Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kutlanan özel günlere bir yenisi daha eklendi. Bu dönemde özellikle büyük şehirlerimizin alışveriş merkezlerinde bir canlılık göze çarpıyor. Anladığınız üzere pak yakında kutlanacak olan 14 Şubat Sevgililer Gününden bahsediyorum. Avrupa’dan çıkıp, ülkemize kadar ulaşan ve tüm dergilerimizi, gazetelerimizi, TV kanallarımızı ve birçok seveni meşgul eden böyle bir günde ben de bir şeyler yazmadan geçemedim doğrusunu isterseniz.
Bununla birlikte hemen şunu da belirtmeliyim ki, ben sevginin, ama her türlü sevginin bir güne bağlanmasından, insanların özel bir beklenti içine sokulmasından ve bir tüketim sektörünün oluşturulmasından son derece rahatsızım. Ama yine de sevginin tekrar tekrar konuşulduğu, unutanlara hatırlatıldığı bir gün olması açısından da anlamlı sayılabilir doğrusu bu kutlama.
Bir yerde okumuştum. Yazar şöyle diyor; “Sevginin ürünü olarak açarız gözlerimizi dünyaya. Sevgiyle büyürüz, büyüdükçe severiz. Olgunlaştıkça sevgiye bakışımız da olgunlaşır, bizimle birlikte.” Gerçekten de öyle... Doludizgin yaşanan duygular, sınır tanımayan istekler, kaybedilince dünyanın sonu geldi sanılan sevgililer ve birçok şey, gençlik çağında daha bir yoğun, daha bir sert yaşanır sanki, ileride yerini yumuşaklığa, olgunluğa bırakana dek...
Ne dersiniz? Aşk; “iki insan arasında hissedilen bir çekim, elektriklenme, sonra da Gustav Jungun dediği gibi, iki ayrı kişiliğin birleşmesi, bedenlerimize baharın gelmesi midir?” Ya sonrası...
İnsanlar birbirlerini tanıdıkça, paylaşımları arttıkça aşk yerini sevgiye bırakıyor, büyük sevgilerden de ölümsüz aşklar ortaya çıkıyor, galiba.
Bazen de aşkınız, sevginiz, siz hiç anlayamadan bitiverir. Çiçekleriniz solar, bahar yerini en sert rüzgarlara, en soğuk kışa bırakır. Üstelik insan nasıl bittiğini de anlamaz. Komiktir ki, işimize, hatta kitaplarımıza, kedimize olan sevgimiz daha anlamlı gelir, bir vakitler her şeyin üstünde tuttuğumuz sevgilimizden, eşimizden. Kısacası bir anda uzaklaşıveririz birbirimizden ya da onlar çıkıverirler hayatımızdan.
Aşkın en acı vereni de tek taraflı bitenidir. Böyle durumlarda taraflardan birisi hala sever ve sevdiğini yanında ister ayrılığın sebebi ne olursa olsun. Çünkü seven için doğal olarak böyle bir ayrılığı içine sindirmek hiç de kolay değildir. Ancak bütün kapılar kapatılıyor, anahtarlar ulaşılamayacak yerlere fırlatılıyorsa belki de unutmak en güzelidir, zor da olsa...
Geçenlerde bir okuyucumuzdan “Onu çok seviyorum, birlikte olamadığımız için de ölmeyi düşünüyorum” diyen bir mektup aldım. Aynı günlerde bir genç kızımız da, “gününün büyük bir kısmını sevdiğini aramakla ve aramasını beklemekle geçtiğini, evde-işte aklının hep sevdiği kişide olduğunu, bu yüzden de hayatını istediği şekilde yaşayamadığını, mutsuz olduğunu” anlattı.
Ona, ilişkisine dışarıdan bir insanın gözüyle bakmasını tavsiye ettim. “Yaşanılanlarda gerçekten bir terslik var mıydı yoksa ilişkisini kendi kafasında kurduğu gereksiz senaryolarla sorun haline mi getiriyordu?” Bu genç hanım, daha sonra fark etti ki ortada gerçekten ciddi bir sorun yoktu. Sadece kendi iç dünyası dahil her şeyden uzaklaşmış, çiçeklerin kendisi için de açabileceğini, güneşin parlayıp, suların pırıl pırıl akabileceğini, arkadaşlarını, meşguliyetlerini kısacası sevdiği hariç, her şeyi unutmuş, dolayısıyla da mutsuz ve tatminsiz olmuştu.
Evet arkadaşlar; yaşı ve şekli nasıl olursa olsun birçoğumuzun yaşadığı, yaşamayanların da yaşamak için peşinden koştuğu bir duygudur aşk.
Ancak her şey gibi onun da bir ölçüsü olmalıdır. “Aşk sınır tanımaz” gibi tüm süslü laflara rağmen aşk, insanı yıpratmamalı, üzmemeli, sorumluluklarından ve en önemlisi de kişiyi kendisinden uzaklaştırmamalıdır. Aşkta kaybetmekten de korkulmamalıdır. Ne aşkını açıklarken, ne de sevgili giderken. Çünkü gidecek olan zaten gerçekten gelmemiştir. Ne demektir, “aşkı için ölmek ya da kendini mutsuzluğa terk etmek?” Bunu ancak kendisini sevmeyenler yapar. Kendisini sevmeyen insan da ne mutlu olur, ne de mutlu etmesini bilir.
Olgun insan, sevmek kadar ayrılığın getirdiklerini de yaşamasını bilir, umut yüklüdür. Üzülmekle birlikte, zamanın da en iyi ilaç olduğunu ve hayatın hala devam ettiğini, baharın tekrar geleceğini bilir.
Sevgi, sağlık ve umut dolu günler geçirmeniz dileğiyle...