Bilesin ki. ulu Allah (C.C.) Kur´an-i Kerim´de:
«Allah'i zikretmek daha büyüktür.» (Ankebût Sûre
Celîlesi - 45) diye buyurmakla birlikte
sükretmeyi Allah (C.C.)'i zikretmek ile yanyana
getirirken söyle buyurmustur:
«— O halde siz beni zikredin ki, ben de sizi
zikredeyim. Bana sükredin, sakin bana karsi
nankör olmayin.»
(Bakara Sûre Celilesi; 152)
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"Eger sükreder ve inanirsaniz, Allah sizi azaba
çarptirmaz. Allah sükrün mükâfatini verir ve her
seyi bilir."
(Nisa Sûre-i Celilesi: 147)
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
«— Hiç kimse, Allah'in izni olmaksizin ölmez,
ölümün kesin zamani bellidir. Dünya kazancini
isteyene oradan bir pay veririz. Âhiret sevabini
dileyene de oradan bir pay veririz. Sükredenleri
mutlaka mükâfatlandiracagiz.»
(Âl-i Imrûn Sûre Celilesi - 145)
Ulu Allâh (C.C.) lânelük seytanin amacina
tercüman olarak söyle buyuruyor:
"Beni onun (âdemin) yüzünden azginliga mahkûm
ettigine göre (onlari saptirmak) için dosdogru
yolun üzerinde pusu kuracagim.
Sonra ben onlara önlerinden, arkalarindan,
saglarindan ve sonarindan (her yanlarindan)
sokulacagim da sen onlarin çogunu sükreder
bulmayacaksin"
(A'raf Süre Celilesl: 16—17).
Görüldügü gibi lânetli seytan insanlari pesinen
lekeleyerek onlari sükürden uzaklastirip Hz.
Ademe secde etmedigi için Allâh (C.C.)'in
rahmetinden uzaklastirilisinin öcünü alacagini
soklamomaktadir.
Nitekim ulu Allâh (C.C.) söyle buyurur:
> "Kullarimin içinde sükredenler azdir."
(Sebe' Sûre Celilesi: 13)
Ulu Allâh (C.C.) su âyette hiç bir seyi müstesna
tutmayarak sükür karsiliginda her nimeti
artiracagini kesinlikle belirtmektedir:
Ve hatirlayin kî, Rabb'iniz size sunu bildirmisi.
"Eger sükrederseniz, kesinlikle size daha
fazlasini veririm. Eger nankörlük ederseniz, hiç
süphesiz, azabim pek çetindir."
(ibrahim Sûre Celilesi; 7)
Oysa ki, asagidaki bes seyin bagisini kayda
baglamis, kesinlikle verecegini belirtmemistir.
"1 — Zenginlik" Ulu Allâh (C.C.) bu konuda:
"Eger geçim darligindan korkuyorsaniz, Allâh
eger dilerse size zenginlik bagislayacak. O her
sey] bilen ve her yaptigi yerinde olandir."
(Tevbe Sûre Celîlesi: 28) buyuruyor.
"2 — Dualari kabul etmek" Ulu Allah (C.C.) bu
konuda:
"Putlariniza degil ancak Allah'a dua edersiniz.
O da dilerse hakkinda onun yardimini dilediginiz
sikintiyi çözer de ona ortak kostuklarinizi
unutuverirsiniz» buyuruyor."
Öteyandan sukur Allâh (C.C.)'a has
davranislardan biri olarak gösterilmektedir.
Nitekim Ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:
"Eger Allah'a, karsilik beklemeksizin, iyilik
ederek Allâh'a borç verirseniz, onu size kat kat
geri verir ve günahlarinizi afveder. Allah
merhametli ve iyiligin karsiligini fazlasi ile
verendir." (Tegabun Sûre-i Celilesi; 17)
Ulu Allah (C.C) su iki âyette cennetliklerin ilk
sözlerinin sükür olacagini belirtmektedir.
Ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:
«— Bize verdigi sözü yerine getirerek
istedigimiz yerde oturmak üzere cenneti
bagislayan Allah'a hamd (sükr) olsun.»
"Yedigine sükreden kimse, açliga katlanarak oruç
tutan kimse gibidir." (Peygamberimiz ((s.a.v.).)
burada nafile orucu kasdetmektedir)
Hz.Ata (R.A.) der ki, «Bir gün Hz.Ayse (R.A.)'yi
ziyaret etmeye gittim, ona "Allâh (C.C.)
Resul'ünün sahit oldugun en sasirtici hareketini
anlat." dedim. Bunun üzerine Ayse (R.A.), göz
yaslari arasinda söyle dedi. «O'nun hangi
hareketi sasirtici degil di ki! Bir gece eve
geldi, benim ile birlikte yataga girdi, tenim
tenine degmisti.
Tam bu sirada bana «ey Ebu Bekr'in kizi, birak
beni de Rabb'ime ibadet edeyim» dedi. Ben de
«senin yakinligini isterim, ama arzuna uymayi
tercih ederim.» diyerek ona izin verdim. Derhal
kalkti, su tulumunun yanina vardi, az az su
dökünerek abdest aldi ve namaza durdu.
Bir yandan da aglamaya basladi, akan göz yaslari
gögsüne kadar inmisti, sonra aglayarak rukûa
vardi, aglayarak secde etti, aglayarak secdeden
basini kaldirdi, sabah ezani okumak üzere
Bilâl'in gelisine kadar bir yandan agladi, bir
yandan namaz kildi.
Ben O'na «Allâh (C.C.) senin geçmis, gelecek
bütün günahlarini pesinen afvettigine göre neye
agliyorsun?» diye sordum. Bana su cevabi verdi:
«— Ben sükreden bir kul olmayayim mi? Niye
olmayayim, ulu Allâh (C.C.) bana su âyeti
indirmistir.
"Hic süphesiz, göklerin ve yerin yaratilisinda,
günün ve gecenin (uzayip kisalarak) birbirini
kovalayisinda derin düsünceliler hesabina bir
çok ibretti deliller vardir.
Bu derin düsünceliler ayakta, oturarak ve yan
üstü uzanmislarken Allah'i anarlar ve «ey
Rabb'imiz, sen bütün bu varligi bosuna
yaratmadin, seni böyle bir isnaddan tenzih
ederiz, o halde bizi cehennem azabindan koru.»
diyerek göklerin ve yerin yaratilisi hakkinda
enine boyuna düsünceye dalarlar.» (Al-i imran
Sûre-i Celilesi: 790-191)
Bu hadise müminin her zaman aglamasi gerektigini
belirtir. Su rivayet de ayni sirra isaret eder:
Peygamberlerden biri, bir gün yolda giderken
küçük bir kaya parçasi görür, kaya durmadan su
sizdirmaktadir. Peygamber bu duruma sasar. Bu
sirada kaya parçasi Allâh (C.C.)'in izni ile
dile gelerek:
«Allah'in, kâfirler için hazirlanan ve yakacagi
insan ve tas olan cehennemden korkun»
(Bakara Süre-i Celilesi; 24), mealindeki âyetini
duydugumdan beri o korku ile hep agliyorum der).
Bunun üzerine Peygamber Allâh (C.C.)'a yalvardi
da o kaya parçasini cehenemden bagislatti. Fakat
bir müddet sonra ayni kaya parçasinin yanma
vardiginda onu yine ayni sekilde aglar durumda
bulur. Ona: «peki, simdi niye agliyorsun» diye
sorar. Kaya parçasi ona «o zamanki aglamam
korkudan idi. Simdi ise sükür ve sevinç gözyasi
döküyorum» diye cevap verir.
Insan kalbi de tas gibidir, hatta belki de
tastan bile daha katidir. Bu katilik ancak hem
korku ve hem de sükür halinde aglayarak
giderilebilir.
Peygamberimiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:
«— Kiyamet Günü «hamdediciler ayaga kalksin»
diye ses gelir, bu ses üzerine bir zümre ayaga
kalkar, onlara özel bir sancak verilerek hepsi
cennete gönderilir.»
Sahabiler «hamdediciler kimlerdir?» diye
sorarlar. Peygamber (S.A.V)´imiz: "Her durumda
Allâh (C.C.)'a sükrederlerdir."
(baska bir rivayete göre): "Rahatlikta ve
sikintida Allâh (C.C.)'a sükredenlerdir)" diye
buyurur.
Ulu Allah (C.C.) Hz. Eyyûb'e (A.S.) uzun bir
konusmada:
«Ben sevdigim kullarimin sükrünü mükafat olarak
kabut ederim.» diye vahyetti.
Ulu Allâh (C.C.), yine Hz. Eyyûb'e sabirli
kullar hakkinda:
«Onlarin yurdu »Dârusselâm»´dir. Oraya
girdiklerinde onlara sükretmeyi ilham ederim, o
sözlerin en hayirlisidir. Sükrettikleri zaman
onlara verdiklerimi artiririm, beni görmelerini
nasip ederek onlara verdigim nimetleri artirmis
olurum.» diye vahyetti.
Mal yigma hakkindaki âyetlerden biri. inince Hz.
Ömer (R.A.) Peygamber´imize ((s.a.v.).) hangi mali
biriktirelim? diye sorar.
Peygamber ((s.a.v.).)´imiz: "Biriniz zikreden dil
ve sükreden kalb edininiz» diye buyurur.
Görülüyor ki, Peygamber ((s.a.v.).)'imiz servet
yerine sükreden kalb sahibi olmayi emrediyor.
Ibni Mes'ûd (R.A.) «sükür, imanin yansidir» der.
Bilesin ki, sükür hem kalbi, hem dili ve hem de
vücûdun belli basli organlarini ilgilendirir.
1 — Kalbi ilgilendiren sükür, iyilige yönelmek
ve bütün canlilar için iyilik duygusu
beslemektir.
2 — Dili ilgilendiren sükür, hamd mânâsi ifâde
eden sözleri Allah (C.C)'i sükür için dile
getirmektir.
Buna göre gözler vasitasi ile yapilacak sükürden
biri, müslümanin görülen kusurlarina göz yummak,
kulak ile yapilacak bir sükür çesidi de müslüman
hakkinda isitilen bir kusuru saklamaktir. Her
kim davranis da göz ve kulaga bagislanan
nimetlere karsilik olarak yapilacak olan sükür
görevleri arasindadir.
Allâh (C.C.)'in tekdirine karsi hosnutluk
belirtmek, dilin görevi olan bir sükür çesididir.
Nitekim Peygamber'imiz ((s.a.v.).) bir sabah
sahabilerden birine:
«Gecen nasil geçti» diye sorar. Sahabi de: «iyi
geçti» diye cevap verir. Pey-gamber
((s.a.v.).)'imiz üçüncü seferinde, "Allâh (C.C.)'a
hamd ve sükürler olsun, iyi gecti" cevabini
alincaya kadar ayni soruyu arka arkaya
tekrarlar. Nihayet son cevabi alinca «senden
aradigim buydu» diye buyurur.
Eski örnek müslümnlar biribirlerinin halini
sormayi geleneklestirmislerdi. Maksatlari Allâh
(C.C.)'a sükretmeye firsat hazirlamakti. Böylece
hem sükreden ve hem de ona bu imkâni verdigi
için halhatir soran birlikte ibadet etmis
oluyordu. Yoksa amaçlari, karsi tarafa ilgi ve
iltifat gösterip riyakârlik etmek degildi.
Hali sorulan herkes ya sükreder, ya durumundan
sikâyet edebilir veya hiç bir cevap vermez.
Sükür ile cevap vermek ibadettir. Halden sikâyet
ederek cevap vermek, müslümana yakismayan,
çirkin bir davranistir. Her seye kadir olan ulu
Allâh (C.C.)'i elinden hiç bir sey gelmeyen bir
kula sikâyet etmek nasil çirkin olmaz!
Basina gelen belâya katlanmayi beceremedigi ve
iradesinin zayifligi kendisini sikâyet etmeye
sürükledigi takdirde insanin bu sikâyeti, hiç
olmazca. Allâh (C.C.)'a yapmasi daha yerindedir.
Çünki belâyi veren de o, giderebilecek olan da
O'dur.
Kulun Allâh (C.C.) karsisinda düskünlügünü
arzetmesi sereftir, fakat Allâh (C.C.)'dan
baskasi önünde sikâyet etmek alçakliktir.
Karsindakinin de kendisi gibi âciz bir kul
oldugunu gözden kaçirarak bir insanin baskasi
önünde zavallilasmasi halinden yakinmasi çirkin
bir alçakliktir.
Nitekim Ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:
«— Hiç süphesiz, siz Allah'i birakip putlara
tapiyor ve asesiz güç kaynaklari uyduruyorsunuz.
«Allah'i birakip taptiginiz putlar, size hiç bir
sey veremezler. Rizki Allah katinda arayiniz,
sirf O'na kulluk ediniz, yalniz O'na sükrediniz,
O'nun katina döndürüleceksiniz.»
(Ankebût Sûre-i Celilesi: 17)
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
«— Allah'i birakip yardima çagirdiklariniz da
sizin gibi kullardir. Eger bu tutumunuzda
yanilmiyorsaniz, haydi onlari yardima çagirin da
cevap versinler»
(A´raf Sûre-i Celilesi: 194)
Buna göre dil ile sükretmek, sükür görevinin bir
çesididir.
Rivayet edildigine göre bir gün bir heyet emevî
halifelerinden Ömer Ibni Abdülâziz'i (R.A.)
ziyarete gider. Aralarindan bir delikanli ayaga
kalkip konusmak ister. Halife, «en yasliniz
konussun, en yasliniz» der.
Bunun üzerine ayaga kalkan delikanli «Ey Emirel
mü´minin is yasa kalsaydi, müsiümanlar arasinda
senden daha yaslisi vardi (onun halife olmasi
gerekirdi)» der.
Cevabdan hoslanan halife, delikanliya «Haydi, o
halde sen konus» deyince. Delikanli sunlari
söyler: «Bizler ne bir sey istemek için ve ne de
himaye edilmek için gelen bir heyetiz. Cünki
faziletli idaren bize istediklerimizi ulastirdi.
Adaletin de bizden korkuyu giderek güvenligimizi
sagladi.
Bizler sadece bir sükran heyetiyiz, sana sözlü
olarak sükranlanmizi arzedip dönmeye geldik.»