DÜŞÜNCE AKIŞINI ETKİLEMELİSİNİZ
Düşünce Akışını Etkileme Tekniği
Düşünceleri İnşa Edin
Konuşmada başvurulacak bir kısım tutumlar düşüncelerin daha güçlü hale gelmesine
yol açar. Dinleyici fikrin
doğruluğunu sorgularken kendi zihninde var olan diğer düşüncelerle
karşılaştırır. Fikrinizin galip gelmesi için
dinleyenin düşünce kaynaklarından “daha güçlü” ve “daha çok sayıda kaynağa”
dayanması gerekir. Bir diğer deyişle
insanlar düşünceleri değerlendirirken, bu düşünceler hakkında;
- Otoritelere dayanmakta mı dırlar ?
- Ne kadar sayıda otoriteye dayanmaktadır?
- Bu otoriteler ne ölçüde güvenilirdirler?
-Söyleyen kişi bir otorite imajı vermekte midir?
- Ne kadar sayıda ek fikirler aynı noktaya işaret etmektedir?
- Fikirler ne kadar mantıklıdır?
- Bunlar dinleyenin İnançlarıyla ne ölçüde uyuşmaktadır?
gibi sorulan sorular ve bu sorulardan alınacak cevaplara göre kararlarını
verirler. Dinleyiciyi aklen etkileyebilmek,
onun aklına girmek ve ona kullanacağı yeni malzemeler vermekle mümkündür. Bu
bölümde aklı en hızlı etkilemeye
destek olacak faktörler üzerinde duracağız.
Fikirlerinizi Mal edin :
Önemli olan bir fikri sizin üretmiş olmanız mı, yoksa onun daha çok kişi
tarafından sahiplenilmesi mi ? eğer ikincisiyle
doğrudan yargıları vermekten- özellikle konuşma başlarında- çekinin. Bunun
yerine sizi belli bir fikre götüren
nedenleri sıralayın ve dinleyenlerin aynı fikre gelmesini beklemek üzere onları
serbest bırakın. Şu iki örneğe
bakalım;
a) “Kobra yılanları çok tehlikeli ve zehirlidir. İnsanlara çok büyük zarar
verebilirler. Bu yüzden kobra yılanından
kaçmalıyız.” b) “Kobra yılanlarının dişlerindeki zehir 100 kişiyi öldürmeye
yeter. Bu yılanların ağızları o kadar
büyüyebiliyor ki bir kuzuyu bile yutabilirler. Bu yüzden kobra yılanından
kaçmalıyız.”
Bu iki ifade biçiminin ikincisinin daha etkili olduğunu görüyorsunuz. Burada
altı çizili son cümleleri siz söylemeseniz
bile dinleyici o düşünceyi üretecektir. Bir başka örnek;
a) “Değerli dinleyenler! bildiğiniz atom korkunç bir kuvvete sahiptir. Eğer bu
kuvveti açığa çıkarabilsek bu güç büyük
işler yapabilir. Dolayısıyla atom gücünü kullanırken çok dikkatli olmalıyız.”
b) “Değerli dinleyenler Atom’un ne kadar büyük bir kuvvet taşıdığını düşündünüz
mü ? Kalemle bir kağıda ‘atom’
kelimesini yazın. Eğer o yazının mürekkebini oluşturan atomları
parçalayabilseydik ortaya büyük bir enerji çıkardı.
Bu enerjiyle 10 tonluk bir kamyonu 1 km. havaya fırlatabilirdik. Dolayısıyla
atom gücünü kullanırken çok dikkatli
olmalıyız.
Ana Fikirden Sapmayın ;
Konuşmaya kalktığınızda tüm mesajlarınızın birleştiği tek bir mesaj olmalıdır.
Ana fikir olan bu tek mesaj tüm
mesajlarla desteklenmelidir. Örneğin dinleyicilerinize güzel konuşma yeteneğinin
faydalarını anlatıyorsunuz. Bu
yeteneğin neler kazandıracağını sıralayacaksınız.
