|
Ahmet Beyin dördüncü sınıf
öğrencileri geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı
değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beş
sıra olarak sıralanmış altı sırada
oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde
öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin
çalışmaları asılıydı. Bir çok açıdan geleneksel
bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de
sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı
görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu.
Ahmet Bey, emekliliğine sadece iki yıl kalmış,
Tirebolu’da küçük bir kasaba öğretmeniydi.
Ayrıca benim tarafımdan bölge çapında
düzenlenmiş personel geliştirme projesine
gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Eğitim
sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi
hissetmeleri ve yaşamlarının sorumluluğunu
üstlenmeleri baz alınıyordu. Ahmet Beyin işi
eğitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları
uygulamaya koymaktı. Benim işim ise, sınıf
ziyaretleri yapıp, uygulamaya hız kazandırmaktı.
Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye
koyuldum. Bütün öğrenciler bir şeyler yazıp
karalıyorlardı. Benim yanımda oturan 10
yaşındaki kız öğrenci kağıdını “Ben Yapamam”
cümleleriyle doldurmuştu.
“Futbol topunu kaleye gönderemem.”
“Üçlü sayılarla bölme işlemi yapamam.”
“Zehra’nın beni sevmesini sağlayamam.”
Sayfanın yarısı dolmuştu ve yazmaktan bıkmışa
benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya
devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine
bakarak sıraların arasında yürümeye başladım.
Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları
şeylere tanımlıyorlardı.
“On atış üst üste yapamam.”
“Sol alanda vuruş yapamam.”
“Bir kurabiye ile yetinemem.”
O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene
ne olup bittiğini sormaya karar verdim. Yanına
yaklaşınca öğretmenin de yazmakla meşgul
olduğunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek
olduğuna karar verdim.
“Tamer’in annesini zorla veliler gününe
getiremem.”
“Kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem.”
“Yalçın’dan bileğini değil, kelimeleri
kullanmasını isteyemem.”
Öğretmenin ve öğrencilerin “Yapabilirim” türü
olumlu cümleler kurmak yerine neden böyle bir
olumsuzluğa saplandığı düşüncesine karşı savaş
verirken oturduğum sıraya geri döndüm. Yeniden
etrafımı izlemeye koyuldum. Öğrenciler bir on
dakika daha yazmaya devam ettiler. Çoğu
kağıtlarını doldurmuş, başka kağıda geçmişti.
Ahmet Bey, “Elinizdeki kağıda bitirin, ama başka
bir kağıda geçmeyin.” Diye seslenerek egzersizin
sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere
kağıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim
etmelerini söyledi. Öğrenciler kağıtlarını
öğretmen masasının üzerindeki boş ayakkabı
kutusunun içine koydular. Bütün kağıtlar
toplanınca Ahmet Bey, kendi kağıdını da kutuya
koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun
altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi.
Öğrenciler öğretmenin peşinden giderken ben de
öğrencilerin peşine takıldım.
Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Ahmet
Bey, güvenlik odasına girdi ve elinde bir
kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek bir
elinde ayakkabı kutusu öğrenciler arkasında
bahçenin en uzak köşesine doğru yol aldılar. Ve
kazmaya başladılar.
“Yapamam” cümleciklerini gömeceklerdi! Kazma
işlemi yaklaşık on dakika sürdü, çünkü bütün
öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur bir. Bir
buçuk metre olunca kazma işlemi sona erdi.
“Yapamam” cümlecikleri kutusu çukurun dibine
kondu ve üzeri toprakla örtüldü.
Otuz bir tane on – on bir yaş çocuğu, yeni
kazılmış çukurun başında bekleşiyorlardı. Her
birinin bir metre aşağıdaki kutunun içinde en az
bir sayfa süren “Yapamam”cümlecikleri vardı.
Öğretmenin de öyle.
“Arkadaşlar, bugün burada ‘Yapamamlar’ anısına
toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir
şekilde hepimizin hayatına girdi: kimimizinkine
az, kimimizinkine çok. Adı her okulda, toplantı
salonunda, hatta Çankaya’da bile anıldı.
‘Yapamamlar’ı sonsuz uykusuna göndermeye karar
verdik. Erkek ve kız kardeşleri ‘Yapabilirim’,
‘Yapacağım’ ve ‘Yapıyorum’ hayatlarına devam
ediyorlar. Onlar ‘Yapamamlar’ kadar ünlü, güçlü
ve kuvvetli değildirler. Belki bir gün sizin de
yardımınızla dünyaya ayak izlerini
bırakabilirler.
İnşallah, ‘Yapamamlar’ huzur içinde yatarlar.
İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam
edebilirler. Amin.”
Bu methiyeyi dinlerken öğrencilerin hiç birinin
bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite
oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek
bilinçten, gerekse bilinç dışından asla
silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi.
“Yapamam”cümlecikleri yazmak, onları gömmek ve
methiye dinlemek. Bunların hepsi de öğretmenin
gayretleri ile gerçekleşmişti. Methiyenin
sonunda öğrencilerini etrafında topladı ve
onları sınıfa götürdü.
“Yapamamlar”ın ebediyete intikalini keklerle,
patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla
kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak,
Ahmet Bey, kalınca bir kağıttan mezar taşı
kesti. En üste “Yapamam”ı, en alta o günün
tarihini yazdı.
Kağıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına
Ahmet Beyin sınıfına asıldı. Nadiren de olsa
öğrencilerden biri unutup, “Yapamam” dediğinde
Ahmet Bey, bunu gösterdi. Öğrenciler de böylece
“Yapamamlar”ın öldüğünü hatırlayıp, yeni cümle
kurmak zorunda kaldılar.
Ahmet Beyin öğrencilerinden biri değildim. O
benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben
ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım.
Şimdi yıllar geçmesine rağmen, ne zaman
“Yapamam” gibi bir cümle duysam, dördüncü sınıf
öğrencilerinin düzenlediği cenaze merasimi gelir
aklıma. Ben de öğrenciler gibi “Yapamamlar”ın
öldüğünü anımsarım.
|