91. KIYAMETE KADAR DÜŞMANLIK EDECEĞİZ
Fatih, Notaras'ın ne yapmak istediğini biliyordu.
Verdiği hediyelerle Padişahı bir nevi teşekküre
zorluydu. Fakat Fatih, Notrası'ın arzu ettiği
gibi davranmadı, onun ayağa kalkmasını işaret
ettikten sonra: "Bu şehri bana veren kimdir?"
diye sordu.
Başbakan hç çıkararak: "Elbette Allah'tır," diye
cevap verdi. Söz sırası tekrar Fatih'e geçince
şöyle dedi: "O halde bana verdiğiniz şeylerden
dolayı teşekkür beklemeyiniz.
Allah dururken kimseye teşekkür edemeyeceğim."
94. EN
İYİ YEMEK
ONlardan biri olan Türkmen saz şairinin beyti
ise şu şekildeyniş:
"Devleti Hünkârım, sabahınız hayırlı olsun.
Yediğin bal ise kaymak, güzerğahınız çayır olsun."
Padişah sözkonusu şairin bu mısralarını çok beğenmiş
ve ona iyi bir bahşiş vermiş.
Padişahın adamları bu işe şaşırmışlar ve:
"Padişahım," demişler daha iyi şiirlere az bahşiş
verdiğiniz halde buna neden çok bahşiş verdiniz?"
Şöyle cevap vermiş Fatih Sultan Mehmed:
Bu şair diğer şairlerin hepsinden daha samimi
ve yalandan arınmış. Zavallı ömründe hiç iyi
yemek ve yumuşak bir yatak görmemiş. En iyi yemeğin
bal ile kaymak,
en iyi yerin ise çayır olduğunu sanıyor."
95. HANGİ
YÖNE SEFERE GİDECEĞİZ ?
Bir gün kazasker merak ederek sormuş: "Padişahım,
hangi yöne sefere gideceğiz?"
Padişah bu soruya devlet sırrını ve bazı sırların
hiç kimseye söylenmeyeceğine dair
mesajlar içeren şu cümleyle karşılık vermiş:
"Eğer sakalımın tellerinden biri düşüncelerimi
bilseydi, onu hemen koparır yakardım."
96. HERKES
YEDİĞİNDEN GÖNDERİR
Bunun üzerine FAtih de Uzun Hasan'a hediye olarak
bal gönderir. Bu durum bazılarının şu soruyu
sormalarına vesile olur:
"Padişahım neden böyle yaptınız?" Fatih,
şöyle yapar açıklamasını: "Herkes yediğinden gönderir."
97. BENİ
DE KABUL EDİNİZ
öylesine etkilendi ki; hemen şöyle dedi: "Hocam,
halvetinize beni de kabul ediniz."
Hocası bu isteğe: "Hayır, olmaz," diye karşılık
verdi. Padişah, hayretler içerisinde hocasına:
"Niçin olmaz?" diye sordu. Ve ondan şu cevabı
aldı:
"Halvet çok tatlıdır. Bu manevi havaya giren
insan dünyayı unutur. Oysa bu dünyanın işlerinin düzene
girmesi ve yürütülmesi için sizin gibi büyük
bir padişaha ihtiyaç vardır."
98. HASTA
OLURSUN DİYE KORKTUM
BU sıcaktan herkes gibi Fatih Sultan Mehmed de
nasibine düşeni almıştı.
Öylesine yorgun du ki... Kendisini bu halde gören
bir köylü kadını bir tas içerisinde ona ayran
ikram etti. Ayranın üstünde iki üç tane saman
çöplerini üfleye üfleye ayranı içti.
Sonra da kendisini bir ana şefkatiyle seyreden
ihtiyar köylü kadına:
"Allah razı olsun," dedi. "Ama şu saman çöpleri
ayranıı bir nefeste içmeme engel oldu."
İhtiyar kadın Fatih'in bu sözlerine anne şefkatinin
boyutlarını gözler önüne seren, şu cevabı verdi:
"Oğul, ben onları ayranın üzerine kasıtlı koydum.Sen
uzak yoldan geldiyorsun.
Sonra terlemişsin de. Soğuk ayranı bir yudumda
içersin de hasta olursun diye koydum.
Hasta olmayasın diye böyle yaptım.
99. UNUTMA
Dervişlerden biri Fatih'in atının yularına yapışıp
Padişaha şöyle dedi:
"Padişahım! İstanbulu biz dervişlerin duaları
sayesinde aldığını unutma.
Fatih, dervişin bu haline ve sözüne hafifçe gülümsedi
ve:
"Doğru söylersin" dedi. Eliyle kılıcını işaret
ettikten sonra da şöyle dedi:
"Ama sen de şu kılıcın hakkını unutma."
100. ALÇAK
SESLE SÖYLE
şöyle bir soru sordu:
"Bu nasıl olur Padişahım? Ben senin kardeşin
olduğum halde nasıl olur da bana bir alrın verirsib?"
Dilencinin ne demek istediğini tam anlamayan
Fatih sordu:
"Sen benim nereden kardeşim oluyorsun?"
Dilenci şu açıklamayı yaptı: "İkimizde de Adem
babamız ve Havva anamızdan dünyaya gelmedik mi?
Böyle bir durumda kardeş sayılmıyormuyuz?" Fatih
gülümsedi. Bu cevap hoşuna gitmişti çünkü.
Dilencinin kulağına eğilerek şöyle dedi:
"Aman alçak sesle söyle. Bu söylediğini diğer
kardeşlerimiz de işitip gelirlerse,
senin payına bir altın bile düşmez."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |