ZÂL - Z

Zânî-i bekrin [zinâ yapan bekârın] haddi [had cezâsı] yüz tâziyâdir. [Yüz sopadır.] Eğer, yüzbir değnek darb olunsa [vurulsa] zulümdür.

Zâhid, dünyaya gönül bağlamadığından, insanların en akıllısıdır.

Zekât vermiyenlere arasâtta, nar gibi kızgın levhalar dağlanacak, hadis-i şerifi.

Zekâtın kalîli [çok azı] yüzbinlerce nâfile sadakadan eftaldir.

Zekâtın verilmesinde, açıktan [âşikâre] vermek evladır ki, insan iftira'dan kurtulur. Nâfile sadakayı gizli vermelidir ki, kabûl ihtimali fazla olur.

Zekâttan mahsûb olmak üzere, bir dank tasadduk eylemek, nâfile altından dağ kadar tasadduk eylemekten bir kaç mertebe eftaldir.

Zekâtın verilmesinde kolay yol budur ki, malından fukaranın hakkı olanın bir seneliğini zekât niyyeti ile ayırıp, [zekâta niyyet edip], dilediği zamanlarda fakirlere vermelidir. Bu takdîrde, her verişte niyyet lâzım değildir. Zîrâ, bir senede fukaraya ne kadar vereceği mâlûmdur. Ama verdiği mal zekât niyyeti ile ayrılmış olmasa, zekât olmaz. [Ayırırken niyyet etmek yetişir.]

Zekâtı, emvâl-i nâmiyeden [ticâret malından] ve en'âm-i sâimeden [kırda, çayırda otlıyan kasab hayvanlarından] ve toprak mahsüllerinden minnet ve rağbet ile edâ edeler. [Zekâtı acele ve çabuk vereler]. Mal sadaka ile noksan olmaz. Hadiste vârid olmuştur ki: “Zeheb (altın) ve fıdda (gümüş) her şekilde ticâret malıdırlar. Bunların sahibi, zekât hakkını yerine getirmezse, kıyâmet gününde, nardan safha ve levhalar yapılıp, ateşe atılıp, tamam nar gibi oldukta, sahibinin alnını ve sırtını onunla dağlarlar. Soğudukta, tekrar iâde olunur. Miktârı ellibin sene olan günde, tâ ki kulların arasında hesaplaşma tamam olup, ehl-i Cennet Cennete ve ehl-i Cehennem Cehenneme vâsıl oluncaya dek, bu şekilde azâb olunur” diye buyurmuşlardır. Kemâli kereminden, havalân-ı havlden sonra [Nisap miktârı mal olduktan ve üzerinden bir sene geçtikten sonra] ve muhtaç oldukları mahalle sarf olunduktan sonra, geri kalan malın, kırk hissede bir hissesi Allahü teâlâya sadaka eylemek üzere farz eylemiştir. Ne insafsızlıktır ki, onun edâsında ihmâl (tenbellik) göstere ve hîle ile zekât vermiye. Cân ve mâl, bil-cümle Hak teâlânındır. Eğer malın tamamını fukaraya vermeyi emir buyurup ve cânı dahî taleb eylese [cânı vermeyi dahî emir buyursa], Allahü teâlânın vâlühleri [onun aşkı ile yananlar] ve hayranları, hiç bırakmadan ve kaşlarını çatmadan ve şevk ve arzu ile [cân ve mâlın] tamamını îsâr ederler [cömertce verirler] ve saadetlerini onda bilirler.

Zelle ve me'âsînin [Günahların ve hatâların] ilâcı, tevbe ve inâbet ve pîrin teveccühü iledir.

Bu zaman, nübüvvet zamanından uzak ve sünnetlerin nûrlarının azaldığı zamandır. Ve bid'at zulmetinin arttığı zamandır.

Zaman-ı cehâlette [câhiliyye zamanında], nisvân [kadınlar], fakirlikten korkup, kızlarını öldürürlerdi. Bu kötü amel, haksız yere câna kıymak olduğu gibi, evlat hakkını da tanımamaktır. Bu her ikisi de büyük günahtır.

Zaman-ı belâ ve evkât-ı ibtilâda [belâ ve zorluk zamanında], nef-yü isbât sühûlet ile [kolaylıkla] müyesser olur.

Zamane ehlinin kalbinde, müdâhene o kadar mütemekkin olmuştur ki [yerleşmiştir ki], Allahü teâlânın emir ve nehyine riâyet ziyâde düşvardır [güçtür, zordur].

Zamanın ve zamane ehlinin değişmesinden kalb daralmasın ve onun devam etmesinden ve kalkmasından infiâle düşmiyeler. Belki ibret alıp, korkmalı ve titremelidir. Cümleyi Hak sübhânehudan bileler. Ve her nesneyi ona havâle edeler.

Zaman, o makamda yoktur.

Zamanı üç şeyden biri ile ihyâ etmelidir.

Zemîni iki günde ve ondan sonra semavâti de iki günde halk etmiştir. Yâni yokluktan vücûde getirmiştir.

Zemin her ne kadar zulmet ve karanlık içinde oldu. Lâkin çeşme-i hayat zulümâttadır. [Âb-ı hayat karanlıkta bulunur.].

Zinâ, bütün dinlerde çirkin ve men edilmiştir. Zinâ edenlerden, yüz güzelliği, parlaklık, nûrâniyyet ve safâ yok olur. İkinci olarak, fakirliğe mübtelâ olur. Üçüncü olarak, ömrün noksan olmasına sebep olur.

Zinây-ı basar [gözlerin zinâsı, görmek zinâsı], haramlara bakmaktır. Elin zinâsı, haramları tutmaktır.

Zındıklar ve mülhidler mezhebine göre, günaha ısrâr eden ve devam eden ârif azâb olunmaz.

Zenân [kadınlar] zevcelerinin mallarından, onlardan izinsiz tasarruf ve çekinmeden telef ve sarf eylemekle, hırsız olmuş olup, hırsızlık büyük günahını işlemiş olurlar. Ve bu hâl, bütün kadınlarda sâbit ve bu hıyânet bütün kadınlarda var demek mümkindir. Bu günahta, onların, bunu helâl saymaları ile küfür korkusu vardır.

Zen [kadın] ve ferzendden [çocuktan] geçip, onların idaresini Allahü teâlâya bırakmak gerekir.

Zenânın [kadınların] yabancı erkekle, nezâket ile ve yumuşak sesle konuşmalarını Kur'an-ı kerim men buyurmuştur.

Zenân [kadınlar] gerek erkek, gerek kadından olsun, ehlinden gayrileri için, kendini süslemesi doğru değildir.

Zenânın [kadınların] zînetleri olan altın ve gümüş dahî, erkeklerin istifâdesi içindir.

Zındık, gayesi hakkı iptâl etmek olandır ki, ahkâmın pek çoğunda Hadis-i şerifler söyleyip, ahkâm-ı şer'ıyyeyi bunlara [yâni söylediklerine] münhasır kılmışlardır. Kendi bilmediklerini dinden kabûl etmezler.

Zındıkın maksadı, şeriati yıkmaktır. Her neşenin [dünya ve âhiretin] hükmleri başkadır. Birini diğerine kimse karıştıramaz. Meğe câhil veya zındık ola. Bu neşe [dünya] sûret ve hakîkatten mürekkebdir. Bu neşede hiç hakîkat sûretten ayrı değildir. Âhıret neşesi [hâli] ki, hakîkatin zuhûrudur. Sûretlerin hakîkatlerden ayrılması o vaktte hâsıl olur. Bir hükm ki, şeriatte, yolun başında olana lâzım gelir, sonunda olana dahî lâzım gelir. Bütün müminlerden ve âriflerden, avâm ve havâs, bu mânada, aynı derecede müsâvîdir. Zındık, yaptığı işleri Allahü teâlâdan bilip, kendi nefsini bundan uzak tutup ve böylece dinden ve îmandan çıkar.

Zevce Cennette zevcinin yanındadır.

Zî-hicr-i dositân hun şüd derûn-i sîne cân-ı men,

Firâk-ı hem-nişînân suht mağz-ı istehân-ı men.

[Sevdiklerimden ayrı kaldığım için, göğsümde ruhum kan ağlıyor.

Birlikte oturduklarımın ayrılığı, kemiklerimin iliğini yakıyor.]

Zühd, tevbe ve tevekkül, Resûlullaha mütâbe'at ile olmadıkca, makbûl değildir.

“Kıyâmet günü Allahü teâlânın huzuruna kavuşanlar, verâ ve zühd sahipleridir.” Hadis-i şerif.

Zeytine, yetmiş Peygamber, bereket ile duâ etmiştir.

Zeytinin en çok faydalısı [faydası çok olanı], Şâmda yetişir. Mübârek bir ağaçtır.

Zeynüddîn-i Taybâdî, tarîk-i ilimden [ilim yolundan] vâsıl olmuştur.

Zîver-i zenânda dahî [Kadınların zîneti için de] zekât vermek lâzımdır.
Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri