b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ)
beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar..
c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi..
***
NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar
gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a
yazmıştır.
***
Hizmette olanların en küçüğünden bir arzuhaldir.
(Yani: Mektup..)
Süre hayli uzadı. Bu kapıda hizmet edenlerin
hallerine muttali olamadım: Ne feyizlenme, ne de
güzel mektuplaşma yolundan..
***
Şimdilik, mübarek ramazan ayının gelmesini
bekliyorum. Bu ayın, Kur'an-ı Mecid'le tam bir
münasebeti var. Hem de zata bağlı kemalatı ve
onun zuhuratı sayılan işlerin tümünü özünde
toplamak
sureti ile..
Kaldı ki o, asalet dairesine dahildir. Öyleki:
Asla, onun üzerine gölge düşmemiştir.
KABİLÎYET-İ ULÂ, onun uzayan gölgesidir. Bu
manada gelen âyet-i kerime meâlen şöyledir:
— «Ramazan ayı öyle bir aydır ki; Kur'an, o ay
içinde indirildi.» (2/185)
İşbu âyet-i kerime, sözün doğruluğuna delildir.
Anlatılan mana ile bağlılık kurulunca; işbu
ramazan ayının, cümle hayırları ve bereketleri
özünde topladığı anlaşılır.
Bütün sene boyunca gelen cümle hayırlar ve
bereketler; bu ayın, bereketleri denizinden bir
damladır. Ama, kime olursa olsun; hangi yönden
gelirse gelsin.. Bu ayın kadri o kadar yücedir
ki: Sonu yoktur.
Bu ay içinde olan birlik ve beraberlik, yıl boyu
sürecek birlik ve beraberliğe sebeptir. Aynı
şekilde, bu ay içindeki ayrılık, yıl boyu
sürecek ayrılığa sebeb olur.
Saadetler olsun o kimseye ki: Ramazan ayı,
kendisinden razı olarak ayrılır. Yazıklar olsun
o kimseye ki: Ramazan ayı, kendisine dargın
gider. Dolayısı ile, bereketleri elde etmeye bir
vasıta sayarak.
Ramazan ayı ile, Kur'an-ı Kerim hatmini biraraya
getiren kimse için ümid edilir ki: Onun
bereketlerinden mahrum kalmaya; hayırlara
kavuşmasına engel olmaya..
Bu aya mahsus olan bereketler, başkalarına
benzemez. Bu ayın gecelerindeki hayırlar da,
başkaları ile kıyaslanamaz.
Akşamlan, iftarda acele etmenin; sahurlardaysa,
ağır davranmanın hikmeti ve sırrı bu olsa gerek.
Böyle olur ki: Gecenin ve gündüzün tüm
cüzlerindeki imtiyaza ermek hâsıl ola..
Yukarıda:
— KABİLİYET-İ ULÂ..
Şeklinde bir cümle anlatıldı. İşte, Hakikat-i
Muhammediye, bundan ibarettir. Bu Hakikat-ı
Muhammediye'nin zuhur yerine salât selâm ve
saygılar..
İşbu KABİLİYET-İ ULÂ, zatî kabiliyet değildir.
Anlatılan Hakikat-ı Muhammediye; tüm sıfatları
özünde topladığı için, bazıları:
— Kabiliyet-i Zat..
Olarak hükmetmiştir. Halbuki kabiliyet-i zat,
ilmî itibar içindir. Hem de zat ve sıfatlara
dayalı tüm kemalât ile ilgilidir. Bu dahi,
Kur'an-ı Mecid'in ele, dile getirdiğidir. Şanı
yüce olsun.
Kabiliyet-i sıfata gelince., bu: Sıfatlar vatanı
ile münasebettir; zatla sılat, beyninde bir
boşluktur. Bu dahi, sair peygamberlerin
hakikatleridir.
Resulüllah efendimize ve sair peygamberlere
salât ve selâm..
Anlatılan bu kabiliyet, içine giren itibarların
mülâhazası ile, müteaddid hakikatler halinde
meydana gelir.
Hakikat-ı Muhammediye sayılan kabiliyet'e
gelince; her nekadar onda zılliyet var ise de,
sıfatların rengi onda belli olmaz. Hiç bir
şekilde, zatla aralarında hail yoktur.
Muhammedî meşrebe dahil olan cemaatın
hakikatlerine gelince: îlmî itibara göre, zat
kabiliyetlidirler. Ama anlatılan bazı kemalâtla
ilgili olaraktan.. Bu meyanda Kabiliyet-i
Muhammediye; zatla bu müteaddid kabiliyetler
arasında bir aralıktır. Bazılarının, yukarıda
anlatıldığı üzere buna:
— Kabiliyet-i Zattır.
Demeleri, şu manadaki sebebe dayanır: Onun,
(kabiliyet-i zatın) sıfatlar âleminde bir
adımlık yen vardır. Bu sıfatlar âleminin son
yükselişi ise., o kabiliyete kadardır.
Ulaştıkları bu makamdaysa.. Resulüllah S.A.
efendimize bağlandıklarında şüphe yoktur.
Kabiliyet-i ittisaf için, hiç. bir şekilde
yükselme yoktur. Bu mananın bir icabı olarak,
bazıları zarurî olarak şu hükmü verdiler:
— Hakikat-ı Muhammediye daima haildir.
Halbuki. Hakikat-ı Muhammediye. kendi zuhur
yerindedir; ki; Zatta mücerret bir itibardır.
Bundan ötürü de, gözden kaybolması mümkündür:
hatta olmuştur.
Kabiliyet-i ittisaf her ne kadar itibari ise de,
sıfatların rengini ve vasfını almıştır, amma
berzahiyet yoluyla..
Sıfatlar hariçte vardır; ama ziyadeden bir
varlıkla.. Böyle olunca, yükselmeleri imkân
dairesi dışındadır. İşbu mana icabı olarak,
anlatılan hailin daimî varlığına hükmedilmiştir.
Asaletle zılliyet arasını birleştiren bu tür
bilgilerin benzerleri çok gelmiştir; pek çoğu da
tarafımdan yapraklara yazılmıştır.