ZI - Z

Zâlim zulmünü mazlumdan kaldırmadıkça, özrü kabûl olmaz. “Hadis-i şerif”

Zâlimin zulmünü kaldırmaya gücü yetmiyen, oradan hicret etmelidir. “Hadis-i şerif.”

Zâlim sultan yanında adaleti söylemek, cihâdların en eftalidir.

Zâhir ve bâtın, iki nev'dirler. İnsanların bildiği zâhir, âlem-i halk, bâtın âlem-i emirdir. İkinci taksimdeki, bâtına nisbet ile on latîfe, zâhir hükmünde kalır.

Zâhirin bâtına nisbeti, âşıkın mâşuka nisbeti gibidir.

Zâhirin ahkâm-ı şer'iyyeye uymasına ve bâtının marifet nûrları ile zînetlenmesine gayret edeler.

Zâhirde [dış görünüş olarak] mübtedî ve müntehî müsâvîdir [eşittir].

Zâhirin şeriate uygun yaşaması, bâtındaki yakınlığın te'sîridir. Bu te'sîr şart değildir.

Zâhirin [dışın, kalıbın] tâmîri, bâtının tahrîbine sebebdir. Aksi de böyledir.

Zâhirin gafleti, doğru niyyet ile olursa, zikirdir.

Zâhirin huzuru, bütün işlerde sâlih niyyet olması ve işlerinde Mevlânın rızası olmasındadır. Hattâ zâhiren gaflette görülen işlerde, bâtının huzurunun devamı lâzımdır.

Zâhir nisbeti [yakınlığı] bâtına te'sîr eder. Tevbe ve istigfâr etmelidir.

Zâhir aslında, zulmet ve kötülüktür. Bâtın onunla karışarak münevver olur.

Zâhir isminde Allahü teâlânın zatı düşünülemez. Bâtın isminde zat, ism perdesi arkasında düşünülebilir [idrâk edilir]. Meselâ ilimde seyr zâhir isminde seyrdir. Alîmde seyr bâtın ismindedir.

Zıl, asl ile aynı olamaz. [Bunun için, hoparlörde ve televizyonda işitilen sesler, insan sesi değildir.]

Zıll-ı şey [bir şeyin zıllı], şey'in ikinci, üçüncü..... sonraki mertebelerde görünmesidir.

Zıl kendini asl olarak gösterip [takdim edip], sâliki kendine bağlar.

Zılli bilmek, aslı bilmeyi Îcap ettirir.

Zıl, asl ile kâimdir. [Asl olmazsa zıl olmaz.] Zıllıyyetin sâbit olması, vehm ve hayâl mertebesindedir.

Zıle tutulmak, mahlûkata [mâsivâya] tutulmaktır. Asla bağlananlar için zıl, büyük bir dağdır [mânidir].

Zıl demek, Allahü teâlânın varlığının aşağı mertebelerde görülmesidir. Her mertebede, Allahü teâlâya vücûd denilebilir. Fakat mevcut denilemez. Bununla berâber, Allahü teâlâ vücûd değildir.

Zıllin hayr ve kemâli asldan alınmıştır, [gelmektedir]. Kendinden bilirse hâindir.

Zıllin kemâli aslına bağlıdır. [Asldan alınmıştır.]

Zıllin asla bağlanması, zıllin yok olmasını Îcap ettirmez.

Zıl dâiresi, imkân âlemine asl ve başlangıcdır.

Zıl dâiresi, enfüsün [nefsler âleminin] nihâyetine kadardır.

Zıl gibi aslı dahî geride bırakalar. Üstünlük, zıllerin ve aslların ötesindedir.

Zıllin aslı, Allahü teâlânın ismlerinden bir ismdir. O ismin aslı, aslın aslıdır ki, îtibarîdir.

Zıl dâiresinin üstü, cehl ve hayrettir.

Zılden asla geleler. Aslı dahî terk ile görünenden görünmiyene teveccüh edeler. Asldan geçmek, kendi ademinde çalışmak olup, mümkin değildir. Lâkin muhabbeti, keyfiyetsiz berâberlik hâsıl eder.

Zıll-ı ilâhî mevcut değildir. Hiçbir mahlûk Hâlıkın zıllı değildir.

Zıl olmak ve mazhar olmak bakımından varlıklar çoktur. Varlık bir olup, başkaları evhâm ve hayâldir demek yanlıştır. Eski yunan felsefecilerinden sofistâilerin sözüdür.

Zulüm, başkasının mülkünde izni olmadan tasarruf etmektir.

Zulüm, şeyi asl yerinden başka yere koymaktır. [Hakkı başka yere vermektir.]

Zulüm-i hükkâm, şe'âmeti amâlimizdendir. [İdârecilerin zulmü, amellerimizin kötülüğündendir.]

Zuhûr-ı şey, birşeyin aksi, bir diğer şeyde olmak mânasınadır. Zeydin ayna içinde olması gibi.

Zuhûr-ı şey, o şeyin hakîkatinin karşısında olur, [görünür]

Zuhûr-ı esmâ ve sıfât [Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının zuhûru] sâlikin aynasında seyr-i enfüsîde zuhûr eder. O zuhûr, esmâ ve sıfâtın zıllerinden bir zıllin zuhûrudur.
Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri