32.Bölüm
:
ÜÇÜNCÜ Bölüm
Muhafazası lazım olan cânın bileşik
uzuvlarının mahiyet, yer ve
menfaatlerini; insan bedeninin sıhhatinin
esaslarını; bazı münferit gıda ve
ilaçların tabiat ve hükümlerini; bazı yiyecek ve
meyvelerin fayda ve
faziletlerini; insan vücudunu ısıtan ve
güzelleştiren bazı elbisenin şekil
ve renklerini onbir madde ile bildirir.
Ruhun, muhafazası lazım gelen bileşik
uzuvlarının mahiyet, yer ve
menfaatlerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: insan
bedeninde bulunan
canın bileşik uzuvları, bu sayılandır ki:
Dimağ, gözler, kulaklar, dil,
akçiğer, kalb, diyafram, göğüs, mide,
bağırsaklar, karaciğer, safra, dalak,
böbrekler, mesane, husyeler, kamış ve kadınlarda
rahim ve memelerdir.
Bunların hepsi, muhafazası vâcib olandır.
Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir
cevherdir ki, rengi beyaz
bulunmuştur. O, atar ve toplar damarların özünden,
dimağın anası olan zardan
ve kafatasına bitişik olan zardan bileşmiştir.
Dimağın yapısı bir üçgene
benzer ki, onun tabanı başın ön tarafında, iki
kenarı ile kuşatılmış olan
açıları başın arka nahiyesinde
kılınmıştır. Bedenin his ve
hareketi, dimağ
ile
tamamlanmıştır ki, beden hisleri yumuşak sinirler ve
uzuvların
hareketleri, sert sinirler
vasıtasıyle bulunmuştur. Hikmetleri yukarıda
bilinmiştir.
Gözler: İkisinden
her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten
bileşmiştir.
Toplamı, on tabaka demekle bilinmiştir. Birinci tabaka,
mültehimedir ki, havaya
temas eden tabakadır. İkinci tabaka, kariniyyedir
ki mültehimeden
sonradır. O, renksiz yaratılmıştır ki, altında olan
tabakanın rengiyle
renkli kılınmıştır. Üçüncü tabaka, ayniyyedir ki, ya
siyah veya
şehlâdır. Ya sarı veya mavidir. Mültehimenin altında,
rengiyle
benzeşmiş zehradır.
Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki, şeffaf
ve berraktır.
bundan sonra camsı rutubettir ki, erimiş cama benzer. Beşinci
tabaka, şebekiyedir
ki, camsı rutubetten sonradır. altıncı tabaka,
meşimiyedir ki, ona
benzemiştir. Yedinci tabaka, salbeyidir ki, hepsinden
sert ve göz
kemiğine bitişik bulunmuştur. Bu tabakaların faydaları
uzun
bir zeyl
olduğundan, kısa geçilmiştir.
Kulaklar: İkisinden
her birisi sadece et, kıkırdak ve hassas sinirden
bileşmiştir.
Menfaatleri, sesi kabul etmek bilinmiştir.
Dil: Et, atar ve toplar
damarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna
bitişik olan zardan
bileşmiştir. Menfaati, yemeğin tadını almak,
lokmayı
çevirmek, kelamı
eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur.
Akciğer:
Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun
kıkırdaklarından
ve yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir. Akciğer,
kendi zatında
hissizdir. Lakin zarının az bir hissi vardır. Bunun menfaati,
yürekte doğan tabii
hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir.
Yürek: Kozalak
şeklinde koni bir cisimdir ki, tabanı göğsün ortasında,
tepesi sol tarafta
konulmuştur. Rengi kırmızı nar bulunmuştur. O, latif et
ile sert zardan bileşmiştir. O, tabii hareketin menbaı bilinmiştir. Onun
iki
karıncığı vardır ki, sağ
karıncığı, az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur.
Onun kanalları
vardır ki, onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip,
akciğerden
yüreğe ferah hava gelmiştir. Onun sol karıncığı,
az kan ve çok
ruh ile dolmuştur.
O, atardamarların bitiş yeri olmuştur.
Diyafram yani göğüs
perdesi: Sağlam et, hassas ve hareketli sinirden
bileşmiştir.
Bunun menfaati, göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur.
Mide: Yumru bir
organdır ki, et, sinir, atar ve toplar damarlardan
bileşmiştir.
O, üç cüze bölünmüştür. Bir cüzüne yemek borusu, birine mide
ağzı ve birine mide dibi
denilmiştir. Yemek borusu, ağızdan gelip, bağır
kemiği bitiminde son
bulmuştur. Mide ağzı, yemek borusu bitimindedir ki,
etsiz
kılınmıştır. Mide dibi, etli
yaratılmıştır. Yeri, göbeğin üstüdür.
Midenin menfaati, gıdayı
hazmetme bilinmiştir.
Bağırsaklar:
Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur. Sinri, yağ,
atar
ve toplar damarlardan
bileşmişlerdir. Bunlar
sayıca yedidir ki; birine
kapakçık, birine
oniki parmak, birine tutucu, birine ince, birine eğri,
birine kolon ve birine
düz denilmiştir. Düz barsak, makat halkasına
bitişiktir.
Bunların menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir.
Karaciğer: Et, atar ve toplar damarlar ile kendini örten
zardan
bileşmiştir. Bunun kendi zatında hissi
olmayıp, zarının hissi çok
bulunmuştur. Bunun rengi, donmuş kana
benzetilmiştir. Karaciğer ki,
kandamarlarının bitişik yeri bulunmuştur.
Bunun yeri, sağ tarafta uygundur.
Dışı, arka kaburgalara bitişik, içi mideye
mutabık, üstü göğüs diyaframına
yetişik, altı, leğen kemiğine ulaşık
bulunmuştur. Bunun menfaati, uzuvlara
gıda vermek için, kan üretmek bilinmiştir.
Safra: Karaciğere yapışık
yaratılmıştır. O, safra (öd) kesesi
kılınmıştır.
Bunun menfaati, safrayı, karaciğerden çekmek
bilinmiştir.
Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki, et ve atardamarlardan
bileşmiştir. Rengi,
karaciğere benzer bulunmuştur. Kendi zatında hissi
olmayıp, zarı hassas
kılınmıştır. Bunun yeri, sol tarafta,
arka kaburgalar ile midenin arasında
tayin olunmuştur. Siyah köpüğe kese bulunmuştur.
Bunun menfaati, o ödü
karaciğerden kendine çekmek bilinmiştir.
Böbrekler: İkisinden her birisi, az kırmızı
olan sert et ile çok yağdan ve
atar damarlardan bileşmiştir.
Böbrek ki, onun kendi nefsinde hissi olmayıp,
zarının hissi çok
bulunmuştur. Bunun yeri, sırtın altında kılınmıştır.
Menfaati, ciğerden idrarı
çekip, mesaneye akıtmak bilinmiştir.
Mesâne: Damarlar ile
katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan
bileşmiştir. Bunun yeri,
makat ile kasık arası bulunmuştur. Menfaati,
idrarı toplama ve
dışarı atma bilinmiştir.
Husyeler: İkisinden her birisi,
yağlı beyaz etten ve çok sayıda
atardamardan bileşmiştir.
Menfaatleri, meniyi pişirip, oluşturmak
bulunmuştur.
Kamış: Az etten, çok
sayıda atar ve toplar damardan bileşmiştir. Menfaati,
yukarıda uzuvların hikmeti
bahsinde bilinmiştir.
Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki,
kadınlarda yaratılmıştır. Yeri, düz
barsak, göbek ve mesâne arasında
kılınmıştır. Onun boynu uzun olup, ferce
ulaşıp, dibinde iki husye
konulmuştur. Menfaati, nutfeyi çekme ve cenini
koruma bulunmuştur.
Kadın memeleri: İkisinden her
birisi yumuşak et, beyaz yağ, çok sayıda atar
ve toplar damarlardan
bileşmiştir. Yeri, sinenin dışında, müşahede
kılınmıştır.
Menfaati, kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir.
İşte böyle sanat
şaheseri bir binayı, sınıf sınıf imaretlerle
tamir edip
güzelleştirmek,
dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip,
güzelleştirmek,
hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur. Bu
sanatları hayretten nice
yüz ibret alınmıştır. (İnsanı en
güzel biçimde yaratan, hakîm, musavvir,
bâri ve hâlik olan Allah münezzehtir. Yaratıcıların en güzeli Allah ne
yücedir!)
İnsanın beden
sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler
demişlerdir ki: Tıb ilmi, beden ilmidir
ki onun nazarisi ve amelîsi
haddizatında iki ilimdir. Birinci ilim,
hıfsızsıhha,
sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet, tedavidir. Halbuki,
beden sıhhati bir büyük nimettir.
Din ve dünya ehline devlet serayesidir.
Vücudu korumak saadettir. Kadir ve
kıymetini bilip, kaide ve erkanıyle âmil
olmak hoş ganimettir. Çünkü
vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse,
âfiyet bulur. Cismine illet ârız
olmayıp, selamet kalır. Tedbir ve ilaca
ihtiyacı kalmayıp, rahat
bulur. bol vakit bulup, Mevla'nın marifetine nail
olur. Şu halde 'Marifetnâme' de
ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını
yazmak ve açıklamak lazım
gelir. Ta ki, o devlet ve saadetin kadir ve
kıymetini bilip, fırsat elde
iken onu koruyasın. Ömrün oldukça sıhhat ve
âfiyette kalasın. Allah ile dolup,
Mevla'yı tanımaya meşgul olasın. Sıhhati
korumanın kaidelerini bili, amel
eden kimse, Hak'kın yardımı ile vücut
sıhhatine malik olabilir. Lakin
mütahassıs tabib olsa bile, gençlik ve
kuvveti baki edemez. Her
şahıs, en uzun ecel olan yüzyirmi sene yaşına
gidemez. Özellikle zaruri iş
bulunan tabii ölümün vakti geldiğinde, o nu
bir kimse tehir edemez. Zira ki bedenin
oluşum ve bekası, o rutubetle
mümkündür ki, onu gıda edip,
fazlalarını atan sıcaklığa yakındır. Şu
halde
bu tabii hararet, o maddesi olan tabi
rutubeti ayrıştırarak, o rutubet az
kaldığında, bu hararet
dahi azalıp, gıda hazmı da zayıf olur. O îrâdı
noksan bulur ki, eğer o îrat
olmasaydı, bu beden oluşum müddetinde beka
bulmazdı. O halde bedene dahi gün
gün zaaf ve noksan gelir. Ta tabii
rutubet yok olduğunda, tabii
hararet dahi söner. Her şahsın kendine mahsus
olan mizac ve kuvveti hasebiyle ömrü
müddeti ve mukadder eceli bulunan
tabii ölüm ancak budur.
Bu durumda sıhhati korumanın
gayesi budur ki, önce mizacları bilip, onda
zaruri sebebleri, açık sebeblerle
bedende bulunan tabii rutubeti
bozulmaktan korumak ve fazla
ayrışmadan koruyup, ecele varıncaya dek,
dışarıdan bir zarar
isabet etmezse, dört çağdan her yaşı, kedi gereğince
koruyarak, sıhhat ve âfiyette
gönül safasıyle ömrünü tamam eder.
Bedenin mizacları,
on alâmetle bilinmiştir. Zarurî sebebleri altı adet
bulunmuştur.
İkincisi: Et,
yağ ve iç yağdır. Bunların çokluğu bedenini
rutubetine, azlığı
kuruluğuna
alâmettir. Fakat etin çokluğu, bedenin rutubet ve hararetine,
sadece yağ ve
içyağın çokluğu, bedenin rutubet ve soğukluğuna
alâmetidir.
Dördüncüsü, beden
rengidir ki, onun beyazı, soğukluğuna ve balgam çokluğuna
alâmettir.
Kırmızılığı, hararetine ve kan üstünlüğüne
alâmettir. İkisinin
bileşimi, itidale alâmettir. Buğday rengi, hararetine alâmettir.
Sarılığı,
hararetine ve safra
üstünlüğüne alâmettir. Siyahlığı, soğukluğunun
ifratına
ve siyah köpük
üstünlüğüne alâmettir.
Beşinci,
uzuvların yapısıdır ki, göğsün genişliği,
nabzın fazla hareketi,
damarların
dışta oluşu ve kalınlığı, el, ayak ve
kemiklerin büyüklüğü,
bedenin hararetine
alâmettir. Bu uzuvların zıt olması, bedenin
soğukluğuna
alâmettir.
Altıncısı
infial keyfiyetidir ki, süratli infial hangi keyfiyetten olursa
beden dahi o keyfiyette
olduğuna delalet eder. Mesela soğukluk
keyfiyetinden süratle
müteessir olmak, o bedenin soğukluğuna telalet eder.
Yedincisi tabii fiillerdir ki,
fiillerinde olgun olan tabiat, kendi
itidaline, eksik veya bâtıl olan
soğukluğuna, yavaş bulunan hararetine
alâmettir. Tabiat sürati hararetine,
yavaşlığı soğukluğuna alâmettir.
Sekizincisi uyku ve
uyanıklıktır ki, uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve
rutubetine,
uyanıklığın çokluğu, hararet ve kuruluğuna
alâmettir. İkisinin
itidali bedenin itidaline alâmettir.
Dokuzuncusu büyük abdesttir ki, onun
keskin kokulusu ve sağlam renklisi
bedenin hararetine, bunun
zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir.
Onuncusu nefsânî intikallerdir ki,
onların kuvvet, sürat ve çokluğu bedenin
hararetine, yavaş hissi bedenin
soğukluğuna alâmettir. Devamlılık ve sebatı
bedenin kuruluğuna, çabuk
bitişi rutubetine alamettir. Gazap ve şiddet,
cür'et ve hiddet, kelamda sürat ve
çokluk bedenin hararetine; vakar ve haya
çokluğu soğukluğuna;
kalp zaafı rutubetine; korkaklık ve ürkeklik onun
kuruluğuna alâmettir.
Sayılan bu on alâmetten başka
insan bedeninde olan dört karışımdan her
birinin ziyadeleşme ve galebesinin
nice almetleri vardır ki, bu
söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün
alâmeti, baş ağrısı, sallanma, esneme,
durgunluk, hislerin
bulanıklığı, dil kızarması, çıban ve basur
çıkması, yüz
yarılması ve burun kanamasıdır. Rüyada
kızıl eşya görmek, uyanma anında
ağız
tatlılığıdır.
Balgam üstünlüğü: Beyaz renk,
hissizlik, deri yumuşaklığı, deri soğukluğu,
tükürük çokluğu, susama
azlığı, hazım zayıflığı, vurdumduymazlık,
geğirme,
çok uyuma, rüyada su ve kar görme,
uyanma anında ağzın tuzluluğudur.
Safra üstünlüğünün alametleri:
Renk sarılığı, göz sararması, ağız
kuruması, burun ucu kuruması,
şiddetli susama, iştah zayıflığı, kusma
çokluğu, dil sertleşmesi,
düşte ateş görme ve uyanınca ağız
ekşiliğidir.
Tıpçıların tecrübe ile
bildikleri bunlardır. Her şeyi en iyi bilen
Allah'dır.
İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve
esaslarından olan altı zarurî
sebebi bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tabibler demişlerdir ki: Bedenin
oluşum bekasının
zarurî sebebleri altıdır.
Birinci sebeb: Bizi kuşatan havadır ki, onu teneffüs
edip, akciğer içinde
ruhun dumansı buharı olan fazlalıklarını
nefesin itilmesiyle çıkarıp, ruha
itidal vermek için zorunlu olmuştur. Bu hava, madem ki hali üzere safî ve
mutedil kalıp,
piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır.
Bedenin
oluşum
bekasını ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur. Eğer
hava, kötü
duman ve rüzgârlarla
değiştiyse, hükmü dahi değişmiş bilinmiştir.
şu halde
dört mevsimin her biri,
kendine uygun olan hastalığı verip, zıttını
giderir. Gerçekten, yaz
mevsimi, safrayı çoğaltmakla hastalıklar verip,
rutubeti
ayrıştırma ve kalbi ısıtma ile susuzluk ve hareketi
ortaya
çıkarır.
Sonbahar, gece ve gündüzü, sıcaklık ve soğukluğu
değiştirmekle
hastalıkları
çoğaltıp, meyveleri çoğaltma ile kanı azaltır,
sevdayı
çoğaltır.
Kış mevsimi, balgamı çoğaltma ile hastalıkları
verip, başın
maddelerini sıkma
ile nezle ve öksürüğü ortaya çıkarır. İlkbahar,
karışımları
hareket ettirmekle bademcikleri şişirip, kanı çoğaltma ile
maddeli
hastalıkları ortaya çıkarır. Bu mevsim, mevsimlerin en
sıhhatlisidir. Hayat ve sıhhat için en uygun ve en latif
ve en tatlıdır.
İkinci sebeb cismani sükun ve harekettir. Bu beden hareketi,
zaaf ve
kuvvete, azlık ve çoğunlukta, yavaşlık ve
süratte muhtelif olduğundan; az ama
çok kuvvetli ve süratli hareketin, bedeni
ayrıştırmasından ısıtması daha
çok bulunmuştur. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin
tesiri, onun aksi
bilinmiştir. Hareket ve sükunun ifratı bedeni
soğutur. Hareketin itidali,
yeme ve içmeyi düzenler ve hazma yardım eder.
Üçüncü sebeb: Nefsanî hareket ve sükundur. Bu nefs hareketi, ruh
ile kanın
hareketiyle olur. Bu durumda ruh, ya bedenin dışına
defaten hareket eder,
şiddetli gazap halinde olduğu gibi. Veya tedric ile
hareket eder, ferah ve
lezzet sırasında bulunduğu gibi. Veya ruh bedenin
içine defaten hareket
eder. Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. Veya
yavaşlıkla hareket eder,
hüzün ve keder vaktinde bulunduğu gibi. Veyahut iç ve
dışa ard arda hareket
eder. Hacalet zamanında bulunduğu gibi. Ruhun bu
anılan hareketlerinde
bedenin üzerine hareket olunan tarafının suhuneti ve
kendisinden hareket
olunan tarafın soğukluğu lazımdır. Zira
ki, bedenin ısınması kanın
hararetindendir. Soğuması,
azlığındandır. Bu hareketin
ifratı helak
edicidir. Bu
durgunluğun ifratı, soğutucudur.
Dördüncü sebeb, uyku ve
uyanıklıktır ki, uyku sükuna benzer, uyanıklık
harekete benzer. Zira ki
uyku halinde, ruh, kendi hararetiyle yemeği hazım
içim beden içine
yönelip, bedenin dışı, soğukluğu üzere kalır.
Onun için
beden, uyurken
uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. Uykunun
ifratı, bedeni
ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur. Eğer uyku, ruhun
girmesiyle beden içinde
hazmı kabil gıda bulduysa, onu hazmedip, bedeni
ısıtır.
Eğer hazmı kabil olmayan gıdayı veya
karışımı bulduysa harareti
hareket ettirmekle onu
neşredip, bedeni soğutur. Gece uykusuzluğunun
çokluğu,
dimağı zayıf, hazmı bozuk edip, maddeyi
ayrıştırarak tabii
rutubetle
açlığı verir. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. Zira ki, o, rengi
bozar, dalağa zarar verir ve
üzüntüyü artırır. Eğer gündüz uykusu itiyat
olunup, ikinci tabiat bulunduysa, terki
caiz olmaz. Ancak yavaş yavaş terki
gereklidir. Uyku ile uykusuzluk
arasında tereddüt dahi kötü olup, şaşkınlık
ve eleme sebep olur.
Beşinci sebeb yiyecek ve
içeceklerdir. O, bedene ya keyfiyetiyle tesir eder
ki, o halis ilaçtır. Ya salt maddesiyle tesir eder ki, o halis
gıdadır.
Veya sadece suretiyle
tesir eder ki, eğer onun özelliği bedenin mizac ve
hayatına uygun ise
tiryaka şamildir. Eğer muhalif ise, öldürücü zehir
gibidir. Veya hem maddesiyle, hem keyfiyetiyle tesir eder ki, o
has gıdadır.
Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki, o, özel etkisi
olan ilaçlar
böyledir. Sekmoniya gibi. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki,
o, özelliği olan
gıdadır. Elam gibi.
Gıda ise kâh latif, kâh kalın
ve kâh orta olur. bunların her birinin bedene
gıdası ya çok olur veya az
olur. Mutlak su basit olduğundan bedene gıda
olmaz, ancak o, gıdayı yumuşatmak ve pişirmek
için ve onu dar yollara
geçirmek için kullanılır.
Altıncı sebeb istifra ve hapsetmedir. bunların
mutedili cisme faydalı ve
sıhhati koruyucudur. İstifranın ifratı, bedeni
soğutur ve boşaltır. Meğer
ki o istifra olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi
soğuk ve
kuru ola. O surette ifrat derecede
istifra, bedeni rutubetlendirir. İfrat
derecede hapsetme, kan
kanallarını doldurur, kokuşma, rutubet, iştah
kesilmesi ve ağırlık
yapar. Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa, her
hareketi itip, tabii harekete takviye
verip, fenalığı önler. Ancak ârif ve
âgah olan hepsini Allah' dan bilir.
Altı zaruri sebebden
üç sebebin tadillerini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, tıb
bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma,
vücudunu gözetme gerekli iştir ki,
sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile
gözete. Ama kuşatan havayı
gözetmek önce gereklidir. İlkbaharı kan aldırma,
ile karşılayıp, kusarak
istifra ede. Kavrulmuş şeyleri kullanıp, nar gibi
teskin edici maddeleri yiye. Kuvvetli
hareketler, tatlılar, sıcak hamamlar
gibi sıcaklıklardan
kaçınıp, gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. Yaz
mevsiminde hareketsizliğe devam,
gölgeye sığınma, safrayı mahveden latif
soğuk gıdaları yiyip,
her ısıtan ve boşaltan gıdadan sakına. Hıyar,
kavun
ve karpuz gibi rutubetli meyveleri
seçip, beyaz elbise ve soğukluk veren
keten giye, Sonbaharda çok cimadan,
soğuk su ile yıkanmaktan ve bütün kuru
şeylerden kaçınıp,
soğuk içeceklerden, yaş meyve yemekten, kusmaktan, baş
açmaktan, gecenin soğuğundan
ve öğle sıcağından sakına. Kış mevsimini
kürk
ve kalın giyeceklerle
karşılayıp, et ve keşkek gibi çok sıcak
gıdaları
seçe. Bu mevsimde ani ve kuvvetli
hareketler bedene faydalıdır. Bunda
kusmak, kuvveti zayıf edendir.
Cismanî hareket ve sükunda itidal:
çünkü bedenin içinden ve dışından
bulunan sebebler ile daima ondan
ayrışan cüzlere bedel, gıdaya muhtaç
olmakla, beden gıdasız beka bulmaz. Hiç bir gıda
yendiği şekilde bir uzva
cü olmaz. belki dört hazmdan her birisi yanında gıdadan
bir farzla bir
lahza kalır ki, onda bir fayda kalmaz. O fazlanın atılmasına, tabiat fırsat
bulduğundan, ona iltifat
kılmaz. Şu halde eğer o fazlalar terk olunup, uzun
müddetle çoğalırsa, o kadar
madde toplanır ki, bedene keyfiyetle zarar
verir. Yani bedeni ya
ısıtır, ya pörsütür, ya soğutup yahut
sıcaklığını
söndürür. Veya kemiyeti ile zarar
verir. Yani kan kanallarını kapatıp
bedene ağırlık verip,
kabızlık hastalıklarını verir. Eğer o toplanan
madde
istifra olursa elbette beden o
tedaviden incinir. Zira ki istifra edilenin
çoğu zehirlidir ki, bedene
yararlı olan karışımı dışarı
çıkarmaktan hali
değildir. Şu halde biriken
fazlalıklar terk olunsa da, istifra olunsa da
zararlıdır. Halbuki riyazet
adı verilen beden hareketi o fazlalıkların
doğurduğunu bile men eder.
Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp,
fazlalıklarının öyle bir
derece izale eder ki, hiçbir hazım yanında bir
fazla kalmaz. Eğer mutedil hareket
açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir
riyazettir ki, cisme sürur ve hafiflik
verip, onu gıdayı kabul edici eder.
Mafsallara sertlik verir, rutubetleri
ayrıştırma ile sinir ve damarlara
metanet verir. Bütün maddi
hastalıklardan emin edip, mizaci hastalıkların
çoğundan uzak eder.
Bu riyazetlerin vakti, gıdanın alınması ve
hazmının
tamamlanmasından
sonradır. Yani akşam yemeği, mide, karaciğer ve damarlar
içinde hazm olunup, son
yemeğin vakti geldiği zamandır. Mutedil hareket odur
ki, onunla yüz rengi
kızarıp, deride damar ortaya çıkar. ama o hareketler
ki, onda kanın
akışı çoğalır. İfrat ola odur ki, onunla bedene
hararet
gelip, kuruyup rutubeti
gider. Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa, o
uzuv dahi kuvvetli olur. Özellikle o
hareketin türünde ziyade kuvvet bulur.
Mesela elin hareketi, yük
taşımada çok olsa, onun kuvveti eşyayı itmede ham
ellerden ziyade olur. Belki her kuvvetin şanı uzvun
hareketi gibidir.
Nitekim, hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur.
Çünkü her uzvun
bir özel riyazeti olur. Şu halde dimağın riyazeti
aksırmak olur ki, o
hareketle tabiat, onda bulunan ezayı ve onu genizden
bitişen habis
rüzgarları iter. Akciğerin riyazeti, öksürüktür ki, o
hareketle tabiat,
onda olan galiz balgamı veya göğüse isabet eden
şiddetli soğuğu ondan atar.
Uzuvların ihtilaç
(seğrime) illeti bir galiz rizgardır ki, onunla adaleler
ve onlara yapışık olan deri hareket eter. Tak ki, o
yel onlardan ayrılsa.
titreme, hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmekten aczi
sırasında
hâsıl olur. Nitekim, o, korku, gazap, zihin
karışıklığı, gam ve gayretten
meydana gelir. Göğüsün riyazeti okumadır. Onda
yavaşlıkla başlayıp derece
derece sesi yükseltmek
rahattır. Kulağın riyazeti güzel sesler ile leziz
nameleri dinlemektir.
Gözün riyazeti, güzel eşyaya bakmaktır. Elin
riyazeti, yakalamak ve
ayağın riyazeti gitmektir. Mutedil olan at binme
güzel bir beden riyazetindendir. Bedeni
ısıtmasından ziyade ayrıştırandır.
Bağlanılmış iple (salıncak)
sallanmaktır. Bu, at sırtında mutedil gitme
gibidir. top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir.
Zira ki,
galip olan sevinçli ve neşelidir. Mağlup olan gamlı
ve gazaplıdır. Müsabaka
dahi nefs ve bedenlerin riyazevtidir. Gemiye binme,
karışımları hareket
ettirici ve mideye
faydalıdır. İstiska ve cüzzam gibi müzmin hastalıkları
def edicidir. Zira ki, nefs onda ferah
ve elemi ardarda toplayıcıdır. eğer
onda kusma gerekirse, tutması ki,
beden gayet faydalıdır. Uzuvları ovma
dahi, bu riyazetten sayılır. Eğer
ovmak sert hırka ile olursa, kanı derinin
dışına çekip, rengi
kırmızı görünür. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip,
ifratı zahmet verir.
Nefsani sükûn ve hareketin itidali
gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun
kendisinde olan gazap ve
şehvettir. Gazabın aşırısı tehevvür, azı
cüben ve
itadali şecaattır. Bu mutedil
hareket bedene sıhhat, nefse izzet, dünya ve
diyaneti korumaktır. Şehvetin
aşırısı şere, azlığı humut ve itadali
iffettir. Bu mutedil hareket bedene
sıhhat, nefse lezzet ve iki cihanda
rahat ve selamettir. Şere nefsin
istilasi ile aklı yendi ise, ona mecezi
aşk derler ki, mal-i hülyanın bir türüdür. O bir
hastalıktır ki, çoğunlukla
gençlere ve bekarlara ârız olup, âşık
olduklarından başkasından onları yüz
çevirttirir. Bu aşkın sır ve sebebi, sevgilinin
şekil ve şemalini aşırı
derecede güzelleştirme ile fikretme ve düşünmeye
yapışma ve devam etmedir.
Çoğunca o fikir ile cima,
şehveti dahi bulunur. Bunun alameti renk
sararması, beden zaafı,
yağ kuruması, göz morarması bilinir. Bu
âşığın
gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir,
sanki bir leziz nesneye bakar
gibidir. İçiah ile, sesi hazin
gelir. Onun tavır ve halleri, düzensiz olur.
az uyumaktan seherlerde uykusuz
kalır. Eğer bir tabib onun nabzına el
basıp, nice akran ve yaranı
vasıflarını saysa, hangi isim il enabzı
değişip, yüzünün rengi
değişirse o ismi, onun sevgilisi olduğunu bilir. Ona
kavuşma gibi ilaç olmaz. Eğer
ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün
değilse, ona sevgilisini kötüleme
ve buğuz etme ile ilaç verilir. Eğer, o
akıllardan ise, nasihat kabul
edip, o sevdadan vazgelir. Ancak onu
küçümseme ve alay etme, aşka
delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır.
Eğer dinlemeyi terk ve cimayı
çoğaltma ile acilen ilaç olunsa, aşk onun
tabiatına tahi istila edip, helak
olur.
BEYT
Aşka feda olana ilaç yoktur.
Mesih ona tabib olsa bile
Zaruri altı sebebden
kalan üçünün itadalini bildirir.
Ey aziz malum olsun ki, top âlimleri
demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını
korumaya taahhüt ve iltizam eden
kimseye gerekli iştir ki, meşhur altı
sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile
itidal edip, ömrünün sonuna dek sıhhat
afiyetle gide.
Uykunun itidali ve
uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki, süresi
mutedil ola. Yani dört saat geçecek
kadar değin ola. Hazmolunduktan sonra
kestirirse yani yemem içmeden sonra iki
üç saat geçmesinde uyku
bastırıp,
ikinci hazımda bulunma. Eğer
midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku il
yardımcı olursa, önce
yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır.
Ta ki, gıda, sağ tarafa
eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay
olup, karaciğerin harareti onu
ısıta. İki saat kadar solu üzerine yatıp
uyumak lazımdır. Tak ki,
karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp, onu
ısıtıp, birinci
hazımda mideye yardımcı ola. Sonra yine iki saat kadar sağ
tarafı üzerine yatıp uyumak
gerektir. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer
gıdanın inişine
yardım ede. uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır:
Maddenin
tabiatını istila bakımından. Zira ki uyku halinde hararet
içeride
ziyade olduğundan,
maddeye ziyade üstün olur. uyanıklığın terletmesi,
maddenin rutubetini
istila bakımından daha çoktur. Zira ki uyku halinde
hararet içeride ziyade olduğundan, maddeye ziyade üstün olur.
Uyanıklığın
terletmesi, maddenin rutubetini istila bakımından daha
çoktur. Zira ki
uyanıklıkta hararet dışa yönelip, maddeyi
ayrıştırır ve akıtır. Kimin ki
uykuda terlemesi sebebsiz çok olur, o, gıda ile ya
karışım ile dolu olur.
Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur, yani sekiz saatten
ziyade uyur kalır,
onun dimağında rutubet üstün olur. O, kuru
gıdalarla uykusu hafif olup,
itidal bulur. Kim ki uykusuzlukla mübtela olur, yani yirmidört
saatte
ziyade uykusuz kalır; o hamam ile rahat bulur. Süt ve
arpa suyu benzeri
rutubetler ile uyku gelir.
Boğucu kâbus ki, uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki,
üzerine bir ağır
nesne düşüp, onu sokup, hareketten menedip, nefsini
daraltır; bu boğucu
kâbus buharı ayrıştıran uyanıklık ve
hareketinin yokluğu sırasında kanın ya
balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından
ortaya çıkar. Şu halde
bunun ilacı, istifra ile beynin temizlenmesidir.
Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki, onun hali üzere
kalması murat olunur. o
bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. Eğer
bozulmuş bir
sıhhati, kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek
murat olunsa, ona
zıttı verilmek lazımdır. Şu halde
vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya
özenen kimseye lazımdır ki, gıdalardan siah taneler
gibi pisliklerden
temizlenmiş buğday ekmeğiyle, mülayim
tatlılar, koyun eti, kümes hayvanları
eti ile yetine. Lokmayı küçük alıp, çiğnemeyi çok
ede. Meyvelerden ancak
incir, üzüm kuru üzüm seçe. Ama ilaç olan
meyvelere iltifat etmeye. Meğer
ki, mizac itidali için yenile. Veyahut
hazır yiyecek onda buluna. Zinhar
iştihasız yemek yemeye,
İstihasını giderip, geri bırakmaya. Yaz günlerinde
soğuk gıdalar,
kışta sıcak gıdalar ala. Hazmolunmuş yemek üzerine
başka
yemek sokmaya, Yemek saatlerini
uzatmaya. Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu
hazımda karışmaya. yemek
çeşitlerini çoğaltmaya, ta ki hazımda tabiata
şaşkınlık gelmeye,
Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. Ekşi gıdalar
zararlıdır,
ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları
kurutucudur. Tatlı
gıdalar, mideyi
rahatlatıcı, bedeni ısıtıcı ve safrayı
hareket ettiricidir.