- toplum huzurunda kendine güven ve rahatlık
- sevilir bir ses tonuyla konuşma
- siyasi ilişkilerde yükselme vs. nedenler sıraladınız.
Eğer bunların arasına “Sözleriyle Dünya savaşlarına yol açabilecek kadar etkili
olabilmeyi” ekliyorsanız, ilgili fakat
ana fikre destek vermeyen bir söz söylersiniz. Eğer “güzel konuşma ile gurur ve
büyüklenme” arasında ilişki
kuruyorsanız kendinizi içten sabote edersiniz, kendinizle çelişirsiniz. Çünkü
güzel konuşmanın zayıf karakterli
insanları büyüklenmeye ve başkalarını küçük görmeye sevk etmesi mümkündür ama
sizin ana fikriniz bu olumsuz
yönü içermiyor. Eğer Amerika’da koyunların beslenme biçimleriyle şarkı sözleri
arasındaki ilişkiden söz ediyorsanız
bu defa söylediğinizin ana fikrinizle hiç ilgisi yoktur. Kısaca, her yeni
paragrafınız veya ifade kümeniz yeni, fakat
öncekine destek olan ifadelerden oluşmalıdır.
Destekleriniz mantıklı olsun ;
Ana fikrinizi desteklerken sürekli mantık kullanmak durumundasınız. Mantık
özellikle “sebep-sonuç” ilişkisinin
doğruluk derecesini arar. Doğruluk derecesi karşılıklı konuşmadığınız dinleyici
kitlesine % 100 bilimsel verilerle
anlatılamayacaktır. Dolaysıyla dinleyicinin bildiği veriler kullanılarak
benzetmeler yapılmak zorundadır. Dinleyicinin
bilmediği kavramlarla yürütülecek çok doğru bir mantık aslında mantıksızlık gibi
işleyebilir. Bu çerçevede aşağıdaki
örnekler üzerinde duralım. Bu örneklerde dinleyicilerin yabancı oldukları
bilgiler ve bunların dayandığı mantıklar
bildiklerinden hareketle anlatılmaya çalışılmaktadır:
a) “Zaman büyüyebilir. Aynı zaman içinde bazı insanların daha fazla iş yapması
mümkündür. Hatta ruhsal
yetenekleri gelişen insanlar bir günde örneğin 10 gün yaşayabilirler.
Rüyalarınızı düşünün. Aslında 10 saniye süren
bir rüyayı anlatmaya kalktığınızda 10 saniyede yaşadığınızın bir yıllık olay
olduğunu görürsünüz.
b) “Biliyor musunuz insanlar güçlerini çok küçümsüyorlar. Aslında bazen bir
insanın tek bir el hareketiyle tüm dünya
değişebilir. Bir teraziyi düşünün ki iki kefesinde eşit ağırlıkta birer dağ
vardır. Bir kefeye dokunursunuz ve tüm denge
değişir, bu kadar basit. İnsan asla kendisine verilen gücü küçümsememeli.
c) “Bir hedefe ulaşmak mı istiyorsunuz. Odaklaşın dikkatinizi keskinleştirin. O
zaman hedefinize giderken her engeli
deler geçersiniz. Düşünün tahtayı keserken gücünüz ne kadar çok olursa olsun
keserinizin ağzının keskinliği çok
önemlidir. Jilet gibi kesen bir keserle parçalar geçersiniz. Ağzı düz bir
keserle ise tüm gücünüzle vursanız bile
parçalar kopmayabilir.
Otoritelere dayanın
Fikirlerinizi otoritelerle destekleyebilmelisiniz. İnsanların çoğu - günümüzde-
bilim adamlarına inanmaktadır. Bu
arada din adamları, kültür ve edebiyat önderleri ve bazen de siyasi liderler
toplumca otorite olarak kabul ediliyorlar.
Bu arada sosyal alanda çok fazla görülen şöhret sahibi herkes hayranları gözünde
birer önemli otoritedir. Otoriteler,
şahıslar dışında kitaplar veya çeşitli önemli tüzel kişilikler; kurum veya
kuruluşlar olabilir. Örneğin bir Müslüman için
Kur’an en büyük otoritedir. Konuşmalarınızda bu otoritelerin sizinle aynı olan
fikirleri size güç verecektir. Ancak
muhatap kitlelinize bakarken hangi otoriteye dayanacağınızı iyi seçmelisiniz.
Zira sizin otorite olduğunu sandığınız
kişi, varlık veya kurum karşınızdaki dinleyicinin nefretini kazanmış bir varlık
da olabilir. Aşağıdaki örneklere bakalım;
a) “Başarının sırrının zekadan değil çok çalışmaktan geçtiğini artık görmeliyiz.
200’ün üzerinde buluşa imza atan
elektriğin buluşçusu Edison başarının % 1’nin zekadan % 99’nun da çalışmaktan
kaynaklandığını söylüyor.”
b) “Güneş doğduktan sonra uyumaya devam etmek ne büyük zarar. Bilim Teknik
Dergisinde okumuştum. Sabah
uyandıktan sonra uyumaya devam etmek zeka gerilemesine yol açıyormuş. Daha da
önemlisi, gündüzün başında ve
sonunda uyunacak uykunun aklın azalmasına yol açtığını 14 asır önce
Peygamberimizin de söylediğini biliyor
muydunuz ?
Örneklere başvurun ;
Örnekler ileri sürülen fikirlerin somut yansımalarıdır. her alt fikir bir veya
daha fazla örneğe dayandırılabilir ve ileri
sürülebilecek örnek, fikrin somut yansımalarından herhangi biri olabilir. Örnek
bir önceki temel veya yardımcı fikrin
kapsamında olmak zorundadır. Örneklendirmekten amaç fikrin delillendirilmesi ve
somutlaştırılmasıdır. Şu örneklere
bakın;
a) “O insan hep güzel sözler söyler. (Örneğin)Bir defasında tüm topluluğa
çalışmasının önemini anlatıyordu.
(Örneğin)Onu bir keresinde heyecanla çocukları teşvik ederken gördüm vs.
b) “Bazı kuşların verdikleri sesler insanlara müzik gibi gelir. Örneğin bülbülün
bahçedeki ötüşü, kekliğin vadilerdeki
bağırışı harika bir senfoniyi andırır.”
Anlaşılır Anlatım Kullanın;
Amacınız anlaşılmak olduğuna göre edebi sanatlardan uzak durun (Bunun
istisnaları vardır.) Mecaz bazen çok
çarpıcıdır ama en büyük tehlikesi herkes tarafından farklı algılanabilmesidir.
Dili kullanma biçimimizin anlaşılırlık
derecemizi etkileyen çeşitli faktörleri vardır. Bu faktörleri aşağıda
sıralıyoruz:
- Bilinen kelimeleri kullanın; bir doktorun tıp terminolojisiyle
gerçekleştirdiği anlatımını ancak doktorlar anlayabilir.
Hukuk dergisinde hukuk terminolojisi kullanılarak yapılan anlatım genel halka
hitap etmez. Konuştuğunuz kişilerin
bildiklerini tahmin ettiğiniz kelime veya ibareleri kullanmanız çok önemlidir.
- Tam ilgili kelimeyi kullanın; kelimelerin kapsamları farklıdır. Her kültür ve
birey aynı kelimelere farlı anlamlar
verebilir. Örneğin: “Bizim gelip gittiğimiz, seviştiğimiz bir insandı “
derseniz, altı çizili kelimeniz nasıl anlaşılır.
“Sevişmek”, karşılıklı birbirini sevmek, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik,
muhabbet anlamına geldiği gibi başka
anlamlara da gelebilir. Burada önemli olan bazen sözlük anlamı da değil
dinleyicinin verdiği anlamdır.
Düşünceleri Canlandırın
Aktardığınız fikirlerin dinleyicilerin zihinlerine yerleşmesi son derece
önemlidir. İnsan beyni yeni bilgileri somut
olgulara çeviremezse, yani canlandıramazsa kavrayamaz. Her zihin aldığı mesajı
sürekli canlandırır, resme, sese,
kokuya, tada, dokunsal bilgiye çevirir ve kavrar. Konuşmacı bu konularda
dinleyiciye yardımcı olduğunda çok etkili
olacak, verdiği mesaj bir çırpıda zihinlerde yerleşecektir.
Biz dış dünyayı algı organlarımız vasıtasıyla algılıyoruz. Beş duyu organımızdan
aldığımız her mesaj hafızamızda
var olan benzerleriyle karşılaştırılması sonucunda benzerlik bulunduğunda
kavrama gerçekleşmiş olur. Bu süreç
yoğun bir zihin aktivitesi gerektirir. Dolaysıyla dinleyici bu yoğunluğun altına
girmek istemeyebilir veya istese de
sonuca çabucak ulaşamayabilir. Şu halde biz fikirleri ve bilgileri ne kadar
somutlaştırabilir ve canlı hale getirebilirsek
o kadar kapsamlı anlaşılır hale gelebileceğiz. Amerika Birleşik Devletlerinde
Richard Bandler tarafından geliştirilen
Sinir Dili Programlama Tekniği bu duyuların özellikle üçü üzerinde
odaklaşmaktadır. Düşünce ve kavrama
sürecimizde en fazla kullanılan bu üç duyu görme, işitme ve dokunma duyularıdır.
Ancak biz bunların yanı sıra koku
ve tat duyusuna da değineceğiz.
Görsel Canlandırma Yapınız:
Görsel canlandırma bilgiyi resme hatta filme çevirebilme ve bu resim veya filmi
tanımlayabilme yeteneğidir. Bu
tanımlama yapılırken resmin büyüklüğü, içindekilerin renkleri, resmin hareket
yönü gibi unsurlara değinilebilir. Görsel
canlandırmaya ilişkin teorik anlatımı kısa tutarak konuyu örnekler yoluyla
anlamayı tercih edelim ve aşağıdaki
örneklere bakalım:
a) “İnsan vücudunda binlerce kilometre uzunluğunda bir damar şebekesi
vardır.”--(daha görsel yapalım) “İnsan
vücudundaki damar ağları örümcek ağlarından çok daha karmaşıktır.”--(daha görsel
yapalım) “Vücudumuz o kadar
çok damarlarla kuşatılmıştır ki bu damarları uç uca getirip ip yapsaydık
Dünyanın etrafını üç defa sarabilirdi.”
b)”Atomun çekirdeği merkezinde bulunur. Bu çekirdeğin etrafında elektronlar
süratle dönerler. Aradaki mesafe ve
boşluk ise 10-15’tir.” (daha görsel yapalım) “Atomların merkezinde bulunan
çekirdek ile çevresinde dolaşan
elektronlar neye benzer biliyor musunuz? Dünya ve diğer gezegenleri bir atomun
elektronları olarak düşünse idik
Güneş bu atomun çekirdeği olurdu. Bu atomun elektronları ile çekirdeği arasında
mesafe ise Güneş ile en uzak
gezegen olan Plüton arasındaki mesafe olurdu.”
Görsel canlandırmada renkleri ve boyutları da kullanabiliriz.
Renk-- “Çocuğun yüzü kararmıştı”-- “Çocuğun yüzü kazan karı gibi simsiyah
olmuştu.”
Renk--İnanılmaz derecede güzel gülüyordu”-- “Tüm çiçeklere baksam, bembeyaz,
sapsarı, kıpkırmızı çiçeklere...
Onun gülüşündekine benzer bir güzelliği göremezdim.”
Boyut-- “Elleri çok büyüktü.”-- “Elleri bir fil kulağı gibi büyüktü.”
Boyut-- “Adamın boyu çok uzundu.”-- “Adam o kadar uzun boyluydu ki insanlara
bakarken sanki karıncalara
bakardı.”
İşitsel Canlandırma Yapınız:
İşitsel canlandırmada ses unsuru kullanılır. Sesin şiddeti, geliş yönü, yapısı
gibi unsurlar sesin canlandırılmasına
yardımcı olan faktörlerdir. Bu arada sesleri bilinen seslerle
ilişkilendirebildiğimiz ölçüde onları kavrayabilmekteyiz.
İnsanlar, kalın, ince, titrek, düz, dalgalı, şiddetli, zayıf,kesintili,
fısıltılı ses türlerini bilirler. Bu arada uzaktan, yakından
gelen, kulağının arkasından, burnunun ucundan gelen, yansıyan şeklinde de
sınıflandırmalar yapılabilir. Ayrıca
sesler daha önce duyulmuş bilinen seslerle ilişkilendirildiğinde gök gürültüsü,
aslan kükremesi, bomba patlaması gibi
somutlaştırmalar da oluşturulabilir. Aşağıdaki örneklere bakalım:
a) “Adamın sesi çok yavaş çıkıyordu--Adam sinek vızıltısı gibi konuşuyordu.”
b) “Öyle bağırdı ki hepimiz irkildik--Aslan gibi kükreyince hepimiz irkildik”
c) “Öyle gürültü yapıyorlardı ki uyuyamadım--sanki kulağımın arkasında davul
çalıyorlardı. Uyuyamadım.”
Dokunsal Canlandırma Yapınız:
Dokunsal canlandırmada dinleyicinin dokunma duyusuna hitap edilir. Bildiğimiz
dokunma duyuları arasında, kesici,
delici, batıcı, yakıcı, ısıtıcı, soğutucu, dondurucu, titreşimli, yapışkan,
emici, sert yumuşak, ağır, hafif, okşayıcı,
üfleyici gibi özellikler yer alabilir. Bu dokunsallık algılarına dayalı olarak
insanların zihinlerinde yerleşik somut duyular
vardır. Aşağıdaki örneklerde dokunsallık kullanımlarının kavrayışımızı nasıl
desteklediğine dikkat edelim:
a) “Elleri çok yumuşaktı.-- Elleri pamuk gibi yumuşaktı.”
b) “Burnum az kalsın soğuktan donacaktı.---Burnum soğuktan donup buz gibi
dağılacak sandım.”
c) “Adam işkence altında inliyordu.--Adam öylesine işkence çekiyordu ki sanki
etleri bıçakla lime lime doğranıyordu.”
Kokusal Canlandırma Yapınız:
Bu alanı nadiren kullanmayı tavsiye ediyoruz. zira insanların kokuları
değerlendirme biçimleri çok farklı olabilmekte,
birisinin sevdiği bir koku diğerini tiksindirebilmektedir. Yine de ortak olarak
paylaşılan belli başlı koku imajları vardır,
örneğin herkes çürük yumurtadan tiksinir. Kokular genellikle çiçeklere
dayanılır, gül, leylak, menekşe, zambak gibi
kokular bilinir. Bunlar keskin ve hafif olarak sınıflandırılabilirler. Bu arada
çeşitli kokuların yoğrulmasıyla üretilen
parfümleri ancak kullanıcıları veya onları sık sık koklamak durumunda olanlar
tanıyabilirler. Yine küf, bozulmuş et,
yemek, çürümüş bir beden gibi unsurlar çoğunlukla aynı veya benzer şekilde
tanınırlar. Kokuyu kullanırken
dinleyicilerin sizinle ortak düşündüğünden emin olmalısınız. Aşağıdaki örneklere
bakalım:
a) “Dişlerini temizlemeyen insan ağzında çürüyen yemek kırıntılarından nasıl
tiksinmez!”
b)Çok sigara içen insanı öpmek sigara küllüğünü yalamaktan beterdir.”
c)O çocuğun saçlarını koklarken tüm gülleri, zambakları hatta menekşeleri koklar
gibi oluyorum.”
Tatsal canlandırma Yapınız:
tat alma duyusu açısından insanların ortak yönleri azdır ama ortak yönleri
çoğunlukla keskindir. Bu duyu az
kullanılma imkanına sahiptir ama doğru kullanıldığında çok etkileyici olabilir.
İnsanlar acı, tatlı, eksi, tuzlu, mayhoş,
yakıcı gibi tatları bilir ve bunları az ve çok olmak üzere sınıflayabilir.
Ayrıca bu tat türlerini çeşitli yiyeceklerle
ilişkilendirebiliriz: Bal, biber, limon, tuz, erik... Bunların dışında tat
duyusunu psikolojik olarak etkileyen faktörler
vardır ki bunlar bizim etkili iletimimizde asıl kullanabileceğimiz faktörlerdir.
İnek etinin tadı ile köpek etinin tadı
arasında fazla bir fark olmadığı halde yemeye kalksanız dehşetli bir fark
görürdünüz. Hayvanların yediği yonca ile
semiz otu arasında fazla bir tat farkı olmadığı halde yonca yemeğe kalksanız
tiksinirsiniz.
Bu konuda en çarpıcı ve tek örneği Kur’an-ı Kerim’den verelim. Kur’an “gıybet”
etmenin ne kadar kötü bir davranış
olduğunu anlatırken tat alma duyumuzu kullanır. Ayette gıybet edenlere ondan
nefret ettirmek için şöyle denir:
“Ölmüş olan kardeşinizin etini yemeyi nasıl seversiniz?”
Takip Dikkatini Koruyun
Dinleyicilerinizin sunduğunuz düşünceleri kavramaları için öncelikle sizi
dinleyebilmelerini sağlamalısınız.
Araştırmalar 150 kelime/dakika hızla söz söyleyen bir konuşmacının sözlerinin
yaklaşık yarısının dinleyiciler
tarafından “dinlenmediğini” göstermektedir. Bu durum dinleyicinin dikkatinin
konuşma boyunca uyanık tutulmasının
çok önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü ancak dikkat korunursa söylenen
sözlerin fikir değeri ve anlamı dinleyici
kitle tarafından algılanabilecektir. Dikkatin korunmasının temel yolu
monotonluğun-tekdüzeliğin kırılmasından geçer.
Aşağıda kullanabileceğimiz örnek taktikler verilecektir.
Eylem Sorusu Sorun
Dinleyicileri beli bir davranışa hemen orada devam ettiğinizde ortama aktif
olarak katılmalarını sağlarsınız. Bu
durumda herkes herkesin aktif katıldığı bir ortamda ne söylediğinize özellikle
dikkat etmek zorunda kalırlar.
Örneğin topluluğunuza hitaben: “Acaba aramızda kaç kişi başarılı bir geleceği
hayal ediyor? Bu saygıdeğer
insanların ellerini görebilir miyim?... Aramızda kimler 30 yaşın
üzerindedir?.... Bugün ne konuşacağımı kaç kişi
merak ediyor?....” Bu tür sorulara herkes el kaldırarak cevap vermeyebilir ama
herkes dikkat kesilerek cevap verir.
Bir Nesne Gösterin
Dinleyicilere elinizde tuttuğunuz bir nesneyi gösterebilirsiniz. Salona dikkat
etmelerini veya kendilerini incelemelerini
isteyebilirsiniz. Bakışları ve dikkatleri sizin istediğiniz noktaya
yönelecektir.
Örneğin konuşma esnasında “Şu elimdeki saati görüyor musunuz?... Bu saat her bir
saniyesi önemli olan
zamanımızı sayıyor?... Şu elimdeki kağıtlara bakın! Bunlarda size anlatacağım
“başarının sırrı” yazıyor... Sevgiden
ve gönül birliğinden söz ediyorduk. Şurada bir araya gelen muhteşem topluluğa
bakın!”
Sorular Sorun
Konuşma esnasında soracağınız sorular dalgınlıkları yok eder. Sorular iki tip
olabilir: Bir yandan cevabını zaten
hemen ardından vereceğiniz konuyu soru halinde ifade edebilir ve
dinleyicilerinize yöneltebilirsiniz. Diğeri ise aşırı
ısrar etmemek şartıyla dinleyicilerden “bilgi” gerektiren herhangi bir sorunun
cevabını isteyebilirsiniz.
Örneğin Türkiye’de erozyon tehlikesi hakkında bilgi vereceksiniz “Değerli
dostlar” Türkiye’nin her yıl ne kadar
toprağını kaybettiğini biliyor musunuz? Her yıl erozyon nedeniyle Kıbrıs kadar
toprağımız denize akıyor? Kıbrıs için
az mı şehit vermiştik?... Dünya nüfusu hızla artıyor. Dünyanın en kalabalık
ülkesi hangisi biliyor musunuz
arkadaşlar?...”
Dinleyicilerinizi takip edin:
Dinleyicileri dikkatle izleyin. Konuşurken doğrudan dinleyicilere bakın,
gözlerinizin üzerlerinde dolaşmasına izin
verin. Topluluk üzerinde en küçük bir hareketi veya donukluğu fark edeceksiniz.
Dinleyenlerle ilgili dolduğunuz ve
onları takip ettiğiniz ölçüde onlar da sizinle ilgilidirler ve sizi takip
ederler. Onlara donuk bakarsanız size öyle
bakarlar. somurtursanız somurturlar, gökyüzüne bakarsanız gökyüzüne bakarlar.
Onların sizi takip etmelerini
istediğiniz kadar onları takip ediniz.
Anlattığınız Konuya İlgili Olun:
Konunuzu çok önemseyin. O sözü söylemek çok önemlidir. Önem canlılığınızı ve
dikkatini arttırır. Çok değerli bir
bilgi veriyorsunuz. Siz verdiğiniz bilgiyi ne kadar önemsiyorsanız o kadar
önemseme etkisi yayarsınız. Konuya
ilgisizseniz yüz hatlarınız donuktur. Duygularınız parlak yansımaz. ilgili olan
yüzde hatlar belirgin değişimlere uğrar.
Bunun bir diğer anlamı da heyecandır. Konunuza heyecanla ilgi duyduğunuzu
göstermelisiniz.
Ses Monotonluğunu Kırın
Konuşma bir müziktir: Hep aynı notaya dokunursanız bir süre sonra bıktırırsınız.
Notalar ve notaların zamanları
sürekli değişmeli ve bu değişim kişiye özel bir besteye dönüşmelidir. Sesin
kullanımındaki monotonluğu yok etmekte
kullabileceğiniz teknikler aşağıda belirtilecektir.
Vurguyu Yayınız:
Özellikle fark edilmesini istediğiniz kelimeleri yavaşlayarak, hece hece
vurgulayarak veya vurguyu yayarak
seslendiriniz. Örneğin: “Eminim, Tekrar ediyorum. ba--şa--ra--bi--li--riz!...
Zaaalim! Bu adam zaalim!... Oluuur hem de
öyle olur ki!..!”
Duraklar Oluşturunuz:
Çok önemli bir kelimeyi söylemeden önce ve sonra 3-7 saniye arasında ( süre
duruma göre değişebilir) kısa duraklar
oluşturun. Sözden önce sözü sabırsızlıkla beklercesine bilinçli ve kontrollü
susmanız dikkatlerin gelecek kelimeyi
beklemek üzere toparlanmasına, sözden sonra durmanız da söylediğinizin
zihinlerde tekrarlanmasına yol açar.
Dinleyiciye bu suretle “şu mesaj çok önemli” demiş olursunuz. Örneğin:
“Düşünmemekte ısrar ediyoruz....(dur)....
Ölüm var..(dur).. Öyleyse neden bu kısa hayat sermayesini tembelce ve faydasız
işlerle yok ediyoruz... Başarının
sırrını merak ediyor musunuz?.....(dur)... alın teri... (dur) Sadece çalışan
insanlar başarıyor ve daha çok çalışan daha
çok başarıyor.
Ses Tonunuzu Değiştiriniz:
Ses tonu yükselme alçalma arasında değişeme uğratılmalıdır. Duyulabilir olmak
şartıyla fısıltıya kadar inilebilir. Ton
yükseltildiğinde ise bağırma izlenimi oluşturulmamalıdır. Sürekli yüksek veya
sürekli alçak ton hem monotondur, hem
de rahatsız eder. Ancak ton değişimi her defasında dikkatleri üzerine çeker.
Örneğin: “(normal) Bu kadar üstün
insanlarız. Bunu biliyoruz. (alçalıyor) Ama şu halimize bakınız. Ya şu yardıma
muhtaç insanlar. Ya şu sokaklara
mahkum bıraktığımız insanlar.(yüksek) İşte bizi utandırması gereken bu. Kendi
varlığımıza ve onurumuza sahip
çıkmayışımız...”
Cümle Yapısını Değiştiriniz:
Aynı zaman kipinde, benzer yapıda veya eşit uzunlukta cümleler monotondur, can
sıkıcıdır ve dikkati dağıtırlar. Çok
iyi bir konuşmacı düz-devrik cümleleri uygun bir sırada çok iyi kullanır. Zaman
kipleri arasında sıçramaları, dili
geçmiş zamandan mişli geçmiş zamana, şimdiki veya gelecek zamana sıçrayarak çok
iyi gerçekleştirir. Yine devamlı
uzun cümleleri veya çok kısa cümleleri art arda sıralamaz. Bunun yerine orta
uzunlukta ve kısa cümleleri birbirleriyle
yoğurarak kullanır. Şu örneklere bakalım: “Hedefe ulaşmak istiyor musunuz?
Zirveye çıkmak, mükemmel olmak...
Yüzlerce insan başarmıştır. Siz de başarabilirsiniz. Kendinize gelin sadece.
Hedefinizi kalbinize yazın. Emin olun ki
her şeye hedefinizden bakmaya devam ettiğiniz sürece başarı merdivenine
tırmanmaya devam eden siz olacaksınız.
Konuşma Hızınızı Değiştiriniz:
Sabit hız da bir monotonluk nedenidir. Ancak çok yavaş ve çok hızlı konuşmalar
stres oluştururlar, takip edilemezler.
Zaman zaman normal konuşma hızınızın altına inmeniz ve üstüne çıkmanız
monotonluğu kırar. Ortalama konuşma
hızı dakikada 150 kelime civarındadır. Konuşma esnasında hızınızı 120-170
kelime/dakika arasında değişime
uğratabilirsiniz.
ÖZET
1.Düşüncelerin alt yapılarını ve nedenlerini anlatın. Amacınız izleyenlerin aynı
düşünce sonucuna ulaşmalarını
sağlamak olsun. Örnek olaylarA ve bilgilere dayalı olarak yardımcı fikirleri
sayın ve ana fikre dinleyenlerin ulaşmasını
sağlayın.
2.Anafikri kendi fikriniz gibi savunmak yerine onları dinleyicilerinizin kendi
buldukları fikirlere dönüştürmeye çalışın.
3.Her zaman bir ana fikriniz olmalıdır. Her cümlenizin bu ana fikirle ilişkisini
mutlaka kurmalısınız. Eğer ilişkiyi
koparırsanız dinleyici de ana fikirden kopacaktır.
4.Destek fikirlerinizin mantıklı olmasına, sebep- sonuç ilişkileri açısından
kabul edilebilir olmasına dikkat etmelisiniz.
5.Otoritelere dayanmayı ihmal etmemelisiniz. Otoritelerin kaynak olarak açıkça
belli edilmesi inandırıcılığı
arttıracaktır.
5.Örneklendirme çok önemli. Zihinlerde duyusal olarak görüntülenebilmesi için
mutlaka örneklere başvurun.
6.Anlatımınız dinleyenlerin kültür ve bilgi düzeyine uygun olmalıdır. Bilinmeyen
terimlerle anlatım yapmayacaksınız.
7.Görsel işitsel veya dokunsal canlandırma yaparak düşüncelerinizin daha iyi
anlaşılmasını sağlayın.
8.Dikkatli takip edilmeyi sağlayın. Dinleyicilerin dikkatlerini uyanık tutun.
Bunun için: Eylem sorusu sorun, bir nesne
gösterin, sorular sorun, dinleyicileri izleyin, konunuza ilgili olun, konuşma
monotonluğunu kırın, vurguyu yayın,
duraklar oluşturun, ses tonunuzu değiştirin, cümle yapısını değiştirin, konuşma
hızınızı değiştirin.
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |