LÂMELİF - L

Lâ ilâhe illallah kelime-i tayyibesinin [mubârek kelimesinin] tekrarının kalbin [ruhun] nûrlanmasında büyük te'sîri vardır. Bu mubârek kelimenin tekrarı ile, onun esrâr denizinden sîyrâb ve şâdâb [letâfetli ve suya kanmış] olan kimseye derîce-i matlûb küşâde [açılmış] ve rûy-i maksûd bedîdâr [açık] olmakla, âzâde olur [rahat olur.]

Lâ yectemi'u havfâni havf-üd-dünya ve havf-ül-âhireti “hadis-i şerifi”. [İki korku bir arada bulunmaz: Dünya korkusu ve âhıret korkusu.]

Lâ tahtına cemî' meşhûdâtı ve mütecellîyâtı [bütün görünen ve tecellî edeni] idhâl edeler [dahil edeler].

Lâ tüşed-dür-rıhâlü-illâ-ilâ-selâseti mesâcidiel-mescidil-haram ve mescidî hâzâ vel-mescid-il-aksâ. Hadis-i şerif. [Üç mescidden başka mescidlere ziyâret için gidilmez. Mescid-i Haram ve benim mescidim [Mescid-i Nebevî] ve Mescid-i Aksâ.]

Lâ te'ayyün makamı yoktur. Lâ te'ayyün-i mahzâ [Hâlis Lâ te'ayyün makamına ayak basmak] vücûb ile [vâcib-ül-vücûd ile] mütehakkık olmaktır ki, muhaldir [mümkin değildir].

(Kalb hazır olmazsa, namazda olmaz) hadis-i şerifinde huzurdan murâd, namazın farzları ve vâcibleri ve sünnetleri ve müstehablarının yapılmasında kalbin hazır olması, gevşeklik olmamasıdır.

Lahor şehri, diğer Hindistân şehirlerinin irşâd kutbu gibidir.

Lâ yü'minü ehâdüküm hattâ yükâlü innehu mecnûnün “hadis-i şeriftir.” [Bir kimseye deli denilmedikçe, îmanı tamam olmaz.]

Lâ yese'unî erdî ve lâ semaî ve lâkin yese'unî kalbü abdil mümini [Yere ve göke sığmam. Fakat, mümin kulumun kalbine sığarım] hadis-i şerifinden, hulûl ve ittihâd [birleşmek] mânası fehm olunmaya ki [anlaşılmaya ki], Hak teâlâ ondan münezzeh ve müberrâdır. Bir emr-i bî-keyftir ki, erbâbına vâdıh ve hüveydâdır [açık, bellidir]. Men lem yezük, lem yedri [tadmıyan bilmez], andan her ne ki bizim tehayyülimizde vâki' ola [hâtıra gele]. Hak sübhânehû ondan pak ve berterdir [yüksektir].

Lâ yese'unî erdî ve lâ semaî ve lâkin yese'unî kalbü abdil mümini [Yere ve göke sığmam. Fakat, mümin kulumun kalbine sığarım] hadis-i şerifinde, yer ve gök, imkân dâiresine dahildir. Lâ mekânî [mekânsız] olan, mekâna sığmaz. Bi-çûn olan, çünde ârâm eylemez. [Allahü teâlâ, yaratılanda yerleşmez]. Müminin kalbi mekânsızdır. Niçin ve nasıldan berîdir. Onda sığışma mütehakkıktır [tahakkuk edendir].

Lâ yese'unî erdî ve lâ semaî ve lâkin yese'unî kalbü abdil mümini [Yere ve göke sığmam. Fakat, mümin kulumun kalbine sığarım]. Bu sığmadan murâd, vücûd mertebesinin kendisi değil, sûreti, örneği sığmaktadır. Kendisinin sığması düşünülemez.
Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri