SIdk ve adl'İn açIklanmasI

Altmışdördüncü Menâkıb: (Tenbîh-ül gâfilin) kitâbında Ebülleys “rahimehullahü teâlâ”, Zeyd bin Erkamdan “radıyallahü anh” haber vermişdir. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretlerinin bir kölesi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Âdet-i şerîfleri öyle idi ki, nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun san’atı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekden bir lokma ağzına koymazdı. Bu köle bir gece yine yemek getirdi. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” süâl etmeden, mubârek elini uzatıp, bir lokma yemekden aldılar. Köle dedi ki: Ey Efendi. Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzatdınız. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretlerinin mubârek gözleri yaş ile dolup, buyurdu: Yâ Gulâm. Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin. Köle dedi ki: Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raks etdim. Onlara hoş geldi. Bana dediler ki, şimdi bir nesnemiz yokdur. Va’d etmişlerdi ki, elimize birşey geçdikde sana iyilik ederiz. Ben bugün gördüm ki, onların elleri doludur. Ben va’dlerini hâtırlatdım. Yiyeceği bana verdiler. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” bunu işitdi. Çok üzüldü. Ağladı. Yemeği önünden atdı. Parmağını boğazına o kadar sokdu ki, kay’ etdi. O lokma karnından dışarı geldi. Kendine eziyyet verdi. Mubârek yüzü göğerdi ve karardı. Mubârek yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir mikdâr su içmesini ve bu üzüntüden halâs olacağını söylediler. Sıcak su getirdiler. İçdi, bir kerre dahâ kay’ etdi. Rahâtsız oldu. İnceledi ki, karnında bir şey kalmadı. Dediler ki, yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı ve zahmet, bir lokmadan dolayı mıdır. Buyurdu ki, evet. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden işitdim. Buyurdular ki, (Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, yidiği harâm olan kimselere Cenneti harâm etmişdir.) Sonra başını yukarı kaldırıp, Yâ ilâhel âlemîn! Yidiğim lokma için elimden geleni yapdım. O lokmaları kay’ etdim. O lokmadan damarlarımda birşey kaldı ise afv et. Bu za’îf kulun, Cehennem azâbına dayanamam diye, düâ buyurdu. Bu o Ebû Bekrdir ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, (Ebû Bekr benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu.

Süâl: Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” hazretleri, niçin fîsebîlillah malının temâmını verdi. Ömer-ül Fârûk “radıyallahü teâlâ anh” niçin malının yarısını verdi.

Cevâb: Ömer-ül Fârûk “radıyallahü teâlâ anh” adâleti temsîl ediyordu. Adâlet eşitliği muhâfaza etmekdir. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” sıdkı temsîl ediyordu. Sıdk odur ki, elinde ne var ise hepsini vermelisin. Eğer, hazret-i Ömer, malının temâmını verip, çoluk-çocuğuna bırakmasa idi, âdil olamazdı. Hazret-i Ebû Bekr malının yarısını verip, yarısını bıraksa idi, sâdık olamazdı. Hazret-i Ebû Bekr için adl, hazret-i Ömer için de sıdk var idi. Lâkin birisinde sıdk cibillidir. Ve birisinde adl hâldir. Adl, hazret-i Ömerin hâlidir. Bir sıfat kişinin cibillisinde var ise, hâlinde de vardır. Ebû Bekr-i Sıddîk dedi ki: Cümle malını ver. Hiç bir şeyi koyma. Eğer halâl ise onun hesâbından kurtulursun. Eğer harâm ise azâbından kurtulursun. Hazret-i Ömerin adli dedi ki, malının yarısını dağıt. Yarısını ehl-i ıyâline bırak. Hazret-i Ebû Bekr bütün malını verdiği için, hazret-i Ömer ne kadar mal verirse de, hazret-i Ebû Bekre uymuş olur.

geri     ileri

Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri