TOPLUM ÖNÜNE ÇIKMA KORKUSUNU YENMELİSİNİZ
Toplum karşısında, mikrofon veya kamera karşısında
konuşurken yüzleştiğimiz en büyük engel korku ve
heyecandır. İlk defa yaptığımız her iş önce heyecan ve korku oluşturur. Korku
anında dolaşım sistemi içerisine
gerginlikle orantılı olarak aşırı kortizol salgılanır. Bu durum düşünce akışını
engeller. Kişi bu anda olumlu duygularını
kaybeder. Daha ileri düzeyde elleri ve hatta tüm vücudu titrer. Kalbin çarpması
ve kan dolaşımı hızlanır.
Davranışların kontrol edilmesi zorlaşır. Bu sorun ileri düzeyde olursa, insan
başkalarıyla göz göze gelemez; başı
titrer, adeta beyni dış dünyadan kopmuş gibi olur. Korku anında insan kalbinde
bir iç endişe akıntısı hisseder. İnsan
bir an önce bu durumdan kurtulmak için o ortamdan uzaklaşmak, yapmak istediğini
yapmaktan vazgeçmek zorunda
kalır. Ayrıca endişe veya korku konuşmacının inandırıcılığı kaybetmesine yol
açar.
Bazı insanlarda korku duygusu çok gelişmiştir. Sık sık duyulan bu endişeler
gittikçe birbirlerini beslerler ve endişe
edebilme yeteneği gelişir: İnsan en küçük bir sorundan bile endişe duymaya
başlar. İleri düzeyde korku ve endişe,
sinir sistemi için son derece tahrip edicidir.
Tüm başarılı konuşmacılar toplum önüne çıktıklarında mutlaka
heyecanlanmışlardır. İstisnasız her insan korku ve
endişeyi yenebilir. Ancak bunun için tüm inançlarını yeniden gözden geçirmeli ve
bir dizi egzersiz yapılmalıdır.
Aşağıda korkunun nedenleri tek tek açıklanmıştır. Bu nedenler varsa bunları yok
etmek amacıyla bir sonraki
bölümde yine bir dizi alıştırma hazırlanmıştır. Bu alıştırmaların bir kısmını
yalnız başınıza gerçekleştirebilirsiniz.
Ancak bunları toplum karşısında gerçekleştirirseniz daha hızlı başarırsınız.
Korkunun Nedenleri
Temel korku nedenleri arasında baskı dolu çocukluğu, sürekli yaşanan stres ve
hastalıkları, sosyal olmayan bir iş
ortamında uzun süre çalışmayı, başarısızlığa inanmayı, hafızanın zayıf
kalmasını, söylenecek bir söz
bulunamamasını sayabiliriz.
Baskı Dolu Çocukluk
Çocukluk ve gençlik döneminde aşırı aile otoritesi, baskı, şiddet, dayak gibi
olaylar yaşanabilir. Normalin üzerine
çıkarak belli bir süreklilikte devam ettiğinde bu durum kişinin psikolojisinde
çok köklü bir içe dönüklük ve cesaretsizlik
üretir. Baskı ve şiddet ortamında çocuk kendine güvenini kaybeder. Kişiliği bir
yandan tepkici, diğer yandan
başkalarına bağımlı gelişir. Sürekli aşağılanan çocuğun alt şuurunda
başarısızlık imajı yerleşir. Bu imajı normal
şarlar altında özel bir gayret göstermeksizin yok etmek mümkün değildir. eğer
bir şekilde yerleşmiş olan aşırı
heyecanlarınız varsa köklü değişikliklerle bunları yok etmelisiniz.
Sürekli Stres ve Hastalıklar
Ara sıra yaşanan, şiddetli de olsa, stres ve hastalıkların kalıcı bir olumsuz
psikolojik etkisi yoktur. Hatta kısa süreli ve
geçici olduklarında bunlar insanın yaşama sevincini ve heyecanını
artırabilirler.
Ancak stres (ve stres üreten hastalıklar) hafif de olsa uzun süreli yaşanırsa
şöyle bir gelişme olur: Kan dolaşım
sistemine devamlı kortizol hormonu salgılanır. Bu salgılama vücudu kısa sürede
çöplüğe dönüştürür. Stres vücudu
germekte ve saldırıya hazır tutmaktadır. Dolaysıyla bu kirlilik uygun
yöntemlerle temizlenmediğinde aşırı baskı
altında kalan sinir sistemi yorulur. Bu yorgunluğun aralıksız devam etmesi
halinde insan ölüme kadar gidebilir. Vücut
bu durum karşısında otomatik bir tedbir alır. Beyin ile vücut arasındaki
emir-komuta zinciri zayıflatılır. Çünkü kişi öyle
bir düşünce alışkanlığına sahiptir ki bu düşünce gerginlik üretmekte ve vücudu
tahrip etmektedir. Bu durumda
vücudu ölüme gitmekten kurtarmak için beyin bir anlamda vücudu uyuşturur, vücut
gevşer ve rahatlar. Ama bu
rahatlama aynı zamanda düşünce akışını da iyice tahrip eder. Bu süreçte düşünce
akışı bloke olur, hatırlama iyice
zayıflar, unutkanlık kendini gösterir, kişi iç sorunlarıyla iyice bunalır.
Tüm bunlar yine kişinin kendine güvenini sarsar, kişiyi insanlardan
uzaklaştırır. Böylece korkunun başarısızlık,
kendini suçlama, aşağılama gibi bir boyutu ortaya çıkar.
Ancak hastalıkların stres üretmesi insanın düşünce biçiminden kaynaklanır. İnsan
eğer hastalığı kendisini
olgunlaştıran bir fırsat olarak görürse, vücudu acı çekebilir, ama psikolojisi
sağlam olacağından tahrip edici stresi
yaşamayabilir.
Asosyal Bir İş Ortamı
Bazı işler veya iş ortamları vardır ki bunlar yapıları gereği insanları
toplumdan uzak tutarlar. Örneğin bilgisayarın
sürekli başında oturup iş yapmak durumunda olanlar dış dünyadan büyük ölçüde
koparlar. Zihinleri bilgisayar
dünyasının kendilerine sunduğu sanal ortama iyice kapılmıştır. Bazı fabrika
işleri belli bir tezgahın önüne
hapsedebilir. Bu arada geceleri çalışıp gündüzleri uyuyan bekçilerin genellikle
konumları da toplumsal olmayan
(asosyal) bir yapı taşır. Buna karşın yöneticilik, pazarlamacılık, öğretmenlik
ve sunuculuk gibi meslekler kişileri
sosyal olmaya zorlar.
İnsanlar kendilerini toplumdan uzaklaştıran işlere hapsettiklerinde beyinleri bu
ortama alışır. Değişik insanlarla
muhatap olabilme yetenekleri zayıflar. Kavramaları kendi iç referanslarıyla
sınırlanır. Topluma açılıp insanlarla
konuşmaktan sıkılırlar. Kişilikleri, içine kapanık ve bireysellik ekseninde
gelişir. Dolaysıyla toplum önünde söz
söylemeleri gerektiğinde büyük bir korku ve heyecan duyarlar. Ancak çeşitli
hobiler geliştirerek ek sosyal faaliyetler
içerisinde bulunanlar bu kötü gidişi engelleyebilirler.
Başarısızlık İnancı
Yukarıdaki şartların hiç birisi mevcut olmadığı halde insanlar yine de toplum
önünde söz söylemekten korkabilirler.
Bunun önemli bir nedeni başarısızlık imajının zihinlerine iyice yerleşmesidir.
İnsanın her davranışa yüklediği anlam,
alt bilincine bir emir olarak gönderilir. Bir işi başarmaya girişen insan her
zaman istediği sonucu elde edemeyebilir.
Bu herkes için tabiidir. Ama bazı insanlar sonucu elde edemediklerinde hemen
başarısız olduklarını düşünürler ve
kendilerini suçlarlar. Bu suçlamalar bir çok kez tekrarlanır. Sonuçta insan
farkında olmadan kendi alt bilincine “ben
başarısızım” hükmünü yerleştirmiş olur. Bu çok sınırlayıcı bir kalıptır. Çünkü
insan bir kere bu inancı
otomatikleştirdiğinde bu inanç onun hemen her işinde başarısız olmasına yol
açar. Neye inanıyorsak beynimiz onu
doğrulamak uğurunda amansız gayretler göstermeye devam edecektir.
“Ben başarısızım” inancı alt bilincinde yerleşmiş olan insan “belki bu defa
başarabilirim” diyerek harekete geçse de
sık sık “ya başaramazsam” endişesini yaşar. Bu endişe dikkatini zayıflatır,
zihnini olumsuz sonuçlara yaklaştırır. Bu
muhtemel olumsuz sonuçlar dayanma ve direnme azmini azaltır. Kişi kendisini
güçsüz hisseder. Bu güçsüzlük ve
onun getirdiği tedirginlik kişiyi “vazgeçme” noktasına götürür. Böylece kişi
gerçekten de başarısız olur. Toplum
karşısında konuşabilme ise cesaret gerektiren bir başarıdır. Başarısızlık inancı
cesareti kıracağından kişi toplum
karşısında konuşamaz. Başarısızlık ihtimali aklına geldiğinde bile derin bir
korku veya endişe yaşar.
Söylenecek Bir Sözün Olmaması
Toplum karşısında söz söylemeyi engelleyen son faktör kişinin söyleyecek bir
sözünün olmamasıdır. Pek tabii ki ne
söyleyeceğimizi bilmiyorsak konuşmaya başlayınca takılırız. Bunu bir çok defa
tecrübe etmişizdir. Dolaysıyla
düşüncelerimizden emin olmadığımızda konuşmaya cesaret edemeyiz.
Bir insanın söyleyecek sözünün olmamasının çeşitli nedenleri olabilir ki bu, çok
kapsamlı bir sorundur. En temelde
bu durum kişinin iyi bir okuyucu olmamasından kaynaklanır. İnsanlar bilgilerinin
% 80’ini okuma yoluyla elde ederler.
Hiç okumayan insanların bilgileri çok sınırlıdır. Ayrıca bu kişiler bilgilerini
birbirleriyle ilişkilendirerek yeni anlamlar ve
bakış açıları da üretemezler. Ancak insanlar okuma dışında kişisel tecrübelere
sahip olabilirler. Bu tecrübeler
üzerinde düşünmüş olabilirler. Bu durumda bilgileri var demektir. Söyleyecek
sözü olmayan insan çok az konuyla
ilgilenen hatta kendisinin dışında hiç bir şeyle ilgilenmeyen insandır. Çünkü
söylenen söz ancak başkalarını
ilgilendirdiğinde başkalarına anlatılabilir. Başkalarıyla ilgilenmeyen ve genel
sorunlar üzerinde düşünmeyen
insanların beyin aktiviteleri zayıftır. Dolaysıyla böyle insanlardan söz
söylemeleri istendiğinde ne söyleyecekleri
konusunda endişeye kapılırlar. Bu endişe konuşma cesaretlerini kırar.
Hafızanın kontrol Edilememesi
Çok zayıf bir hafıza kişinin özgüvenini yitirmesinin ve konuşmaktan çekinmesinin
en önemli nedenlerindendir. Çünkü
konuşmacı huzura çıktığında hafızasının kendisine yardımcı olmayacağını ve ne
söyleyeceğini unutabileceğini
düşündüğünden konuşmaya cesaret edemez. Esasen hafızası çok zayıf olan insanlar
belirgin bir hastalığın işaretini
verirler. Çoğunlukla hafıza eksikliği bir hastalığın belirtisi değil zihinsel
tembelliğin belirtisidir. Zihinsel tembellik
konsantrasyon eksikliğinden kaynaklanır. Konsantrasyon eksikliği ise
girginlikten veya stresten kaynaklanır.
Dolaysıyla kişi gevşedikçe konsantrasyon yeteneği artar; bu artış hafızanın
doğal çalışma ritminin sağlam işlemesine
yol açar.
Konuşacağı konu üzerinde yeterince zihinsel ve duygusal olarak yoğunlaşmış bir
kişi mutlaka o konu üzerinde söz
söyleyebilir. Ancak biz yine de ayrıntılı olmamakla birlikte hafızamızın
güçlenmesini ve bize yeterince yardım
etmesini sağlayan bazı teknikler üzerinde duracağız. Mükemmel bir hafızaya sahip
olmak isteyenler bilmelidirler ki
ısrarlı bir çalışma ile kısa sürede arzuladıkları hafızayı
geliştirebileceklerini görebilirler.
Korkunun Çözülmesi
Şurası gerçek: Yüzlerce defa binlerce insanın huzurunda konuşmamışsanız her
defasında heyecan duyarsınız.
Bazen heyecanınız o kadar büyük olur ki sizi zincirlerle kürsüye çıkaramazlar.
Kendinizden emin olun. Korkuyu ve heyecanı çok kolay yeneceksiniz. Eğer bunu
gerçekten arzuluyorsanız şimdiden
bilin: Toplum önüne çıktığınızda kalbiniz sakin, gözleriniz ışıl ışıl olacak.
Çalışmalarınızı üç ana bölümde oluşturacaksınız. Unutmuyorsunuz. Korkular
zihninizde yerleşmiş otomatik
programların sonucudur. Ortamı oluştuğunda bu programlar bir plak gibi devreye
girmektedir. Plağı bozmaz ve
yerine yenisini koymazsanız eskisi çalmaya devam eder. En kötüsü de devamlı
çaldığınız plaklar her defasında
daha güçlü ve köklü hale gelirler.
Korkularımızı üç temel alanda çalışarak yok edeceğiz. Birinci alan kelimelerle
kurulu alandır. Düşüncelerin bir
boyutunu kelimeler oluşturur. Korkularımız varsa bunlar kelimelerle örülmüştür.
Bu bölümü “Cümle Telkin sistemi”yle
çözeceğiz.
Düşüncelerimizin ikinci boyutunu imajlar oluşturur. Kendinizi nasıl
canlandırıyorsunuz. Korkudan titreyen bir insan
olarak mı? Başı dik, yüzünde tebessüm olan bir cesaret abidesi olarak mı? “İnsan
ne düşünüyorsa odur.” sözü
doğrudur. Bu ifadeyi değiştirelim. İnsan kendini hayalinde en çok nasıl
görüyorsa odur. Kendimiz hakkındaki imaj
filmlerini değiştirmemiz gerekiyor. Bu çalışma alanını “İmaj telkin Sistemi”
olarak adlandıralım. Korkuyu yenmeye
çalışırken üçüncü bir boyutu “davranışı” kullanacağız. Kelime veya imajlardan
oluşan tüm düşünceler, tekrar
edildiklerinde eyleme dönüşürler. Eylem davranıştır, tutumdur. Beynimizdeki
kalıpları asıl pekiştiren sergilediğimiz
tutumdur. Çünkü düşünce tutuma dönüştüğünde tüm algılarımız devreye girer.
Davranırken yaptıklarınızı duyar,
görür ve onlara dokunursunuz. Bu bölümde yapacağımız çalışmaları “Tutum telkin
Sistemi” kavramıyla ifade edelim.
Şimdi gurur verici büyük kişiliğinizi inşa etmeye hazırsınız. bizimle gönü
birliği içinde çalışmaya devam ettiğinizde
heyecan verici bir hızda nasıl da değiştiğinizi göreceksiniz. Başlıyoruz:
Cümle Telkini
Toplum karşısında söz söylemekten korku ve endişe duymanın devamlılığını
sağlayan en önemli faktör inanç
sistemidir. Aldığımız her bilgi, yaşadığımız her tecrübe inanç sistemimizi
etkiler ve yeniden şekillendirir. Bu bölümde
bu inançların başlıcalarını aktarıyoruz.
-Ben yeterince yetenekli değilim
-Bu işi başaran insanlar benden çok üstün
-Şimdiye kadar hep başarısız oldum
-Başkaları varken bu işi yapmak bana düşmez
Bu temel inançlar sizde az veya çok bulunabilir. Herkes için bunlar kesinlikle
asılsız inançlardır. Ancak ne yazık ki
insanların çoğunluğu bu asılsız inançları edindiklerinden hayatları hep sönük
geçmeye mahkum edilmiştir. Dikkat
edelim: İnançlar her zaman kendilerini doğrularlar. Neye inanıyorsak, maddi
manevi tüm güçler bizi doğrulamak için
çalışırlar. Şimdi yukarıdaki inançların neden doğru olmadığını anlatacağız.
Lütfen bu açıklamaları tekrar tekrar
okuyunuz. Bu açıklamaları ezberleseniz bile fırsat buldukça okumaya devam
ediniz. Burada amaçlanan sadece
öğrenmeniz değildir. Temel amaç doğru inancın alt bilincinize kilitlenmesinin
sağlanmasıdır. Zira inançlarınız
kendinize defalarca söylediğiniz sözlerdir. Şimdi doğru sözleri kendinize
söyleyerek doğru inançları
yerleştirmeniz gerekmektedir. Bu açıklamaları yeterince okur ve anlatılanları
fırsat buldukça düşünmeye devam
ederseniz bir ay içinde yeni inançlarınız alt şuurunuza kaydolacaktır. Daha
hızlı değişmek istiyorsanız, tele-terapi
kasetlerinde anlatılan sistemi her gün kullanmalısınız.
Cümle telkin sistemine göre alt şuurumuzu hızla yapılandıracak yeni cümle
emirleri vereceğiz. Alt şuurumuzdaki
kalıplar zaten bu tür cümle emirlerinden oluşmuştu. Emirlerin güçlü bir şekilde
yerleşmesi için belli özelikler taşıması
gerekir. Bu özellikleri sıralayalım:
1.Derin Gevşeme: Tüm kas sistemlerinizi gevşetmelisiniz. (Ek ‘ye bakınız.)
Seminer ortamında sunucunuz derin
gevşemeyi size gösterecektir. Ne kadar derin gevşeyebilirseniz emirleriniz o
kadar derin ve kalıcı yerleşir.
2.Cümle Yapısı: Cümle yapısı yeterince basit olmalıdır. Kısa cümleler
kurmalısınız. Cümle sadece şimdiki zaman
kipinde olmalıdır. Alt şuur geçmiş veya gelecek zaman kipinde söylenen sözleri,
geçmiş veya gelecek zaman için
dikkate alır. Geçmiş hep geçmiştir ve gelecek de hep gelecektir. Alt şuur
olumsuz emirleri anlamaz veya tersinden
anlar Sadece olumlu emirleri anlar.
3. Gelişme Sürekliliği: Cümle yapısı gelişmenin sürekliliğini ve tekamülü
içermelidir. Her hangi bir olayın tekrarına
bağlı olarak daha iyi olma durumu ifade edilmelidir. Buna göre aşağıdaki telkin
cümlelerini eleştirelim:
--Ben başarılı olmak isteyen bir insan olarak her gün gelişiyor, mükemmelleşmeye
adım adım ve süratle ilerliyorum.
(Cümle çok uzun, emir kayboluyor.)
--Sigara içmiyorum. (Zaman kipi doğru, ama cümle olumsuz.)
--Çok ders çalışacağım. (Gelişme bağı yok. Gelecek zaman hatası var. Asırlar
geçse de alt şuur emri hep geleceğe
atar.)
--Her gün ve her nefeste daha çok gülümsüyorum. (Uzunluk yeterli. Şimdiki zaman
doğru kullanılmış. Gelişme her
güne ve her nefese bağlanmış. İşte en iyi cümle telkin biçimi budur. “Her sabah
daha dinç uyanıyorum.” deyin.
Telkin oluştururken yıkmak istediğiniz olumsuzluklar hakkında zorluklarla
karşılaşabilirsiniz. Eskilerini nasıl
kaldıracaksınız?
Öfkeleniyorum--------------------- Öfkelenmiyorum.
32
Sigara içiyorum--------------------- Sigara içmiyorum.
Çözüm kelimelerin olumsuzlanarak kullanılması değildir. bunun yerine olumlu
karşıt anlamlı kelimeleri seçmek
zorundasınız.
Öfkelenmemek istiyorsunuz----------------- Daha sakin oluyorum.
Sigara içmemek istiyorsunuz---------------- Sigara içmeyi bırakıyorum.
Bu bölümde önce genel başarımızı engelleyen hatalı inançları yok etmemiz
gerekir. Ardından doğru inançların fikir
temellerini oluşturacağız. bu fikir temellerinin alt şuurumuza kodlanması için
alıştırmalar yapacağız.
YIKICI İNANÇLAR
Ben Yeterince Yetenekli Değilim
Size de Edison veya Einstein gibi günü 24 saat olan bir ömür emanet edildi. Siz
de kafatasınızın içinde bütün diğer
insanlar gibi ölünceye kadar eşit sayıda milyarlarca sinir hücresinden
oluşturulan harika bir beyin mekanizması
taşıyorsunuz. Siz de herkes gibi sadece süt emme yeteneği gelişmiş olarak
dünyaya gönderildiniz ve bunun
dışındaki her şeyi dünyada öğrendiniz. Öyle büyük bir potansiyele sahipsiniz ki
milyonlarca iş yapsanız bile beyin
kapasitenizin hala yaklaşık binde bir-ikisini kullanıyorsunuz. Kimse sizden
üstün yeteneklerle yaratılmadı. Siz de
kimseden üstün yeteneklerle yaratılmadınız. Öyleyse neden bazı insanlar
zirvelere tırmanıyorlar? Neden sempati,
karizma, zenginlik, şöhret gibi değerler yalnızca bazı insanların elinde
kalıyor? Fizikçi iseniz neden bir Einstein veya
Abdüsselam değilsiniz? Edebiyatçı iseniz tarihin gerilerinde hala parlak kalan
Shakeasper’in ötesine neden
geçmiyorsunuz?
İnsanı potansiyel üstünlüğüne kavuşturan tek vasıta “bilgi” ve bilgiye dayalı
“eğitim”dir. Kendinizi incelediğinizde
bilgiye dayalı olmayan hiç bir becerinizi bulamayacaksınız. Okuma-yazması
olmayan Hz. Peygamber’e(asm)
Kur’an’da geçen ilk emrin “oku” yani “öğren” olması şaşırtıcı gelmiyor mu? Bugün
biz bilgilerimizin % 80’ini okuma
yoluyla elde ediyoruz.
Siz sel yığınlarında kendinizi sürükleyen bir sıradanlığa layık olamayacak kadar
üstünsünüz. Hayallerinizde yaşayan
“büyük size” ulaşmak sizin elinizdedir. Kimse günlük 24 saatine bir dakika
ekleyemez. Ama siz bir gününüze 10
günlük işi sığdırabilirsiniz. Bu güne kadar kişisel yeteneklerinize ne kadar
yatırım yaptınız?
Zihninizden yükselen çeşitli itiraz sesleri duyuluyor; iddialarımızı küçümsüyor
musunuz? O zaman aşağıdaki
açıklamalara ne diyeceksiniz?
-Bu İşi Başaran İnsanlar Benden Çok Üstün
Kendinizi yanıltıyorsunuz. bir vakitler Anthony Robbins de böyle düşündüğünü
söylüyor. 20 yaşlarında iken bir
otelde hizmetli olarak çalışıyordu. Fakir ve eğitimsizdi. Çektiği ızdırap canına
tak ettiğinde tüm hayatını kökten
değiştirmeye karar verdi. Önce bir hızlı okuma kursuna gitti ve ardından birkaç
yıl içinde 700 kitap okudu. Bugün
aynı adam Amerika Birleşik Devletlerinin her yıl milyonlarca dolar kazanan adamı
ve neredeyse tüm dünyada
tanınıyor. yıllarını eğitime harcayan profesörler bile önce hafife aldıkları bu
yüksek eğitimi olmayan adamdan ders
almaya ve kitaplarını tavsiye etmeye başladılar. Onun hayatını sadece on yıl
içinde böylesine değiştiren neydi? O
sadece başarmak için yola çıktı ve kader onu başarıya ulaştırdı. Onun kavradığı
gerçeği biz de kavramalıyız.
Şunları bilmeliyiz. İnsanın sinir sisteminde milyarlarca nöron vardır.
Nöronlardan oluşan beynimiz saniyede 30 milyar
bitlik bilgi işleyebilmektedir. Herhangi bir normal beyinde oluşturulabilecek
potansiyel örgü veya bağlantı sayısı 1
rakamını izleyen 10 milyon kilometre sıfırla ifade edilebiliyor. Kafamızdaki her
bir nöronun bir milyon bitlik
enformasyon depolama kapasitesi vardır. Bu korkunç potansiyel sağlıklı olan
herkeste vardır ve biz insanlar
potansiyelimizin ortalama olarak % 1’ini kullanıyoruz. Geri kalan büyük kapasite
ise kullanmamız için bizi bekliyor.
200 civarındaki buluşun sahibi Edison başarının % 99’unu çalışmaya, %1’ini de
zekaya bağlamaktadır. Bu zekanın
önemsiz olduğu anlamına gelmez. bunun anlamı zekanın tek gelişme yolunun çalışma
olduğunu gösterir.
Evet sonuçta bu işi başaranlar sizden üstündür. Ama bu üstünlükleri sizden üstün
doğmalarından kaynaklanmaz.
Sadece çalışarak üstün hale gelmişlerdir. Tarihe üstün olarak geçen herkes
sadece ve yalnızca amansızca çalışarak
üstünleşmişler; yani kullandıkları beyin kapasitelerini arttırmışlardır.
Diğerlerinden hiç farkınız olmadığı halde
kendinizi üstün olmamaya mahkum ederseniz oluşturduğunuz bu inanç kalıbı tüm
hayatınız boyunca sizin üstün
olmanızı engelleyecektir.
-Şimdiye Kadar Hep Başarısız Oldum
Edison da elektriği bulmak için yıllarca beklemek ve binlerce deney yapmak
zorunda kalmıştı. Bir ABD başkanı
sonunda başkan olabilmek için yıllarca bir çok seçime girmek ve kaybetmek
zorunda kalmıştı. Hayat her zaman
sabırla hedefleri üzerinde durmaya devam edenleri hedefe ulaştırmıştır.
Dağarcığınızdan “başarısızlık” kelimesini kaldırmak zorundasınız. Böyle bir olgu
yoktur; teşebbüse devam eden
insan için başarısızlık yoktur. Sadece her defasında başarıya bir adım daha
yaklaşmak vardır. Başarısızlık denilen
her şey sizi başarıya götürmeyen bir yolun keşfidir. Her başarısızlık zannedilen
olay bizin için paha biçilmez derslerle
doludur. Eğer yaptıklarınızın sonucunu kontrol etmemişseniz “başarısızlığınıza”
hükmedecek ve çalışmaktan
vazgeçeceksiniz. Elinizde bir pusula yoksa tek başarı yolunuz deneme-yanılmadır.
Oysa şimdi elinizde başarıya
ulaşanların oluşturduğu pusulalar vardır.
“Başarısızlık” kelimenizi kaldırmakla kalmamalı ve bu kelimeye yüklediğiniz
tecrübelerinizin anlamlarını da “başarıya
bir adım daya yaklaştım” şeklinde değiştirmelisiniz. Bu değişikliği yaptığınızda
aslında gerçeğin ta kendisinin de bu
olduğunu göreceksiniz.
Eğer bu kelimeyi unutamıyorsanız, mutlaka kullanacaksanız, başarısızlığı doğru
tanımlayın. Gerçekte tek
başarısızlık vardır: Çalışmaktan, denemekten, teşebbüsten vazgeçmek...
Başkaları Varken Bu İşi Yapmak Bana Düşmez
Herkes böyle düşünseydi şimdi geceleri karanlıkta kalıyor olacaktık. Hepimizin
hayatını değiştiren insanlar böyle
düşünmüyorlardı. Bu iş öncelikle birinci derecede bana düşer diyen insanlar o
işi yapan insanlardır. Farklılaşan
insanlar derhal sorumluluk üstlenen insanlardır. Kullandığınız her şey
başkalarının ürettiği şeyler midir? Neden siz
de üretmeyesiniz? Bu işin sorumluluğu benim omuzlarımda dediğinizde birden o
işin önderi konumuna getirildiğinizi
göreceksiniz. Bu konulmuş bir kanundur. Sizin yaptığınız işi başkalarının da
yapmasının size zararı yoktur. Siz de
yaparsanız o iş daha mükemmele ulaşır. Kaldı ki eğer duygularınızı kuvvetli
kullanıyor ve daha çok çalışıyorsanız, o
işi yapan başkalarının da lideri konumuna yükselirsiniz.
Dünyada iki tip insan vardır: Yöneten ve yönetilenler; güdenler ve güdülenler;
düşünce üretenler ve üretilen
düşünceyi taklit edenler... Birinci sınıfta yer alanlar tüm insanlığın %10’undan
azdır. siz sadece bir inanç ve bakış
açısı değişikliği ile ilk guruba dahil olabilirsiniz.
Eğer hala “ben yapamam” diyorsanız, o zaman bilmelisiniz ki yapmak
istemiyorsunuz. Yani “ben yapmak
istemiyorum” demek istiyorsunuz. Yapabileceğini bildiği halde yapmak istemeyen
insan için ise yapılabilecek hiç bir
şey yoktur. Yaratıcımız ne yapabileceklerini bilen insanların tercihlerine
müdahale etme hakkını ve gücünü kimseye
vermemiştir.
ALIŞTIRMA: KORKU-CÜMLE TELKİN
1. Aşağıdaki telkin cümlelerini okuduktan sonra takip eden açıklamaları
inceleyin. Önce telkin cümlelerinin inanç
temellerini yerleştirmeliyiz.
a) Her gün Büyük Yeteneklerim Sürekli Gelişiyor.
Bu sözü milyonlarca defa kendinize söyleyeceksiniz. Lütfen önce bir kaç
saatinizi kendinize ayırın. Tüm geçmişinize
bakın. Bu güne kadar başardığınız küçük büyük ne varsa, edindiğiniz küçücük bir
tecrübe bile olsa not defterinize
kaydediniz. Göreceksiniz ki küçümsediğiniz siz, çok büyük işleri zaten
başardınız. Köyde hiç bir kültürel ve tecrübi
birikimi olmayan bir çobana göre çok farklı birikimleriniz var. Bunları tekrar
tekrar düşünerek ne kadar yetenek
potansiyeliniz olduğunu kendinize söyleyeceksiniz.
b) Her gün Daha Üstün Olmaya Devam ediyorum
Bu inancı da milyonlarca defa tekrar edeceksiniz. Unutmayın zaten her gün
binlerce defa kendiniz hakkında
kendinize bir şeyler söylüyorsunuz. Geçmişteki tecrübelerinizi hep yüklediğiniz
anlamlarla sık sık kendinize
söylediniz. Şimdi o tecrübelerin anlamını değiştiriyorsunuz ve yine kendinize
söylüyorsunuz. Ba şaran insanların
geçmişlerini düşünün. Bir Marslı gibi, başka bir yaratık gibi dünyaya
gelmediler. Onlar da sizin gibi önce, okumayazma
bilmiyorlardı. Onlar da annelerinin kucağında büyüdüler. Hatta biz bir anne
kucağından yoksun idiyseniz
daha üstün olma fırsatına sahip olduk demektir. Daha büyük asker daha zor
şartlara rağmen zafere kavuşan
askerdir. Başarılı olduklarını bildiğiniz insanlara göre daha çok fakirlik,
hastalık veya acı çekmişseniz ruhunuz daha
dolu ve heyecanlı demektir. Tüm bunlar diğerlerinden daha da üstün olabilmeniz
konusunda sizi daha yukarılara
itecektir. Bu yeni iç konuşmanın duygularınızda yol açtığı değişikliği hemen
görmelisiniz.
c) Her gün Daha Başarılı Olmaya Devam Ediyorum.
Lütfen geçmişinize bakınız. 10 yıl önceki siz ile 5 yıl önceki ve bugünkü sizi
karşılaştırın. Bu karşılaştırma biçimi bir
alışkanlık olarak yerleşmelidir. Her zaman dikkat etmeniz gereken, azıcık da
olsa üstünleştiğiniz noktalar olmalıdır.
Çoğu insanın düştüğü korkunç hataya düşmeyin. Kendinizi çok imkanı olan
başkalarıyla değil; bugün düne göre
daha çok imkanı olan kendinizle karşılaştıracaksınız. Siz size göre
üstünleşiyorsunuz. Nerelerde ne kadar? Üstün
noktalarınızı görmek için kendinizden aşağıda olanlara bakabilirsiniz ama asla
kendinizden üstün olanlara bakarak
kendinizde üstün noktalar aramayın. Aksi taktirde ilerleme sürecini gerileme
sürecine dönüştürürsünüz. Kendinizden
üstün olanlara sadece nerelere çıkmak istediğinizi düşündüğünüzde bakmalısınız.
Bu bakış sizi yukarıya çekecektir.
Bu ilerleyişinizi milyonlarca defa görmelisiniz. Unutmayın, beynimiz dışarıdaki
gerçeğimizi hayalimizde
kurguladığımız gerçeğimizden ayıramaz. Yani yetim bir bebeği görmek sizi üzdüğü
kadar, yetim bir çocuğu hayal
etmek de sizi üzer. Dışarıdaki gerçeği biz kontrol edemeyiz ama hayalimizdeki
gerçekle istediğimiz gibi oynayabiliriz,
onu hemen değiştirebiliriz. Hemen değişmek istediğimize göre ilk yapmamız
gereken hayalimizi değiştirmektir.
d) Önüme Çıkan Her İşi Hemen Yapıyorum.
Karşınızda çözülmesi gereken bir problem mi var? Hemen harekete geçiyorsunuz.
Problem yoksa aramalısınız.
Çünkü özellikle bu çağda problemsiz hiçbir köşe bulamayız. Üstlenebileceğimiz
bir çok görev vardır. Biz görevi
arayarak üstlenmesek bile çoğu zaman görev bir fırsat olarak bize sunulur. Çoğu
insan bu tür fırsatları angarya
görerek reddeder. Bilmeliyiz ki yaptığımız her işin hemen parasal bir karşılığı
olmak zorunda değildir. En önemli
karşılık edineceğiniz paha biçilmez tecrübedir. Önce gereken mükemmellikte işi
gerçekleştiremeseniz de bilmesiniz
ki hiç kimse bir işi ilk yaptığında kusursuz olmamıştır.
Yolda yürüyen bir görme özürlüyü kolundan tutup yardım etmek mi gerekiyor? Bir
milletvekilinin bir konuda
uyarılması mı gerekiyor? Yetim bir çocuğun başının okşanması mı gerekiyor?
Ailenizin geçiminin sağlanması mı
gerekiyor? Daha neler bulacaksınız. Neden siz değil de bir başkası yapsın
bunları? Başkası da yalnız başına eksik
yapmaya mahkum üstelik... Sizi sadece bu tutumunuz ve bu tutuma bağlı olarak
sürdürdüğünüz tekrarlarınız
geliştirir. Hiç bir iş angarya değildir. Ücretsiz çıraklık yapsanız bile
edindiğiniz tecrübe bir gün paha biçilmez olacak
ve eğer ücret arıyorsanız yılların emek birikimini bir gecede alabilecek hale
gelebildiğinizi göreceksiniz.
Burada tabii ki her işi hemen yapmaya kalkın demiyoruz. “Arzuladığınız size”
destek olabilecek, o kişi olabilmek için
gerekli yeteneklerinizin gelişmesine destek olacak her iş fırsatına sahip çıkın
diyoruz.
2.Aşağıdaki Telkinleri derin gevşemeyi takiben uyguluyorsunuz. Her bir telkini
10’ar defa zihninizden tekrar edin.
--Her gün dostlarımı daha çok seviyorum.
Her gün kendime güvenim ve cesaretim artıyor. Her gün sahnede daha yüksek
güvenle konuşuyorum.
3.Aşağıdaki telkin cümlelerini seminer ortamında (veya arkadaşlarınızla birlikte
başka bir ortamda) yüksek sesle
söyleyiniz. Önce hep birlikte, ardından tek tek.
--Kendime güvenim artıyor.
--Cesaretim artıyor.
--Yaratıcımın verdiği gücü hissediyorum.
--Tüm engelleri aşıyorum.
--Hızla güçleniyorum.
--Hepinizi çok seviyorum.
İmaj-Telkini
Telkinlerin çok büyük boyutunu zihnimizde yaşadığımız imajlar (visualization)
oluşturur. İmajların etkisi kelimelerden
bazan yüzlerce kat fazladır. Zihninizde kendinizi görüyorsunuz. Ulaşmak
istediğiniz ideal “siz” i tanımlıyorsunuz. o
kişiyi inşa edeceksiniz. Geleceğinizi kuracaksınız. hayalinizde hangi filmlerin
kahramanısınız. kendinize ne tür roller
biçiyorsunuz. İnsanlar yaşadıklarını önce zihinlerinde prova etmişlerdir.
gelecekte yaşayacak olan nasıl bir “siz”in
provasını yapıyorsunuz?
İmaj-Telkin sisteminde korkularını yenen bir “siz” in provasını yapacaksınız.
Gelecekteki size hayalinizde
dokunacaksınız. Sizi göreceksiniz. Sizin kokunuzu hissedeceksiniz. Sizi
işiteceksiniz. Bu tekniği sadece korku ve
heyecanı yenmekte kullanmak zorunda değilsiniz. Geliştirmek istediğiniz tüm
yeteneklerinizde bu çalışma size
yardımcı olacaktır.
ALIŞTIRMA: KORKU-İMAJ-TELKİN
1. Toplum Önündesiniz: Gözlerinizi kapatacaksınız. (Şu anda nasıl yapıldığını
okumak için tabii ki gözleriniz açık)
Kendinizi sahnede hayal ediyorsunuz. Karşınızda binlerce insan var. Sizi
heyecanla alkışlıyorlar. Onları görün.
Işıklar üzerinizde odaklı. Fotoğraf flaşları üzerinizde patlıyor. Size dönen
kameraları, resminizi çeken kameraları
görün. Tüm salonu, kocaman salonu görün. Kürsüde kendinizi görün.
Ortamınızdaki tüm sesleri duyun. Alkışları, ıslıkları, flaş patlamalarını,
elinizdeki mikrofonu.... “Sağ olun. sağ olun”
diyorsunuz. Sesinizin yankısını duyun. “Huzurunuzda olmaktan mutluyum. Sizi
seviyorum” deyin. Sesiniz
dalgalanıyor, duyuyorsunuz. Ortam sıcak. Sıcaklığı hissedin. Kalbinize dikkat
edin. Çok sakinsiniz. Elinizde mikrofon
var. Onu ağzınıza yakın tutuyorsunuz ve hissediyorsunuz. Kalbiniz sakin.
Mutlusunuz. Heyecanla konuşmaya
başlıyorsunuz. sizi alkışlıyorlar. Onları görüyorsunuz.
Protokol sıralarına bakın. Orada devlet başkanları ve milletvekilleri oturmuş,
sizi seyrediyorlar. Onlara hükmeder gibi
konuşuyorsunuz. Başınız dim dik. mutlusunuz, cesursunuz, gülümsüyorsunuz.” (Bu
bölümde size anlatılan görsel
canlandırma müzik eşliğinde seminer sunucunuz tarafından uygulanacaktır.)
2.kendinizi Bil Clinton ile tartışırken hayal edin.
3.Televizyonda bir açık oturumda konuştuğunuzu hayal edin. tüm ayrıntıları
yaşayın.
4.Meclis kürsüsünde milletvekillerine konuşuyorsunuz.
Davranış-Telkini
Sergilediğimiz tüm davranışlarımız zamanla kişiliğimizin bir parçası olurlar.
Otomatikleşirler. Eğer davranışlarımızı
değiştirirsek onlara bağladığımız duygularımızı da değiştirmiş olacağız.
Duygular ve davranışlar her zaman yan yana
gelirler. Korkmuş gibi davranırsanız korkarsınız; korkarsanız, korkmuş gibi
davranırsınız. Ya korkmamış gibi
davranırsanız ne olur? Korkuyor olsanız da süratle korkunuzun yok olduğunu
görürsünüz. Duygularınızı boş verin ve
korktuğunuz her şeyin üzerine korkmuyor gibi davranarak gidin. Şimdi korku
duygusunun yaptırmak istemediği bir
kısım davranışları zayıftan şiddetliye doğru arttırarak yapacağız. Yıktığımız
davranış kalıplarıyla aslında o kalıpları
oluşturan korkularımızı yıkacağız. Ancak bu çalışmaları bilhassa topluluk
ortamlarında yapmaya özen göstermeliyiz.
ALIŞTIRMA: KORKU-DAVRANIŞ-TELKİN
1. Önce ayağa kalkıp güzel konuşma seminerini tercih ettiğiniz için gurup olarak
kendinizi alkışlayınız. Ayağa
kalkarak isim, soyad ve görevinizi söyleyiniz. Her arkadaşınızı alkışlayınız.
2.Dörder kişilik guruplar oluşturarak ön sırada ayakta durunuz. (1 er dakika)
Semineri hangi yolla öğrendiniz, katılma
amacınız nedir? Herkes hocaya kısa bir soru sorar. (her konuşmada
alkışlar-bağırmalar- yüksek sesle bravo
bağırışları)
3.Tek tek yüksek bir zemin üzerine çıkınız. Aşağıdaki cümleleri bağırarak
söyleyiniz ve oturunuz.(alkışlar)
“Ben cesaretliyim. Kendime güveniyorum. Herkes gibi yetenekliyim.
Başaracağım. Bana inanın arkadaşlar.”
4.Gazete kağıdından sopa yapınız. Ayağa kalkınız, aşağıdaki cümleleri kuvvetle
söyleyerek sopayı tekrar tekrar
masaya vurunuz.
“İçimdeki engelleri yok ediyorum. Ben başarısızlık tanımıyorum. Çok güçlüyüm.”
5.İkişerli guruplar halinde aşağıdaki konuya sert dille (oturarak ve ayakta
olarak) tartışırlar:
“Işık topraktan daha önemlidir.” “Toprak ışıktan daha önemlidir”
“Bilgi sayesinde zeka artar.” “Zeka sayesinde bilgi artar.”
6.Önce herkes oturduğu yerde sesini yükselterek gülme ve bağırma çalışması
yapar. Ardından dörderli guruplar
halinde ve son olarak teker teker topluluk önüne çıkarak bu çalışmayı yapar.
Gülerken: Şuna bakın hahhahhaaa, hihhihhi, şuna bakın hohhohhoo, hehhehhee
Bağırırken: Defol yanımdan. Defol. Gözüm görmesin seni, defol...
7.Yürüyüş çalışmaları:
Omuzlar dik, ileriye bakarak sert ve düzgün adımla yürüyüş
Önce bir, sonra iki el havada, ardından eller havada çırpılarak ve guruba
bakarak yürüyüş.
Tüm vücudu hareket ettirerek, sağa sola sarkarak ve guruba bakarak yürüyüş
Eller arkada (dil çıkararak bunu yapmayı çok zor buluyorsanız
oluşturabileceğiniz en gülünç yüz ifadesiyle) guruba
bakarak yürüyüş
8.Şarkı Söyleme:
Gurup ortamında hem gurup halinde hem de bireysel olarak belli şarkılar,
mırıldanarak, yüksek sesle, oturarak,
gurup halinde ve tek tek ayağa kalkılarak söylenecek. (seminer sunucusu gerekli
parçaları, söz çözümleriyle birlikte
öğrencilere sunacaktır)
Hafıza Faktörü
Hafızamızı etkileyebilmek için üzerinde durabileceğimiz dört teme alan vardır.
Bu alanlara hakimiyet derecemiz
hafıza gücümüzü belirler. kitabımızın temel konusu “hafıza eğitimi” olmadığından
burada konu hakkında detaylı bilgi
verilmeyecektir. İşte önemli faktörler:
1.Biyolojik-Psikolojik Sağlamlık: Vücudumuzu genel yönetim biçimimizle
ilgilidir. Vücudumuzun bio-kimyasal denge
durumu hafızamızı ciddi şekilde etkiler. bu arada ruhumuzu yönetme biçimimiz de
ciddi şekilde hafızamızı etkiler.
Konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgi için kitabınızın ikinci bölümünde yer alan
“Mutluluk Geliştirme Yaklaşımı” altında
yapılan açıklamaları okuyunuz.
2.Gevşeme Düzeyi: en büyük hafıza düşmanı gerginliktir. Gerginliğin ürettiği
stres düşünce akışını engeller,
yavaşlatır. Gerginlik arttıkça konsantrasyon azalır. Konsantrasyon azaldıkça da
hafıza tahrip olur. Seminerimizde
size öğretilen derin gevşeme egzersizlerini her gün bir defa (30 dakika)
uyguladığınız taktirde 20 gün içersinde fark
edilir bir değişim gözlemleyeceksiniz. (Bkz Ek: de yer alan açıklamalar)
Hafızayı güçlendirmenin en kolay yolunun
derin gevşeme olduğunu söyleyebiliriz.
3.İnanç Biçimi: hafızanızın kötü olduğuna inanıyor musunuz? Cevabınız “evet”se,
emin olun hafızanız kötüdür.
Çünkü süper bir hafıza temeline sahip olsanız da, eğer olmadığına inanmışsanız
sadık dostunuz olan alt şuur tüm
çabasını sarf ederek hafızanızı tıpkı inandığınız hale getirir. Deli olmak
istiyorsanız bunun çok kolay bir yolu vardır.
Her gün kendinize deli olduğunuzu söyleyiniz.
Hafızamızın kötü olduğuna ilişkin inancı nasıl geliştiririz? Gergin ve sıkıntılı
yaşadığımız günlerde beynimizin
düşünce akışı yavaşlar. O zamanlarda kötü hafıza dikkatimizi çeker. Gizliden
gizliye endişe etmeye ve hafızamızın
kötü olduğunu kendimize söylemeye başlarız. Sonra sevdiğimiz zarar verici
arkadaşlarımız bize bizi güçsüzleştiren
telkinler iletirler: “Nasıl unutursun, yaşlanıyorsun galiba. sen de mi unutkan
oldun? Sakın bunu da unutma ha!” Bu
sözleri duya duya büsbütün unutkanlığa şartlanırız. Bu tür sözler tekrar
edildiklerinde önce şüphe oluştururlar. Sonra
kanaata dönüşürler. ardından inanç olurlar. Sonunda iyice güçlenirler; iman
derecesinde güçlü olurlar. Onları söküp
atmak vücuttan damarları söküp atmak kadar zor oluverir.
Varsa -bilinçli veya bilinçsiz yerleşmiş olabilir- böyle bir inancı derhal
yıkmalısınız. Hafıza zayıflamasının nedenlerini
öğreniniz. Hafızanızın yerinde olduğunu ve gelişmeye devam ettiğini
düşünürseniz, süreci tersine dönüştürürsünüz.
Önce eski inancınızdan şüphelenirsiniz. Ardından bu şüphe kanaata dönüşür. güçlü
bir hafızaya sahip olduğunuza
inandınız mı emin olun beyniniz bu inancınızı doğrulamak için tüm gücüyle
çalışacaktır.
4.Hafıza Teknikleri
Bu güne kadar hafıza üzerinde pek çok bilimsel araştırma yapılmış; özellikle
Batı’lı araştırmacılar orijinal hafıza
teknikleri geliştirmişlerdir. Esasen bu hafıza teknikleri insanlık tarihi kadar
eskidir. zira tarihte süper hafızalı insanlar
yaşamıştır. Ama herkesin kolaylıkla kullanabileceği sisteme yeni kavuştuğumuzu
söyleyebiliriz. Bu teknikler üzerinde
yeterince çalışarak sizler de birer hafıza ustası olursunuz.
Dünyaca tanınmış hafıza öğreticilerinden birinin Dominic O’brain, diğerinin Tony
Buzan olduğunu biliyoruz.
Türkiye’den kendisi de mükemmel bir hafızaya sahip olan Melik Safi Duyar bilinen
hafıza tekniklerini Türkiye halkının
hizmetine sunarak çok değerli bir hizmete imzasını atmıştır. Bu isimler dışında
inanılmaz hafızalarıyla şaşırtıcı
gösteriler yapan pek çok isim bulunmakla birlikte, bu üç ismin imzasıyla
yayınlanan eserler hafıza teknikleri
konusunda yeterince bilgilenmemizi sağlayacaktır.
Bir gerçeğin altı çizilmelidir. derin gevşemeyi bilmeyen kişi için diğer iki
faktörün büyük etkinliği kalmaz. Derin
gevşemeyi başardığınızda ise beyninizin doğal çalışma biçimi normal hayatta
hafıza tekniklerine fazla bir ihtiyaç
bırakmaz.
Bu kitapta hafıza üzerinde ayrıntılı bilgi vermiyoruz. Ancak konuya ilişkin
kitapların bazılarını kitabınızın Ek ‘inde
bulabilirsiniz. Konuşma sırasında karılaşacağınız hatırlama sorununu çözmek için
konunuzu çalışın ve gerginliği yok
edin. Hafızanızın sizi yalnız ve yardımsız bırakmayacağını göreceksiniz. Burada
size sadece bir kaç alıştırma
verilecektir.
ALIŞTIRMA: KORKU-HAFIZA
1. Derin Gevşeme ve Telkin
Kitabınızın Ek’ de anlatılan derin gevşemeyi yaptıktan sonra aşağıdaki
telkinleri, telkin bölümünde tekrar ediniz.
--Her gün hafızam gelişiyor.
--Her gün daha iyi hatırlıyorum.
2.Duyusal Canlandırma Yapınız
Duyularınızı kullanarak zihninizde canlandırma yapınız. Duyusal canlandırma
yeteneğinizi bol alıştırmalarla
geliştirdikçe bilgilerin daha güçlü olarak hafızanızda yerleşmeye başladığını
göreceksiniz. Aşağıda örnekleri verilen
bu tür egzersizler iç görü yeteneğinizi artıracaktır. Söz söylemeye kalkmadan
önce yapacağınız çalışmada ise böyle
bir canlandırma ile hafızanızdaki bilgileri iyice pekiştirmiş olacaksınız.
Görsel Canlandırma
Kaybettiği yavrusunu arayan bir annenin görüntüsü, Güneş doğarken ve batarken
oluşturduğu görüntünün renk
özellikleri, akan suda yansıyan ışığın görüntüsü, bir fırtına görüntüsü, lisede
iken sizin görüntünüz, çiçeklerin
görüntüleri, böcekler, arabalar....
İşitsel Canlandırma
Gök gürültüsü, hayvanların sesleri, rüzgar, sinek vızıltısı, uçak sesi, öfkeyle
bağırma, ağlama, gülme sesleri ...
Dokunsal Canlandırma
Tokat attığınızda eliniz ne duyar, ateşte yansa parmağınız ne hisseder, demiri
sıksanız, elinizi kesseniz, yumuşak
yatağa uzansanız, çocuğu öpseniz... ne duyarsınız.
2.Eski Bilgilerinizi Tarayınız
İlk okul, ortaokul, lise döneminde okulda öğretmenleriniz kimlerdi, hangi
dersleri aldınız, okulunuzun nasıl bir çevresi
vardı, hangi önemli hatıralarınız var? Oturun ve kendinize bunları hatırlama
talimatı vererek bekleyin.
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |