Sağlıklı aile, içerisinde hiç bir tartışmanın
yaşanmadığı aile değildir. İnsanların birlikte
yaşadığı bir yerde tartışma ve hatta kimi zaman
çatışma kaçınılmazdır. Özellikle bu birliktelik
‘yakın’ ve ‘uzun süreli’ ise, tartışma daha da
normal hâle gelir. Sağlıklı aile tartışmaları
çözümlemeyi bilen, anlaşmazlıkları hail ü fasl
edecek kuralları olan ve aile bireylerinin, adı
konmuş ya da konmamış olan bu kurallara uyduğu
ailedir.
n Aile içi tartışma ve çatışmaları çözmek
istiyorsanız maskelerinizi çıkarıp gerçek
yüzlerinizle görününüz. Maskeler, problemi
ortaya koymayı güçleştiren, tartışmayı
çözümsüzlüğe mahkûm eden bir işlev görürler.
Taraflar, tartışmada gerçek yüzlerini değil de
maskelerim kullanırlarsa, onları uzlaştırmak ve
problemi çözmekten söz etmek, ‘maskeleri
uzlaştırmaktan’ söz etmek demektir. Bu da,
gerçekte hiçbir şeyin çözümlenmediğini gösterir,
n Maskeler başta sağlıklı iletişimi yok eder.
Maskeli kişilik her yerde ve herkes için
kötüdür, fakat ailede daha bir sırıtır. Çünkü,
birbirlerine aile olacak kadar yakın olan
kişiler eğer ailenin diğer fertlerine karşı
maske takıyorlar, onlara gerçek yüzlerini
göstermiyorlarsa, bir müddet sonra o kimseler
gerçek yüzlerini unuturlar. Bu kişilik sapması
anlamına gelir. Ortada dolaşan gerçek bir
şahsiyet değil, sentetik ve yapay bir bireydir
ve yapay bir bireyle hiçbir problemi sahici bir
biçimde halledemezsiniz.
n Aile içi çatışmadan korkmayınız, aile içi
iletişimsizlikten korkunuz. Çünkü sağlıklı bir
iletişimin çözemeyeceği ihtilaf yoktur. Sağlıklı
iletişim, tartışan tarafların birbirlerine karşı
hem etken hem de edilgen olmalarıyla mümkündür.
Bu da, kendini ve muhatabını ciddiye alanların,
kendine ve muhatabına değer verenlerin
yapabileceği bir şeydir.
n Aile içerisindeki anlaşmazlığı birbirleri
kırmadan, yaralamadan çözen çiftler, sağlıklı
aileyi oluşturmuşlar demektir. Anlaşmazlık kimi
zaman ciddi, kimi zaman da basit meselelerden
çıkabilir. Öncelikle anlaşmazlık noktasını doğru
ve iyi tesbit etmek şarttır. Anlaşmazlık
noktasının doğru tesbiti, muhatabın ne
söylemek/yapmak istediğinin doğru bilinmesinden
geçer. Bu da kişinin niyeti dışarda tutularak
anlaşılacak bir husus değildir. O hâlde, önce
niyet ve amaç öğrenilmelidir.
n Bazen niyet ve amacını öğrendiğimizde, önce
muhalefet ettiğimiz bir kişiye biz de rahatlıkla
katılıp, “Ha, eğer bu niyetle söyledinse iş
başka..” ya da “Öyle mi? Eğer bu amaçla yaptınsa
o zaman ben de seninle birlikteyim” dediğimiz
olmuştur. Özellikle eşler arasındaki duygusal
bağ, kimi zaman iki insan arasındaki iletişimin
en temel ölçüsü olan niyet ve amaç gerçeğinin
unutulmasına, es geçilmesine yol açar.
n Duygu ve düşüncelerinizi abartmadan ve
azaltmadan olduğu gibi ortaya koyunuz. Bu
kendine güveni ve saygısı olan insanların
yapabileceği bir şeydir. Kendine güvenen ve
saygı duyan biri, mutlaka muhatabına da
güvenecek ve saygı duyacaktır. Bunun zıddı
kendine güvenmeyen ve saygı duymayan hastalıklı
bir kişiliktir ki; bu tip ya sadece edilgen ya
da sadece etken olarak ortaya çıkar,
a) Eğer edilgense, kendilerine güvenleri
olmadığı için hep peşinen haksız olduklarını,
zaten hiç bir zaman da haklı olamayacaklarını
zannederler ve böylesine bir aşağılık duygusu
içerisindedirler. Onun için de, muhataplarını
hep onaylar, haklı olsun, haksız olsun ona
pısırık ve edilgen tavırlarıyla cesaret
verirler. Onurlarının çiğnenmesine izin verirler
ve kendilerini böyle cezalandırmış olurlar.
b) Eğer bu tip etkense, kendinden başka kimseye
değer vermez, kendi söylediğinden başka doğru
olmadığını zanneder. Saldırgandır, bu nedenle de
haklı haksız demeden muhataplarını ezmeye,
onları mat etmeye bayılır, bundan vahşi bir zevk
alır.
n Sağlıklı bir ailede karı-koca öncelikle
birbirlerinin insanî haklarını garanti altına
almışlardır. Ezmek ya da ezilmekten iki taraf da
zevk almaz, çünkü tartışmanın amacı ezmek ya da
üstün çıkmak değil, en doğru ve makul olanın
gerçekleşmesidir. Bu nedenle de, baskı değil
ikna, çatışma değil uzlaşma, saldırı değil
bildiri ve iletişim üzerine oturur.
n Aile bireyleri birbirlerine karşı hatayı
büyültüp meziyeti küçülten dürbünler
kullanmamalıdırlar. Ben bunlara ‘şeytan
dürbünleri’ adını veriyorum. Bu dürbünü şeytan
kimin eline tutuşturursa, o muhatabının hep kötü
yanlarını görecek, güzel yanlarını hep gözardı
edecektir. Bu noktada hakimlerin ahlâkî bir
tavsiyesini hatırlamakta yarar var: “Senin
başkalarına yaptığın kötülüğü ve başkalarının
sana yaptığı iyiliği büyük gör. Senin
başkalarına yaptığın iyiliği ve başkalarının
sana yaptığı kötülüğü küçük gör.” Bu ahlâkî
fazilettir. Bu kadarını yapamayan, en azından
çıplak gözle bakmayı becerebilmelidir.
n Sorunları şimdiki bağlam içerisinde ele alınız
ve ‘eski defterleri’ karıştırmayınız. Bu tutum
eşler arasındaki anlaşmazlığın çözümlenmesinde
son derece kolaylaştırıcı bir işlev görecektir.
Aksi bir durum, meseleyi çözümsüzlüğe mahkûm
etmek olacaktır. Sözün burasında, eşinden
hoşlanmadığı bir söz işiten kimse eğer yirmi
yıllık evliyse, bütün bu yıllar boyunca eşinin
kendisine söylediği ‘hoşlanılmayan sözler’
defterini açıp bir bir saydığını düşünelim. Bu
durumda, karşı taraf da, aynı yanlışa düşerek
kendisini savunmaya kalkacak ve tüm eski ve
görülmemiş hesaplar masaya yatırılacaktır. Bu
masadan her iki tarafın da, hiç bir hesabı
görmeden, fakat görülmemiş eski hesaplara, bir
yenisini daha ekleyerek kalkacağından kimsenin
kuşkusu olmasın. Oysa, eşinden hoşlanmadığı sözü
işiten kimse “Falan zaman da şunu demiştin..”
diye söze başlamak yerine “Bu sözü söylediğinde
şöyle şeyler hissetim” diye başlasa problemi
şimdiki bağlam içerisinde ele almış ve
tartışmayı çatışmaya dönüştürmeden çözümü
kolaylaştırmış olur.
Mustafa İslamoğlu
|