|
muallim
|
 |
« : Mart 05, 2004, 11:36:04 am » |
|
UTANSIN
Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk; Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın! Necip Fazıl Kısakürek
BEKLENEN Ne hasta bekler sabahi, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir gunahi, Seni bekledigim kadar.
Geçti istemem gelmeni, Yoklugunda buldum seni; Birak vehmimde golgeni, Gelme, artik neye yarar?
Necip Fazıl Kısakürek
|
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz." [Hucurat Suresi 10]
|
|
|
bayrahmi
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 1
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 07, 2004, 07:52:44 pm » |
|
bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye bir de o kahreden gurbet
sensayki ben hiç ağlamadım hiç ateşe tutmadım yüreğimi geceleri koynuma almadım ihaneti ve sayki bütün şiirler gözlerini bütün şarkılar saçlarını söylemedi hele nihavent hele buselik hiç gitmedi fikrimden ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın içimin nehirlerinden
evet yangın evet salaş yalvarmaların korkusunda talan evet kaybetmenin o zehirli buğusu evet nisyan evet kahrolmuş sayfaların arasında adın bu sevda biraz nadan biraz da hıçkırık tadı pencere önü menevşelerinde her akşam
|
|
|
|
|
apotyson
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 6
|
 |
« Yanıtla #2 : Mart 30, 2004, 10:11:12 am » |
|
Kıyamete kadar yıkılmaz çatı;kabir ha doksanbir olmuş evlerin katı,Ha bir karanlık,deştikce dipsiz karanlık..Düş'ün! Olanca gerçeği işte,bir anlık düşün! tükür bu hayatın irin yuzune!tukur Gam yeme çıkmak var yolun düzüne, Şükür..........
N.F.K
|
u takdirde şan Allah'a aittir , benim olan ise sadece günahlarımdır...
|
|
|
Musab
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 15
|
 |
« Yanıtla #3 : Nisan 07, 2004, 01:37:34 pm » |
|
Son gün olmasın dostum ; çelengim , top arabam, Alıp beni götürsün , yam dört inanmış adam
|
e birgün Senden 14 asır sonra Sana adanmış bir yürek oldum Kabul et Efendim...
|
|
|
EbRûFeRaH
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 6
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 09, 2004, 12:58:16 am » |
|
Serseri
Yeryüzünde yalnız benim serseri Yeryüzünde yalnız ben derbederim Herkesin dünyada varsa bir yeri Ben de bütün dünya benimdir derim
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı Aradım bir ömür arkadaşımı Ölsem dikecek yok mezar taşımı Halime ben bile hayret ederim
Gönlüm ne dertlidir ne de bahtiyar Ne kendisine yar ne kimseye yar Bir rüya uğrunda ben diyar diyar Gölgemin peşinden yürür giderim...
Necip Fazıl Kısakürek
|
en sevgimi avuç içinde yetişen kır çiçeği ğibi değil kurşun yarası ğibi kalbimde taşırım...
|
|
|
tuhana
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 5
|
 |
« Yanıtla #5 : Nisan 09, 2004, 01:59:54 am » |
|
Azdırma, rahat bırak, içimdeki deliyi; Bana sorma, benim de bilmediğim gizliyi!..
|
b]Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer... [/b]
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 21, 2004, 02:56:31 pm » |
|
HAYAT MAYAT
Hayat, mayat diyorlar Benim gözüm mayat'ta Hayatın eksiği var Hayat eksik hayatta, Takınsam, Kanat, manat Kuş muş olsam seğirtsem Bomboş vatana inat Manata doğru gitsem
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 21, 2004, 02:57:54 pm » |
|
YUNUS EMRE
Kaç mevsim bekleyim daha kapında, Ayağımda zincir, boynumda kement? Beni de, piştiğin belâ kabında, O kadar kaynat ki, buhara benzet!
Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar, Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar; Veriyor, ayrılık dolu semalar, İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan; Geleyim, izine doğru arkandan; Bırakmam, tutmuşum artık yakandan, Medet ey dervişim, Yunus'um medet!
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #8 : Haziran 21, 2004, 02:59:32 pm » |
|
OTEL ODALARI
Bir merhamettir yanan, daracık odaların, İsli lâmbalarında, isli lâmbalarında.
Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış, Küflü aynalarında, küflü aynalarında.
Atılan elbiseler, boğazlanmış bir adam, Kırık masalarında, kırık masalarında.
Bir sırrı sürüklüyor, terlikler tıpır tıpır, İzbe sofalarında, izbe sofalarında.
Atıyor sızıların, çıplak duvarda nabzı, Çivi yaralarında, çivi yaralarında.
Kulak verin ki, zaman, tahtayı kemiriyor, Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın, âşinasız, sessiz, can verenlere, Otel odalarında, otel odalarında!...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #9 : Haziran 21, 2004, 03:00:28 pm » |
|
TABUT
Tahtadan yapılmış bir uzun kutu; Baş tarafı geniş, ayak ucu dar. Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu, Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi, Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış. Sanki bir taş bebek kutuda gibi, Hayalim, içinde uzanmış kalmış.
Cılız vücuduma tam görünse de, İçim, bu dar yere sığılmaz diyor. Geride kalanlar hep dövünse de, İnsan birer birer yine giriyor.
Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! Tabut değildir bu, bir tahta kundak. Bu ağır hediye kime gidecek, Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #10 : Haziran 21, 2004, 03:01:15 pm » |
|
ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp eline, Kara hülyalara dal anneciğim! O titrek kalbini bahtın yeline, Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, Gecenin ardında yine gece var; Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin, Kanadın yayılmış, çırpınmak için; Bu kış yolculuk var, diyorsa için, Beni de beraber al anneciğim!...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #11 : Haziran 21, 2004, 03:01:39 pm » |
|
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #12 : Haziran 21, 2004, 03:02:11 pm » |
|
SAYIKLAMA
Kedim, ayak ucuma büzülmüş, uyumakta; İplik iplik sarıyor sükûtu bir yumakta, Hırıl hırıl, Hırıl hırıl...
Bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece, Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cüce, Fırıl fırıl, Fırıl fırıl...
Söndürün lâmbaları, uzaklara gideyim; Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim, Pırıl pırıl, Pırıl pırıl...
Sussun, sussun, uzakta ölümüme ağlayan; Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan, Şırıl şırıl, Şırıl şırıl...
Ne olurdu, bir kadın, elleri avucumda, Bahsetse yaşamanın tadından başucumda, Mırıl mırıl, Mırıl mırıl...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #13 : Haziran 21, 2004, 03:03:57 pm » |
|
DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE
Al eline bir değnek, Tırman dağlara, söyle! Şehir farksız olsun tek, Mukavvadan bir köyle.
Uzasan, göğe ersen, Cücesin şehirde sen; Bir dev olmak istersen, Dağlarda şarkı söyle!
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #14 : Haziran 21, 2004, 03:05:54 pm » |
|
BU DÜNYA
Bu dünya bir tamam'dan eksiklikler âlemi; Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #15 : Haziran 21, 2004, 03:06:51 pm » |
|
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #16 : Haziran 21, 2004, 03:07:36 pm » |
|
AŞK VE KORKU
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde, Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #17 : Haziran 21, 2004, 03:08:55 pm » |
|
FEZA PİLOTU
Yirminci yüzyılın ablak yüzlü pilotu Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu ?
Bir odun parçasına at diye binen çocuk Başında çelik kulaf, sırtında plastik gocuk.
Uzakları yenmiş Fatih edasındasın| Dipsizliğin dibini bulmak sevdasındasın...
Allah'a dil çıkarır gibi küstah bir yarış... Farkında değilsin ki, Ay Dünya'ya bir karış.
Fezada milyarlarca ışık, yol, mesafe; Seninki, saniyelik zafer, ilmi hurafe.
Kavanozda, kendini deryada sanan balık; Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;
Fezada 'Allah diye bir şey yok' iddiası Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü'minin duası;
Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler; Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.
Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza; Kalptedir, olumsuzluk kefili kutsi imza.
Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not; Bizdedir ve bizdedir Arş'a giden astronot,
Ve mekandan arınmış ve zamandan ilerde, Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.
Bizimkiler ışığa gem vururda binerler; Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler..
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #18 : Haziran 21, 2004, 03:09:41 pm » |
|
KARACAAHMET
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık; Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz; Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm; Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar; Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden, Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar, Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #19 : Haziran 21, 2004, 03:11:14 pm » |
|
DAYAN KALBİM
Seni dağladılar, değil mi kalbim, Her yanın, içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim; Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.
Sensin gökten gelen oklara hedef; Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #20 : Haziran 21, 2004, 03:11:57 pm » |
|
ANNEME MEKTUP
Ben bu gurbete ile düştüm düşeli, Her gün biraz daha süzülmekteyim. Her gece, içinde mermer döşeli, Bir soğuk yatakta büzülmekteyim. Böylece bir lâhza kaldığım zaman, Geceyi koynuma aldığım zaman, Gözlerim kapanıp daldığım zaman, Yeniden yollara düzülmekteyim. Son günüm yaklaştı görünesiye, Kalmadı bir adım yol ileriye; Yüzünü görmeden ölürsem diye, Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #21 : Haziran 21, 2004, 03:13:45 pm » |
|
CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.
İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım...
İstanbul, İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul! İlle Istanbul'da bul!
İstanbul, İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...
Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak.
İstanbul, İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul, İstanbul...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #22 : Haziran 21, 2004, 03:15:57 pm » |
|
TAM OTUZ YIL
Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #23 : Haziran 21, 2004, 03:17:11 pm » |
|
GÖLGELER
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere; Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #24 : Haziran 21, 2004, 03:18:28 pm » |
|
YAR O Kİ
Falan, dağın ardında; Seslen, seslen, işitmez Filan toprak altında; Göz yaşları diriltmez
Neye vardın, vardın da? Ufuk varmakla bitmez. Bir şey göster kadında, Tılsımını eskitmez
Yar o ki, hep yadında; Eskimez ve eskitmez. Muradı muradında, Seni bırakıp gitmez
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #25 : Haziran 21, 2004, 03:19:35 pm » |
|
MUHASEBE ..
Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! Sadece beyni zonklayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Babialide! Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası! Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, güya ulvi hastalık; Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem; Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!! Sen cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle; Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç! Genç adam, al silahı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenın başı, Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı en yırtıcı hayvanın pencesinden, Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına; Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi? Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen, İçimde homurtular, inanma diye gülen...
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe! Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem! Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve aşıkları, Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim; Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş! Koku iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım! Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde? Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak! Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;
Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal. Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
Yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin; Allah kuluna hakim, kulları heykellerin!
Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta; Lafını çok dinledik, şimdi iş inkilapta!
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni! Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak! Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #26 : Haziran 21, 2004, 03:21:01 pm » |
|
OLMAZ MI?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam; Sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam; Geçip de aynaya,soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben,bütüne hasret; Zaman döne dursun,o güne hasret; Ruhumsa zamanın üstüne hasret; Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
|
mice
|
 |
« Yanıtla #27 : Haziran 21, 2004, 03:23:37 pm » |
|
AKIL
Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..
|
Yazıkki yine akşam oldu biz yine yalnız kaldık. Bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık.
|
|
|
gamame
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #28 : Temmuz 06, 2004, 12:38:32 pm » |
|
KALDIRIMLAR
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık. Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
|
Ağaca Yaslanma Çürür; İnsana Yaslanma ÖLÜR!!!
|
|
|
|
telecafe
|
 |
« Yanıtla #29 : Kasım 22, 2006, 07:19:30 pm » |
|
Aman Efendim Aman...!
aman efendim aman galiba ahir zaman manzarası yurdumun tufan gününden yaman göz görmez aydınlıkta asümandedek duman yer dumanmış ne çıkar duman dolu asüman türk evi delik deşik yıkık dökük hanüman duraksız itiş kakış süresiz karman- çorman anne çocuk doğurur köpek soyundan azman beyinler zıpzıp kadar mideler koskocaman aziz fikir buğdayı katıra mahsus saman boş laf, hep dalga dalga uçsuz bucaksız umman hayvanlık orkestrası eşek birinci keman orman keleş, nebat kel nebat adamlar orman midelerde ihracat günde beş milyon batman milli servet matbaa bilmem kaç milyar harman yangın evinde satranç plan, reform ve uzman tam birbuçuk asırdır maymunlardan eleman bizdeki hale nispet maymun taklitten pişman hangi yol türke uygun, hangi parti tercüman? çıkamaz meydanlara camide mahpus iman silah küfrün belinde küfrün elinde ferman cehle sorarsan, ilim zehre sorarsan, derman rahmet meçhul kelime bilinmez isim Rahman kutsal kitaptır fuhuş ahlak, okunmaz roman tarih kontra gerçeğe hürriyet hakka düşman millete kastedenin ismi milli kahraman yere batsın bu dünya bu dünyadan hayr uman! genç adam at yorganı sana haram uyuman Aman, efendim aman! Efendim, aman.. aman..!
Necip Fazıl Kısakürek
|
|
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #30 : Kasım 26, 2006, 07:18:03 am » |
|
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal. Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan; Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında halâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu’nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!.. Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #31 : Kasım 26, 2006, 07:18:46 am » |
|
Bende sıklet, sende letafet… Allah’ım affet!
Lâtiften af bekler kesafet… Allah’ım affet!
Etten ve kemikten kıyafet… Allah’ım affet!
Şanındır fakire ziyafet… Allah’ım affet!
Âcize imdadın şerafet… Allah’ım affet!
Sen mutlatsın, bense izafet! Allah’ım affet!
Ey kudret, ey rahmet, ey re’fet! Allah’ım affet!
Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #32 : Kasım 26, 2006, 07:19:21 am » |
|
Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar. Gir de bak bir ülkeme: Başsız başsız adamlar…
Ağlayın, su yükselsin! Belki kurtulur gemi. Anne, seccaden gelsin; Bize dua et, emi!
Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #33 : Kasım 26, 2006, 07:19:58 am » |
|
Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde…
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı
Ateşten zehrini tattım bu okun, Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı
Bir bardak su gibi çalkandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al sana rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye
Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Mekânı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kainat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe, Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
Bir fikir ki sıcak yarada kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selam sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci kat gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, kaatillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak.
Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle…
Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateş de, cımbız da yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence.
Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık.
Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehir kıymık gibi, beynimde.
Lügat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar söyleyin bana, ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
Açıl susam, açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mavera dede. Yandı sırça saray, ilahi yapı, Binbir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. İçiçe mimari, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!
Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu.
Kaçır beni ahenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.
Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte Samanyolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak…
Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #34 : Kasım 26, 2006, 07:20:47 am » |
|
Uyan yârim, uyan, söndü yıldızlar, Gün karşı tepeden doğmak üzredir. Her sabah güneşi seyreden kızlar, Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yârim, sesler geldi derinden, Karanlık oynadı, koptu yerinden; İlk ışık, kapının eşiklerinden, Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık, baygın gözlerimi aldı aydınlık, İçimde tıkandı, kaldı aydınlık, Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
akinci1453
Yeni üye
Offline
Mesaj Sayısı: 19
|
 |
« Yanıtla #35 : Kasım 26, 2006, 07:21:18 am » |
|
Yolculuk, her zaman düşündüm onu; İçimde bu azgın davet ne demek? Oraya, nerdeyse güneşin sonu, Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.
Altımdan kaydırdı bir el minderi; Herkes yatağında, ben ayaktayım. Bir gece, rüyada gördüğüm yeri, Gözlerim yumulu, aramaktayım.
Beni çağırmakta yabancı dostlar; Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız. Eski evde, şimdi bir başka ev var: Avlusu karanlık, suları tadsız.
Her akşam, aynı yer, aynı saatta, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!
Başım, artık onu taşımak ne zor! Başım, günden güne kayıtsız bana. Dalında bir yaprak gibi dönüyor, Acı rüzgarların çektiği yana…
Necip Fazıl Kısakürek
|
Arz'u istikbal ile binbir hayale daldım nice adım adadım faninin yollarına yorgunluktan düşünce anladım ki muradım bir can feda etmekmiş Baki'nin kollarına
|
|
|
sessizliğim
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 136
|
 |
« Yanıtla #36 : Nisan 18, 2009, 04:32:43 pm » |
|
VİSAL
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş;
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş...
Perde perde verâar, ışık başka, nur başka;
Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka.
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi?
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı âlemde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!
Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum!
Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli?
Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli?
Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır;
Belki de benliğinden kaçabilene hazır.
Hâtıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül!
Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!
O visal, can sendeyken canını etmek feda;
Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda
|
İnsan yaklaştığınca yaklaştığından ayrı, Belli ki yakınımız yoktur Allah’tan gayrı.
|
|
|
duanur
duanur
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 180
GÜNEŞİN NE İSE DÜNYAN ONUN ETRAFIDA DÖNER...
|
 |
« Yanıtla #37 : Nisan 18, 2009, 04:43:05 pm » |
|
SAÇLARIN
Saçların omuzlarından aksın Mermer üzerinden geçen su gibi İçinde ezgin bir his duyacaksın Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi
Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer Gözünün değdiği yere gül düşer Sonunda sana da bir gönül düşer Gönlümün şimdiki duygusu gibi
Dillerde dökülüp sayılır saçın Sıcak nefeslerle bayılır saçın Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın Kararan gözlerin buğusu gibi
NECİP FAZIL KISAKÜREK
|
NE EDERSİN KENDİNE EDERSİN KENDİ KENDİNE...
|
|
|
|
lalegül
|
 |
« Yanıtla #38 : Nisan 20, 2009, 04:01:03 pm » |
|
O'NUN ÜMMETİNDEN OL !
Beri gel, serseri yol ! O'nun Ümmetinden ol ! Sel sel kümelerle dol ! O'nun Ümmetinden ol !
Sen, hiçliğe bakan yön ! Hep sıfır, arka ve ön ! Dosdoğru Kâbe'ye dön ! O'nun Ümmetinden ol !
Gel dünya, mundar kafes ! Gel, gırtlakta son nefes ! Gel, Arşı arayan ses ! O'nun Ümmetinden ol !
Solmaz, solmaz; bu bir renk... Ölmez, ölmez; bir ahenk... İnsanlık; hevenk hevenk, O'nun Ümmetinden ol !
Necip Fazıl Kısakürek
|
Şu rahmete bakın ki, insanlar bütün azalarıyla günah işlerken, sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.
Aziz Mahmud Hüdai (k.s)
|
|
|
Hulûs-i kalb
aktif okur

Offline
Mesaj Sayısı: 213
|
 |
« Yanıtla #39 : Temmuz 19, 2009, 02:44:14 am » |
|
BAYRAM
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!..
|
ISLAMI KURTARMAYA DEGIL; ISLAMLA KURTULMAYA CALISALIM...
|
|
|
|