinden mahrum bırakma! ÂMİN
                                                                                                      Aşkının hamalı
                                                                                                                        Garip ümmetin
Moderatöre Bildir   Logged
Mahi
Moderatör
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 998


Men câle nâle


« Yanıtla #13 : Mart 19, 2009, 11:09:19 pm »


Kutlu Doğum yaklaşıyor derken  Hımm bi düşünelim bakalım
Moderatöre Bildir   Logged

Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı,
                                                                             Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!
!
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6264


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #14 : Mart 19, 2009, 11:21:13 pm »


Önümüzdeki günlerde de olacakdır bu tür faaliyetler.Bu hanımların yine başı kapalı imiş.Geçenlerde bir video denk geldi izledik Aman Ya Rabbi akıllara zarar!

Daha sonra araştırdık neyin nesidir bu çılgınlık diye..
Bosnalılar Müslüman oluşlarının 600. yıldönümü vesilesiyle bir dizi kutlama yapmışlar.İsmine boşnakça "Moj Ümmete" diyorlar.Benim Ümmetim demekmiş.Bu kutlamalara dünyadan bir çok ülke davet edilmiş.Türkiye resmi olarak buna Kültür Bakanlığı ile destek olmuş mehter ve sema ekibi göndermiş.Bir de sanatçılar var Mustafa Demirci ,Sami özer gibi.

İzlediğimiz videoda Flarmoni Orkestrası eşliğinde bizim Türkler güya ilahi okuyorlardı.Bir sürü insan bayanlar başı açık orkestra şefi bayan ve hakeza başı açık, sallana sallana okuyorlardı.

Başka bir popçu Allah diyor etrafındaki gençler adeta dans figürleriyle kendinden geçiyor.

Bu kadar yozlaşılabilir anca...

Allah hidayet versin....
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
aşk hamalı
aktif okur
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 128

Avatar Yok


« Yanıtla #15 : Mart 21, 2009, 02:48:22 pm »


Hz.Peygamber s.a.v'in doğum yıl dönümü
Moderatöre Bildir   Logged
ruy-ı zemin
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1026


HÜZÜNLÜ YILLAR....


« Yanıtla #16 : Mart 21, 2009, 03:12:02 pm »


Anlamıyorum ya geçen yıl da böyle birşey olmuştu.
Moderatöre Bildir   Logged

پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد
Mahi
Moderatör
aktif yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 998


Men câle nâle


« Yanıtla #17 : Mart 21, 2009, 05:09:06 pm »


Hz.Peygamber s.a.v'in doğum yıl dönümü

Hz.Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.)doğum yıl dönümü olduğu zaten hepimizce malum. Biz Ehli Sünnet vel Cemaat alimleri tarafından idrak etmemiz gerektirdiğini bildirdikleri Arabi aylardan Rebîulevvelin 12. gecesi (8 Martta) Mübarek Veladeti idrak etmiş bulunuyoruz.

Moderatöre Bildir   Logged

Sen bu kapılar dışında başka bir kapının insanı,
                                                                             Bu altın halkalar dışında başka bir halkanın esiri olamazsın!
!
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6264


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #18 : Nisan 16, 2009, 11:35:36 pm »


İslâm âlimlerinin anlatımıyla Peygamberimiz (s.a.v), yaratılan her şeyin kendi hürmetine yaratıldığı son Rasûl, Habîbullah, Allah’ın sevgilisi. Allah kelâmı, son kitabın kendisine indirildiği son Peygamber. Kendisi yaratılanların en faziletlisi olduğu gibi, mübârek kabirleri de kâinatta en değerli mekân…

Tarihte bazı art niyetli kimseler, “Bu mesele fazla abartılıyor. Son Peygamber kâinatın ve bütün Peygamberlerin en üstünü değildir” diyerek Müslümanların zihinlerini bulandırmaya çalışmışlar, güya Kur’an-ı Kerim’den de deliller(!) getirerek Müslümanların kalblerindeki O’na ait sevgiyi azaltmaya çalışmışlarsa da, İslâm âlimleri böylelerine her zaman gereken cevabı vermiş ve susturmuştur.

Böyle sapık bir vâiz, 15. asırda Bursa’da meydana çıkmış. Ona da Mevlid’in müellifi o sıralarda Bursa Ulucâmi’nin imamı olan Süleyman Çelebi Hazretleri gereken cevabı verip susturmuştur. Nitekim, Mevlid’in yazılma sebebi hem Peygamberimiz’in üstünlüğünü dile getirmek, hem ehl-i sünneti müdafaadır.

Âlimler, Peygamberimiz’in üstünlüklerini anlatan nice eserler vermişler. İmam Suyûtî’nin Elhasâisü’l-Kübrâ’sı ve Kadı İyaz’ın “Şifâ-i Şerif” diye anılan “Eş-Şifâ fî Hukûki’l-Mustafâ”sı, bu kabil Peygamberimiz’i lâyıkıyla sevdirme gayesiyle kaleme alınmış eserlerdir…

Böyle başka çok güzel eserler de var, Süleyman Çelebi Hazretleri zamanında olduğu gibi Müslümanların, Peygamberimiz’in üstünlüğüne inanmalarından rahatsız olan kimseler de…

Peygamberimiz (s.a.v) “Cihad kıyamete kadar devam edecektir” buyurduğuna göre, kıyamete kadar böyleleri eksik olmayacağı gibi, Peygamber sevgisini aşılamak isteyenler de eksik olmayacak. Dolayısıyla iki grup arasında ilim ve fakir mücâdelesi, yani cihad kıyamete kadar devam edip gidecektir.

Müslüman olarak en çok sevmemiz gereken Rabbimiz, ondan sonra Sevgili Peygamberimiz’dir. Peygamberimiz’i, anne-baba, çoluk-çocuk, hatta kendimizden çok sevmekle vazifeliyiz. Nitekim Peygamberimiz, “Beni, kendi nefsiniz dahil her şeyden çok sevmedikçe, gerçekten iman etmiş olmazsınız” buyurdular. Bir Müslümanda Peygamber sevgisi ne kadar fazlaysa, Müslümanlığı o kadar sağlamdır. Zaten bu sevgi imanın şartı, cehennemden kurtulmanın tek sebebidir.

Hıristiyanlar, Hz. İsa’yı ilahlık derecesine yükseltip kâfir oldular. Ama Müslümanlar sevgide ileri giderek Peygamberimiz’i aşırı derecede yücelterek -hâşâ- ilahlık derecesine çıkararak kâfir olmamışlardır.

13 Nisan tarihli Vakit’te “Batman’da Kutlu Doğum Mevlidinde 50 bin kişinin toplandığı” haberi vardı. Ne güzel!.. Ama böyle olağanüstü sevgiden rahatsız olanlar, “Aşırı yüceltmeci Peygamber sevgisi” diyerek bu coşkun sevgiden dolayı Müslümanları küfre düşüp kâfir olmakla suçlayabiliyorlar. Ne kötü!..

Hatta bu hususta kitaplar yazmakta, meselâ yukarıda isimlerini verdiğim Kadı İyaz ve İmam Suyûtî gibi seçkin İslâm âlimlerini tenkit etme bedbahtlığına düşmektedirler. Onlara göre Müslümanların suçu nedir biliyor musunuz değerli okuyucular? Peygamberimiz’i aşırı sevmek…

Bunlar, bile bile yapılan suçlama ve yanıltmalar. Ancak, şuurlu kimseler ve dikkatli gözler böyle kimselerin art niyetlerini yakalamakta zorluk çekmiyor. Çünkü onların samimiyetsizlikleri, daha kitaplarının isimlerinde göze çarpıyor. Yazdıkları kitaplarda Peygamberimiz’e “Hazret” veya “Aleyhisselam” demiyorlar. Onların dilinde ve kitaplarında Sevgili Peygamberimiz sadece Muhammed’dir, o kadar…

Ashab-ı kiram Peygamberimiz’e “Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlullah!” diye hitap ederken, Ebûcehiller sadece “Yâ Muhammed” diyorlardı.

Peygamberimiz’in ismini yalın olarak ananların kimlere benzediği ortaya çıkmıyor mu?..

Bazı Kutlu Doğum toplantılarında yapılan yanlışlıklara da temas edelim.

Peygamberimiz’in (s.a.v) tebliğ ettiği İslâm dininin hem inanç, hem ibâdet, hem de ahlâk yönü var. Bunların hepsinin tatbiki, tabii ki tam ve eksiksiz olarak Peygamberimiz’de mevcuttu. Öyleyse, Peygamberimiz anılacak ve tanıtılacaksa, onun tebliğ ettiği dinin sadece bir yönü değil inanç, ibâdet ve ahlâk umdelerinin hepsi dile getirilmeli.

Ama görüyoruz ki; bazı Kutlu Doğum konuşmalarında Peygamberimiz’in sadece iyi ahlâk sahibi olduğu, kimseyi kırmadığı, herkese yardım ettiği gibi konular anlatılıp, inanç, bilhassa ibâdet yönüne temas edilmiyor. Bu, büyük bir yanlış ve eksiklik. Peygamberimiz, “Niçin bu kadar ibâdet ediyorsunuz yâ Rasûlullah” denilecek kadar ibâdet etmiyor muydu? Nerede O’nun ibâdet yönü?

Bununla kalınsa neyse; daha beteri var. Bazı Kutlu Doğum toplantılarına tesettürsüz şarkıcı-türkücü kadınlar dâvet edilmekte, o kıyafetle erkekler topluluğuna ilâhî ve kasîde söylettirilmek istenmektedir.
(Daha fazlasını yazmamam için ricada bulunulduğundan, isimlere girmiyorum.)

Dahası var: “Kur’an, ehl-i kitaba, (Yahudi ve Hıristiyanlara) Peygambere iman edin demiyor” diyen bazı ilâhiyat profesörlerinden aldıklarını söyledikleri fetvâlara dayanarak, Peygamberimiz’i orkestra çalarak anıyorlar(!).
Peygamberimiz’i çalgıyla anmak, onu anmak mı oluyor, yoksa hakaret mi?

İşin en acı tarafı da, adı Kutlu Doğum toplantısı olan bu programın böyle yapılmasını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın istemesi ve büyük bir vilâyetimizin müftüsünün de buna destek olması...

Bunu ben söylemiyorum, açılış konuşmasında Sayın Müftümüz söylüyor.
Değerli Başkanlığımız buna ne der bilmem. Başkanlık itiraz eder ve benden bilgi isterse, hazırım.
Yukarıda dahası var dedim ya; “Dahası var”ın biteceği yok ki. Alın size bir tane daha dahası var:
Prof. Toktamış Ateş’i İslâm’a karşı tutumundan tanırsınız. Tanımayanlara azıcık tanıtayım:

Türkiye’de 1932-1950 arasında 18 sene ezanın aslî lafızlarıyla okunması yasaklandığı, kendisi de o günleri yaşadığı halde, “Türkiye’de böyle bir şey olmamıştır” diyebilecek kadar gerçekleri ters yüz edebilen bir kimsedir Sayın Toktamış Ateş…
İşte bu Toktamış Ateş, Müslümanlara Peygamberimiz’i anlatması için bir Kutlu Doğum toplantısında konuşmacı olarak davet edilebiliyor değerli okuyucular.
Davet edildi ya; “Hayır, bu benim işim değil” demiyor, geliyor. Peki Peygamberimiz’i anlatabilir mi? Tabiî ki hayır. Öyleyse ne yapıyor. 5 dakika içinde birkaç cümle söyleyip işi bitiriyor…

Acaba diyorum, hayatta olsaydı Aziz Nesin de bu toplantılara konuşmacı olarak davet edilir miydi?..


ALİ EREN- Vakit
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6264


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #19 : Nisan 21, 2009, 08:51:50 am »


Bu sene yine aynı görüntüler....

*****
Tasavvuf Kadın Korosu, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle CRR'de konser verdi. Koronun seslendirdiği ilahilere salonu hınca hınç dolduran kadın izleyiciler de eşlik etti.

İstanbul Müftülüğü Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu şef Ayşenur Pekel yönetiminde Peygamber Efendimiz'i anlatan ilahileri seslendirdiler.

Kutlu Doğum Haftası nedeniyle CRR'de bir konser veren İstanbul Müftülüğü Tasavvuf Kadın Korosu halktann yoğun ilgi gördü. Konsere gelen birçok izleyici konser bitene kadar salonu terketmedi. İzleyiciler kadın korosunun seslendirdiği ilahilere hep bir ağızdan eşlik etti. İstanbul'da vaize ve Kur'an kursu öğretmeni olarak çalışan 50 kadın din görevlisi, şef Ayşenur Pekel yönetiminde Sevdim Seni Mabuduma, Canım Kurban Olsun Senin Yoluna gibi Peygamber Efendimiz'i anlatan naatları seslendirdiler.

GÖNÜLLERİ FETHETTİLER

İstanbul Müftüsü Mustafa Çağırıcı'nın isteğiyle İstanbul'un ilk ve tek bayan Müftü Yardımcısı Kadriye Erdemli tarafından kurulan koronun üyelerinin yaşları 20 ile 45 arası değişiyor. Konsere İBB Başkanı Kadir Topbaş'ın eşi Özleyiş Topbaş, İstanbul Valisi Muammer Güler'in eşi Neval Güler de katıldı. Özleyiş Topbaş, “Çok fazla takip edemedim ama program son derece iyi” diye konuştu.


(Yeni Şafak)

Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6264


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #20 : Nisan 22, 2009, 11:13:08 pm »


Kutlu Doğum Haftası ve Davul...

Bir önceki yazımda, geçen sene mühim bir vilayetimizde 25 kişilik orkestrayla gerçekleştirilen bir Kutlu Doğum toplantısından bahsetmiştim. Şimdi de bu sene üçüncü büyük şehrimizde 19 Nisan’da yapılacak olan Kutlu Doğum Haftası programından bahsedeceğim.
İzmir câmilerine asılan afişlerden, programı organize edenlerin İzmir il ve ilçe müftülükleri olduğunu öğreniyoruz. Tertip komitesi; İzmir il müftüsü, il müftü yardımcısı ve Karşıyaka Müftüsü imiş… Bütün ilçe müftülerinin isimleri de sıralanmış. Afiş, Karşıyaka Müftüsü'nün milli güreşçi olduğunu da bildiriyor.
Program, Gaziemir Sarnıç Belediye Mesire yerinde gerçekleştirilecekmiş...
Baştan, il ve ilçe müftülüklerinin güzel bir dayanışma gerçekleştirdiklerini düşünüyoruz. Demek ki; el ele vermişler, sıkıcı, terletici kapalı değil açık alanda, bir bahar ayında ve bir mesîre yerinde Kutlu Doğum programı yapacaklar. Ne güzel! çünkü, Kutlu Doğum toplantılarında, Peygamberimiz’in üstünlüklerinden, güzel ahlâkından ve tebliğ ettiği dinin güzelliklerinden bahsedilir. Onun için böyle toplantılara gidilmeli. Açık alan ve temiz havada olunca, insan program boyunca sıkılmaz da. Hatta dinlemek zevkli de olur…
Programın tertip komitesinde de bulunan İl Müftü Yardımcı Sayın Mehmet Gündoğmuş’un verdiği bilgiye göre, İzmir Müftülüğü Kutlu Doğum Haftası çerçevesi içinde 116 program planlamış. Ben diğerlerini bilmiyorum. Ama aşağıda bahsedeceğim programı yadırgadığımı ifade etmek isterim.

Programla ilgili broşürdeki başlık şu:

Kutlu Doğum Haftası. Birinci İzmir Yağlı Güreşleri…

Birinci denildiğine göre devamı gelecek olan programda şunlar var:

Mehter Takımı,
Folklor gösterileri,
Hakiki Kırkpınar davulcuları,
Hakiki Kırkpınar baş cazgırları…

Değerli okuyucular! Mehtere de ata sporumuz güreşe de bir diyeceğiz olamaz. Ama davula değil...
Program Kutlu Doğum adıyla yapılmasaydı, davula da bir şey demezdik. Davul, ister güreş meydanında ister başka yerde çalınsın, zaten bir şey deme hak ve salâhiyetimiz yok. Nitekim, memleketin birçok yerinde düğün-dernek yapılırken, davul-zurna çalınır durur. Herkes kendisi bilir, bizi ilgilendirmez…
Evet o ciheti ilgilendirmez ama, insanlar, hürmet duyulan bir makam ve zevat tarafından Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde bir mekâna davet edilir ve ne sebeple olursa olsun, orada dambudu-dumbut, dambudu-dumbut diye saatlerce davul çalınırsa, bu yanlışlığa dikkat çekmek gerektiğini düşünürüz.

Çünkü Kutlu Doğum Haftası, Peygamberimiz’i anma haftasıdır. Sevgili Peygamberimiz ise davul-zurnayla anılmamalı. Bu organizeyi müftülük ve müftüler yaparsa, bunun üzerinde durmak icap eder.
Lütfen, “Güreş tertip etmenin ne kötülüğü var?” denilmesin. çünkü, yukarıda da söylediğimiz gibi, tenkidimiz güreşe de değil, davula da. Sadece saatlerce dumbur-dumbur davul çaldırıp, adına da Kutlu Doğum Haftası Programı denilmesinedir...

Şöyle bir itiraz da gelebilir:

Güreşe karşı olmadığınızı söylüyorsunuz. Halbuki, güreş yapılırken davul çalınmasının âdet olduğunu siz de bilirsiniz. Peki bunun neresi yanlış?
Efendim buna, Kutlu Doğum Programı demek yanlış! çünkü, Hazreti Rasûlullah’ın davulla zurnayla alâkası olamaz ve Peygamberimiz (s.a.v.) davul ile anılamaz… Yanlışlık burada…

Saz-caz, trampet, davul-zurna ve orkestrayla, sevgili Peygamberimiz’i ayırmamız şart…

Müslümanlar, Kutlu Doğum’dan, Peygamberimiz’in doğumunu anlar ve böyle programlara da Peygamberimiz hakkında bilgi edinmek için katılırlar. öyleyse, bu programlar bu çerçevede yapılmalıdır.
“Kutlu Doğum Haftası dedik ama, programı da açıkça yazdık; isteyen gelir istemeyen gelmez” denilmesin lütfen. çünkü, böyle bir programı başkasının yapmasıyla müftülüğün ve müftülerin gerçekleştirmesi arasında çok fark var. Dinî meselelerde, Müslümanların ilk müracaat yeri ve inandığı makam müftülüklerimizdir.

Müftülük makamı, gümbür-gümbür davul çalınan bir program yapmış, adına da Kutlu Doğum demişse, Müslümanlar yanılıp “Demek ki Peygamberimiz böyle anılıyormuş” demezler mi?

Değerli okuyucular! Bu hususları konuşmak için İzmir Müftülüğü’nü aradım. Sayın Müftümüz meşgulmüş, görüşemedim. Tertip Komitesi'nden Müftü Yardımcısı Mehmet Gündoğmuş’u bağladılar. Davul ve Kutlu Doğum ilişkisini ona sordum ise de açık bir izah alamadım; bu meseleyi Sayın Müftümüzle görüşmem gerektiğini söyledi. Kapatıp tekrar arayın dedi. Defalarca aradım. Ama müftülüğün telesekreteri devamlı “Aradığınız numara cevap vermiyor” diyordu. Artık kendimi mazur gördüm ve bu yazıyı yazdım...

Ali EREN-2008-03-27
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
müteallim
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4725



WWW
« Yanıtla #21 : Nisan 23, 2009, 12:32:33 am »


kusura bakmayin amma ben bu kutlu dogum haftasi isminde kutlanmaya calisilan programlarda o büyük rasülün ruhunu cok amma cok üzecek haller müsahede ediyorum.

1.Rasülüllahin dogum günlerine rast gelmemekle tarih carpitmasi.
2.kutlu doogum haftasi demekle sünnete uymayan adetlerle sünneti baltalama
3.daha neler neler bekleyelim görelim.
Moderatöre Bildir   Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
osmanli
Moderatör
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3308



WWW
« Yanıtla #22 : Nisan 23, 2009, 12:57:38 am »


bunlar tahminim Rasülün Sünnetini islemiyorlarki  Mubarek dogum gününü Sünnete layik ilahilerle mevlütlerle ihya etseler
Moderatöre Bildir   Logged

Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.
O'nun(sav) yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle
azizistanbul
araştırmacı
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 358

Avatar Yok


« Yanıtla #23 : Nisan 23, 2009, 11:11:20 am »


mevlüt kandili unutturulmak isteniyor
Moderatöre Bildir   Logged
Fatihan
Administrator
popüler yazar
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6264


Milimi milimine Ehli sünnet...


WWW
« Yanıtla #24 : Nisan 28, 2009, 06:54:08 am »


Yapılan etkinlikler ibadet mi eğlence mi?

Bazı dikkatli okuyucularımız, “Kutlu Doğum Haftası”nda, hafta ile ilgili yazı yazmadığımı fark edip, bunun sebebini sormaktadırlar. Evet, bu değerli okuyucularımızın tesbitleri doğru. Sebebine geçmeden önce, şu gazete haberine bir göz atalım:
“İstanbul Müftülüğü’ne bağlı Tasavvuf Kadın Korosu, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle CRR’de konser verdi. İstanbul Müftülüğü Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu şefi Ayşenur Pekel İstanbul Müftülüğü Tasavvuf Kadın Korosu halktan yoğun ilgi gördü. Konsere gelen birçok izleyici konser bitene kadar salonu terk etmedi. İzleyiciler kadın korosunun seslendirdiği ilahilere hep bir ağızdan eşlik etti. İstanbul’da vaize ve Kur’an kursu öğretmeni olarak çalışan 50 kadın din görevlisi, şef Ayşenur Pekel yönetiminde Sevdim Seni, Canım Kurban Olsun Senin Yoluna gibi Peygamber Efendimiz’i anlatan naatları seslendirdiler...”
Diyanet İşleri Başkanlığı Korosu da, değişik şehirlerde faaliyetini icra etti. Sadece Diyanet değil, birçok dini kuruluşlar ve cemaatler de, konserlerle bu kutlamaya (ve kandil günlerine) destek vermektedirler. Şimdi bu etkinlikler, ibadet kapsamında mı, eğlence kapsamında mı değerlendirilecek, yoksa her ikisi mi? Hiçbirine sokulamayacağı açıktır.

Eski Köye Yeni Adet
Bizi yıllardır takip edenler iyi bilirler; biz, sünnetlere sıkı bir şekilde sarıldığımız gibi, bid’atlerden yani dinde olmayıp sonradan ibadet olarak ortaya atılan şeylerden de şiddetle kaçınan bir yayın politikası takip ediyoruz. İyi niyetle de olsa-bid’atler genelde iyi niyetle yapılır-yapılan bu yeni kutlama, geçmişte örneği olmayan bir uygulamadır: Şöyle ki:

1- Dinimizde dini kutlamalar, mübarek gün ve geceler, bayramlar hep hicri yıla göredir. Asırlardır Resulullah Efendimizin doğumu hicri yıla göre yani, Rebiülevvel ayının 11. gününü 12. güne bağlayan gecede yapılmıştır. İlk defa miladi yıla göre kutlama, “Kutlu Doğum Haftası’ ile başlatılmıştır. Pek çok kimse haklı olarak, eski köye yeni âdet neyin nesi diye soruyor!

2- Buna rağmen eğer, Kutlu Doğum Haftası, miladi yıla göre yapılacaksa, bu kutlamaların hiç olmazsa Resulullahı anmanın şanına uygun bir şekilde olması lazım gelmez mi? Peygamberimizi övmek ibadet olduğuna göre, kutlamaların ibadet sınırları içinde olması gerekir. Müzik Korosu ile konser verilerek, tiyatro gösterileri sergilenerek, Nasreddin Hoca’dan fıkralar anlatılarak, davullu zurnalı, mehter ve folklor gösterileri yaparak Resulullah efendimizin doğumunu kutlamayı dinin neresine sığdıracağız?
Gün gelir; madem ki konser caiz, o zaman bu işi cami içinde yapalım, denirse camiler kiliseye çevrilirse ne olacak! Yoksa bunlar, dinlerarası hoşgörü, ortak faaliyetler, dinlerin biribirine yaklaşması kapsamında mı mütalaa ediliyor!

Mevlid Kandili Gölgede Kaldı
3- Dikkati çeken başka bir husus da; gerçek doğum günü olan Mevlid Kandili kutlamaları; kandil gecesi mevlid okutmak, Cuma hutbelerinde ve vaazlarda bahsetmekle sınırlı iken; Kutlu Doğum’un, bir hafta süre ile, Mevlid Kandili programı ile mukayese edilemeyecek zenginlikte kutlanmasıdır. Bu uygulama ister istemez insanın aklına şu endişeyi getiriyor: Ya zamanla, gerçek doğum günü olan, Mevlit Kandili unutulur, bunun yerini Kutlu Doğum Haftası alırsa ne olacak? Yoksa maksat bu mu?

4- Bu konuda şöyle bir orta yol bulunabilir: Ya bu, Kutlu Doğum Haftası, hicri yıla göre olan doğum gününü yani mevlid kandilini içine alacak şekilde yapılır, ya da, Miladi doğum gününe denk gelmeyecek bir haftada, doğum günü değil de “Anma Haftası“ şeklinde düzenlenir. Bu da, konserli, eğlenceli değil, Resulullahın şanına yakışır, onun güzel ahlakını, faziletlerini anlatan bir anma programı ile yapılır. Böylece kimsenin kafası da karışmamış olur. Hem de yapılan iş dine uygun olur!

Mehmet Oruç-28 Nisan 2009 Salı
Moderatöre Bildir   Logged

'Ene, ene, ene' diyen kaybetti!

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
www.evlilikmektebi.com
ihvan
popüler yazar
******
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1677



« Yanıtla #25 : Nisan 28, 2009, 10:55:12 am »


hakkıyla kutlamak ,layıkıyla karşılamak,en güzeli.buda gidilen yol cizgisine bağlı.insanlar gittikleri yolda ne görüyorsa öyle kabu ediyor.şükürler olsun.davullu zurnalı kutlamalardan uzağız.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlgili Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
T.M.N ****E.R İnsanı kendine getiren güzel bir eser TAVSİYE KİTAPLAR antisiyonist 0 461 Son Mesaj Aralık 11, 2004, 10:37:30 pm
Gönderen: antisiyonist
Çanakkale hakkında güzel bir eser.... TAVSİYE KİTAPLAR ethem92 0 603 Son Mesaj Eylül 16, 2006, 05:35:28 pm
Gönderen: ethem92
Mükemmel bir eser TAVSİYE KİTAPLAR Gülüşü yaralı 4 929 Son Mesaj Ekim 30, 2008, 04:55:32 pm
Gönderen: Gülüşü yaralı
Bir Rüzgar Eser EDEBİYAT Aslıhal 0 560 Son Mesaj Haziran 17, 2008, 06:15:46 pm
Gönderen: Aslıhal
doğum tarihini girr..doğum gününe ait ilginç bilgilerr MİZAH KÖŞEMİZ duha 6 420 Son Mesaj Ağustos 11, 2009, 12:59:50 am
Gönderen: hizmetci
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks


XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM