|
Suçlu hep benim...
Bundan bir kaç yıl önce batini marazat hakkında
ehil bir pir-i fani ile bir kaç saat
birlikteliğimiz olmuştu. Zahiri insanların da
bizi meşgul ettiği bu saatlerdeki hoş sohbetimiz
beni daha sonraki günler de derin düşüncelere
sevketti.Bir çok insan muhtelif marazlarını
beyan için geldikleri bu mekanda a verilen ilaç
genel mana da tekti.Başka bir ifade ile marazat
muhtelif olsa da tedavi yöntemi tekti.Sohbetimiz
devam ederken bir teyze gelip çocuklarının aşırı
derecede şımarık, yaramaz ve söz dinlemez
olduklarından dert yandı..Cevap gecikmeden geldi
;Siz namaz kılıyor musunuz?;
- Hayır.O zaman suçu kendinizde arayacaksınız.
Biraz sonra başka birisi gelerek; eşine bir çok
kişinin borcu olmasına rağmen hiç birisinin
borçlarını vermediğinden dert yandı.Bir takım
ailevi yaşantıya ilişkin sorular sorduktan sonra
çözüm yine aynı noktaya geldi.Her ne kadar
borçla bir bağlantısı yok gibi görünse de suçu
kendilerinde aramak. Tabi bunları söylerken laf
olsun diye söylemediğini geçmiş
techizatlarındaki akibetten anlamak
mümkündü.Onları da gönderdikten sonra bana
dönerek dedi ki: Bak evladım! Hayatta çok iyi
bir dost, çok iyi bir arkadaş olmak istiyorsan
suçu daima kendinde arayacaksın. Bu söz beni
şimşek gibi kamçılamışdı. Ve günlerce tefekküre
daldım. Bu gerçekten öyleydi ya daha önceden
büyüklerimizden bu meyanda sözler işitirdik ama
o kadar oralı olmazdık. Amenna der ve geçerdik.
En son söylenen bu nasihattan sonra bırakmış
olduğu tesir ile daha somut olarak bu konuyu
araştırmak istiyorduk.Zira bu şuura ererek
hareket edilse dünya ne kadar yaşamaya değerdi.
Bütün arkadaşlarımız, çevremiz hatta başımıza
gelen musibetler bile bize ne kadar sevimli
gelecekti....
Bunları beyan etmek için yüzlerce kitaptaki ayet
hadis ya da evliyaullahın beyanatlarını şu kısa
zamanımızda zikretmek taakate muhal olsa gerek.
Ama biz yine de bu engin gülistandan bir demet
koparıp takdim edelim.
İslam akaidine, ehli sünnet itikadına ayet ve
hadislere göre bir müminin başına gelen tüm
musibetler sıkıntılar kendi cürümleri
sebebiyledir. Başka bir ifade ile; müminin
başına gelen hiç bir felaket yoktur ki; kendi
günahları sebebiyle olmasın. Evet, evet.Başımıza
gelen en ufak şey, bir iğnenin batması bile bir
hatamızdan dolayıdır. Lakin tüm bunlar her ne
kadar aleyhimize gibi olsa da işlemiş olduğumuz
bir günaha keffaret mahiyetindedir. Başa gelen
bu musibetler kul için bir ceza gibi takdir
edilse de Allah’ın dünyada mübtela kıldığı bu
belalarla tövbe yapılmamış bir takım günahların
ahirete intikal etmeden dünyada cezalanması;
aslında bir mükafattır ve Allahın sevdiği
kullarına bir lütfudur. Zaten dikkat edilirse en
büyük sıkıntıları başta Peygamberler daha sonra
Allah dostları çekmiştir. Çünkü herşey
karşılıklıdır. Aç olmayan kimse yemeğin
kıymetini anlayamaz, acı çekmeyen kimse sağlığın
kıymetini anlayamaz, dünya da sıkıntı çekmeyen
kimse de cennetin lezzetine mazhar
olamaz..İmtihan dünyasında yaşayan insanoğlunun
arasıra Allah c.c. tarafından özel imtihanlara
tabi tutulmasından daha normal ne olabilir?
Tevbe suresinin 126. ayetinde “Görmezler mi ki,
her yıl, bir veyâ iki defa imtihan olunurlar,
sonra da tevbe etmezler, ibret almazlar.” (Sûre-iTevbe
126)
Dahhak hz leri derki;Her kırk gecede bir başına
ya bir bela ya bir keder ya da musibet gelmeyen
kimsenin hesabına Allah katında hiç bir hayır
yazılmaz.;
Diğer bir âyet-i celîlede de meâlen: ;Andolsun
ki sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da
mallardan canlardan ve mahsüllerden yana
eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere lütf
u keremimi müjdele;, buyrulmaktadır. (Sûre-i
Bakara 155)
Bir mümin hasta olduğu zaman bu hastalık onu
tıpkı demirci körüğünün demirin pasını
temizlemesi gibi günahlardan temizler;(Ramüzül
ehadis) hadisi şerifi burada zikredilibilir.
Evet! uyarı mahiyetindeki bu belaların hangi
hallerde ne tür manaya delalet eden uyarılar
olduğunu büyük gönül sultanlarımızdan birisi
bakın nasıl izah ediyor.
"Belâ itâat halinde gelirde değişmezse,rutbe ve
derece,gaflette iken gelirse,ikaz ve affa
sebeptir.İsyan halinde gelir de o hale devam
ederse ceza;o halden dönerse affa
sebeptir.Devamlı isyan halinde olduğu halde
beladan beri olan da Firavun gibi cehennemle
terbiye edilir.Günahta israr edenin bir gün
ayağı kayıpta kötülüğe alışırsa hocaya hacıya
nura düşman kesilir;
Bazen başımıza gelen menfiyatın bir uyarı olduğu
hususunda gaflet edebiliriz. Mesela suçsuz
olduğumuzdan tereddüdümüzün olmadığı hadiselerde
hemen haklılığımızı kaba kuvvetle vs. yollarla
savunuruz sonuna kadar. Tabiki makul çerçevede
yapılmalıdır. Ama bundan daha önemli olarak da
haklı olduğumuz halde başımıza gelen bu
vakıaların bile işlemiş olduğumuz bir günah
sebebi ile olduğunu dinimiz haber
vermektedir..Yazının başında zikrettiğimiz
kişilerin durumları bu kaideye çok güzel bir
örnek olsa gerek. Borcunu alması tabiki en doğal
hakları, yalnız bunun başka bir cürümlerinin
intikamı olması muhtemeldir.Yani bir zaman
Allah;a asi gelmişler ki Hazreti Allah da
intikamını başka bir kulu vesile kılarak
almış.Şu iki beyiti hiç bir zaman unutmamalıyız.
Hak kuldan intikamını yine kul ile alır.
Ledünni ilmi bilmeyen bunu kul etti sanır.
Yani; Allah c.c kullarından intikamını diğer
kulları vasıtasıyla alır. Allah vergisi olan
ledünni ilmi bilmeyenlerde başlarına gelenlerin
karşıdaki kişiler (karşıdaki kimsenin hatası
sonucu);in hataları yüzünden olduğunu zan eder.
İşte çoğunun öcü gibi gördüğü tasavvuf müessesi
de bu şuuru en güzel şekilde aşılar insanlara.
Hep anlatılır. Şeriat, tarikat ve hakikat
hakkında bilgi almak isteyen birisine bir zat
der ki; falan mescide üç kişi ibadet ediyor.
Hepsinin ensesine birer tane vur,sonra
karşılaştıklarını bana anlat&;. Adam da
denildiği gibi yapar ve gider o camiye.
Hakikaten de camide üç kişi ibadet yapmaktadır.
İlkine vurunca o da ayağa kalkar ona vurur.
Ortadakine vurunca o da;kim vurdu acaba; diye
bakar ve sonra zikrine devam eder. Diğer kişiye
vurduğu zaman ise hiçbir tepki vermeden zikrine
devam eder. Eve döndüğü zaman bunun sebebi
hikmetini sorunca o zat der ki: ilk kişi
şeriattaki temel yasayı tatbik etti ve hakkını
kısasa kısas kullanarak aldı. Şeriatta henüz.
İkincisi ise tarikata yeni girdi ve bu cezanın
kendisine Allah tarafından geldiğini bildi fakat
yine de merak etti acaba kim vurdu diye. Diğeri
ise hakikat ehliydi. Ona göre vuranın kim olduğu
da önemli değildi. Bu belanın mahza Allahtan
geldiğini anladı ve istiğfar çekerek zikrine
devam etti.
Hz Allah Kuran;ı Kerimde de kısaca mükemmel bir
şekilde ifade ediyor.(veme asabeke min hasenetin
feminallah,ve me asabeke min seyyietin femin
nefsik);Size bir hayır isabet ettiği zaman o
Allahtandır. Bir kötülük isabet ettiği zaman ise
kendinizdedir.
Gönül sultanlarımızdan birisi bu ayeti evladına
okumuş ve demiş ki:
"Oğlum bu! İslam akaidinin özü ve mearifin
köküdür.; Hakikaten de katılmamak mümkün değil.
Zira bidayette de zikrettiğimiz gibibu şuura
herkes riayet etse fitne, fesat, gıybet, haset
ve diğer günahlara set çekilmiş olur.
Bu kaide hem şahıslar olarak bizlere hem de
toplumlara kabilelere ve diğer mecmuatlara da
şamildir. Bu beyanda şu anda Türkiyenin bu kadar
sıkıntı çekmesinin sebeplerinden birisini de
asırlardır islama hizmet uğrunda canlarını feda
etmiş, ömürleri at sırtında geçmiş Osmanlı
toplumunu ve bahusus hepsi birer evliya olan
padişahlarını hakir gören toplumumuzdan
kaynaklandığını düşünüyorum. Tarihte hiçbir
millet ecdadına Türk milleti kadar küfür
etmemiştir. Hele Abdülhamit amcamıza yapılan
haksızlıkların cezasını ve Ayasofya gibi
binlerce ruhaninin bulunduğu mekanı müzeye
çevirmemizin cezasını şu anda el an yaşayarak
çekiyoruz. Abdestsiz olarak bir kere bile mühürü
eline almamış İslamiyetin ve Osmanlının
parçalanmaması için gecesini gündüz yapan ve
batılıları bile kıskandıran takdikleri ile daha
o zamandan İstanbul köprüsünün projesini çizecek
kadar ileri görüşlü bir zatı sürgüne göndermeyi
ancak biz yaparız heralde dünyada.
Son olarak Allah dostlarından birisinin başına
gelen bir bela anındaki duasıyla konuyu
kapatalım.
Allahım bu kişinin bana sataşmasına neden olan
günahımdan dolayı senden af diliyorum.
vesselam
Miftahulkuluub
|