01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

91. KIYAMETE  KADAR  DÜŞMANLIK  EDECEĞİZ Çelebi Sultan Mehmed, Karamanoğlu Mehmed Beyi mağlup edip oğlu Mustafa'yı da esir almış.
Bir ara tutsağı Mustafa'ya:
"Osmanlı'ya bir daha düşmanlık besleyip silah çekecek misin?" diye sormuş. Esir Mustafa:
"Bu can bu tende kaldıkça asla Padişahım, yemin ederim," demiş. Esirinden bir söz alan Padişah,
onu affetmiş. Mustafa, Padişah'ın yanından ayrılınca daha önceden koynuna saklamış olduğu kuşu
çıkarıp şöyle diyerek serbest bırakmış:
"İşte bu can bu tenden çıktı. Böylelikle yemin de hükümsüz kalmış oldu. Biz, Osmanoğullarına
kıyamete kadar düşmanlık edeceğiz." ***
92. SALTANAT  BENİM  İSE
Padişah II. Murat, henüz 13. yaşında bulunan oğlu Fatih Mehmed'e tahtı bırakmıştı.
BU sirada Balkanlarda ortaya çıkan düşman tehlikesi yüzünden kendisinden tekrar tahta çıkması
istenmişti. II. Murat söz konusu istek üzerine oğluna şöyle bir  haber göndermişti.
"Bizim tahtı oğlumuza bırakmaktan maksadımız, istirahat etmek ve geri kalan beş on yılımızı
ibadetle geçirmekti. Saltanat kendisine lazımsa din ve devleti savunsun."
Fatih Mehmed bu haberi alır almaz babası II. Murat'a şöyle mukabelede bulunmuştu:
"Saltanatı senin ise düşmanlar İslam ülkelerini alarak ilerlemektedir.
Osmanlı Devletini ve İslam ulusunu bu felaketten kurtarmak asıl görevinizdir.
Yok saltanat benim ise, yine ordunun başına geçmeniz için padişahın fermanı vardır. 
Göreviniz ihtar olunur." ***
93. TEŞEKKÜR  BEKLEMEYİNİZ
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethedip şehre girdiğinde,
Bizans'ın ileri gelenleri huzuruna çağırmıştı. Gelenlerarasında Bizans'ın Başbakanı Notaras da
bulunuyordu. Notaras huzura girer girmez, Fatih'i memnun bırakıp hayatını garantiye almak
düşüncesiyle Padişahın ayaklarına kapanarak şöyle dedi:
"Neyim varsa hepsini sana takdim ediyorum, lütfen kabul buyurunuz."

Fatih, Notaras'ın ne yapmak istediğini biliyordu. Verdiği hediyelerle Padişahı bir nevi teşekküre
zorluydu. Fakat Fatih, Notrası'ın arzu ettiği gibi davranmadı, onun ayağa kalkmasını işaret
ettikten sonra:  "Bu şehri bana veren kimdir?"  diye sordu.
Başbakan hç çıkararak: "Elbette Allah'tır," diye cevap verdi. Söz sırası tekrar Fatih'e geçince
şöyle dedi: "O halde bana verdiğiniz şeylerden dolayı teşekkür beklemeyiniz.
Allah dururken kimseye teşekkür edemeyeceğim." ***
94. EN  İYİ  YEMEK
İstanbul'u aldıktan sonra Fatih Sultan Mehmed'e birçok şair kaside sunup bahşişlerini alırmış.
ONlardan biri olan Türkmen saz şairinin beyti ise şu şekildeyniş:
"Devleti Hünkârım, sabahınız hayırlı olsun.
Yediğin bal ise kaymak, güzerğahınız çayır olsun."
Padişah sözkonusu şairin bu mısralarını çok beğenmiş ve ona iyi bir bahşiş vermiş. 
Padişahın adamları bu işe şaşırmışlar ve:
"Padişahım," demişler daha iyi şiirlere az bahşiş verdiğiniz halde buna neden çok bahşiş verdiniz?"
Şöyle cevap vermiş Fatih Sultan Mehmed:
Bu şair diğer şairlerin hepsinden daha samimi ve yalandan arınmış. Zavallı ömründe hiç iyi
yemek ve yumuşak bir yatak görmemiş. En iyi yemeğin bal ile kaymak,
en iyi yerin ise çayır olduğunu sanıyor." ***
95. HANGİ  YÖNE  SEFERE  GİDECEĞİZ ?
Padişah FAtih Mehmed, nereye sefer düzenleneceğini hiç kimseye söylemezmiş.
Bir gün kazasker merak ederek sormuş: "Padişahım, hangi yöne sefere gideceğiz?"
Padişah bu soruya devlet sırrını ve bazı sırların hiç kimseye söylenmeyeceğine dair
mesajlar içeren şu cümleyle karşılık vermiş:
"Eğer sakalımın tellerinden biri düşüncelerimi bilseydi, onu hemen koparır yakardım."  ***
96. HERKES  YEDİĞİNDEN  GÖNDERİR
Uzun Hasan, Fatih'e kutu içinde bir hediye gönderir. Kutu açılınca içinden akrepler ve yılanlar çıkar.
Bunun üzerine FAtih de Uzun Hasan'a hediye olarak bal gönderir. Bu durum bazılarının şu soruyu
sormalarına vesile olur:
"Padişahım neden böyle yaptınız?"  Fatih, şöyle yapar açıklamasını: "Herkes yediğinden gönderir."  ***
97. BENİ  DE  KABUL  EDİNİZ
FAtih Sultan Mehmed bir gün yine hocası Akşemseddin'i dinlerken onun sohbetinden bir ara
öylesine etkilendi ki; hemen şöyle dedi: "Hocam, halvetinize beni de kabul ediniz."
Hocası bu isteğe: "Hayır, olmaz," diye karşılık verdi. Padişah, hayretler içerisinde hocasına:
"Niçin olmaz?" diye sordu. Ve ondan şu cevabı aldı:
"Halvet çok tatlıdır. Bu manevi havaya giren insan dünyayı unutur. Oysa bu dünyanın işlerinin düzene
girmesi ve yürütülmesi için sizin gibi büyük bir padişaha ihtiyaç vardır." ***
98. HASTA  OLURSUN  DİYE  KORKTUM
Fatih Sultan Mehmed bir Anadolu seferi dönüşünde, Balıkesir'den geçiyordu. Hava oldukça sıcaktı.
BU sıcaktan herkes gibi Fatih Sultan Mehmed de nasibine düşeni almıştı.
Öylesine yorgun du ki... Kendisini bu halde gören bir köylü kadını bir tas içerisinde ona ayran
ikram etti. Ayranın üstünde iki üç tane saman çöplerini üfleye üfleye ayranı içti.
Sonra da kendisini bir ana şefkatiyle seyreden ihtiyar köylü kadına:
"Allah razı olsun," dedi. "Ama şu saman çöpleri ayranıı bir nefeste içmeme engel oldu."
İhtiyar kadın Fatih'in bu sözlerine anne şefkatinin boyutlarını gözler önüne seren, şu cevabı verdi:
"Oğul, ben onları ayranın üzerine kasıtlı koydum.Sen uzak yoldan geldiyorsun.
Sonra terlemişsin de. Soğuk ayranı bir yudumda içersin de hasta olursun diye koydum.
Hasta olmayasın diye böyle yaptım. ***
99. UNUTMA
Fatih, İstanbul'u fethetmişti. Şimdi atının üzerinde ordusuyla şehre giriyordu.
Dervişlerden biri Fatih'in atının yularına yapışıp Padişaha şöyle dedi:
"Padişahım! İstanbulu biz dervişlerin duaları sayesinde aldığını unutma.
Fatih, dervişin bu haline ve sözüne hafifçe gülümsedi ve:
"Doğru söylersin" dedi. Eliyle kılıcını işaret ettikten sonra da şöyle dedi:
"Ama sen de şu kılıcın hakkını unutma." ***
100. ALÇAK  SESLE  SÖYLE
Fatih bir gün dilencinin birine bir altın vermişti. Dilenci, Padişahın verdiği altını az bularak
şöyle bir soru sordu:
"Bu nasıl olur Padişahım? Ben senin kardeşin olduğum halde nasıl olur da bana bir alrın verirsib?"
Dilencinin ne demek istediğini tam anlamayan Fatih sordu:
"Sen benim nereden kardeşim oluyorsun?"
Dilenci şu açıklamayı yaptı: "İkimizde de Adem babamız ve  Havva anamızdan dünyaya gelmedik mi?
Böyle bir durumda kardeş sayılmıyormuyuz?" Fatih gülümsedi. Bu cevap hoşuna gitmişti çünkü.
Dilencinin kulağına eğilerek şöyle dedi:
"Aman alçak sesle söyle. Bu söylediğini diğer kardeşlerimiz de işitip gelirlerse,
senin payına bir altın bile düşmez."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri