b) Hakikat ilimlerinin, şeriat ilimlerine
mutabık bulunduğu..
***
NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bu mektubu büyük şeyhi
Muhammed Bakibilah'a yazmıştır.
***
Kulların en küçüğü Ahmed'den bir arzuhaldir.
Ah! bin kere ah!.. Bilhassa bu tarikatın (yolun)
sonsuzluğundan ötürü.. Hem de bu sür'atli
gidişe, iradelerin ve inayetlerin çokluğuna
rağmen..
Anlatılan manadan ötürüdür ki, meşayih şöyle
demiştir:
— Seyr-i ilellah mesafesi elli bin senedir. Şu
âyet-i kerime dahi bu manaya işaret eder:
— «Melekler ve Ruh, öyle bir, günde ona yükselir
ki; onun. mikdarı elli bin senedir.» (70/4)
İş ye'se girince, ümit kesilince Allah-ü
Taâlâ'nın şu kavline yapışmak gerekli oldu:
_ «O, öyle bir zattır ki; insanlar, ümitlerini
kestiklerinde yağmuru indirir. Rahmetini
dağıtır.» (42/28)
***
Günlerdir, eşyada seyir vaki olmaktadır. Ama
irşad talipleri galeyane geldi; ikinci kere
ısrar ettiler. Bunun üzerine, genellikle onların
işlerine başladım. Ne var ki kendimi bu makama
kabiliyetli bulamıyorum. Ancak, mürüvvet ve haya
iktizası onlara bir şey belletmeye çalışıyorum.
Haliyle, onların ısrarı ve zorlamasının çokluğu
bu işe amil oluyor.
***
Daha önce tekrarla yazdığım gibi; vahdet-i vücud
meselesinde duraklamış bulunuyordum. Fiilleri ve
sıfatları asla bağlıyordum. Ama işin hakikati
malûm olunca, duraklamayı bıraktım.
— Her şey ondandır.
Kelâmını pek güzel buldum. Kemal itibarı ile bu
cümleyi:
— Her şey odur.
Cümlesinden daha ziyade (yeterli) buldum.
Sıfatları ve fiilleri bir başka renkte, yani:
Bir başka yüzden aldım.
Her şey, bana tek tek gösterildi; sonra üst
makama çıkarıldım. Asla, bir şek ve şüphe
kalmadı.
Keşiflerin tümü, şeriata mutabık olarak geldi;
şeriatın zahirine kıl kadar aykırı bir durum
yoktur.
Keşifler ciheti ile, sofiyeden bazılarının beyan
ettiği şeriatın zahirine göre beliren aykırı
durum, şu sebepler dolayısı ile olmaktadır:
a) Sehiv yolu ile.. (Manevî yanılma.)
b) Sekir yolu ile.. (Manevî sarhoşluk.) Yoksa,
batınla zahir arasında hiç bir aykırı durum
yoktur. Bu yola giriş esnasında beliren
aykırılık, ancak nazarî bir arızadır; bunun
giderilmesi de, teveccühle birleşmeye muhtaçtır.
Amma, hakikî manada yolun sonuna varan müntehi
zat; batını, şeriatın zahirine muvafık bulur.
Anlatılan manada, ulemanın marifeti ile meşayih-i
kiramın marifeti arasındaki fark şöyle
anlatılabilir:
— Ulema, delillere ve dış bilgilere dayanarak
marifet sahibi olur. Meşayih ise., keşifle,
zevkle marifet sahibi olur. O büyüklerin
hallerine, sağlamlık itibarı ile, anlatılan
mutaba-attan daha iyi delil ne olabiliri.
***
«İçim daralıyor; dilim dönmüyor.» (26/13) Vakit
de daraldı; ne arz edeceğimi bilemiyorum.
***
Bazı hallerin müsveddesini yazmaya muvaffak
olmuştum; ama onları bu arzuhallere yazmak
mümkün olmadı. Belki, bunda da bir hikmet
vardır.
***
Dilek odur ki: Bu mahrum mehcuru; gariplere bol
olan teveccühünüzden mahrum bırakmayasınız; onu
yolda terk etmeyesiniz.
Söze girişe başlangıç sen oldun; Varsa uzun söz
şayet, sebeb oldun..
Bu manada daha fazla açılmak, cür'etkârlık
sayılır. Bir mısra: