HI - H

Hâtimeye [son nefese] kat'i hükm olunmaya ki, vahye bağlıdır. Zann-ı gâlib ve mutmâinne olunmuş bir ilim, din büyüklerinin son nefesinin selâmetine delâlet ederse, mümkindir ve bunun gibi ilhâm ile dahî hâtimenin [son nefesin] güzel ve çirkinliği kat'î bilinmez. Zîrâ ilhâm zannîdir. Lâkin zandan zanna olan fark, yer ile gök arasında olan fark gibidir.

Hâtimenin [son nefesin] selâmeti hiçkimse için kat'î değildir. (Müstesnâlar vahy iledir).

Hârika, açlık ve riyâzet ile cûkiye ve berâhime gibi, küfür ehlinde de hâsıl olur. 

Hânümândan [ev, barktan] geçip, akrabâ ve çoluk çocuğa vedâ gerektir. Zîrâ Hakkın hakkı, bütün haklardan öncedir.

Hatm-i Kur'an, nâfile namaz, tesbîh ve tehlîl edince, sevabını, mevtâlara hediye etmek, etmemekten eftaldir.

Hatm-i tehlîl okunarak sevabı ruhaniyet-i meyyite [meyyitlerin ruhlarına] hediye olunur.

Hatm-i tehlîl, ancak meyyitin magfireti için olup, bundan başkası bid'attir.  [hâşiyesinde].

Hizmet-i îşâna iktâm [îşâna hizmette devam [çalışma] olmadıkça], sohbet hevesinde olmamalı.

Hizmet-i huzur-ı pîr [Pîrin huzurunda hizmet] ve sohbet, râbıtadan eftaldir.

Hademe ve maiyet istihdâmı câizdir.

Hizmet-i fukara [sâlihlerin hizmeti] ve ehlûllaha hizmet, müsmir-i berekâttır. Dünya ve âhıret sefâsına [saadetine] sebebdir.

Hademeye ikrâm eylemek [kıymet vermek], efendisine izâz ve ikrâmdır.

Hurma, benî Âdemin halasıdır. [Âdem oğullarının halasıdır.] Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır. “Hadis-i şerif.”

Hurma ile iftâr eylemek sünnettir.

Hizmet-i fukaray-ı bab-illah [Allahü teâlânın kapısına gelen fukaraya hizmet] ve Ehlullahın rızasını kazanmak, büyük bir saadettir ki, herkese nasip olmaz [her nîmet sahibine müyesser olmaz].

Hızır aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden değil, geçmiş ümmetlerdendir.

Hızır ve İlyâs “aleyhimesselâm” vefât etmişlerdir. Ruhları cism sûreti ile [cesed olarak görünüp] cesede âid harekât ve cismânî ibâdetler onlardan vukû' bulur.

Huzur-ı bî-gaybet [huzurun devamlı olması], devamlı olan tecellî-i zatîdir, şu'ûn ve îtibarât perdeleri araya girmeyen, hiç gayb olmıyan devamlı olan tecellî-i zatîdir. Bu yolun sonunda müyesser olur. Perdeler araya girmez.

Hızır aleyhisselâm, zikr-i nefy-i isbâtı [Lâ ilâhe illallah ile zikri], Abdülhâlık Goncdüvânîye, havuzda, su içinde talim eylemiştir.

Hutbede, hulefâ-i Râşidîni zikretmek, ehl-i sünnetin şiârıdır.

Hutbede sultânların ismlerinin bir kademe aşağıda okunması, sultânların tevâzularındandır.

Hâtıraların [düşüncelerin] çok olmasından kalb muzdarip olmaya. Kendi işlerine bakalar. Ve istigfârı terk etmiyeler.

Hulefâ-i erbâ'ada [dört halîfede] nübüvvetten gayri, Enbiyânın fazîletleri vardır.

Hulefâ-i erbâ'a [dört halîfe] arasındaki fazîlet, hilâfet sırasına göredir.

“El-hılâfetü ba'dî selâsûne seneten”. Benden sonra hilâfet, otuz senedir” Hadis-i şerifi Emîrin hilâfeti ile tamam oldu.

Hülafâ-i ümmeyye [Emevî halîfeleri] minber üzerinde ehl-i beyte nice seneler seb' ve lânet eylediler. Ve Ömer bin Abdülazîz onları kaldırdı. Lâkin Muaviye onlar arasında değildir.

Hâtıratı kavuşma sebeplerinden sayalar. “Elâ innehü bi küllî şey'in mühîtun.” [Dikkat ediniz. Haber veriyorum. Şüphesiz ki, Allahü teâlâ herşeyi ihâta eder.]

Hallâc-ı Mensûr, hergün bin rekât namaz kılardı.

Hallâc-ı Mensûr, her gece zindanda ağır zincir ile beş-yüz rekât nâfile namaz edâ ederdi.

Hallâcın enel-Hak kavli, mevcut Haktır, ben değilim demektir.

Hallâc-ı Mensûrun kelâmı, hâllerin galebe çalmasından dolayı olduğu için, Mâzurdur.

Hallâc-ı Mensûrun enel-Hak kavli, yolda iken söylenmiştir. [Tesavvuf yolcusu iken söylenmiştir.] Vefâtından sonra terakkî etti [yükseldi].

Hıllet [dostluk] makamı, asl îtibariyle, İbrâhîm aleyhisselâma mahsûstur.

Hıllet âm'dır. Muhabbet onun ferd-i kâmilidir.

Hılkatten [yaratılıştan] maksâd olan şeyi, bu kısa fırsat zamanında kazanmak gerektir. Yoksa mahrumluktan ve pişmanlıktan gayri hiç netîce olmaz. Birkaç günlük ömr büyük bir ganîmettir.

Hılkat-ı insâniyyeden maksûd [insanın yaratılmasından maksad], kulluk vazîfelerini yapmaktır. Ve cenâb-ı Hak sübhânehu ve teâlâyı devamlı istemektir. Bu mâna, zâhiren ve bâtınen [bedenen ve kalben] seyyidil evvelîn vel âhırîn aleyhi minessalevâti etemmühâ ve minettehıyyâtü ekmelühâya tam tâbi olmayı gerçekleştirmedikçe müyesser değildir.

Halkla [insanlar ile] hakları yerine getirmekten ziyâde karışmak zararlıdır.

Halkla ülfet eyle [görüş, konuş]. Fakat, alâka peyda eyleme [alâka kurma].

Halkla ihtilât [aralarına karışmak], onların hukûkunu edâ niyyeti ile olursa tâattir.

Halkı tazyîk ve rencîde etmek [dara düşürmek (sıkıştırmak) ve incitmek] haramdır.

Halka itiraz kıllet üzere [az] olmalıdır.

Halkın ezâsına [eziyyetlerine] sabr lâzımdır. Ve onlarla iyi geçinmek vâcibdir. Bu azîmet yoludur. Kaçarak eziyyetten kurtulmak da ruhsattır.

Halk ile görüşmekten kurtuluşa çâre yoktur.

El-halku ıyalullah ehabb-ü halkın ilallahi men ahsene ilâ iyâlihi. [İnsanlar Allahü teâlânın iyâlidir. Allahü teâlâya en sevimli olan, Onun iyâline iyilik edendir.] Hadis-i şerif.

Halk ile konuşmalar yumuşak ve tatlı olmalıdır. Hiç kimseye sertlik eylememeli. Meğe ki, Hak için ola.

Halk [insanlar] ile muamele tarzı.

Halka hizmet zikirden eftaldir.

Halk eylemeye [yaratmak için] ilim lâzımdır. Hak teâlâ küllîleri de, cüz'îleri de ve sırları [gizli olan şeyleri] bilir.

Hılkat-i insandan [insanın yaratılmasından] maksad.

Halvet der encümen [Halk arasında Hak ile olmak], kalabalıkta, söyliyene ve dinleyene gönül bağlamamaktır.

Halvette [yalnızlıkta] şöhret, şöhrette âfet vardır.

Hamr [şarap] satışı âdet olsa, helâl olur diye fetvâ verilmez.

Hamr ve ihticâb [kadınların örtünmeleri], bazı şeriatlerde haram, bazılarında helâl idi.

Hannâs, insanların sadrında [göğsünde] bulunup, üsûl-i dînde [îmanda] vesvese ve hâtıralar hâsıl eder.

Hâb [uyku] esnâsında, bedenine bir nev'i gaflet â'rız olmakla, bâtın nisbeti meydanı boş bulup, tam bir güzellik ile güzel ve perdesiz olan, meydan-ı zuhûra rehâyab olur. Ve yüzlerce nâz ve niyâz ile nâz perdesini yüzünden kaldırır, gülistanda [gül bahçesinde] görülür ve salınır.

Hâce-i Ahrâr buyuruyor ki; bütün iyi hâlleri ve buluşları bize verseler, fakat Ehl-i sünnet vel-cemaat îtikatını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harap, istikbâlimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi Ehl-i sünnet îtikadı ile süsleseler, hiç üzülmem.

Hâce-i Ahrâr, “rehberin görüntüsü [râbıta], Hakkın zikrinden daha faydalıdır.” buyurmuştur.

Hâce-i Ahrâr buyurmuştur ki, eğer ben şeyhlik eylesem, hiçbir şeyh, âlemde mürîd bulamazdı. Ammâ bize başka işler emrolunmuştur ki, o işler, şeriatin yayılması ve müslümanların kuvvetlendirilmesidir.

Hâce-i Ahrârın vahdet-i vücûda meyli var iken, emr-i mâruf ile meşhûrdur.

Hâce-i Ahrârın zâhirde pîri var iken [Yakûb-ı Çerhî], Abdülhâlık Goncdüvânînin ruhaniyetinden istifâde ederek de üveysî oldu.

Hârikaların fazla zuhûra gelmesi, eftâliyyete delâlet eylemez [eftâl olmayı göstermez].

Hârikaların hâsıl olması, açlığa ve riyâzete bağlıdır. Marifet ile işi yoktur.

Hârikaların eftal olanı, zat, sıfat ve ef'âl-i vâcibeye te'alluk eden ulûmdır. [Allahü teâlâyı bilmektir.]

Havâsın hâbı [seçilmişlerin uykusu] gaflet olup, ibâdetten ayrı kalmak memnû' [yasak]dır, [uygun değildir.] Nevmül ulemâi ibâdetün. [Âlimlerin uykusu ibâdettir.]

Havâss-ı beşer [insanların seçilmişleri], havâss-ı melekten [meleklerin seçilmişlerinden] eftaldir.

Havâstan [seçilmişlerden] bazılarının vefâtlarında, onların ruhlarını Melek-ül-mevt [Azrâil aleyhisselâm] almaz. Bunların vefâtları sırasında, Melek-ül-mevtin hazır olması, ruhun kabz edilmesini müjdelemek için olmayıp, tâzîm ve şereflenmek içindir.

Hâtıralardan kurtulmak ve vesveseleri kovmak, tarîka-i hâcegânda [hâcegân yolunda] çok kolay olur.

Hâtıraların def'inden murâd, matlûba teveccühe mani olan hâtıralardır. Yoksa, her hâtıra değildir, diye hâce-i Ahrâr buyurmuşlardır.

Havf [korku] gençlikte, recâ [ümîd] ihtiyârlıkta çok olmak lâzımdır.

Havf [korku] zamanında Li-îlâfi [sûresini] okumalıdır.

“Havf-ı dünya [dünya korkusu yâni, şeriate muhâlif olma korkusu] ve âhıret [korkusu], bir kimsede cem olmaz.” Hadis-i şerif.

Havf-ı hâtime [son nefes korkusu] ve âhıret endişesi [düşüncesi], tâatin artmasına sebep olup, nâfile amelin çok yapılmasına sebep olur.

Havf-ı hâtime [son nefes korkusu] öyle büyük bir nîmettir ki, Allahü teâlânın dostları bu derde tutulmuşlardır. (Son nefes derdine.)

Hıyârüküm fil-câhiliyyet-i hıyârüküm fil islâmı izâ fekâhe. [Câhillikte en ileride olanınız, islâm âlimi olunca, en ileriniz olur.] Hadis-i şerif.

Hayâl-i beşer [beşer hayâli], âlem-i misâlin nümûnesidir. Zîrâ bütün eşya için hayâlde sûret vardır.

El-hayrü fî-mâ sana' Allahü teâlâ [hayr, Allahü teâlânın yaptığındadır] diyerek sabr edeler. Cümle işleri, Hak teâlâya havâle edeler.

Havâssa [seçilmişlere] bazı şeyler hâsıl olur ki, havsala-i avâmdan [avâmın idrâk etmesinden] gizlidir. Onları [o hâlleri] avâmdan gizlemelidir ki, fitneye sebep olmaya.
Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri